Koronavirüse yakalanan eski NATO Genel Sekreteri Javier Solana hastaneden yazdı: “Bu bizim en zorlu saatlerimiz olsun”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Geçmişte NATO Genel Sekreteri, Avrupa Birliği Dışişleri Yüksek Temsilcisi ve İspanya Dışişleri Bakanı olarak görev yapmış olan Javier Solana koronavirüse yakalanarak 14 Mart günü hastaneye kaldırılmıştı. Solana’nın Project-Syndicate için 28 Mart günü hasta yatağından kaleme aldığı yazısının çevirisini paylaşıyoruz.

Pek çok okuyucunun bildiği gibi Kovid-19 testimin pozitif çıkmasının ardından Madrid’de hastaneye kaldırıldım. İyileşme sürecim biraz yavaş ilerliyor ancak gelişmeler umut verici. Sevdiğim insanlardan uzakta olmak beni mutsuz etse de 21. yüzyılda başımıza gelen bu zorluklara rağmen sosyal olarak bağlantı kurabilmek için pek çok araca sahip olmamız da rahatlatıcı bir unsur. Yazmak, okumak, müzik dinlemek gibi daha geleneksel aktiviteler de hâlâ değerli tabii.

Birkaç saattir sınırlandırıldığım alanda bana refakat etmesi için birine güveniyorum. Bu kişi Winston Churchill’den başkası değil. Churchill beni her zaman büyülemişti ve bu dönemde tarihçi Andrew Roberts’ın yazdığı muhteşem biyografi sayesinde Churchill’in hayatına dair yeni detaylar keşfettim.

Churchill’in 2. Dünya Savaşı boyunca hayranlık uyandıran direnci özellikle böyle zamanlarda büyük bir ilham kaynağı. Oldukça karışık olan karakteri ve geçmişi bize kahramanlığın birtakım eksiklikler ile de bağdaşabileceğini gösteriyor. Ne de olsa aklın varlığı çelişkilerle, cesaret ise tereddüt ile bağdaşıyor. Churchill gibi karakterler tanınmayı hak ediyor, ancak tabii ki bu eleştirilmeden övgülere boğulması anlamına gelmiyor.

Kovid-19’a karşı şu an verdiğimiz savaşta, ve ne yazık ki bazılarımızın da ileride vereceği savaşta, Churchill’in 1940’taki konuşmasında bahsettiği “kan, acı, gözyaşı ve ter”, bizim tarafımızdan da tecrübe edilecek. Ancak aynı zamanda Churchill’in neşeli ruhuna da özenmeliyiz. Haberlere göre virüs bazı insanların koku ve tat hislerini değiştiriyormuş, ancak mizah anlayışımızı uyuşturması için hiçbir sebep yok.

Kolektif bir bakış açısıyla Churchill’in kitabından bir şeyler kapmak faydalı olabilir. Son günlerde pek çok dünya lideri virüse karşı savaşta olduğumuzu söyledi ve bir noktaya kadar bunda haklılar. Bu yüzden herhangi bir savaşta olduğu gibi kaynaklar harekete geçirilmeli, görev bilinci, arkadaşlık duygusu ve kamu hizmetleri gibi değerler de yeni fikirlerle geliştirilmeli. İspanya’daki ve diğer tüm ülkelerdeki fedakâr sağlık görevlileri virüsle mücadele etmek ve acı çekenleri iyileştirmek için inanılmaz bir mücadele ile çalışıyorlar. Bu hepimize örnek olmalı.

Tarihin akışına uygunluk ile ilgili bir kriz ile karşı karşıyayız. Eğer içinde bulunduğumuz dönemi “savaş” olarak adlandıracaksak bunun tipik bir savaş olmadığını da söyleyebiliriz. Bugün bütün insanlığın ortak bir düşmanı var ve devlet kaynaklarının dağıtımı, insanların izolasyonu ile birlikte işletilmeli.

Bu gibi farklılıkları göz önünde bulundurmalıyız. Aksi halde savaş retoriği vereceğimiz kararlardaki rasyonalitemizi engelleyebilir ve bizi birtakım tuzaklara düşürebilir. Bu istenmeyen sonuçları engellemek için birkaç konuda uyarı yapmak istiyorum.

Öncelikli olarak “güçlü liderliğin” ne olduğunu yanlış algılamamalıyız. Bu tip kriz zamanlarında güçlü liderliğe ihtiyaç duyulur. Hükümetlere, bu acil durumla başa çıkmak için gerekli hareket alanını sağlamamız gerekiyor. Ancak bu tabii ki bir açık çek vermek ve sınırsız yetki alanı tanımak anlamına gelmiyor. Hiçbir zaman da gelmemeli.

İnsan haklarının en üst düzeyde sağlanması ve liderlerin hesap vermeye devam etmeleri yalnızca etik bir prensip değil, aynı zamanda bugün yüzleştiğimize benzer krizlere karşı da en makul savunma yöntemimiz. Bunu yapmak toplumları güçsüzleştirmez, tam tersi kamusal tartışmaları zenginleştirir ve böylece en ideal seçeneği tercih etme şansımızı artırır.

İkinci olarak “vatanseverliği” de yanlış anlamamalıyız. Bugün günah keçisi bulma, panikleme veya en kötümser içgüdülerimizi serbest bırakma günü değil. Mevcut kriz hem ülke sınırları içinde hem de küresel düzeyde sadece rasyonalite, merhamet ve karşılıklı anlayış ile çözülebilir. Birlik ve beraberlik ruhuyla uluslararası bilimsel ve teknolojik işbirliği bütün alanlara yayılmalı. Bu da ortak çıkarlarımız için her zamankinden daha önemli. Mevcut krizi aşmanın yolu virüsün yayılmasına üstünlük sağlayacak küresel pratiklerin yaygınlaşmasını sağlamaktır.

Son olarak da şunu söylemek istiyorum. Bu metaforik savaşın yol açacağı sosyoekonomik manzara bundan önceki “gerçek savaşların” bıraktığı mirasa benzemeyecek. Yeniden yapılandırma çabaları bu yüzden reaktif değil önleyici olarak planlanmalı ve “şok emici” ekipmanlar da acilen tüm hızıyla devreye sokulmalı.  

Bu doğrultuda Avrupa Birliği (AB) kurumları ve AB üyesi ülkeler de bunu gerçekleştirmek için her türlü çabayı göstermeli. Çokuluslu şirketler de daha verimli bir ortak çözüm geliştirme konusunda vazgeçilmez unsurlar. Geleceği planlarken küreselleşmenin getirdiği pek çok değeri de unutmamalıyız. Elbette ki küreselleşmenin yeniden değerlendirilmesi gereken unsurları var, ancak tümden reddetmemeliyiz.

İlerleyen haftalarda pek çoğumuz toplu olarak, bazılarımız da bireysel olarak risk altına girecek. Salgından sonra nasıl bir dünya olacağı konusundaki belirsizlik oldukça yaygın. Ancak şunu biliyoruz ki salgından sonraki dünya bizim tercih ettiğimiz sözcükler ve eylemler ile şekillenecek.

İnsanlık bundan çok daha zorlu krizleri aşmayı başardı ve bugün alınması gereken önlemler 2. Dünya Savaşı döneminde alınanlarla kıyaslanabilir değil. Koronavirüs krizi saygın ülkelerimizin -Churchill’in sözüyle- “en zorlu saatleri” olarak hatırlanmayacak olsa bile, en azından biz öyle hatırlayalım.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus