Biyolog Thomas Lovejoy: “Doğa bizden intikam almıyor, başımıza ne geliyorsa kendimiz yapıyoruz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
The Guardian yazarı Phoebe Weston, vahşi doğadan elde edilen besin kaynaklarının salgın hastalıklara neden olduğu tartışmaları üzerine bu durumu farklı açılardan ele alan uzmanlarla görüşerek bir haber kaleme aldı. Haberin çevirisini paylaşıyoruz.

1980’lerde “biyolojik çeşitlilik” kavramını türeten ve biyoloji disiplininin en saygın isimlerinden olan Thomas Lovejoy’a göre, insanların doğayı tahrip etmesi sonucunda her sene iki veya dört yeni virüs ortaya çıkıyor ve bunlardan biri de salgın haline gelebiliyor. Lovejoy, koronanirüs salgınını insanların doğayı satılığa çıkarmasının ve sürekli olarak kendi çıkarları doğrultusunda doğa ile oynamasının bir sonucu olarak görüyor.

Gıda olarak tüketilen deniz hayvanlarının yanı sıra taze et, balık ve diğer bozulabilir ürünlerin de satıldığı pazarlar özellikle Güney Asya ve Afrika’da oldukça yaygın. Bu ürünler milyonlarca insan için besin kaynağı. Sincap, sıçan, semender ve tilki gibi hayvanların satıldığı pazarlardan biri de Vuhan’daydı ve bu pazar koronavirüsün ortaya çıktığı yer olarak kabul ediliyor.

“Çiftlik hayvanları ile vahşi hayvanlar birbirinden ayrı tutulmalı”

Lovejoy’a göre çiftlik hayvanları ile vahşi hayvanların birbirinden ayrılması hastalıkların yayılma ihtimalini büyük oranda azaltıyor çünkü virüsün bulaşıp yaşayabileceği tür sayısı azalmış oluyor. Lovejoy, “İdeal olanı bu pazarların kapatılmasıdır. Ancak eğer bu yapılırsa hayvanlar karaborsa ile satılacaktır ve işler gizli kapaklı yürütüldüğü için denetlemesi de daha zor hale gelecektir. O yüzden bu pazarlar açık kalacaksa en azından evcil hayvanlar ile vahşi hayvanlar bir arada tutulmamalıdır” diyor.

Lovejoy şöyle devam ediyor: “Başımıza gelenleri doğanın intikamı olarak nitelendiremeyiz. Her şeyi kendimiz yapıyoruz. Çözüm doğaya daha fazla saygı duymaktan, iklim değişikliği gibi önemli faktörlere karşı mücadele etmekten geçiyor.”

“Pazarların kapatılması yoksul insanları olumsuz etkileyebilir”

Salgının yarattığı krizden en çok yoksulların etkilendiği de göz önüne alındığında uzmanlar vahşi hayvanların ticaretinin nasıl düzenleneceği konusunda fikir birliğine varamıyor. Bu bağlamda 250’den fazla imzacı Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı’na bir açık mektup göndermişti. Mektupta şöyle yazıyordu: “Kovid-19 pek çok ülkede daha önce görülmemiş ekonomik ve sosyal değişimlere yol açıyor. Krizin en ağır etkilediği kesim ise yoksul insanlar. Krizin Çin’deki bir canlı hayvan pazarından çıkmış olması bu pazarların kapatılmasına yönelik çağrıları güçlendirdi. Aynı zamanda doğal hayatın ticarî veya tıbbî tüketiminin de sonlandırılması ya da kısıtlandırılması talep ediliyor. Ancak eğer bu kısıtlamalarda koşullara göre ayrım yapılmazsa daha büyük bir eşitsizlik ortaya çıkabilir.”

Mektupta insanların ekonomik koşullarına bakılmadan böyle bir ayrıma gidilmesinin bazı bölgelerdeki açlığı artıracağı, bunun da hem suç oranlarını yükselteceği hem de nesli tükenmekte olan hayvanları açık hedef haline getireceği ihtimaline vurgu yapılıyor.

Mektuba imza atan Oxford Üniversitesi Öğretim Üyesi Biyolog Amy Dickman insanların kendi hayatlarına uzak olan pazarları işaret ederek kapatılmasını rahatlıkla isteyebildiğini çünkü bunların kendi hayatları üzerinde somut bir etkisi olmadığını belirtirken bu pazarların kapatılmasının yoksul kesimlerde daha büyük sorunlara yol açabileceğini düşünüyor.

Kamerun’da yaşayan ve Fondation Camerounaise de la Terre Vivante (FCTV) isimli sivil toplum kuruluşunu yöneten Mama Mouamfon da insanların beslenme koşullarına dikkat çekiyor ve vahşi hayvan ticaretini yasaklamanın insanların geçim kaynaklarına büyük darbe vuracağını belirtiyor. Mouamfon, “Vahşi doğadan elde edilen besin kaynakları ormanda yaşayan insanlar için hayvan proteini almanın en kolay yolu. Ücra yerlerde yoksulluk içinde yaşayan insanlar için kaliteli et bulmak kolay değil. İnsanlar bazen gerçeklikten çok uzak olduğu için sadece ofislerinde oturarak birtakım kararlar alabiliyorlar. Eğer gerçekte ne yaşandığını bilseler aynı kararları alamazlar” diyor. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus