Üç farklı ve etkili siyasetçi: Altan Tan, Sırrı Süreyya Önder ve Ayhan Bilgen

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kobani olayları soruşturması kapsamında gözaltına alınan 82 kişiden ilk aşamada, Altan Tan, Sırrı Süreyya Önder ve Gülfer Akkaya tahliye olurken, Kars Belediye Eşbaşkanı Ayhan Bilgen dahil 17 kişi tutuklandı. Ruşen Çakır, yakından tanıdığı Tan, Önder ve Bilgen’i, onların siyasi hayata kattıklarını anlattı.

Yayına hazırlayan: Sema Kahriman 

Merhaba, bugün Kobani olayları kapsamında gözaltına alınan HDP’lilerin bir kısmı hakkında karar çıktı: 17 kişi tutuklandı, 3 kişi adlî kontrol şartıyla tahliye edildi. Tahliye edilenler Altan Tan, Sırrı Süreyya Önder ve Gülfer Akkaya. Tutuklananların içerisinde Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de var. Bu yayını aslında gözaltılar sırasında yapmayı düşündüm ve başlığı da “Altan, Ayhan ve Sırrı” olacaktı. Çünkü burada üç ayrı arkadaşımdan bahsetmek istiyorum; ama yine de başlığa soyadlarını koyayım dedim. Bir de bekleyeyim ne olacağını. Ve bugünkü kararda bu 3 kişi hakkında karar belli oldu. En azından tutuklanıp tutuklanmadıkları belli oldu. Ayhan tutuklandı, Sırrı Süreyya ve Altan Tan serbest bırakıldı. 

Bu aslında kişisel bir yayın diyebilirim; çünkü bu 3 kişiyle ayrı ayrı zamanlarda ayrı ayrı yerlerde tanıştım. Ve tanıştığım zaman hiçbirisi HDP milletvekili değildi. Daha sonraki süreçlerde oldu bu. Ve gözaltına alınanların içerisinde başka tanıdıklarım, bildiklerim de var; ama yakınlık olarak Altan Tan’ı, Sırrı Süreyya Önder’i ve Ayhan Bilgen’i ayrı değerlendirmek istiyorum — onlarla daha fazla yakın olduğum için. Aslında birbirinden farklı üç kişi söz konusu. Kendileriyle tanışma sıramla gidecek olursak, ilk olarak Altan ile tanıştım. 

Altan ile 1990’lı yılların başında –yanılmıyorsam 91 seçimiydi– tanışmıştım. Altan, Refah Partisi’nde Güneydoğu bölge müfettişiydi. Tam o sırada, 91 seçimlerinde Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ile –daha sonra MHP oldu, Alparslan Türkeş liderliğinde– ve Islahatçı Demokrasi Partisi’yle bir seçim ittifakına gitme kararı alınca, Güneydoğu’daki bir grup partili ayrılmıştı. Bunlardan birisi de Altan idi. Altan, İslamcı ama aynı zamanda Kürt sorununa duyarlı birisi olarak ilk o zamanlar ismini duyurdu. O sırada, istifasından kısa bir süre sonra tanıştık. Değişik şekillerde bir İslamcı olarak tanıdım Altan Tan’ı. Ve ondan sonra da benim gazeteciliğim, onun siyasî kariyeri boyunca bir şekilde birbirimizden hep haberdar olduk. Onunla çok sayıda röportaj yaptım. Mesela, hiç unutmuyorum, Cumhuriyet gazetesine ilk “Hizbullah-PKK çatışması” manşetini attığımızda –91 yılındaydı yanılmıyorsam–, onun bilgisini esas olarak Altan Tan’dan almıştım. Ama Altan bana kendi adını da vermek istemedi ve bana demişti ki: “Sakın imzalı bir şekilde yapma, başına iş alırsın” — o tarihte. Onun verdiği bilgiyle ve başka yerlerden de kontrol ederek 91’de bunu yapmıştık. Daha sonra Altan Tan HDP’nin öncülü partilerde de çalıştı, yönetici oldu, ama esas onun Aydın Menderes’in Büyük Değişim Partisi’nin kurucuları arasında yer almasına yakından tanıklık ettim. Çünkü Aydın Bey’i de ayrıca tanıyordum. Orada ilginç iki insan bir araya gelmişti, kısa süre içerisinde başarısız oldu. Birlikte Demokrat Parti’ye geçtiler. O da yürümedi. 

Altan aslında seküler bir Kürt ailesinin dindar çocuğu. Ve babası Bedii Tan zaten 12 Eylül dönemi Diyarbakır Cezaevi’nin doğrudan mağdurlarından. Böyle de bir ailesi var. Bildiğim kadarıyla aslen Mardinli olmaları lâzım. Kitaplar yazdı, konferanslar verdi ve HDP’den değişik dönemlerde milletvekili seçildi. Bu süreçlerde, çözüm süreçlerinde HDP ile beraber Kandil’e de gitti, fotoğrafları da vardır, ama mesafeli ve eleştirel tutumunu hiç bırakmadı. Ve bu nedenle de HDP çevreleriyle ilişkisi hep sorunlu oldu. Kimi dönemde çok sert eleştiriler de yöneltti. En sonunda da HDP’den koptu. O HDP’den koptu, ama devletin gözünde kopmuş değil ki, yıllar önceki Kobani olayları bahane edilerek Altan da bu gözaltı furyasına katıldı. Şu anda tahliye oldu. Geçmiş olsun diyorum. 

Altan Tan’ın geçmişte bir ilginçliği, kendisinin Türk sağının ilginç yapılanmalarından birisi olan Yeniden Milli Mücadele ile ilk gençlik yıllarında ilişki içerisinde olmasıydı. O dönemden tanıdığım Melih Gökçek Keçiören Belediye Başkanı iken, yani Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olmadan önce, onun Keçiören Belediye Başkanlığı zamanında yardımcılığını da yapmış. Çok ilginç bir siyasî geçmişi olan, sözünü esirgemeyen değişik bir siyasetçi. Ve bence Altan Tan Türkiye’deki siyasete renk katan, derinlik katan bir isim. Birçok partide yer aldı. Şu anda bağımsız bir şekilde duruyor. Ama şunu biliyorum: Bizim Medyascope’ta onunla yaptığımız yayınların –ki genellikle Diyarbakır’daki arkadaşımız Ferit yapıyor– YouTube‘da çok büyük, çok geniş bir izleyici kitlesi var. Nasıl söyleyeyim? İnsanlara hitap etmeyi biliyor, sözleri ciddiye alınan, önemsenen, tabii kızılan da bir kişi. 

Sırrı Süreyya Önder ise bambaşka. Onunla tanışmamız 2007 olsa gerek, o zaman o da milletvekili değildi. Onun Beynelminel filmini seyretmiştim. Biraz ürkerek seyrettim, ama çok sevmiştim. Sonra bir Almanya yolculuğunda, yanılmıyorsam uçakta birisi yanıma geldi, kendisini tanıttı, oymuş. Ve öyle biraz ayaküstü konuştuk, oradan beri bir dostluğumuz var. Ama çok büyük bir ortak geçmişimiz varmış, onu sonradan öğrendik. Biz Sırrı’yla aynı sol hareketler içerisinde bulunmuşuz; ama ben İstanbul’da, o Ankara’da. Çok ortak arkadaşımız vari özellikle sinemacı olduğu için orada çok ortak dostumuz var. Sırrı Süreyya’yı bazıları Kürt zanneder, ama Adıyamanlı bir Türkmen ve solcu birisi. Çok değişik birisi, çok parlak birisi ve çok yaratıcı birisi. Sanatçı aynı zamanda. Ve çok iyi bir siyasetçi bence. Sırrı da parlak birisi olduğu için çok seveni ve de çok nefret edeni, kızanı var. Kendisi ile cezaevinden çıktıktan sonra o yaptığımız söyleşide –online yapmıştım, stüdyoya gelememişti, sağlık sorunları da var Sırrı Süreyya’nın–, çok büyük bir ilgi görmüştü. Ve zaten İYİ Partililer’in de peş peşe cevaplar vermesine neden olmuştu. 

Sırrı Süreyya’nın da en büyük özelliği –demin Altan için söyledim–, o çözüm süreçlerinin en vazgeçilmez aktörlerinden birisiydi. İmralı’ya da gidiyordu, Kandil’e de gidiyordu, Ankara’ya da gidiyordu. O meşhur Dolmabahçe’deki görüşmede, yani bunun bir müzakereye evrileceği anda da Dolmabahçe’de hükümet adına Yalçın Akdoğan ve HDP adına Sırrı Süreyya ve diğerleri tabii ki İdris Baluken ve başkaları da vardı. Ama ilk öne çıkan kişiler bunlardı. Burada ilginç bir husus var: Sırrı Süreyya uçağa binemeyen birisi. Kendisiyle Berlin’de uçakta karşılaştığımızı söyledim. Meğer galiba bu onun son uçak yolculuklarından birisi olmuş, onun dönüşünü yapmıştır herhalde. Çünkü başından bir uçak kazası geçmiş, öyle anlatmıştı. Orta Asya’da bir yerde ve ondan beri uçağa binmekte çok ciddi sorunlar yaşıyor. Ve bu nedenle de çok çarpıcı öyküleri vardır. Zaten Sırrı her şeyi çok güzel anlattığı için, öykülerini hep büyük bir keyifle dinlemişimdir. Bütün bu çözüm süreçlerinde, yani İmralı, Ankara ve Kandil bütün bunları karayolundan yapan –zaten eskiden profesyonel olarak şoförlük yapmış–, karayoluyla yapan birisi.

Sırrı Süreyya Önder Türkiye’de özellikle Kürt hareketi ile solun buluşmasında önemli bir isim. Ama bence bunun ötesinde, aslında Kürt hareketinin tüm Türkiye ile buluşmasında önemli birisi. Çünkü Sırrı Süreyya Önder’e baktığı zaman insanlar bir solcudan çok bir yaratıcı, entelektüel, bir sanatçı görüyor. Siyaseti de çok küçük yaşta ailesinden tebarüz etmiş bir solcu. 

12 Eylül döneminde hapis yatmıştı bayağı uzun bir süre. Benden çok daha fazla yattığını biliyorum. Ama bütün bunlara rağmen hep ayakta durmayı, ayakta kalmayı bilen birisi ve şikâyet etmekten çok, yani sorundan bahsetmekten çok, çözümden bahseden birisi. Konuşulabilen birisi, herkes ile konuşabilen birisi. HDP’de milletvekili olmadan önce AKP tabanına daha fazla hitap eden televizyon kanallarına çok çıkmış, oralarda da çok popüler olmuş bir kişi. Yani Altan Tan’dan sonra Türkiye siyaseti için başka bir parlak isim. 

Ve Ayhan Bilgen. Onunla da Sırrı ile hemen hemen aynı tarihlerde tanıştık. 2007 olsa gerek. O tarihte, HDP bir isimle seçime giriyordu, neydi onun adı, adına bakayım buradan: “Bin Umut Adayları”. Konya’dan bağımsız aday olmuştu. Ben de gazeteci olarak Konya’ya gitmiştim. Konya’da daha çok Saadet Partisi ve Ak Parti’nin çalışmalarını takip etmeye gitmiştim. Orada ilk karşılaşmamız oldu yanılmıyorsam. Ama tabii birbirimizi yıllardır tanıyorduk. Ayhan Bilgen de Altan Tan gibi İslâmî hareketten gelen birisi. Mazlum-Der’in Ankara şube başkanlığını ve daha sonra da genel başkanlığını üstlenmiş birisi. Çok değişik, kendisini çok iyi yetiştirmiş bir aydın her şeyden önce. Ben kendisine bakınca esas olarak siyasetçi değil bir aydın görüyorum, bir entelektüel görüyorum. Ayhan Bilgen’i tanıyanlar bilir; en önemli özelliği içtenliği, samimiyeti ve nezaketidir. Birbirimizi yıllardır tanırız, çok yerde birlikte olduk, sohbet ettik, onunla çok röportajda yaptık, canlı yayın da yaptık. Ben ona hâlâ “sen” diye hitap ederim, o da bana hâlâ “siz” diye hitap eder. Bunun ne zaman biteceğini kendisine sorarım, her seferinde de gülerek cevap verir. Onun çok değişik, siyasette çok yaratıcı ve de çok şeffaf bir siyasetçi olduğunu biliyoruz. Kars’ta milletvekili seçildi, onu bırakıp belediye başkanı oldu ve parlak bir belediye başkanlığı sınavı verdi. Her şeyden önce şeffaf ve belediye başkanı seçildiği andan itibaren defalarca Kars’a kayyum atanacağı spekülasyonları yapıldı. Ama o bir taraftan bu spekülasyonlara karşı mücadele ederken diğer yandan Kars için çalıştı. Ve bunu yapmasının ötesinde de hem Kars için belediye başkanlığını yürütürken, hep oradan gelen olumlu haberler, pozitif adımları duyduk. Diğer yandan da ülke genelinde, özellikle sosyal medyada son derece sağduyulu, basiret sahibi birisi olarak sakin bir şekilde Türkiye hakkındaki görüşlerini de söylemeye devam etti. 

İlginçtir, HDP’nin yıllardır milletvekilliğini yaptı, grup başkanvekilliğini yaptı, daha sonra belediye başkanı oldu. Açıkçası HDP eş genel başkanı olmasını bekledim, ama olmadı nedense aradaki süreçlerde. Bana hep Ayhan Bilgen sanki HDP ile, ama aynı zamanda partiler üstü bir siyasetçi gibi geldi. Onun o entelektüel kişiliği, serinkanlı kişiliği ile beraber. Oradaki mesele şu: Üç isim de, Altan Tan da, Sırrı Süreyya Önder de, Ayhan Bilgen de, Kürt hareketini Türkiye’ye açmanın dışında –böyle bir fonksiyon tabii ki var ve o hareket bunları alırken, milletvekili yaparken, yönetici yaparken bunu gözetiyor muhakkak; Altan Tan Kürt ama İslamcı, diğerleri bildiğim kadarıyla Ayhan Karslı ama Kürt değil, Sırrı Süreyya Önder de herkes öyle sanıyor ama Kürt değil, soldan geliyor, Ayhan Bilgen de İslâmî hareketten geliyor; tabii ki bu Kürt hareketinin açılımı anlamında bu kişilerin bir anlamı var– ama bence bu kişiler sadece Kürt hareketinin Türkiye’ye açılmasında değil, Türkiye siyasetinin açılmasında, çoğulculaşmasında etkili roller oynadılar. Bulundukları dönemde etkili oldukları ölçüde de haklarında tartışmalar, suçlamalar, spekülasyonlar, komplo teorileri vs. oldu. Sevenleri bence hep daha çok oldu; ama sevmeyen, nefret edenleri de hep olurdu. 

Ama her biri bence ayrı ayrı Türk siyasetine damga vurdular. Türkiye’de siyasete ciddi anlamda damga vurmuş isimler. Bakın Ayhan Bilgen gözaltındayken yazılı bir açıklama yapıyor, istifa edeceğini ve yerine birilerinin atanmasını, seçilmesini Belediye Meclisi’nden istiyor. Ve “Artık demokrasicilik oynayacak yaşta değilim” diyor. Bu çok ciddi bir siyasî inisiyatif almaydı ve çok ciddi bir atılımdı. Ve ülkesini seven bir siyasetçinin, bir entelektüelin aynı zamanda bir feryadı. Devletin buna cevabı ne oldu? Önce onu tutukladı, ardından hemen 5 dakika içerisinde valiyi kayyum olarak atadı. Yani bir yerde demokrasi, çoğulculuk, herkese hitap etme var; bir diğer yerde otoriterlik, baskıcılık, tahakküm var. Ayhan Bilgen bize bir kere daha bulunduğu şartlar altında –ve eminim cezaevine gittikten sonra da bunu sürdürecektir– demokrasi dersi verdi. Bütün bu kişilerin yaptığı aslında demokrasicilik oyunu yerine demokrasiyi tercih etmemiz gerektiğini söylemek oldu. Ve bunda ısrar etmeleri oldu. Ve bunun için bedel ödemeleri oldu ve bedel ödemeye de sürekli hazır olmaları oldu. Ayhan Bilgen daha önce tutuklanıp bırakıldı ve hatta Anayasa Mahkemesi’nde başvurusu kabul edilmiş bir olaydan sonra tamamen asılsız bir şekilde, anlamsız bir şekilde diğer arkadaşları ile beraber gözaltına alınıp, tutuklanıyor. Burada hukukla ilgili bir şey yok. Bu tamamen siyasî bir karar, tamamen keyfî bir karar; ama ilginç olan tabii ki burada insanlar mağdur oluyor. Hem sadece kendileri değil, aileleri, sevenleri hep birlikte mağdur oluyorlar. Ama her sefer görüyoruz ki, mağdur oluyorlar ama kazanan hep onlar oluyor; çünkü insanlar o mağdur olanları hatırlıyor, onların teslim olmamalarını hatırlıyor. Öte yandan bugün bu kararı alanların, bu uygulamaları yapanların yarın öbür gün aslında kendilerinin bu işte bir parmağı olmadığını, aslında zamanında itiraz etmiş olduklarını duyacağız, çok sayıda bu olaya dahil olmuş kişilerden. Çünkü şu an yapılanların savunulabilecek hiçbir yanı yok. Bu içeride olanların, tahliye olanlar ya da tutuklananlar hiç önemli değil, kendini savunmayacakları hiçbir şey yok. Şu âna kadar zaten yıllar önce olmuş, defalarca kullanılmış ve oradan bir yere varılamamış bir olay söz konusu. 

Ama bu tabii ki Türkiye’de siyaseti gerçekten etkili bir şekilde yaptığınız zaman, iyi bir şekilde yaptığınız zaman, şeffaf bir şekilde yaptığınız zaman devletin sizi bir an önce cezalandırmak için elinden gelen her şeyi yaptığı gerçeğine bir kere daha tanık olmamıza neden oldu. Bu tamamen anlamsız bir operasyon, anlamsız bir tutuklama. Bu tamamen siyasî bir olay. Türkiye tarihinde, yakın tarihinde, geçmiş tarihinde buna benzer olaylar çok oldu. Ama Türkiye her zaman için kendine akacak bir yer buldu. Ve bu demokrasi denen olay; birileri demokrasicilik oynuyor olabilir, ama birileri de demokrasiye gerçekten sahip çıkıyor ve bunu bir şekilde Türkiye’ye egemen kılacaklar diye düşünüyorum ve tabii ki temenni ediyorum. 

Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus