Sosyolog Eva Illouz: “Artık devlet ile GAFA’nın (Google-Apple-Facebook-Amazon) ittifakı söz konusu”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sosyolog Eva Illouz’a göre, sağlık krizine bağlı mesafelenme, insan ilişkilerinin tabiatına bizâtihi ters bir “dâimî teyakkuz” getiriyor. Özgürlük yanılsaması veren evden çalışmanın artırdığı bir tecrit içinde oluyor bu. Etkinliklerden böyle yoksun kalınan bir gidişat, demokrasiye çıkmıyor.

Koronavirüs yüzünden evlere kapanma, evlerini işyerine çevirerek çalışanları tecrit etti. “Hem etkinliklerin gayri maddîleşmesinden, hem de mesafeli olma ilkesinden, sosyalliğimiz altüst oldu,” diyor Fransız-İsrailli sosyolog Eva Illouz. Sosyal Bilimlerde İleri Araştırmalar Okulu l’EHESS’de araştırma yöneticisi ve Kudüs İbrânî Üniversitesi’nde profesör olan bu sosyal heyecanlar uzmanı, ekonomik liberalizmin artık bireylere sosyal hareketliliği ve temel ihtiyaçları temin etmediği bir sırada, daha da parçalanmış bir topluma varılmasından korkuyor. ABD’deki ya da Fransa’daki kalabalıkların son ırkçılık-karşıtı toplanmaları bunun son göstergeleri.

Libération’dan Simon Blin’in söyleşisini Haldun Bayrı çevirdi.

Eva Illouz
Koronavirüs salgını gündelik ilişkilerde bir sosyal mesafe dayatıyor. Bu yeni sosyalliği nasıl kavramalı?

İlişkilerimizin neredeyse tamamı fizikî yakınlık üzerine kurulu. Bu sayede ötekilerin ufak heyecanlarını da çözebiliyor ve aynadakini taklit oyunuyla etkileşimlerimizi uyumlulaştırabiliyoruz. Mesafelenme, bedenlerin birleşerek o etkileşimler yaratma kapasitesini tam kalbinden vuruyor. Bize yeni sorumluluk ve kısıtlılık biçimleri dayatıyor: İlle de herhangi bir risk grubuna girmeyen ama virüs durumunu idare etme konusunda benden çok daha temkinli birine yakınken, ona nasıl davranmalıyım? Ötekilerden bedenleriyle ilişkilerini bizim için değiştirmelerini isteyebilir miyiz? Bu sorunun cevabını bilmiyorum, ama bunun sorun çıkaracağına inanıyorum; çünkü bedenle ve riskle ilişki çok mahremdir ve bir başkasının isteği uğruna zor vazgeçilir ondan. Geçmişte sorulmamış yeni sorular çıkıyor ortaya. AIDS krizi cinsel teması tehlikeli kılmıştı; burada ise sosyalliğin tamamı dâimî bir teyakkuz hâli dayatıyor.

Temassız ve maskeli toplum, heyecanlarımızın güvenilirliğine etki ediyor mu?

Güvenilirliğin tek dayanağı beden yakınlığı değildir. Sözel de olabilir. İlişkilerimizin daha ziyade aracısız, yansıtılmayan, düşünümsel olmayan karakterinin etkilendiğine inanıyorum. Kendimizi, bir başkasını hasta edebilecek, hatta öldürebilecek bir maddenin taşıyıcısı telakki etmeye zorlanıyoruz. Önceden yaşamadığımız bir kendimizi gözetleme ve ötekileri gözetleme yaklaşımına sürüklüyor bu — riskin bilişsel ve duygusal idaresine bağlı bir gözetleme yaklaşımı. Burada işin merkezinde risk mefhumu var: Başkalarına çıkardığımız risk ve başkalarının bize çıkardığı risk. Riskin böyle idaresi bizâtihi gündelik yaşantımızı oluşturan şeye ters — mekanik bir biçimde düşünmeden tekrarladığımız davranışlar ve eylemlerden oluşan bir yaşantı bu. Risk bilinci pratiklerimizin üzerine düşünümsel bir dönüşe yol açıyor. Bunca düşünümsellikle işleyecek şekilde yapılmamışız.

Bu kriz yaşamlarımızı dairelerimizin ve evlerimizin içinde yerleşikleştiren bir davranışa yöneltti. Özel ve meslekî alanlar arasındaki sınırların silinmesi midir risk?

Şirketler iki zorunlulukla karşı karşıya: Çalışanları gözetim altında tutup erişilebilir olmalarını sağlamak, ama aynı zamanda da mekândan, kaynaktan ve evde çalışan biri için gereken denetimden tasarruf etmek. Kısa süre önce Facebook, görevlilerinin önemli bir bölümünün evden çalışmaya başladığını bildirdi; çünkü çalışanların bu şekilde daha az üretken olmadıklarını, üstelik ucuz kentlerde yaşadıkları zaman çalışanların ücretlerini de kısabildiklerini keşfetmişler. ABD’deki çok popüler “gig economy” (ufak işler ekonomisi) kira bedelleri nedeniyle meskeni işyerine dönüştüreli uzun zaman oldu. Ev bir çalışma mekânı hâline geleli epey bir süre geçti yani. Ama benim her şeyden daha distopik bulduğum hâdise de var: Küçük bir devletten daha büyük bir ekonomik gücü olan Amazon hâdisesi. Amazon kriz sırasında kaydadeğer bir biçimde zenginleşti, ufak şirketlerin iflaslarından yararlanacağı için küçük esnaf ile sosyalleşme mekânlarının iflasına katkıda bulunarak, bütün tüketim mallarına erişimimizin olduğu evlere sokuyor bizi. Adorno ile Horkheimer’da bulunan, tüketimin bütün toplumsal etkinlikleri tamamen özelleştirdiği distopik bir toplum vizyonunun en uç noktaya vardırılmış hâli bu. Aynı zamanda da Naomi Klein’ın “Screen New Deal” diye adlandırdığı bu; yani devlet ile GAFA’nın (Google-Apple-Facebook-Amazon’un kısaltması) ittifakı.

Evde geçirilen ve yoğun biçimde evden çalışmaya başvurulmasıyla simgelenen bu zaman, insanın kendisi için bir zaman gibi görülebilirdi, ama baskı ve tecrit kaynağı da olabiliyor…

Evden çalışma özgürlük yanılsaması veriyor. Çok sayıda kısıtlılıktan ve doğrudan denetim altında tutulmaktan kurtarıyor. Bununla birlikte evden çalışma kararı almış olan şirketler, bir çalışma mekânında yüz yüze bakmanın yerini hiçbir şeyin tutmadığını çok çabuk fark edecekler sanıyorum. Bir çalışanın uzun süre tecrit hâlinde kaldığında motivasyonunun aynı olduğunu sanmıyorum. Ev dünyanın yerini alamaz. Ayrıca evden çalışma siyasal ve toplumsal etkinliğe, mesela sendikal etkinliğe ters olan bir işleyiş biçimi. Şayet tecrit etmek, parçalara ayırmak isteniyorsa, bunu yapmanın ideal şekli; çünkü tahakküm altında olduğunuz duygusunu vermiyor size. Muktedirle kişisel ilişki gözden kayboluyor. Özgürlüğümüz bölük pörçük yaşanıyor. Hannah Arendt’e göre totaliterleşen bir toplumun imgesidir bu. Her birimizin git gide daha fazla tecrit hâlinde kaldığı, çıkar ve yazgı ortaklığını anlamasının, ya da direnmek gerektiği zaman siyasal yapılara direnmesinin mümkün olmadığı bir kitle toplumu. Son olarak, uzaktan çalışmanın çoğunlukla beyaz yakalıları, olsa olsa bir de pembe yakalıları ilgilendirdiğini unutmayalım. Bunun umumîleşmesinin işçi sınıfıyla kırılma hatlarını belli etmeye katkıda bulunacağı anlamına gelir bu; Amerikalılar’ın kriz esnasında az ve öz şekilde the essentials diye adlandırdıklarıdır bunlar.

Tam da bu toplumsal kırılmanın, çok muhtemel bir ekonomik durgunluk da eklendiğinde, otoriter popülistlere siyaseten yaramasından çekinmiyor musunuz?

Bu kriz otoriter liderler için bir fırsat kapısı. Normal zamanda kabul ettiremeyecekleri yürütme yetkilerini ele geçirebildiler — Macaristan’da Orbán’ın, İsrail’de Netanyahu’nun, Türkiye’de Erdoğan’ın ve Mısır’da Sisi’nin durumu bu.

Liberal demokrasilerde ise krizi idare etmenin farklı yolları arasında üzerinde hemfikir olunan bir yol her zaman çıkmıyor…

Ara ara iki yol su yüzüne çıktı. Ekonomik bekayı kamu sağlığına feda edemeyenler. ABD’de ve Almanya’da, en yüce değer olarak özgürlüğü zikrederek ekonominin askıya alınmasına karşı çıkan göstericiler oldu. Esprinin takdiri size kalmış. Amerikan Anayasası’nın 2. maddesi etrafındaki siyasal bölünmeler 1. maddenin sınırları üzerine bölünmeler hâline geldi: Silah taşıma hakkını (2. madde) destekleyenler, bugün evlere kapanma kararına itaat etmemek için özgürlük gerekçesini (1. maddede savunulan) ileri sürenlerle aynı kişiler. Bu sırada, Kovid’e yakalanıp hasta olanlar ve ölenler arasında etnik azınlıklar çoğunlukta.

Bir kilisede toplanmayı, çalışmayı ve alışveriş yapmayı sürdürme hakkı adına eve kapanmaya karşı gösteri yapan ABD’li Cumhuriyetçiler ve Almanya’daki AfD (Almanya İçin Alternatif) böylelikle hareketlerinin kilit noktası boyutunu gün ışığına çıkarmış oldular: Trump’ın yasa ve düzen üzerine beyanlarının tamamen aksine, derinlemesine devlet karşıtı ve anarşist bir dürtü. Bu anlamda, o hareketlerin yolunun aşırı sol unsurlarla çakıştığını görmek ilginç oluyor; özellikle, olağanüstü hâlde özgürlüğün feda edilmesini iktidarın tehlikeli, dolayısıyla haksız bir istismarı gibi gören Giorgio Agamben ve başkalarının tavrıyla çakıştığını…

Ya öteki taraf ?

O tarafta da sağ ile konvansiyonel/itibarî sol kesişiyor. Koronavirüs krizi, sağlık nedeniyle hareketlenen bir büyük merkez ile aşırılar arasında belki de yeni sınır hatlarına işaret ediyor. Git gide daha fazla, bir beka ya da yaşam koşulları politikasına, çevresel ve biyolojik doğal felâketlerin tehdidi altındaki bir dünyayı ayakta tutma imkânıyla yüzleşebilen bir politikaya doğru yönelmemiz mümkün. Devlet bu bekayı temin etmek için fazla ileri gitmeye hazır olduğunu gösterdi. Ekolojistlerin unutmayacağı bir ders bu. Kaldı ki iklimdeki değişimin başka türlü tehditkâr tehlikeleri için yapmamış olduklarımızı bir virüs için neden yaptığımızı da sorabiliriz kendimize. Yaşam koşullarını ayakta tutmak, devletin dönüşünü ve bilimsel araştırmalarda (biyolojik felâketlere karşı mücadele vermek için), şehircilikte (esnek şehirler kurmak için) ve sağlık sisteminde benzeri görülmemiş bir yatırımı icap ettirecektir. Ama işsizlik ve ufak şirket iflasları çoğalırsa, evet, milliyetçi ve korumacı bir geri çekilme olması kuvvetle muhtemel.

Bu pandemi, devletleri en ön plana çıkararak ulusal partikülarizmleri/çıkarcılıkları da azdırmadı mı?

Hem evet hem hayır. Liderliklere özgü üslûp farkları algılandı — devlet başkanlarının kadın mı erkek mi olduğuna göre ortaya çıkan farklılık tespit edildi mesela. Devletle yurttaşlar arasındaki ilişkiyi de açığa vurdu — merkezî yönetimle federal eyaletler arasındaki ilişkinin bir kaosa yol açtığı ABD’de bu çok bârizdi. Krizin kimileri tarafından 1933’teki Reichtag yangınındaki gibi yararlanacak bir fırsat olarak kullanılma şeklini de açığa vurdu. Ama bu şekilleri bile aldığında, şaşırtıcı benzerlikler oldu. Ülkeler varsayımsal olarak çok etkili bir sağlık sözleşmesi hususunda birbirlerini taklit ettiler. Sağlığın özelleştirilmiş olduğu ABD’de, yurttaşlar krizi idare etme işini artık federal eyaletten bekliyorlar. Durumu en beter senaryoya (“worst case scenario”) göre düşünme eğilimindeki seçkinlerin riskleri idare etme şekline de bağlı bu. Bu yaklaşım uyarınca bütün dünyadaki havaalanlarının durumu tamamen değişti.

Gelecekte sol hareketler kendilerini otoriter kuvvetlere alternatif olarak nasıl kabul ettirebilir?

ABD’de bu kriz, solun uzun zamandır duyurmak için yırtındığı şeyin kesin delili: Devlet git gide daha fazla büyük şirketlere ve en zenginlere yarayan politikaların aracı hâline geliyor. Trump devlet aygıtını bir oligarşinin ve bir plütokrasinin/zenginler iktidarının âleti hâline getirdi. Başkaldırılar sadece sistemdeki ırkçılığın sonucu değil; eşitsizlikleri derinleştiren bir politikanın sonucu. Ekonomik liberalizm temel olarak toplumsal hareketlilik üzerine kuruludur. Orta sınıflar ve işçi sınıfı kırk yıldır olduğu gibi yerlerinde saymaya başlayınca, sistemin meşruluğu azalır. Neo-liberal piyasanın havarisi Hayek bile bunun bilincindeydi. Kapitalizm, 1929’da ve 2008’de vâki olduğu gibi ancak devletin ve yurttaşların müdahalesiyle kendi elinden kurtarılabildiğini birçok defa göstermiştir. ABD’de zaten 2008 Krizi’nin acısını en çok çeken gençler arasında solda bir hareketin şekillendiği görülüyor (kitlesel biçimde Bernie Sanders’ı destekleyenler bunlar). Bu gençler “sosyalist” lâfından ürkmüyorlar ve bedava sağlık erişimi, öğrenim görüp bir mesken sahibi olma imkânı istiyorlar. Liberal sistem bu en temel taleplere artık cevap veremiyor. Bu insanlar için sağlık krizi, zaten yaşanmaz hâle gelmiş olan bir dünyayı hızlandırmaktan başka bir şey yapmadı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus