Koronavirüs, petrol endüstrisini bitirerek çevreyi kurtarabilecek mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

The Guardian muhabirleri Damian Carrington, Jillian Ambrose ve Matthew Taylor, özel şirketlerin, düşünce kuruluşlarının ve uluslararası organizasyonların yetkilileri ile konuşarak koronavirüs salgınının ve petrol fiyatlarındaki ani düşüşün orta ve uzun vadedeki etkilerini anlatan bir yazı kaleme aldı. 1 Nisan günü yayımlanan bu haberi özet olarak aktarıyoruz.

Analistlere göre kısa zaman önce petrol piyasasında ortaya çıkan fiyat savaşları ve koronavirüs salgını sonucunda petrol endüstrisi hiçbir zaman bundan önceki gibi olmayacak. Analistler petrol endüstrisinin 100 yıldır daha büyük bir kriz içinde olmadığını belirtiyor.

Bununla bağlantılı olarak iklim değişikliği meselesinde de radikal değişimler meydana gelebilir. Bu konu hakkında kesin yargılarla konuşanlar fosil yakıtlara olan talebin tarihin gördüğü en düşük noktalardan birine ineceğini savunurken diğer uzmanlar ise her zaman olduğu gibi petrol piyasasının yine kriz öncesindeki haline geleceğini ve taban petrol fiyatları üzerinde pazarlık yapılmasının yeşil enerjiye geçişi yavaşlatacağı düşüncesinde.

Kimin haklı olduğu ise jeopolitik, kârlılık, yatırımcıların tahminleri, hükümetlerin kurtarma paketleri ve sıfır emisyon hedefleri gibi bir dizi parametreye bağlı. Kampanyaya katılanların baskıları ve tüketici davranışları da diğer önemli faktörler. Peki “yeni normallik” ne olacak?

Sektörde yaşanacak yıkımın boyutları hâlâ belirsizliğini koruyor. 20 yıldaki en düşük petrol fiyatlarına gerilendi ve daha da düşme ihtimali var. Hatta fiyatların negatife indiği yerler bile var. Küresel depolama kapasitesi dolduğu için artık satıcılar petrol almaları için bazı tüketicilere para ödemeye başladı.

Wood Mackenzie şirketinde araştırmacı olarak çalışan Valentina Kretzschmar petrol fiyat savaşlarının ve koronavirüs salgınının sektörü büyük bir kargaşaya sürüklediğini ve pek çok şirketin şu an ayakta kalabilmek için mücadele ettiğini belirtiyor.

Koronavirüs insanları eve kapattıkça ve seyahatlerini kısıtladıkça petrole olan talep de azalıyor. Carbon Tracker adlı düşünce kuruluşunda analist olarak çalışan Kingsmill Bond ise virüsün fosil yakıtlara olan talebi tepe noktasına yaklaştırdığını savunuyor. Carbon Tracker’ın araştırmasına göre en son gerçekleşen dönemsel petrol şoku ülkelerin sıfır emisyon vaatlerine bağlı olarak kurumsal zirve noktasına ilerleyen bir sektörü vurdu.

Kingsmill Bond

2018 senesinde Carbon Tracker şirketi talepteki zirve noktanın 2023 yılında gelebileceğini açıklamıştı. Ancak Bond bu krizin takvimi üç sene ilerletmiş olabileceğini söylüyor. Petrol şirketleri ise talebin zirve noktasına ne zaman ulaşacağı ile ilgili bir zaman öngörmenin mümkün olmadığı görüşünde birleşiyor. Ancak pek çok gözlemci bunun önümüzdeki on yıllık dönemde gerçekleşeceği kanaatini taşıyor. BNP Paribas’da iklim değişikliği yatırım araştırmacısı olarak görev yapan Mark Lewis de krizin bu takvimi hızlandırabileceğini söylüyor. Lewis, “Ortalık durulduğu zaman ‘talebin zirve noktası’ anlatısı her zamankinden daha güçlü olarak dolaşıma girecek. Ancak insanlar evde daha uzun vakit geçirdikçe, uzaktan çalıştıkça, toplantılarını görüntülü konuşmalarla yaptıkça gerçekten uçağa binmeleri gerekip gerekmediğini de daha detaylı düşünüyorlar” diyor.

Bir dönemin sonu mu?

Petrol fiyatlarının altüst olması yatırımcıların faydalandığı projelerin gidişatını da değiştirdi. Geçen hafta Wood Mackenzie 35 dolarlık petrol fiyatının 2020 senesi için yapılan yatırımlardaki etkisini analiz etti. Kretzschmar bunun oldukça kötü bir tabloya işaret ettiğini belirterek, “Bir varil için 35 dolarlık bir etkiden bahsettiğimizde projelerin yüzde 75’i sermaye maliyetlerini bile karşılayamıyor” diye konuşuyor. Aynı zamanda yatırımcıların para kazanma oranlarındaki düşüşe de dikkat çekerek “güneş ve rüzgar projelerinden elde ettikleri miktara oldukça yakın” olduklarını açıklıyor.

Kretzschmar sözlerine şöyle devam ediyor: “Petrol ve doğalgaz sektörleri zaten yatırımcılar tarafından pek sevilmez, hele ki böyle kriz anlarında karşılaştığımız durum oldukça düşük bir kâr oranı, yüksek risk ve yüksek karbon oluyor. Bu da hiç cazip bir yatırım sayılmaz.“

Petrol endüstrisi zaten iklim değişikliği ve hükümetlerin karbon emisyonlarını düşürmeye yönelik yaptıkları baskılar yüzünden baskı altındaydı. Arkadiko Partners’da çalışan ve dünyanın pek çok büyük yatırım şirketine danışmanlık yapan Colin Melvin krizden sonraki yatırımların daha geniş sosyal fayda vaat eden şirketlere yöneleceğini iddia ediyor.

Church of England’da çalışan Adam Matthews ise, “Talepteki düşüş hızlı bir değişim için bir katalizör görevi görebilir. Bence yatırımcılar uzun vadedeki sistemik zorlukları da yakından takip ederek daha büyük bir dayanıklılık görmek isteyeceklerdir” diyor.

Ancak bütün uzmanlar petrol sektöründeki kaybın yeşil enerji ve iklim için kazanç olacağı fikrine katılmıyor. Oxford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Dieter Helm, “Eğer daha ucuz olduğu için bir enerji kaynağı petroldeki kârı ikame etmeye kalkarsa iklimci bakış açısıyla bunun sonuçları hiç iyi olmaz” diyor.

Helm’e göre koronavirüs krizinin ardından yeşil enerjilerin yükselişe geçmesi için hükümetlerin kararlı adımlar atması gerekiyor. Burada da karbon vergisi devreye girebilir, çünkü artık vakti geldi.

Tarihi fırsat

Hükümetler koronavirüs tarafından ağır darbe yiyen ekonomileri canlandırmak için büyük çaba sarf ediyor. Bu doğrultuda G 20 ülkeleri toplam 5 trilyon dolarlık farklı ekonomik paketleri açıkladı. Ancak bu paranın nasıl dağıtılacağı hâlâ belirsizliğini koruyor. Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Fatih Birol sera gazı emisyonlarını azaltmak ve yatırımları enerji teknolojilerine yönlendirmek için bu krizin tarihi bir fırsat olduğunu söylüyor.

Fatih Birol

Ancak ABD ve Kanada hükümetleri ulusal fosil yakıt şirketlerini desteklemeye devam ediyor. 2008 finansal krizinden sonra da yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artacağı tahminleri yapılıyordu ancak fosil yakıtlarının kullanımı da çevreye zarar da giderek arttı. Bond bu konuyla ilgili olarak şöyle diyor: “2008 finansal krizinin yaşandığı zamanla bugün arasındaki fark, yenilenebilir enerji kullanımının maliyetlerinin fosil yakıtlardan daha uygun bir noktaya gelmiş olması. Yüksek maliyetli fosil yakıtları kullanmaya devam etmenin hiçbir mantığı yok. Artık sürdürülebilir bir politika olmaktan çıktı. Ayn Rand gibi neoliberalizmin avukatları için hükümetlerden kurtarma paketleri talep etmek fazlasıyla ironik bir durum.”

Common Wealth adlı düşünce kuruluşunda çalışan Adrienne Buller ise İngiltere, Kanada ve ABD gibi ülkelerin büyük petrol şirketlerini kamulaştırmayı düşünmeleri gerektiğini söylüyor, çünkü fosil yakıt şirketlerinin topluca hata yapma lüksü kalmadı.

Uluslararası Petrol ve Gaz Üreticileri Birliği ise krizden sonra da kritik rollerinin devam edeceği konusunda ısrarcılar. Birliğin sözcüsü, “Petrol ve doğalgaz kürsel enerji ağında her zaman büyük rol oynamıştır ve gelecekte de öyle olacaktır. Krizin orta vadedeki etkilerinin ne olacağını tahmin etmek oldukça zor. Ancak petrol ve doğalgaz sektörleri krizlerle ve zorlu süreçlerle mücadele etme konusunda ne kadar başarılı olduklarını pek çok kez göstermişlerdir ve bunun tekrarlanacağını öngörüyoruz. Dahası, bu endüstri, on yıllardır hem küresel zenginliğin hem de üretilen yeni teknolojilerin ana aktörlerinden biri olmuştur. İlerideki düşük emisyon politikalarına uyum sağlayacak tecrübesi, yeteneği, bilgisi ve kaynakları da mevcuttur. Zira bu geçişi petrol ve doğalgaz sektörü olmadan yapmaya kalkmak oldukça zor ve pahalı olur” diyor.

Suudi Arabistan neyi amaçlıyor?

Krizi daha da derinleştiren ise Suudi Arabistan ve Rusya’nın başlattığı ve yürüttüğü fiyat savaşı oldu. Bu politikalar ABD gibi petrolü pahalıya mal eden ülkelerin paylarını azaltarak piyasa paylarındaki büyük kârları ele geçirmek amacını taşıyordu.

Princeton Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bernard Haykel’e göre Muhammed Bin Salman’ın bu hamlesi daha stratejik bir hamle olarak da yorumlanabilir. Haykel’e göre petrol piyasasının düşüşe geçmesi kaçınılmaz olduğu için Suudi Arabistan hazır kaynağı varken satabileceği kadar petrolü şimdiden piyasaya sürmek istiyor.

Bu savaşın uzun dönemli sonuçlarının ne olacağı da Suudi Arabistan ve Rusya’nın ne kadar süre daha piyasaya ucuz petrol sürmeye devam edeceğiyle alakalı. Onlar için petrol imal etmenin maliyeti oldukça düşük olsa da ulusal bütçelerini dengelemek için öncelikli olarak büyük petrol rezervlerine bel bağlıyorlar.

Bloomberg New Energy Finance’dan Michael Liebrecih’e göre Suudi Arabistan bu politikayı en fazla 2-3 sene daha sürdürebilecek durumdayken Rusya aynı politikayı izlemeye on sene daha devam edebilir.

Her ne olursa olsun petrol piyasası bir daha asla salgın ve fiyat savaşlarından önceki pozisyonuna dönemeyecek. Uzmanlara göre iklim değişikliği tartışmaları da bu krizlerin ardından yeni bir boyut kazanacak, ancak bu tartışmaların nasıl şekilleneceğini görmek için hâlâ zamana ihtiyacımız var.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus