Yıldızın parladığı anlar: Meral Akşener ve İYİ Parti

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Zelal Direkci 

Merhaba, iyi günler. Bugün ikinci kez karşınızdayım. Gündüz yaptığım yayında başını açan kadınların nasıl iktidarı, iktidar partisini ve onun destekçilerini tedirgin ettiğini anlatmıştım. Şimdi ise bambaşka bir konuyu, iç siyasette son günlerin belki en gözde konusunu, İYİ Parti ve Meral Akşener’i, daha doğrusu iktidar ortaklarının İYİ Parti ve Meral Akşener’e yönelik sempati kampanyalarını ele almak istiyorum.

Önce, biliyorsunuz Devlet Bahçeli çıkış yaptı gazetecilere — ki geçen hafta bunu değerlendirmiştim. Gazetecilere Meral Akşener’in namaz kılmasından övgüyle bahsetti. Burada bir dipnot düşmekte yarar var: Bu yayının başlığı, yani “yıldızın parladığı anlar” başlığı, aslında Stefan Zweig’ın ünlü bir kitabından esinlenerek seçildi. Bu kitabın tam adı İnsanlık Tarihinde Yıldızın Parladığı Anlar ya da İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar ve ilginç bir şekilde, tarihten 12 ânı ele aldığı bu kitabın ilk ânı, yani girişi, Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethi, yani Ayasofya bir anlamda. Ben bu başlığı seçtiğim zaman bunu bilerek seçmedim, daha sonra kitap hakkında hafızamı tazelemek anlamında baktığım zaman, evet, Bizans’ın fethi ile başladığını hatırladım. Bu da bir denk gelme/tevâfuk olarak kayda geçsin isterim. Evet, Meral Akşener gitti namaz kıldı. O ilk cumaya gidemedi, çünkü koruma polislerinden birisi pozitif çıkmıştı — Kovid’den dolayı kendini karantinaya almıştı. İlk fırsatta gitti namazını kıldı ve Devlet Bahçeli de buradan hareketle ona bir zeytin dalı uzattı, evine dönmesini istedi; çok sempatik, çok yumuşak şeyler söyledi. Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ayasofya’da kıldığı yeni cuma namazında da aynı şekilde Devlet Bahçeli’nin Meral Akşener’e yönelik davetini olumlu bulduğunu, zira Meral Akşener ve partisinin “yerli ve milli” olduğunu söyledi. “Yerli ve milli” olarak bulunduğu yerden rahatsız olması gerektiğini vurguladı; yani “Millet İttifakı’nın yanı, CHP ile ittifak. Ve o da kendisini Cumhur İttifakı’na davet etti. Tabii biliyoruz, gerek Bahçeli gerek Erdoğan, kurulduğu andan itibaren İYİ Parti ve Meral Akşener hakkında kimi zaman açık kimi zaman örtülü bir şekilde genellikle kötü şeyler söylediler; pozitif pek bir şey yaptıklarına tanık olmadık. Bir tek bir resepsiyonda Meral Akşener ile Tayyip Erdoğan’ın –Cumhuriyet Bayramı olsa gerek, yanlış hatırlamıyorsam, orada– bir samimi fotoğrafları düştü ve o fotoğraflardan hareketle de, “Yoksa tekrardan yakınlaşma mı var?” denmişti. Burada tabii ki tekrar hatırlatalım: Meral Akşener’in ilk kuruluş ânında AKP kurucuları arasında adı geçiyordu, ama son anda vazgeçip MHP’ye dahil olmuştu. Bir diğer husus da, Akşener’in ve İYİ Parti sözcülerinin iktidara yönelik ve Erdoğan’a yönelik eleştirilerinde hep ölçülü davranmaları, çok sert, çok vahim, geri dönüşü olmayan çıkışlar yapmamaları ve bir anlamda da AKP ile MHP’yi, Erdoğan ile Bahçeli’yi ayırmaya çalışmaları biliniyordu. Dolayısıyla İYİ Parti uzun bir süredir muhalefet konumunda, ama iktidar ile kavga etmeyen, iktidarla pekâlâ birtakım ortak noktalarda birlikte hareket edebilirmiş gibi tanımlandı ve en büyük farklılık olarak da “parlamenter sistem mi başkanlık sistemi mi?” ayrımı çıkartıldı İYİ Parti tarafından. Parlamenter sisteme geri dönüşü Erdoğan’ın istemesi durumunda birçok şey hallolacakmış gibi bir izlenim yarattı İYİ Parti. Ama biliyoruz, değişik kamuoyu araştırmalarında İYİ Parti tabanında çok güçlü bir AK Parti ve Erdoğan antipatisi var; birçok konuda bunun örnekleri görüldü. İktidarın bazı uygulamalarıyla ilgili değişik sorular sorulduğu zaman, parti bağlantısı ile beraber bakıldığında, İYİ Parti tabanının birçok konuda CHP’lilerden bile kimi durumda daha sert bir iktidar karşıtı olduğunu görüyoruz. Böyle ilginç bir durum. Yani tabanda iktidara yönelik olarak bir öfke, bir sevmeme hâli; ama tavanda iktidarla çok da bütün köprüleri atmama hâliyle giden bir olay. Bu geldiğimiz noktada, önce Bahçeli’nin attığı adım, ardından Erdoğan’ın ona verdiği destek ne anlama geliyor? Bunu daha önce defalarca yorumladım; bu, iktidar koalisyonunun artık daha fazla yürüyemediğinin itirafıdır ve ömürlerini uzatmak için katabildikleri kadar başka unsurları içlerine katmak istiyorlar. İlk akla gelen de tabii ki İYİ Parti. İYİ Parti’nin koparılması durumda CHP’nin elinin iyice zorlaşacağı varsayılıyor; çünkü İYİ Parti, Millet İttifakı’ndaki en önemli sağcı bileşen. Eğer İYİ Parti olmasa, CHP’nin Saadet Partisi ile –ki onun durumu da belirsiz– ya da HDP ile, ve bu kurulan iki yeni partiyle yola devam edip edemeyeceği iyice şüpheli hâle gelebilir. Dolayısıyla İYİ Parti burada iktidar ortakları tarafından o zincirde koparılması gereken ilk halka. Peki bu mümkün mü? Bunu çok söyledim, imkânsız değil; ama bana çok gerçekçi gelmiyor, çünkü iktidar iyice kaybediyor, İYİ Parti hiç de fena bir noktada değil, dolayısıyla çok da Cumhur İttifakı’na ihtiyacı yok. Cumhur İttifakı’nın kendisine duyduğu ihtiyacın onda biri, hatta yüzde biri kadar bile o ittifaka ihtiyacı yok. Fakat bu durum –bu noktada başlığımıza geliyoruz–, şu anda yaşadığımız durum, İYİ Parti için olağanüstü iyi bir durum. Bir bakıyorsunuz, bir tarafta muhalefet cephesinin, muhalefet blokunun olmazsa olmazı haline gelmiş bir parti; aldığı oylar ortada, belli bir oyu var, örgütlenmesini tamamlamış, iyi kötü dinamik bir yapısı var ve cumhurbaşkanlığı seçiminde liderini aday göstermiş, hiç de az olmayan bir oyu Meral Akşener tek başına almış –tabii ki Erdoğan ve Muharrem İnce’ye göre az bir oy aldı, ama Muharrem İnce’nin varlığında aldığı oy çok önemli–; dolayısyla muhalefet cephesinin olmazsa olmazı. Ama öte yandan iktidar tarafından da kendisine “kur yapılan” bir parti durumuna geldi.

Bu durum İYİ Parti’ye aleyhte bir şey getirir mi? Yani şöyle soralım soruyu: Önce Bahçeli’nin sonra Erdoğan’ın İYİ Parti’ye ve Meral Akşener’e yönelik söyledikleri olumlu sözler, ona uzattıkları zeytin dalı ya da çiçek –ne derseniz– İYİ Parti’ye zarar verir mi?

Tabii ki birtakım ekşimelere yol açmıyor değil — gerek İYİ Parti tabanında, gerekse de diğer muhalefet partilerinde bunun bir rahatsızlık doğurma ihtimali kesinlikle var, muhakkak var. Belki de iktidar ortakları esas bunu amaçlıyorlar; yani böyle bir rahatsızlık yaratmak, tedirginlik ve kuşku yaratmak istiyorlar bu uzattıkları çiçekle. Niye size çiçek uzatılıyor? Demek sizin oraya, Cumhur İttifakı’na gitme ihtimaliniz var ki…” ya da “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” gibi yorumlara neden olmak istiyor olabilirler; ama öte yandan çok daha ciddi bir sonuç var –ki bu iktidarın bu stratejisinin ne kadar anlamsız olduğunu bize gösteriyor–; yani bir anlamda ava giderken avlanıyorlar, o da şu: Bu yaptıklarıyla İYİ Parti’ye ve Meral Akşener’e yönelik sempatik sözleri, övgüleri, onu kendi jargonlarıyla “yerli ve milli” olarak tanımlamak, yani “yanlış yapan ama kazanılması gereken bizim insanımız” muamelesi, AKP ve MHP tabanında oy vermemeyi düşünen ama tam da nereye gideceğini bilmeyen kesimlerin İYİ Parti’ye sempatik bakmasına pekâlâ yol açabilir. Şöyle açıklayayım: Önce Bahçeli’nin sonra Erdoğan’ın övdüğü, çağrıda bulunduğu, davet ettiği bir Meral Akşener’e pekâlâ bugün MHP’ye oy vermiş olan birisi bir şekilde oy verebilir, İYİ Parti’ye oy verebilir. Hatta AKP’ye oy verenler de verebilir. Bu yaptıkları, bu strateji bence başlı başına İYİ Parti’ye ve Meral Akşener’e, dolayısıyla muhalefete hizmet ediyor. Kazandıkları bir şeyler olabilir. Yarattıkları bir rahatsızlık olabilir. Şu olabilir, bu olabilir; küçük çaplı bir tatsızlığa yol açmış olabilirler; ama bu yaptıklarıyla çok farklı bir şey de yapıyorlar: Kendi tabanlarındaki İYİ Parti ve Meral Akşener’e yönelik tereddütleri büyük ölçüde ortadan kaldırıyorlar, ona çok geniş bir meşruiyet alanı sağlıyorlar. Bu bence çok vahim bir yanlış; bu görüşlerin sadece kendimin geliştirdiği görüşler olmadığını, bu konuda özellikle kendisinden izin almadığım için ismini veremediğim bir dostumdan büyük ölçüde etkilendiğimi de söylemek isterim. Bu konuda ava giderken avlanma ihtimali konusunu bana hatırlatan bu arkadaşıma da –ki kendisi siyasetin nabzını çok iyi tutan bu işin profesyonellerinden birisidir– burada teşekkür etmek isterim. Burada çok ciddi bir yanlış yapıyorlar. Bunun aslında kendi sorunlarını çözememekle beraber, çözümü sadece karşı tarafı dağıtmak olarak gören bir bakış açısının yaptığı yeni bir hata olarak kayıtlara geçilmesi gerektiği kanısındayım. Bu noktada bir hatırlatma yapayım: Yarın saat 14.00’te tam da bu konuları stüdyoda, Levent Güntekin ve Burak Bilgehan Özpek ile konuşacağız. Meral Akşener ve İYİ Parti’ye ek olarak Muharrem İnce’yi de ekleyeceğiz; çünkü biliyorsunuz ikisi birlikte gidiyor. Gerek Bahçeli’nin açıklamalarında gerek ardından Erdoğan’ın açıklamalarında hem bir Meral Akşener’e uzatılan bir çiçek hem de Muharrem İnce’ye verilen bir açık çek var. Bu açık çek nasıl veriliyor? “Tabii ki istediğini yapmak hakkıdır, parti kurmak hakkıdır” gibi, önce Bahçeli ardından Erdoğan söylemişti, onun hangi aşamaya geldiğini de yarınki üç kişilik tartışmamızda ele alacağız; ama şu hâliyle bugünden Meral Akşener ve İYİ Parti konusunda, gerek Bahçeli’nin gerekse Erdoğan’ın kârdan çok zarar ettiklerini özellikle vurgulamak istiyorum. Bitirirken bir not düşmek istiyorum: Emre Gönlüşen bir gazeteci, spor gazetecisi, kırklı yaşlarında hayata veda etti. Kendisiyle NTV’de çalıştığım zamanlarda bir tanışıklık olduğunu düşünüyorum; ama bana göre yaşça küçük ve biz NTV’de çalışırken, spor ve haber departmanları bayağı bir ayrıydı; ama sima olarak bildiğim, sosyal medyada çok yakından bildiğim –artık günümüzde böyle şeyler var; insanlar hayatta birbirlerini hiç görmeseler bile sosyal medyadan arkadaş dost olabiliyorlar– Emre benim için böyle birisiydi. Benim bilenler bilir, Twitter’da hemen hemen her sabah, aksilik olmazsa –ki olmadı şu âna kadar– her sabah kedi fotoğrafları paylaşıyorum ve Emre Gönlüşen benim fotoğraflarımın hemen hemen hepsini istisnasız ve en erken zamanda diyelim –ki ben genelde sabah 9’da paylaşırım, o saat 10’a kalmadan– onu tekrar takipçileriyle paylaşan ve burada, kediler üzerinden, kedi güzelliği üzerinden, normal hayatta kurmadığımız dostluğu sosyal medya üzerinden kurmuş olduğumuz bir meslektaşımdı. Kendisi, bir kez yendiği kansere ikinci kez maalesef yenilik düştü. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Nur içinde yatsın. Onu da özel olarak vurgulamak istiyorum ve ailesine, eşine, çocuklarına ve diğer yakınlarına, çalışma arkadaşlarına başsağlığı diliyorum.

Evet söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus