Yazar Keeanga-Yamahtta Taylor: “Biz siyahlar kendimizi savunmak zorundayız, çünkü hükümet bizi yalnız bıraktı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Akademisyen ve yazar Keeanga-Yamahtta TaylorThe New York Times için Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyahlara yönelik şiddetin sebeplerini açıkladığı bir yazı kaleme aldı. Çevirisini sizlerle paylaşıyoruz.

Hazır olalım ya da olmayalım, ABD’de hayat normale dönüyor. Salgın sonrası normale dönüş ile birlikte şu an siyah bir adamın polis tarafından öldürülüşünü ve ardından gelen protestoları izliyoruz. Ülke, aşina olduğumuz manzaraya geri dönüyor.

Minneapolis‘te binlerce insan, siyah ABD’li George Floyd‘un bir polis memuru tarafından boğularak öldürülmesini protesto ediyor. Floyd defalarca nefes alamadığını dile getirmesine rağmen polis uyarısını dinlemedi. Olay yerinde bulunan diğer üç polis memuru ise yardım etmek yerine tepkili kalabalığı Floyd’dan uzaklaştırmaya çalışıyordu.

Minneapolis’teki yetkililer bu vahşeti kınadılar. Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey “ABD’de siyah olmak ölüm sebebi olmamalı” dedi. Öfkeli protestocuları sakinleştirmek için artık sıradan hale gelen soruşturma vaatlerinde bulunuldu ve olayla alakalı dört polis memuru açığa alındı. Ancak George Floyd’un gözaltına alınma anında öldürülmesi, ABD’de siyahilerin yaşamlarının hâlâ önemsiz olduğunu gösteriyor.

George Floyd’un son sözleri protesto gösterilerinin ortak sloganı oldu: “Nefes alamıyorum.”
Fotoğraf: Kerem Yücel / AFP

Minneapolis’teki protestoların içinde pek çok ırktan insanın olmasının nedenini anlamak zor değil. Protestolara, siyah vatandaşlara ek olarak var olan adaletsizliklerin onları da kapsadığını düşünen beyaz vatandaşlar da katılıyor. ABD’de en az 23 bin siyah vatandaş koronavirüs salgını yüzünden hayatını kaybetti. Koronavirüs, siyahları hastalığa karşı en savunmasız hale getiren köklü sosyal eşitsizlikleri gün yüzüne çıkardı.

“ABD’deki devlet şiddetinin yalnızca polis güçlerinden kaynaklanmadığı çok açık’’

Bu inanılmaz yaşam kaybı, ABD’de kısıtlamalar en yüksek düzeydeyken meydana geldi. Koronavirüs vaka sayıları artmaya devam etse bile, ülke tamamen normale döndüğünde ne olacak? Çoğunluğu beyazlardan oluşan kamu görevlileri ülkeyi hızlı bir şekilde normale döndürmeye çalıştıkça, koronavirüs salgınının siyahlara yönelik yıkıcı sonuçları göz ardı edilecek. Bu durumda siyahlar ya yeni normal olarak kabul edilen sonuçlarla yaşamak ya da ölmek zorunda kalacaklar. ABD’deki devlet şiddetinin kaynağının yalnızca polis güçleri olmadığı çok açık.

Protestocuların öfkelerini besleyen yalnızca yüksek ölüm oranları değil, aynı zamanda siyahların sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılması. Bazı bölgelerde doktor ve hemşireler siyahların salgın semptomlarıyla ilgili şikayetlerine inanmamışlardı. Sosyal mesafe önlemlerine dair zararsız görünen talimatlar bile polisin siyah vatandaşları taciz etmesi için bahane haline geliyor. New York’ta salgın sürecinde gerçekleşen tutuklamaların yüzde 93’ünü siyahlar oluşturuyor. Polis, yerel hapishanelerde virüsün yayılmasını engellemek ve halk sağlığını korumak adına daha az insanı tutuklama sözü vermesine rağmen siyahları bu kararlarının dışında bırakıyor.

Michigan’da ve diğer bölgelerde silahlı beyaz protestocular seçilmiş yetkililere karşı tehdit oluşturduğunda Başkan Donald Trump onları iyi insanlar olarak tanıtıyor ve protestolara izin veriliyor. Bu beyaz protestocular sokaklarda boğularak öldürülmüyorlar. Buna karşılık, Minnesota valisi perşembe akşamı ABD Ulusal Muhafızları‘nı göreve çağırdıktan sonra Trump, polis şiddetini protesto edenlerin vurulabileceğini öne sürdü. Minneapolis’teki protestoculara polisler, göz yaşartıcı gaz ve mermilerle karşılık verdi. Protestoculara karşı uygulanan bu çifte standart, Minneapolis’teki protestoları alevlendirdi.

Protestolarla birlikte sokaklarda varlığını sürdüren öfke bu ikiyüzlülükten çok daha derin. Geçen haftalarda Georgia’da Ahmaud Arbery koşu yaparken öldürüldü, Breonna Taylor Lousville polisi tarafından vuruldu ve siyah trans birey Tony Mcdade Tallahassee’de bir polis memuru tarafından öldürüldü. Bu olaylar halk protestolara başlayıncaya dek göz ardı edildi.

‘’Siyasetin ve yönetimin çöküşü, insanları en temel haklarını talep etmeleri için salgın döneminde sokağa çıkmaya zorladı’’

Demokratlar’ın muhtemel başkan adayı, ona oy vermeyen siyahların “siyah olmadığı” şakasını yaparken, siyahlar üzerindeki polis şiddeti her gün artarak devam ediyor. Joe Biden bu şakayı yaparken siyah seçmenlerle bir yakınlık kuracağını düşünmüştü fakat bu sözleri kibirli biri olarak görünmesine yol açtı. Ayrıca, zorlukların ve çatışmaların büyüklüğünü anlayamayan, halktan kopuk bir politikacı olarak görünmesine sebep oldu. Siyasetin ve yönetimin eşzamanlı çöküşü, polis şiddetinden kurtulmak da dahil olmak üzere en temel haklarını talep etmeleri için insanları tehlikeli salgın döneminde sokağa çıkmaya zorladı.

Devlet temel görevlerini yerine getirmediğinde ve kanunsuz polis memurları şiddete başvurduğunda bunu protesto etmenin yolu nedir? Sistemin içindeyken adalete ulaşamıyorsanız, sistemi değiştirmek zorundasınız.

Salgının orantısız bir şekilde siyahları daha çok öldürmesi, devletin siyahları korumaması ve siyahların polis tarafından öldürülmesi, birçoğumuzun zaten bildiği gerçekleri doğruladı: Eğer kendimizi savunmak için harekete geçmezsek, hiçbir resmi varlığımız olmayacak. Siyahlar göz yaşartıcı gazlara ve plastik mermilere katlanıyor çünkü hükümet bizleri yalnız bıraktı. “Black Lives Matter (Siyah Hayatlar Önemlidir)’’ sloganı yalnızca biz onu önemli hale getirirsek değerli olacaktır.

Bu, ABD tarihinde yeni karşılaştığımız bir şey değil. Konut ayrımcılığı nedeniyle hükümet, siyahları evlerini boşaltmaları ve taşınmaları konusunda zorlamıştı. Siyahların olduğu her yerde, devlet sadece onların çektiği acılara karşı duyarsız değil aynı zamanda onlara karşı işlenen suçların ortağıydı. Bu, 1960’larda güneydeki Sivil Haklar hareketi ile birlikte ülkenin dört bir yanındaki şehirleri sarsan siyahların kentsel ayaklanmalarının kaynağıydı. Devletin siyahların taleplerini yerine getirememesi, yüzbinlerce insanın işleri kendi ellerine almasına neden oldu. Beyazların onaylayıp onaylamaması önemli değildir; önemli olan, resmi mekanizmaların sosyal değişim için görevlerini yerine getirememesi ve siyahların kendi adlarına hareket etmeye zorlanmasıdır.

Siyah iktidar da siyahlara yönelik polis şiddetini durduramadı

Altı yıl önce, 2014’te Ferguson’daki protestolar, benzer sosyal uyumsuzluklardan kaynaklanan ‘’Black Lives Matter’’ hareketinin yükselişine zemin hazırladı. Bu yeni hareketin ülkenin ilk siyah başkanının görev süresinde ve Kongre’de tarih boyunca ilk kez bu kadar siyah olduğu dönemde ortaya çıkması çelişkiliydi. Bu siyah iktidar, siyahlara yönelik polis şiddetini durduramadı. Asıl fark yaratan, siyah bir başkandan beklentiler değil, siyahların kendi hayatlarını savunmak için yaptıkları protestolar oldu.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus