The Guardian: Karantina sürecinde doğa kendini toparlıyor – Peki bu ne kadar sürecek?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
İngiliz gazeteci Jonathan Watts, The Guardian için koronavirüs krizinin kapitalist ekonomik sistemlerin çevre ve doğa ile olan ilişkisinde nasıl değişimlere yol açabileceğini anlatan bir yazı kaleme aldı. Yazının çevirisini paylaşıyoruz.

Koronavirüsün yol açtığı iklimsel değişiklikler, ilk önce yalnızca uzaydan gözlenebiliyordu. Hastalık yayıldıkça ve karantina uygulamaları genişledikçe gökyüzünden ayağımızı bastığımız toprağa kadar pek çok yerde salgının çevreye olan etkisi bizim için daha görünür oldu.

Vuhan’daki bir kişiden başlayarak büyük bir salgın halini alan hastalık dünya genelinde şu ana kadar yaklaşık 90 bin insanın hayatını kaybetmesine yol açtı. Ancak görüldüğü kadarıyla doğa şu an çok daha rahat nefes alıyor.

Yollarda daha az araba olunca, çevreye zehirli gaz salan fabrikalar birbiri ardına kapanınca hava kirliliği de azalmaya başladı. Önce Çin’de, sonra İtalya’da, ardından İngiltere, Almanya ve pek çok farklı ülkede karbondioksit ve azotdioksit oranları geçici olarak yüzde 40 azalırken içimize çektiğimiz havanın kalitesi arttı. Bu da astım, akciğer rahatsızlıkları ve kalp krizi gibi risklerin azalmasını sağlıyor.

Pek çok uzman için bu örnekler fosil yakıt kullanılmadığı zaman dünyanın nasıl bir yer olacağına ilişkin önemli ipuçları veriyor. Ancak insanlığın mevcut düzenden kurtulup daha temiz bir dünyada yaşaması virüsün kısa dönemli etkilerine değil, devamında gelecek uzun dönemli siyasî tercihlere bağlı.

Geçen yılın mart ayına kıyasla hava trafiği yüzde 50 azalırken geçen ay İngiltere’deki karayolu trafiği ise yüzde 70 oranında düşerek The Beatles’ın sahne aldığı zamanlardaki istatistiklere geriledi. İnsanlar daha az hareket ettikçe çevre de rahat nefes alıyor.

Dünyanın en büyük karbon kaynağı olan Çin’de şubat başından mart ayının ortasına kadar emisyonlar yüzde 18 oranında geriledi. ABD’de ise bireysel araç kullanımı yüzde 40 düştü. 2008-2009 küresel finans krizin ardından ilk kez dünya genelinde karbon emisyonlarında düşüş yaşanacak.

“Karantina uygulaması en büyük darbeyi fosil yakıt sektörüne vurdu

Karantina uygulamalarının en büyük darbeyi fosil yakıt sektörüne vurduğuna şüphe yok. Yollarda çok daha az araç olunca petrol fiyatı da geçen yıla kıyasla üçte iki oranında düşüş gösterdi. Mart ayında araba satışları yüzde 44, otoyol kullanımı ise yüzde 83 azaldı.

Bu çevre için oldukça iyi haber çünkü petrol, küresel ısınmaya ve iklimin bozulmasına neden olan karbon emisyonlarının en büyük kaynağı. Küresel Karbon Projesi Başkanı Rob Jackson’a göre küresel emisyon bazında daha önce görülmemiş düzeyde bir düşüş yaşanıyor. Virüsün yayılması bize kirli havayı yenilenebilir enerji ile nasıl hızla temizleyebileceğimizi gösteriyor.

“Sistemik değişiklikler olmazsa, emisyonlar yine artar”

Ancak Jackson’a göre insanların hayatlarının zorlaşması çevrenin kazancını anlamsız kılıyor. Jackson şöyle diyor: “Dünya genelinde on milyonlarca insan işini kaybetmişken emisyonların azalmasını kutlayamayız. Enerji altyapımızda sistemik değişiklikler yapmaya ihtiyacımız var, aksi halde emisyonlar yine artacak.”

Salgının daha temiz bir dünyaya geçiş yapmamızı hızlandıracağını düşünenlerin umutları yine siyasî tercihlerin duvarına çarpabilir. Naomi Klein’in de belirttiği gibi güçlü küresel elitler her ulusal krizi, çevre ve işçi hakları üzerinde daha ağır baskılar uygulayarak kendi yararına kullanmaya çalışır.

ABD’de veya başka yerlerde bugün bunu yaşıyoruz. Petrol şirketleri Başkan Donald Trump’ı bir ekonomik kurtarma paketi açıklaması için ikna etti. Krizin gölgesinde Beyaz Saray otomobil sektörüne yönelik getirdiği yakıt standardı yasasını geri çekti.

Eğer hükümetler ekonomi paketlerini iş dünyasını eski haline getirmek amacıyla hazırlarlarsa çevre kazanımları geçici olur ve kolayca tersine dönebilir. Bu bağlamda Çin şu an için bir örnek teşkil ediyor. Vuhan’da yeni koronavirüs vakalarına rastlanmadığı için karantina önlemleri hafifletildi ve hava kirliliği mart sonundan beri artmaya başladı.

İnsanlar geri çekildiği için ortaya çıkan boşluğu doğal yaşam doldurdu. Taşıtların çarparak öldürdüğü hayvanların sayısında ciddi bir azalma yaşanıyor. Bu kazalar yüzünden yalnızca İngiltere’de her sene 100 bin kirpi, 100 bin tilki, 50 bin porsuk, 30 bin geyik ve daha pek çok kuş ve böcek türü hayatını kaybediyordu. Genelde trafikten korkan çakallar artık San Francisco’da köprü başlarında görülebiliyor. Yaban domuzları İtalya-Bergamo ve İspanya-Barselona’da, geyikler ise Vaşington’da Beyaz Saray’a birkaç kilometre uzakta karşınıza çıkabilir.

“Bizim trajedimizin komedisi”

Bu artık bizim yaşadığımız trajedinin içindeki bir komedi haline geldi. Çizgi film senaristleri, yıllarca dışarı çıkamayan insanlardan doğan boşluğu hayvanların dolduracağını mizahî bir dille anlattı. Kısa süre öncesine kadar insanların hükmettiği bir dünyada şu an insanlığın gerilemesine gülüyoruz ve doğanın kazançlı çıkacağını söylüyoruz. Daha derin bir kara mizah olamazdı herhalde.

Ancak çevre savunucuları büyük bir yanılsamadan bahsediyor. Eşitsiz bir dünyanın farklı yerlerinde durum böyle değil. Sanayileşen toplumlarda doğa belli ölçülerde kendini tedavi ediyor şu an. Yoksul ülkelerde ise tehlikede olan türleri koruyacak ekipman sınırlı olduğu için buradaki doğal hayat hâlâ büyük bir tehdit altında.

Ekonomik aktivitelerin azalmasının doğa için faydalı olabileceği argümanı haklı olabileceği gibi büyük soru işaretleri de uyandırıyor. Doğal kaynaklara olan talep azalsa da dünya nüfusunun yarısının evde kalmasının tüketim mallarına olan talebi nasıl etkileyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor.

Birleşmiş Milletler (BM) liderleri, bilim insanları ve aktivistler yeşil enerjiye, verimliliği artırmaya, yeni altyapı çalışmaları yapmaya ve yeni küresel ortaklıklar geliştirmeye odaklanacak yeni kamuoyu tartışmaları organize etmek için çabalıyor.

Avrupa İklim Vakfı CEO’su ve Paris İklim Antlaşması’nın mimarı Laurence Tubiana büyük bir politik savaşta olduğumuzu belirtiyor. Bilim insanları da hükümetleri eskiyi devam ettirmek yerine yeşil enerjiye geçmek için ikna etmeye çalışıyor.

Çevre ile ilgili en büyük etki ise muhtemelen kamuoyunun düşüncelerin değişmesi olacak. Salgın, uzmanların görüşlerinin görmezden gelinmesinin, siyasî motivasyonlarla önemli pratiklerin ertelenmesinin ve ekonomik kaygılarla doğal kaynakların ve insan hayatının tehlikeye atılmasının nasıl sonuçlara yol açabileceğini gösterdi. BM Çevre Programı’na göre yeni çıkan enfeksiyon hastalıklarının yüzde 75’i hayvanlardan insanlara bulaşıyor. Geçmişle kıyaslayınca hayat alanlarının çakışması ve ormanların katledilmesi gibi nedenlerden dolayı hastalıklar çok daha büyük hızla yayılıyor.

“Hava kirliliği hastalıklardan korunmamızı engelliyor”

Salgın aynı zamanda kirliliğin hastalıklara karşı geliştirdiğimiz direnci nasıl düşürdüğünü de ortaya çıkardı. Harvard Üniversitesi’ndeki bilim insanlarına göre trafiğin yarattığı kirlilik akciğerlere büyük hasar verirken koronavirüsün öldürme ihtimalini de artırıyor. BM Çevre Programı Direktörü Inger Andersen’e göre doğa bize, “eğer beni önemsemezsen senin sağlığın tehlikeye girer” mesajı gönderiyor.

Salgın başladığından beri pek çok tahayyül edilemez durum pratiğe dönüştü. Kendini özgürlükçü olarak tanımlayan pek çok yönetim savaş dönemi hükümetlerinden daha ağır kısıtlamalara gidiyor. Koyu muhafazakârlar ise acil durum ve sağlık harcamaları için trilyon dolarları gözden çıkartıyor. Devletin zayıflamasını savunanlar şimdi devletten büyük maddi yardımlar talep ediyor. Önde gelen iş dünyası yayınlarında kapitalizmde derin reformlar yapılması gerektiği belirtiliyor. En önemlisi ise tartışmaların odak noktasının bireysel tüketimden toplumsal sağlığa geçiş yapması.

Bu 100 günlük süreç bizim değişim olgusu ile ilgili düşündüklerimizi de değiştirdi. Salgının çevre için iyi mi olduğu yoksa kötü mü olduğu insanların göstereceği reaksiyona bağlı. Eğer hükümetler üzerinde yeterli baskı kurulamazsa daha sağlıklı bir normalleşme yerine yine eski sürdürülemez ekonomik yöntemlere geri dönüş yaparız.

Fransız filozof Bruno Latour’a göre bu süreçteki en önemli kazanımımız, küreselleşmenin baskıları yüzünden imkânsız olarak algılansa bile, dünya ekonomisinin yavaşlamasının birkaç hafta içinde gerçekleşebileceğini öğrenmemiz oldu.

Bitmek tükenmek bilmeyen doğal kaynak sömürüsünün artık sona ermesi gerektiği çağrıları çevreciler tarafından artık daha yüksek sesle ifade edilirken Latour bizi bu konuda da uyarıyor. Latour’a göre öngörülemeyen duraklamalar sonucunda iklim ve biyoçeşitliliğin kapsamını daha da genişleterek kontrol etmeye çalışan büyük güçler kendilerini yeniden üretebilirler. Harekete geçmemiz gereken nokta tam da burası, çünkü Latour’a göre onlar için bir fırsat varsa, bizim için de var.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus