Suriye: Vladimir Putin’in av sahası

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Jean-Pierre Perrin’in 8 Ağustos 2020’de médiapart’da çıkan analizini Haldun Bayrı çevirdi.

Rus Başkanı, her ne kadar bu unvanı Tahran’la paylaşması gerekse de, Suriye’de git gide daha çok mal sahibi gibi davranıyor. Beşar Esad bundan rahatsız olduğunda ise Rus basınından şiddetli bir muamele görüyor. Ama Moskova’nın hedefleri bulanık.

Paris Arap Araştırmaları ve Siyasal Etüdleri Merkezi CAREP’in yöneticisi siyasetbilimci Salam Kawakibi, Ağustos 2014’te bir Rus diplomatla görüşmesi sırasında, adamın ona, dünyanın en eski kentlerinden olan ve o sırada muhalefetin denetimindeki o harikulâde Halep şehrini korkunç bir trajedinin beklediğini haber verişini anlatıyor.

“Senin için üzülüyorum dostum; Grozni’deki senaryonun aynısı yaşanacak [Çeçenistan’ın bağımsızlık savaşı sırasında haritadan silinen başkenti – Fr.ed.n.]demiş. Sonra da aceleyle ilave etmiş: “Halep de Grozni gibi yeniden inşa edilecek” [yani geçmişinden ve hatırasından hiçbir şey kalmayacak şekilde – Fr.ed.n.].  “Bunu çok ruhsuzca, ama aynı zamanda da kocaman bir tebessümle söylüyordu” diye belirtiyor araştırmacı.

Moskova’nın Suriye’deki niyetlerinin hesabına, nemrutluğu dışında muayyen bir açıksözlülüğü de yazabiliriz. Rus Hava Kuvvetleri’nin Beşar Esad’ı 2015’te kurtarmasından beri Vladimir Putin, Suriye’nin onun av sahası olduğunu gizlemiyor.

Zira Rus yöneticiler, açıkça söylemediklerini medyaları kanalıyla yapıyorlar — kâh hayli gizli haber başlıklarıyla, kâh Vladimir Putin’in oligark dostu Evgeni Prigojin’in medyasında. Beşar Esad’a haddini bildirmek ya da onu aşağılamak söz konusu olduğunda yapılıyor bu. Son örnek: Gosnovosti gazetesinde çıkan bir yazıda, Suriyeliler’in yüzde 80’inden fazlası yoksulluk sınırının altında yaşarken, Suriye Başkanı’nın, David Hockney’in ünlü tablosu The Splash’ı Sotheby’s’deki bir açık artırmada 26 milyon avroya satın alıp karısı Esma’ya hediye ettiği açıklandı.

İş tehdide kadar da gidebiliyor. 13 Nisan’da Pravda.ru’daki bir makalede, Suriye Başkanı’nın “ülkesinde uygun şekilde idare edilebilir bir ekonomi kurmaktan âciz” olduğu ve “Suriye topraklarının bir bölümünü daha kaybedebileceği” söyleniyor.

Yani Moskova henüz tüm mülkiyetini kendi üstüne almamış da olsa, veya bazılarını Tahran’la paylaşıyor da olsa, Suriye’yi kendi evi gibi görüyor. Her ne kadar onu kapı dışarı edecek tüm kaldıraçlar elinde değilse de, Beşar Esad’a da git gide daha fazla, gecikmiş borçlarını –askerî müdahalenin maliyetini– ödeyemeyen bir kiracı gibi bakıyor.

Kremlin’den telefon siparişiyle yazdırıldığı aşikâr olan ve Suriye Başkanı’na istikrarını bozmanın ellerinde olduğunu bildiren o makalelerin nedeni bu. 25 Nisan’da, Svobodnaya Pressale şu manşeti atmaya cüret ediyordu: “Kremlin Esad’ı yerinden etmeye hazır” — hatta yerine geçmesi muhtemel iki şahsiyetin adları veriliyordu.    

Stratejik bakımdan, Rus ordusunun Kuzeydoğu Suriye’de dâimî askerî tesisleri var; bilhassa Lazkiye yakınındaki Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Deniz Üssü önemli. Sahada ise, Rus askerî danışmanları her yerde, Suriye ordusunun neredeyse her tugayındalar. Ama Rus mevcudiyeti çok başka şekillerde de kendini gösteriyor.

Moskova’nın yürüttüğü savaş, özellikle Wagner Grubu’nun mevcudiyetiyle kısmen özelleştirilmiş durumda. Oligark Evgeni Prigojin’e ait görünen bu askerî şirket Suriye’de çok etkin — özellikle de IŞİD’in elindeki hidrokarbon sahalarının geri alınmasında (bunları Libya’da da görüyoruz).

Paralı askerlerin ölümleri açıklanmadığı için Wagner’in kayıplarını kestirmek güç; fakat 200 ölüyü geçtiği söyleniyor. “Ama Rusya’nın yerel aktörler aracılığıyla kök saldığı da görülüyor. Bugün de onların mevcudiyetini sivriltiyor”, diye vurguluyor hukukçu ve muhalif Firas Kontar.

Araştırmacı, isyancılarla iktidar arasında varılan bir uzlaşmaya rağmen ayaklanmanın sürdüğü Deraa bölgesinde, Suriye ordusunun Beşar Esad’dan ziyade Moskova’ya sadakat gösteren 5. Kolordu’sunun artan kuvvetini zikrediyor.

Rus subayları tarafından eğitilen ve denetlenen, İran’ın askerî mevcudiyetini dengelemeye yönelik olarak modern tanklarla donatılan yaklaşık 5 bin kişilik bir özel kuvvetler birimi bu. “Bu yerel aktörlerin gelişmesi Suriye ordusunun aleyhine bir şekilde oluyor. Acaba Putin, günü geldiğinde Beşar Esad’ı devirebilmek maksadıyla Ruslar’ın ülkede kök salışının tamamlanmasını mı bekliyor?” diye soruyor aynı araştırmacı.

Ekonomik bakımdan, Moskova Suriye ekonomisinin yağmalanmasında da en ön safta: İmzalanan çok sayıda anlaşmayla, limanların, fosfatların ve ülke gazının yaklaşık yüzde 30’unun denetimi Moskova’ya geçti. Sahibi Rami Mahluf’un düşüşünden beri Syriatel mobil telefon ağını ve elektrik şebekesini de ele geçirmeye uğraşıyor.      

Moskova’nın bugün Suriye’de kendini bu kadar kuvvetli hissetmesi, öncelikle Suriye rejimini kurtarmış olmasından; ama aynı zamanda askerî müdahalesinin Obama dönemindeki Amerikan yönetiminin onayını almış olmasından da.

2015’te, IŞİD ve Nusra Cephesi gibi diğer radikal örgütler Suriye sahnesinde güç kazanmıştı: Ülkenin doğusunun büyük bir kısmını denetimleri altında tutmakta ve batısındaki şehirleri tehdit etmekteydiler. “Esad rejiminin sonunda çökmesinden endişe duyuyorduk – hem de çabucak çökmesinden; İsrail’in güvenliğinin de dahil olduğu Amerikan çıkarlarını tehlikeye sokardı bu” diye açıklamıştı, Obama yönetiminde Ortadoğu’dan sorumlu Savunma Müsteşarı Andrew Exum, Temsilciler Meclisi’ndeki bir oturumda.

Dolayısıyla, Suriye’deki iktidarla dostluğu eskiye dayanan ve onu kurtarmaya en kadir güç gibi beliren Moskova’yla görüşmeler başlayacaktır. “2016 yılında uzunca bir süre, Amerikan yönetimi Rus genelkurmayı ve istihbarat servisleriyle Suriye’nin geleceği üzerine hatasıyla sevabıyla uzun bir müzakere süreci başlattı” diye belirtmişti, bu görüşmelerde Pentagon’u temsil eden eski bakan — bunun ne kadar sağlam temelli olduğu konusunda kendi kendine sorular sorduğunu, ama bu görüşmelerin yapılmasını Başkan Barack Obama’nın istediğini belirtiyordu.

Müdahalesini anti-terörist bir operasyon gibi sunacak ve Türkiye, Ürdün ve Lübnan gibi ABD müttefiklerini buna katılmaya davet edecek zekâyı göstermişti Moskova. Washington’ın IŞİD’e karşı yönettiği koalisyonun sahneye girmesi üzerine, Washington ile Moskova’nın ilişkileri, iki ordu arasında yaşanabilecek kazalardan kaçınmak için askerî alanla sınırlı bir işbirliğine bile varacaktı.

Esad “kendisini şamar oğlanına çeviren Ruslar’a ve İranlılar’a hiç olmadığı kadar bağımlı”

Amerikalılar Moskova’nın bu müzakereleri kendi amaçları için ne şekilde kullandığını iyi görüyorlar. Yine Andrew Exum’un tanıklığından: “Rusya’nın, terörizmle mücadeleye giriştiğini iddia ederken askerî çabalarının çoğunu Esad rejiminin laik ya da ılımlı İslâmî muhalefetini yok etmekte yoğunlaştırdığı bârizdi.”

“Biz, en aşırılıkçı İslâmcılar’ın 2016 başında Suriye’nin doğusunda ve El Nusra Cephesi’nin özellikle kuvvetli olduğu Kuzeydoğu Suriye’de bulunduklarını biliyorduk. Oysa Rusya, daha ılımlı grupların bulunduğu Halep’i ya da Şam’daki kentsel mıntıkaları geri almaya çabalıyordu” diye sürdürüyor sözünü.

Bununla birlikte Obama yönetimi buna göz yumacak ve Moskova’nın cihadcı olmayan muhalefeti ortadan kaldırmasına ses çıkarmayacaktır. Rusya’ya Kırım’ı ilhakının yol açtığı tecrit edilmişliğinden çıkma fırsatı verecektir bu; böylelikle, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1913 sayılı kararını Libya’da bir rejim değişimi için kullanan Batılılar’dan rövanşını da alacaktır.

Bugün, Rusya’yla ABD arasında Suriye sorunu üzerine resmî bir diyalog kanalı tekrar kuruldu. Ve ABD’nin Suriye özel temsilcisi James Jeffrey, tumturaklı bir şekilde şunu ilan etti: “Tek hedefi İran’a bağlı kuvvetlerin çekilmesi olduğundan, ABD, Suriye’deki Rus üslerinin kaldırılmasını istemeyecektir.”

Bununla birlikte Moskova, halihazırda Suriye’deki mülkiyet senedini Tahran’la paylaşmak zorunda. Rus basınını okuduğunuzda ise, Devrim Muhafızları, Lübnan Hizbullahı ve onlarca İran-yanlısı milis grubuyla sahaya müdahale ederek rejimin kurtulmasına katkıda bulunan İranlı müttefikinin Rusya’yı yeterince rahatsız ettiği görülüyor.

İki ortak arasında düzenli şekilde yaşanan bel altından tepişmeler buradan geliyor. Beşar Esad’ın gözünü kırpmadan harcadığı, onun büyük finans kaynağı Rami Mahluf’un davası bunun bir örneği. “Bu konuda çok spekülasyonlar var,” diye belirtiyor Salam Kawakibi, “En çok söyleneni, Mahluf’u Tahran’ın, Esad’ı ise Ruslar’ın desteklediği. Ama tıpkı babası ve kardeşi gibi Mahluf’un da tüm servetinin Rusya’da olduğu göz önüne alınırsa, belki de bu kadar basit değildir.”

Şimdilik Kremlin’in İranlı müttefikine hâlâ ihtiyacı var; özellikle üç milyon civarında nüfus bulunan İdlib tekrar fethedilmediği sürece.

Zira Türkiye’nin himayesindeki bu kapalı bölge, kuzeybatıdaki dâimî Rus askerî tesislerine çok uzak değil; bu âsi bölgenin büyük kısmının denetimi, aynı anda hem Heyet Tahrir el Şam (eski El Nusra Cephesi ve El Kaide’nin Suriye’deki eski kolu), hem de bütünüyle fanatikleşmiş iki İslâmcı grup olan Huraseddin ve Türkistan İslâmî Hareketi’nde — ki bu da Kafkasya’dan gelmiş ve Moskova’nın yok etmek istediği binlerce cihadcı demek.

Ayrıca Rus Hava Kuvvetleri de, ateşkes dönemleri dışında, İdlib’e gözü dönmüşçe saldırıyor; öyle ki, genellikle Suriye konusunda çok ürkek olan BM Araştırma Komisyonu, 7 Temmuz tarihli bir raporunda, Rus ordusunu –ve Suriye rejimini– okulları, hastaneleri, özellikle de yakın zamanda pazar yerlerini bombardımana tutarak savaş suçları işlemekle itham etti.

Birleşmiş Milletler’den İdlib için gelen insanî yardım (ki Rusya, bu yardımın sadece yüzde 0,3’ü kadar katkıda bulunmaktadır) dağıtımının Moskova tarafından dört geçişin ikisi kapatılarak engellenmesi de az manidar değil. Bu yüzden, esas olarak Avrupa Birliği kaynaklı bağışçılar (5.5 milyar dolar toplanmıştır), yardımı Esad rejimine bağımlı örgütlere devretmek zorunda kaldılar.

“Özet olarak, çatışmanın aktörlerinden biri, insanlığa karşı suçlar işlemekle itham ediliyor; kurbanlar için gelen yardıma el koyup bunu Birleşmiş Milletler hukukunun yasallığı içinde müttefiki Beşar Esad’ın lehine bir silaha çeviriyor o. Birleşmiş Milletler’in gediklerini cânice bir proje için kullanmada, şimdiye kadar hiç kimse Vladimir Putin kadar ileri gitmemişti” diye bağlıyor sözü Firas Kontar.

“Esad Şam’ı muhafaza etti”, diye özetliyor siyasetbilimci akademisyen Ziyad Mecid (Ziad Majed), “ama hükümranlığı, cehennemî bir hapishaneyi andıran kurumlarını aşmıyor ve yazgısı, kendisini sırayla şamar oğlanına çeviren Ruslar’a ve İranlılar’a hiç olmadığı kadar bağımlı. Göründüğü kadarıyla bu güçler onu “feda” etmemekte anlaşmışlar – en azından şimdilik. Yeni yaptırım dalgaları bir yeniden inşayı, yani uluslararası çapta bir normalleşmeyi bu rejimle neredeyse imkânsız kılıyor; durumu özellikle Ruslar için daha da karmaşıklaştıracak bu; ama henüz hiçbir şey öngörülemiyor.”

Himayelerine aldıkları Esad’a Ruslar ne amaçla kötü muamele ediyorlar peki? “Bunu tefrik etmek hâlâ güç” diyor, Fransa’nın eski Şam büyükelçisi ve Montaigne Enstitüsü’nde araştırmacı Michel Duclos, “Suriye’deki Rus firmaları için en iyi koşulları yaratmak mı söz konusu sadece? Sahadaki ‘zafer’lerini onaylayacak bir siyasî anlaşmaya varmak için, BM’nin yavaş süreci çerçevesinde, rejimden yeterince taviz koparmak mı söz konusu? Bu takdirde de, rejim unsurlarından kendilerine kul köle olacak adamlardan birini Beşar Esad’ın yerine getirmeye ya da bu sürece yardımcı olmaya kadar işi vardırmaya hazırlar mı?”

Bunlar belli olmasa da, Suriye sayesinde Moskova, Ortadoğu’ya muzafferâne bir dönüş yaptı. Temsilciler Meclisi’ne tanıklık ederken Andrew Exum, şimdi Moskova’nın bölgedeki Washington müttefiklerine bu dili kullandığını açıklıyordu: “ABD’ye iyi günde kötü günde güvenemezsiniz. Ama bize güvenebilirsiniz. Bunun kanıtı da Suriye’dir.”  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus