Dünya Bankası’nın yeni başekonomisti Carmen Reinhart: “Koronavirüs, küreselleşme tabutuna çakılan çivilerden biri”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Harvard Üniversitesi’nde uluslararası finans sistemi alanında çalışan Prof. Dr. Carmen Reinhart, Dünya Bankası’nın yeni başkan yardımcısı ve başekonomisti olarak atandı. Daha önce Uluslararası Para Fonu (IMF) ve ABD Merkez Bankası (FED) için danışman olarak çalışan Reinhart yeni görevine 15 Temmuz günü başlayacak.

Carmen Reinhart, “The Harvard Gazette” ile koronavirüs salgınının küresel ekonomiye olan etkilerini değerlendiren bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşiyi özet olarak aktarıyoruz.

Salgının ilk aşamalarında ABD’deki durumun pek çok ekonomistin tahmin ettiğinden çok daha kötü bir noktaya gideceğini öngörmüştünüz. Neden böyle düşünmüştünüz ve bugünkü durum için ne diyorsunuz?

Carmen Reinhart (C.R): Hâlâ aynı şekilde düşünüyorum. Özellikle işsizliğin artmasıyla ev sahibi olmak için kredi çeken insanlar borçlarını ödemekte bir hayli zorlanacak. Bu da olağanüstü bir bütçe açığı yaratacak. Bu açıdan 2008 krizinden farklı. Aniden ortaya çıkan bir krizin yıkıcılığı da kendini çabuk gösteriyor. Bu yüzden mart ayının başında bu sağlık krizinin finans krizini de beraberinde getireceğini düşünmüştüm.

Kongre’nin ve FED’in finansal uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce daha fazlası yapılabilir mi?

C.R: Açıklanan paketlerin önceden kullanım olanağı sağlaması önemli. Acil durum anlarında ihtiyacınız olan tam da budur. Bu paketlerin devamının geleceğini de öngörebiliriz, çünkü ekonomik açıdan bir toparlanma sürecinde olduğumuz söylenemez.

1918’deki İspanyol gribi salgını ekonomik açıdan ciddi dersler çıkartabileceğimiz bir vaka değildi. Zaten Birinci Dünya Savaşı’ndan dolayı ABD’deki ölüm sayısı tavan yapmıştı ve savaşın getirdiği yıkımın hemen sonrasında olduğu için ekonomik büyüme yüzde 9’u bulmuştu. Bu süreç çok daha farklı ilerliyor. Küresel ekonomi tepetaklak olsa da salgın bütün ülkeleri aynı anda etkilemiyor. Yani salgından dolayı ülkelerin en ağır darbeyi aldığı dönemler değişiklik gösteriyor. Bu da normalleşmeye adım adım gideceğimiz anlamına geliyor. Tabii dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun erişebileceği bir aşı bulunması bu öngörüleri tamamen değiştirir.

Pek çok sağlık uzmanının tahmin ettiği gibi sonbaharda ikinci dalga gelirse bu durumdan küresel ekonomi nasıl etkilenir?

C.R: Eğer salgın bitmezse, sosyal mesafe gibi önlemler de bitmez. İnsanlar daha az dışarı çıkar ve işyerleri de kapalı kalmaya devam eder. Böyle olunca bütçedeki dengesizlikler de sürer. Sağlık krizi çözülene kadar finansal kriz sona ermez.

Salgın hem ABD ekonomisindeki hem de küresel ekonomideki zayıflıkları ortaya çıkardı. Bildiğimiz anlamıyla küreselleşme sona mı erdi?

C.R: Koronavirüs, küreselleşme tabutuna çakılan çivilerden biri. Küreselleşmenin altın dönemi 2008 ekonomik krizi öncesinde yaşanmıştı. O dönem dünya ticaret hacmi yüzde 6 genişliyordu. Krizden sonra ise bu oran yüzde 2,5’e geriledi. Bu gerileme en çok İspanya, İtalya, Yunanistan ve Portekiz gibi Avrupa ülkelerini etkiledi. Çok sayıda ülke ciddi bir borç krizine girdi, bütçeleri inanılmaz ölçüde açık verdi ve çözüm için IMF’nin yolunu tuttular.

Bu küreselleşmenin tabutuna çakılan ilk çiviydi. Sonra “Brexit” geldi, ardından Çin ve ABD arasında ticaret savaşı patlak verdi. Son olarak da koronavirüs küreselleşme sürecine en ağır darbeyi indirdi. Şu anda başta tıbbi ekipman olmak üzere pek çok ülke korumacı ve içe dönük bir ekonomi modeli benimsiyor. Bir süre daha böyle devam edeceğimiz anlaşılıyor.

Bu elbette gelişmekte olan ülkeler için oldukça olumsuz sonuçlar doğuracaktır çünkü dışarıdan teknoloji ve yatırımcı getirmek eskisi kadar kolay olmayacak. Yoksulluk artacak ve gelişmiş ekonomiler ile gelişmekte olan ekonomiler arasındaki uçurumun boyu dramatik şekilde yükselecek.

Pek çok ülke küresel krize ulusal cevaplar vermeye çalışıyor. Sizce küresel bir cevaba ihtiyaç var mı?

C.R: Küresel cevabın bir ayağı aslında G-20 ülkeleri tarafından gerçekleştirildi. Benim de savunduğum görüş yoksul ülkelerin borçlarının geçici olarak askıya alınması. Yoksul ülkelerdeki kaynakların çoğu dış borcu kapatmak için kullanılıyor. Ancak şu anda gıda ve sağlık hizmetlerine kaynak ayrılması gerekiyor. Bu oldukça önemli.

Bir diğer önemli husus ise 1930’lardaki kapalı ekonomi oluşturma tuzağına düşmemek. Bu noktada Çin’in de devreye girmesi lazım. Çin dünyanın açık ara en büyük kredi sağlayıcısı ve küresel çapta Çin’e olan borç, G-20’deki diğer 19 ülkeye olan borçtan çok daha fazla.

Çin’in bu konudaki tutumu ne olur?

C.R: Çin, başlarda çok katı bir tutum almadı. Şu an ise iki taraflı bir yaklaşım geliştiriyor. Örneğin; Sri Lanka ya da Angola, Çin ile müzakere edecekse Çin işe başka bir aktörü karıştırmıyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin’e olan borçlarla ilgili yapılandırma işlemleri gerçekleştirilebileceğini söyledi ama göreceğiz.

Çin ve ABD salgının nasıl başladığı üzerinden oldukça gergin bir tartışma içine girdi. Sizce ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşı küresel ekonomiyi nasıl etkileyecek?

C.R: Elbette son derece olumsuz etkiliyor. ABD dâhil pek çok ülke için sorun yalnızca koronavirüs salgını değil. Örneğin Rusya ve Suudi Arabistan arasındaki petrol savaşı bütün enerji sektörünü derinden etkiliyor. Ticaret savaşı da bu tabloya olumsuz öğeler eklemeye devam ediyor.

Önümüzdeki aylarda Dünya Bankası’nın en büyük meselesi ne olacak?

C.R: Öncelikli olarak salgının yarattığı gıda kriziyle mücadele etmemiz gerekiyor. Ekonomisi yalnızca turizme dayalı olan ada ülkeleri var. Ticaret durgunlaştığı için hammadde ithal edemeyen ülkeler var. Bunlar elbette önemli sorunlar ve Dünya Bankası olarak bu ülkelere yardımcı olmamız gerekiyor. En büyük hedefimiz ise yoksul ülkelerin salgınla baş etmesine yardımcı olmak.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus