Işın Eliçin ile Dünyanın Gidişi (92): Yeni Zelanda’da iyilik kazandı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayın metni:

Cumartesi (17 Ekim) günü 5 milyon nüfuslu küçük ada ülkesi Yeni Zelanda’da merkez sol İşçi Partisi genel seçimlerde tarihi bir başarı kazanınca, partinin lideri ve Başbakan Jacinda Ardern Twitter’da dünya genelinde “trending topic” yani en popüler konu oldu.

Bir iyimserlik ve sevinç dalgasıydı benim izlediğim sosyal medyaya hâkim olan. Türkiye’de de. Sağdan soldan siyasetçilerden tebrik yağdı.

Jacinda Ardern  farklı dünya görüşlerine sahip insanlardan ilgi gördü, takdir topladı. Liderlik stili, meziyetleri övgüyle sayılıp döküldü. Dünyanın dört bir yanından keşke bizim de böyle liderlerimiz olsa diyen; Yeni Zelandalılar’a gıpta eden öyle çok kişi vardı ki. Seçim sonucu da Yeni Zelandalılar’ın Ardern’e sahip oldukları için şanslı olduklarının farkında olduklarını gösteriyor.

İşçi Partisi seçim kampanyasını zaten Ardern’in özellikle koronavirüs salgınıyla başarılı mücadelesi sırasında 100 yıldır görülmemiş boyutlara varan popülaritesine odakladı. Örneğin kampanya reklamlarında neden İşçi Partisi’ne oy vermelisiniz sorusuna yanıt olarak sıralanan 10 nedenden biri “Jacinda’yı görevde tutmak” olarak yazıyordu.

Ardern partneri ile seçim zaferini kutluyor.

Sonuçta bu strateji meyvesini verdi: Ardern ile İşçi Partisi yüzde 49’luk seçmen desteği ile son 50 yılın en iyi seçim sonucunu aldı. Ülkedeki seçim sisteminin değiştiği 1996’dan bu yana ilk kez bir parti, İşçi Partisi, tek başına hükümet kurmaya yetecek çoğunluğa sahip oldu.

Bence Jacinda Ardern’in popülaritesinin sırrı, Yeni Zelanda’da olduğu gibi, en azından dünyanın yarısının siyasetçilerde özlediği meziyetlere sahip olması. Tek bir ayırt edici meziyet söylemek zorunda olsam Ardern için, diğerkâmlık derim, yani başkasının yararını da kendi yararı kadar gözetme. İyilik bu işte…

Ardern 2017’de iktidara geldiği gün yemin töreni için meclise giderken yolda verdiği mülakatta, şöyle demişti: “Hükümet etme pratiğine iyiiliği geri getirmek istiyorum; nezaketi, yani başkalarına incelikli ve saygılı davranmayı.” Demişti ki insanların bu hükümetin açık olduğunu, gerçekten onları dinlediğini ve iyiliği, nezaketi geri getireceğini hissetmesini istiyorum. Yaptı da bunu Jacinda Ardern, iyiliği, nezaketi, hüsnümuameleyi, başkalarını gözetmeyi yönetim anlayışı olarak benimsedi ve uyguladı.

Kutuplaşmayı körükleyen, saldırgan, buyurgan, kaba, hoyrat, kibirli, bencil ve ikiyüzlü siyasetçilerin arasından sivrilip hayranlıkla izleniyor olmasının sebebi de bu.

Seçimin ardından yaptığı konuşmaya kulak verelim:

Şöyle diyor: “Gittikçe kutuplaşan bir dünyada yaşıyoruz. Giderek daha fazla insanın diğerinin bakış açısını anlama yeteneğini kaybettiği bir dünya. Umarım bu seçimle Yeni Zelandalılar bizim böyle olmadığımızı gösterdi. Biz karşısındakini dinleyen, cevap işitmeye açık, tartışıp birbirini ikna etmeye çalışan bir ulusuz.”

Ardern’in dili işte böyle birleştirici bir dil…   40 yaşındaki Ardern, iktidardaki ilk üç yılında iki büyük krizle karşılaştı: bir terör saldırısı ve hâlâ devam eden koronavirüs salgını. Ama bu dili korudu, icraatıyla destekledi, bu dille bu krizlerden güçlenerek çıktı.

Fotoğrafta kızı ile birlikte gördüğümüz Ardern, Benazir Butto’dan sonra görevi sırasında anne olan ikinci kadın başbakan.

Ardern, Kovid-19 salgınında hızlı ve kararlı davrandı, pek çok ülkeden çok önce önlem aldı, bilimsel verilerin ışığında son derece sıkı tedbirler uyguladı, bunu yaparken buyurgan olmadı, empati kurdu, çok açık, içtenlikli, güven veren ve sevgi dolu bir şekilde, sosyal medyadan yararlanarak halkla iletişim kurdu, her gün onları bilgilendirdi, “Güçlü olun, ama aynı zamanda birbirinize karşı nazik ve merhametli olun” mesajı verdi. Hayat kurtarmayı önceledi, ekonomik kayıplar için fedakârlıkta da kendisi öncülük etti, kendisinin ve kabinesinin maaşlarından yüzde 20 kesinti yaparak, Kovid-19 tedavisi görenler için oluşturulmuş fona aktardı. Nihayetinde virüsün yayılma zincirini kırmayı başardılar, ülkede sadece 25 kişi hayatını kaybetti ve ekonomiyi de güvenli bir şekilde yeniden açabilecek konuma geldiler. Mayıs ortasında ülke çapında yapılan ankette, Ardern’in haftalar süren dışarı çıkma yasağı da dahil aldığı sıkı önlemlere destek ve Ardern’e güven yüzde 91,6’ya çıktı. 100 yılın rekoruydu bu.

Jacinda Ardern geçen yıl martta çok büyük bir başka liderlik sınavını da dünyaya örnek olacak şekilde vermişti. 15 Mart 2019’da Christchurch kentinde iki camide 51 kişinin öldüğü terör saldırısının hemen ardından yaptığı konuşmada kurbanların çoğunun Yeni Zelanda’yı ‘evleri’ olarak gören göçmen veya mülteciler olduğunu belirtmiş, şöyle demişti: “Bu ülke onların evi ve biz onlarız, onlar biz.” Diğerkâmlık budur. İyilik budur.

Ardern saldırıyı düzenleyen kişiye karşı ise son derece sert, nefret suçlarına ve teröre karşı son derece tavizsiz olacağını da göstermişti: “Bu şiddeti uygulayan kişi ise bizden değil. Böyle insanların Yeni Zelanda’da yeri yok.”

Ardern vaat ettiği yönetim anlayışını nezaketi, hüsnümuameleyi katliam günü her partiden temsilcilerin yer aldığı bir heyetle Christchurch’e gidip kurban yakınlarıyla bir araya geldiğinde de çok net ortaya koymuştu. Matem tutana saygısından başörtüsü takan Ardern, tek tek kurban yakınlarına sarıldı, hiç acele etmeden uzun uzun onları dinledi, taziyelerini iletti. Amerikalı Müslüman insan hakları savunucusu, yazar ve savcı Qasim Rashid şöyle yazacaktı bu görüntüler sonrası duygularını: “Bir kamu hizmetlisinin bir trajedi karşısında bu kadar içten bir şefkatle ve sevgiyle davrandığını neredeyse ezelden beri görmemiştik. Dünyadaki siyasetçiler Başbakan Jacinda Ardern’i ve insanlık için yanıp tükenen sevgisini izleyip ders çıkarmalı.”

Ardern benzer olayların bir daha tekrarlanmaması için somut adımlar da attı. Ateşli silahlarla ilgili kanun değişti, yarı otomatik, askeri tarz silahların satışı yasaklandı, Ayrıca, Mayıs 2019’da çevrimiçi şiddet içeren aşırılıkçı içeriklerin kaldırılması için uluslararası bir zireveye Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile birlikte başkanlık etti.

Burcu Özdemir Sarıgil, haziranda Dış Politikada Kadınlar İnisiyatifi için yazdığı makalede şöyle diyor: “Ardern yeni bir liderlik modeli oluşturma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Bu liderlik, kanıksanmış toplumsal cinsiyet rollerinin çok ötesine geçen, eşitlikçi, kapsayıcı, kısıtlı ulusal çıkarlar yerine tüm dünyanın iyiliği için bir uğraştır.”

Dün iyilik Yeni Zelanda’da bir kez daha kazandı. Turgut Uyar’dan uyarlayayım: Umut gibi iyilik de kaçınılmaz gelecektir bütün gümbürtüsüyle, biri Asya’da biterken sözgelişi, Yeni Zelanda’da öbürkü başlar…



Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus