Nick Cave karantina günlerini yazdı: “Şimdi algılarımızı açma, kulak verme ve gözlem yapma zamanı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Son birkaç yıldır The Red Hand Files başlıklı kişisel blogu üzerinden hayranlarının sorularına yanıt veren müzisyen Nick Cave, burada eşinden çocuklarına, dinden siyasete birçok konuda düşüncelerini paylaşıyor. Bu hafta, Londra, Oslo ve Sidney’den üç hayranının sorularına cevaben kaleme aldığı mektupta Cave, koronavirüs salgını nedeniyle eve kapandığı bu günleri nasıl geçirdiğini, ne gibi projeler üzerinde çalıştığını (ya da çalışmadığını) ve bu sürecin farkındalığımızı artırmak üzerinde nasıl bir etkisi olabileceği hakkında düşüncelerini yazdı. Hayranlarının sorularını ve Cave’in onlara verdiği cevapları içeren mektubun çevirisini sizlerle paylaşıyoruz:

Oslo’dan Alice, “Koronavirüs salgını süresince neler yapmayı planlıyorsunuz? Zamanınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Evinizden bizlere piyano çalmaya ne dersiniz?” diye soruyor.

Sidney’den Henry, “Grubunuzla birlikte internet üzerinden bir konser vermeyi düşünür müsünüz? Böyle bir zamanda insanların birbirine bağlanmasını sağlayabilir” diye yazıyor.

Londra’dan Saskia ise, “Pek de yaratıcı olmayanlar ne yapıyor bu tecrit sürecinde? Benim bu konuda hiçbir fikrim yok” diyor.

Sevgili Alice, Henry ve Saskia,

Kriz anlarında tepkim her zaman bir şeyler yaratma çabası olmuştur. Çoğu zaman, bu dürtü beni zor durumların içinden çekip çıkardı. İşler kötüye gittiğinde bir gezi planlarım mesela, bir kitap yazmak ya da yeni bir şarkı kaydı yapmak gibi meşgaleler bulup beni takip etmeye çalışan olumsuzluğun bir adım ötesine geçmeye çalışırım. Müzik grubumuz The Bad Seeds’in Avrupa turnesini ertelemek zorunda kalacağımız kesinleşince, önümde en az üç ay boş vaktim olabileceğini fark ettim ve bu aniden ortaya çıkan zaman dilimini değerlendirmek için aklıma farklı fikirler üşüşmeye başladı. Ekibimle bir görüntülü konuşma sırasında yürüttüğümüz beyin fırtınası sırasında pek çok olasılık üzerinde durduk; evimden canlı yayınlayabileceğim bir performans, tecrit sürecindeki hislerimi paylaştığım bir albüm hazırlamak, internet üzerinden korona günlükleri yayımlamak, geleceğe dair belki de kıyametin gelmekte olduğuna dair bir film senaryosu yazmak, Spotify’da salgın süresince dinlemek için bir müzik listesi oluşturmak, internet üzerinden bir okuma grubu başlatmak, Red Hand Files bloguna gelen soruları canlı yayında yanıtlamak, nasıl şarkı sözü yazılacağını ya da nasıl yemek yapılacağını anlattığım videolar hazırlamak… Hepsinin ortak amacı, yaratıcılığımı kullanmayı sürdürmek ve tecrit sürecini atlatırken hayranlarıma meşgul olabilecekleri alternatifler sunmaktı.

O gece, bütün bu fikirleri aklın süzgecinden geçirirken, son üç ay içinde neler yaptığım üzerinde düşünmeye başladım: Warren ve Sidney Senfoni Orkestrası ile çalışmak, Danimarka Kraliyet Kütüphanesi ile devasa ve inanılmaz derecede karmaşık bir Nick Cave sergisi planlayıp kurmak, üzerinde çalıştığım kitabı tamamlamak, Ghosteen albümünün dünya turnesi için sahne şovlarını hazırlamak (ki bunu gerçekleştirebilirsek akıllara durgunluk verecek bir şov olacak!), B Sides and Rarities albümünün ikinci bir kaydı üzerinde çalışmak ve elbette The Red Hand Files bloguna gelenleri okumak ve yazmayı sürdürmek… Öylece yatakta oturup da bütün bunları düşünürken net, harikulade ve bir o kadar da insancıl bir düşünce daha beliriverdi: Bu süreçte neden yaratıcı olmak zorundayız?

Hep birlikte, hayatımız boyunca deneyimlemediğimiz, hatta belki de tarihe geçecek günler yaşıyoruz. Her gün haberlerde birkaç hafta önce aklımızın ucundan bile geçmeyen, baş döndürücü yoğunlukta bilgiye maruz kalıyoruz. Bir ay önce dengemizi bozan, diğerleriyle aramıza giren şeyler şimdi en kibar haliyle söyleyecek olursak, aylak aylak harcadığımız ve ayrıcalıklı olduğumuzun farkına varmadığımız zamanlarda kalan önemsiz detaylar gibi görülebilir. Tersyüz olmuş bir felaketin gözler önüne serdiği sonuçlarına şahit oluyoruz. Kendimizi tecrit altına almaya, her an tetikte ve sessiz olmaya, aynı zamanda medeniyetimizin her an gerçekleşebilecek bir iç patlama yaşamasına seyirci kalmaya zorlanıyoruz. Bütün bunlar sona erdiğinde, liderlerimiz, toplumsal sistemlerimiz, arkadaşlarımız, düşmanlarımız, en çok da kendimiz hakkında bilmediğimiz, farkında olmadığımız detayları keşfetmiş olacağız. Ne kadar çabuk toparlayabildiğimiz, affediciliğimiz ve karşılıklı olarak savunmasız hissettiğimize dair birçok şey öğrenmiş olacağız. Belki de şimdi kulak verme, algılarımızı açma ve gözlem yapma zamanıdır.

Sıradışı bir anı kaçırmak, bir sanatçının kendini yeteneksiz hissetmesine neden olabilir. Yeni bir roman, bir senaryo ya da bir dizi şarkı yazma fikri birden geçmişte kalan zevkler gibi görünebilir. Benim için bu, kafamı işe gömüp yaratıcılığımı göstereceğim bir zaman dilimi değil. Bu daha çok, arkaya yaslanıp oturmak, sanatçılar olarak tam da bu nedenle var olduğumuzu hatırlayıp olup bitenler üzerine düşünüp taşınmak ve bunları yansıtmak için uygun bir zaman.

Saskia, insanlarla iletişim halinde kalmak için hepimizin kullanabileceği birçok yol ve araç var. Uzaktaki bir arkadaşına gönderebileceğin bir e-posta, ebeveynlerine ya da kardeşine telefon etmek, komşuna iltifat etmek ve bugünlerde ön saflarda çalışmayı sürdürenler için dua etmek gibi… Basit gibi görünen bu jestler, oraya buraya sevgi iplikleri atarak, sonuçta bütün dünyayı birbirine bağlayabilir. Böylece bu sürecin sonuna geldiğimizde, başımıza gelenleri şefkatle, alçakgönüllülükle ve onurlu bir şekilde atlatmış olmayı umabiliriz. Belki de, dünyayı farklı bir gözle göreceğiz ve şaşılacak derecede harika bir yer olduğunu hatırlayıp buna saygı duyacağız. Doğrusunu istersen bunu başarabilmek, yaratıcılık gerektiren işlerin en büyüğü olabilir. 

Sevgiler,

Nick

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus