Işın Eliçin ile Dünyanın Gidişi (75): Kovid-19’la küresel savaş – Beş ay sonunda neler biliyoruz, neleri bilmiyoruz?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayın metni:

Merhaba, bugün 26 Mayıs Salı. Yeni tip koronavirüsün hayatımıza girip muhtemelen geri dönüşsüz bir şekilde onu değiştirmeye başlamasına milat olarak, Çinli yetkililerin Vuhan’da bir tuhaf zatürre salgınını duyurdukları yılbaşı gününü seçersek, bu patojenle, yani hastalık yapıcıyla sınavımızda beşinci ayı doldurduğumuzu söyleyebiliriz.

Beş ayda yeni tip koronavirüs ve insanlarda yol açtığı hastalık hakkında neler bilebiliyoruz, bu yayında ana hatlarıyla özetlemek istiyorum. Her zaman olduğu gibi yararlandığımı kaynakları yayın metni ile birlikte Medyascope’un internet sitesinde paylaşacağım.

Ocak ayı başında Çinli bilim insanları virüsü izole edip genom dizilimini tüm dünya ile paylaştılar. Anlaşıldı ki, bu virüs de daha önce SARS, MERS gibi virüslerin içinde yer aldığı koronavirüs ailesinden, ama genetik yapısı ailenin diğer fertlerinden farklı. Adına “SARS-CoV-2” yol açtığı hastalığa da “COVID-19” (Kovid-19) dendi.

Genom diziliminin paylaşılmasından sonra dünyanın dört bir yanında bilim insanları virüsün kökenini, bulaşma yollarını, hastalık yapma becerilerini ve diğer tüm özelliklerini araştırmaya başladılar. Aynı şekilde tedavi yöntemleri, ilaç ve aşı geliştirme çalışmaları da hızla başladı. Bir yandan da hastalık hızla yayılmakta olduğu için, farklı ülkelerde sağlık çalışanları virüsün insan vücudunda yol açtığı hasarı klinik olarak gözlemlemeye, Kovid-19’u hem hastalarında hem de kendi aralarında deneyimlemeye başlamışlardı.

Dünya Sağlık Örgütü 11 Mart’ta Kovid-19’u küresel bir salgın, bir pandemik hastalık ilan etti. Aynı gün Türkiye de ilk doğrulanmış Kovid-19 vakasını açıkladı.

Bugün dünya genelinde hastalığa yakalandığı doğrulanmış ve bildirimi yapılmış kişilerin sayısı beş buçuk milyon civarında. Ölenlerin sayısı da 350 bini buldu. Yani beş aya bölsek, ayda ortalama 70 bin kişinin ölümünün  sebebi bu hastalık olarak geçmiş kayıtlara… Türkiye’de dün bildirimi yapılan vaka sayısı 157 bin 814 idi. İlk vakanın ölümünden bu yana geçen üç buçuk ay içinde 4369 kişi de maalesef hayatını kaybetti. Ayda ortalama 1250 kişi demek bu…

Vaka/ölüm oranını bilmiyoruz

Şu anda bu hastalığa yakalanmamız halinde ölme olasılığımıza dair fikir verecek olan “vaka/ölüm” oranı bilinmiyor. Önceki yayınlarımda da ne zaman yeri gelse altını çizdim, bilmiyoruz çünkü bize açıklanan rakamlar, ne vaka sayısı ne de ölüm sayısı, gerçek değil. Testle doğrulanmış ve/veya ülkelerin bildirimini yaptığı vakalar bunlar. Hastalığı belirtisiz atlatanlar ya da hastaneye başvurma ihtiyacı duymadan hafif geçirenler olduğunu, bunların açıklananlar arasında yer bulmadığını biliyoruz. Yine bu hastalık nedeniyle ölmüş olsalar dahi kayıtlara ölüm sebebi Kovid-19 olarak geçmemiş olan vakalar olduğunu, olabileceğini de  biliyoruz. Bunlar da resmi verilere yansımıyor. Sonuç olarak Kovid-19’un vaka ölüm oranı bilinmiyor. Liyakatli bilim insanları mevsimsel gripten daha bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık olduğunda birleşiyorlar.    

Damlacıklar yoluyla bulaştığını biliyoruz ama…

Yeni tip koronavirüsün enfekte kişinin konuşurken, öksürüp hapşırıken, şarkı söylerken ağzından ve burnundan çıkan damlacıkların yoluyla, diğer kişinin ağız, burun ya da göz mukozasına teması üzerinden bulaştığını kesin olarak biliyoruz. Ama “aerosol” denen ve havada asılı kalabilen parçacıklarda bulunan ya da cisimlerin üzerine bulaşmış damlacıklardaki virüslerin hastalık yapıcı etkisi konusunda kesinlik yok henüz. Çünkü SARS-CoV-2’nin dış ortama dayanma süresi, miktarı ile bulaşıcılığının ilişkisi de henüz net bilinmiyor.

Bu virüse dışkıda da rastlanıyor ve bilim insanları virüsün dışkıdan da bulaşabileceğini düşünüyorlar. Yine kesinleşmiş değil ama bu ihtimali yükselten yeni bir bulgu var. Virüs enfekte bir kişinin dışkısında canlı olarak tespit edildi. Keza virüsün oral yolla da bulaşması yüksek olasılık gibi görünüyor.

Özellikle kapalı mekanlarda, kalabalık ortamlarda maske takmak, bir buçuk metrelik fiziksel mesafeyi koruyarak etkileşimde bulunmak, sık sık el yıkamak, klozetin kapağını kapatarak sifonu çekmek, el yıkamak, el yıkamak, meyve ve sebzeleri yıkamadan yememek, besinleri mümkün olduğunca çiğ tüketmemek, şimdilik korunmak için kişisel olarak yapabileceklerimiz bunlar. Bunlar aslında, diğer pek çok hastalıktan korunmak için etkili olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış, alınabilecek en temel tedbirler.

Bir solunum yolu enfeksiyonundan daha fazlası

Kovid-19’un başlangıçta bir solunum yolu enfeksiyonu olduğu düşünülüyordu ama zaman içinde virüsün solunum sistemi dışındaki organları da etkilediği, kan dolaşımı, sindirim ve sinir sitemini de etkilediği anlaşıldı. Hastalığın klinik belirtileri çeşitlendi ama virüsün bu belirtilere nasıl ve neden yol açtığı tam anlaşılabilmiş değil henüz. Hangi organlara neden ve nasıl hasar veriyor, verdiği hasarlar kalıcı mı? Yanıtları araştırılan sorular hâlâ. Hastalığın ilerleyen yaşlarda ve belli bazı hastalıkları olanlarda daha ölümcül sonuçlar doğurduğunu biliyoruz. Nedenlerini, örneğin çocuklarda neden daha az ölüme yol açtığını, yahut bazı enfekte kişilerde neden belirti göstermediğini kesin olarak bilmiyoruz.

Tanı koymak için klinik özellikler değişti, demiştim. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın 12 Nisan tarihli son rehberinde “Enfeksiyonun yaygın belirtileri solunum semptomları, ateş, öksürük ve dispnedir (yani nefes darlığı veya solunum sıkıntısı)” deniyor. Ama ABD’de Hastalık Kontrol ve Önleme merkezi yelpazeyi genişletti: Sık rastlanan belirtiler yüksek ateş, kuru öksürük, titreme, kas ağrısı, boğaz ağrısı, koku ve tat kaybı olarak, daha az sık rastlanan belirtiler de bulantı, kusma ve ishal olarak sıralanıyor. Birçok ülkenin klinik özellikler listesinin epey geniş olduğunu da eklemeliyim. Yani Sağlık Bakanlığı’nın da rehberini yenilemesinde fayda var…    

Hidroksiklorokin kullanımı için uyarı

Virüs ve hastalık hakkında bilinenler bilinmeyenlerden az olduğu için, henüz bilimsel olarak kanıtlanmış bir tedavi yöntemi de yok. Remdesivir’in hastalıktan iyileşme süresini kısalttığına, yoğun bakım yüzükoyun yatış pozisyonunda uygulanan oksijen tedavisinin hastaların entübe edilme olasılıklarını azalttığına dair klinik gözlemler var. ABD Başkanı Donald Trump’ın mucize ilaç olarak sunmaya çalıştığı, Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı’nın başarılı sonuçlar aldığını söylediği hidroksiklorokinin ise, aksine ölüm riskini artırdığına dair önemli bir çalışma yayımlandı. Detaylarını bu yayında paylaşmayacağım ama özellikle Türkiye’de uygulanan şekli, yani tanı konur konmaz bu ilaca başlanan vakalarla yapılmış, geniş kapsamlı bir çalışma, sonuçları Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın iddiasıyla çelişiyor. Bunun altını çizmekle yetineyim. İlaç tedavileriyle ilgili devam etmekte olan yüzlerce çalışma ve deneyin olduğunu söyleyeyim.

Bağışıklık kazanmak mümkün mü? Ne kadar süreyle?

Kovid-19’un bulaşıcılık süresi de henüz kesinleşmedi. Bir başka bilinmeyen de hastalığa vücudun verdiği savunma tepkisi yani bağışıklık. Bu hastalığa yakalandınız ve iyileştiniz ama acaba yeniden yakalanabilir misiniz? Bağışıklık kazanmak mümkün mü? Ya da kazanılan bağışıklık ne kadar kalıcı? Bir ay mı, bir yıl mı, ömür boyu mu? Bunlara da net cevaplar yok henüz. Bağışıklık konusundaki bunlar ve benzeri soruların olası yanıtları aşı çalışmalarını da doğrudan etkileyeceği için çok çok önemli.

Son olarak, hasta bir kişiye yakınsanız, ailenizde, çevrenizde hasta biri varsa sizin de hastalığa yakalanma riskinizin yüksek olduğunu ve virüsü taşıdığını bilmeyen, yahut da hasta ama sorumsuz yahut da hasta ama çalışmaya mecbur bırakılmış kişilerin çok sayıda kişiyi enfekte edebileceğinizi bilmelisiniz.

Kişisel risk değerlendirmesi yapmak için öneriler

Bu anlattıklarım ışığında, sosyal hayata geri dönüş için risk tahlili yapabilmenize yarar umuduyla, bilim insanlarının önerilerini de sıralayayım.

65 yaş ve üzeri iseniz ve/veya kronik sağlık sorunlarınız varsa, hastalığın sizde ağır seyretmesi riski yüksek demektir. Önlemler konusunda daha hassas olmalısınız.

Mümkün olduğunca evde kalmak, dışarı çıkmamak, beraber yaşadığınız kişiler dışında evinize kimseyi almamak, sık sık el yıkamak ve hasta iseniz evde kalıp kendinizi evdeki diğer kişilerden izole etmeniz riski azaltır.

Dışarıya çıkıyorsanız, ellerinizi yine sık yıkamak ve yüzünüze dokunmamak, başka insanlarla  aranıza en az bir buçuk metre mesafe koymak, maske takmak ve yüzeylere dokunmaktan kaçınmak riski, evde kaldığınızdaki kadar olmasa da riski azaltan faktörler. Açık havada başkaları ile bir araya geldiğinizde yine mesafeyi korumanız, ayrıca yiyecek, içecek ve eşya paylaşmamanız öneriliyor. En riskli durumlar ise kapalı ortamlar için geçerli. Kapalı ortamlarda başka insanlarla beraberken diğer sıraladığım önlemlerin hepsinin yanı sıra, mümkünse gözlerinizi de korumak üzere siperlik ya da gözlük takmanızda, bulunduğunuz ortamın sık sık doğal yolla yani vantilatör ya da klima olmadan havalandırıldığından emin olmanızda fayda var. Ne kadar uzun süre ve ne kadar çok kişiyle kapalı ortamda bir arada olursanız, risk o kadar artıyor…

Bitirirken, pazartesi günü mülakat yaptığım, TÜBİTAK destekli bir ilaç geliştirme çalışması içinde de yare alan Bilkent Üniversitesi’nden Dr. Urartu Şeker’in şu sözlerini alıntılamak isterim: “Normale kısa zamanda dönmenin tek yolu var: bilime kulak verin, liyakat sahibi bilim insalarının deneyimine güvenin. Ekonomik ve siyasal motivasyonlarla hedeflenen normal, sonra gerçekten normale ulaşmamızın daha da uzamasına neden olmaz umarım.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus