Meral Akşener’in liderlik sınavı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İYİ Parti içindeki kavgalar sürerken gözler esas olarak Meral Akşener’de. Zira Akşener bu partinin yoktan varolmasının esas nedeni. Bugüne kadar parti içi iktidar kavgalarında pasif kalmayı tercih eden Akşener bu tutumunu sürdürebilecek mi?

Yayına hazırlayan: Ali Macit 

Merhaba iyi günler, bu hafta İYİ Parti haftası oldu. Hafta sonu Aytun Çıray’ın Uğur Dündar’a verdiği söyleyişlerle, İYİ Parti içerisinde var olan bir tartışma su yüzüne çıktı ve pazartesi günü “İYİ Parti’de neler oluyor?” diye bir yayın yaptım. Ve orada, İYİ Parti’nin karışmakta olduğunu, Aytun Çıray’ın bir el bombası bıraktığını söylemiş ve “Bakalım bunun sonucu ne olacak?” diye sormuştum. O akşam Ümit Özdağ, CNN Türk‘te Ahmet Hakan’ın karşısına çıkıp, çok sert açıklamalar yaptı ve partinin önde gelen isimlerinden, İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’yu FETÖ’cü olmakla suçladı. Onun da ötesinde, bunu defalarca Meral Akşener’e söylediğini, buna rağmen kendisinin orada kaldığını söyledi. Koray Aydın’a yönelik de suçlamaları vardı. Bugün de Buğra Kavuncu, Ümit Özdağ hakkında suç duyurusunda bulundu, vs.. Bu olay daha devam edeceği benziyor. 

Niye böyle oluyor? Birçok nedeni var tabii. Bir kere yeni bir parti, tam olarak oturmamış bir parti. Farklı farklı kesimlerden insanların bir arada olduğu bir parti. Çok deneyimli siyasetçiler ile siyasete yeni girenlerin olduğu bir parti. Yeni giren insanların belli bir cazibe yarattığı, ama eskiden beri siyasetin içinde olanların örgüt işlerini iyi bildikleri için parti içerisinde iktidarlarını güçlendirdiği bir parti. Yani bir yandan, partiye yeni bir canlılık katma potansiyeli olan kişiler, örgütsel konuda deneyimsiz oldukları için çok güçlü olamıyorlar. En son kongrede de bunu gördük. Bu işleri yıllardır yapan, Koray Aydın, zaten teşkilattan da sorumluydu, onun istediği listenin seçildiği ve onun istemediği birçok ismin de üzerinin çizildiği söylendi. Aytun Çıray da bunu açık açık söyledi zaten. Şimdi, ilginç bir nokta, bir başka husus, tabii ki Cumhur İttifakı’nın oylarının bir sonraki seçimde yetmeme ihtimalinin her geçen gün artması ve Cumhur İttifakı’na birini katma çabası. Bunu Erdoğan ve Bahçeli ayrı ayrı istiyor ve gözlerine kestirdikleri partinin de İYİ Parti olduğunu biliyoruz. Bunu açık açık söylediler. Olayın bir dış boyutu da var. İçeride bir iktidar kavgası boyutu var. 

Bir de tabii ki başlı başına önemli olan bir husus, muhalefet içerisinde en çok dikkat çeken partinin ve liderin, partinin İYİ Parti, liderin Meral Akşener olması. Yeni kurulan partiler daha yeni yeni bir şeyler yapmaya çalışıyorlar — Ahmet Davutoğlu da Ali Babacan da. CHP, bence bilinçli bir şekilde sakin bir yol izliyor. Ama Meral Akşener, başından itibaren, bütün salgına da rağmen, Türkiye’yi dolaşıyor, köylere gidiyor, ilçelere gidiyor, Anadolu’ya gidiyor. İnsanlarla birebir temas kuruyor. Arada medyaya çıkıyor. Medya dediğim tabii az sayıdaki medyaya, ama çok çıkıyor, sürekli bir şeyler söylüyor ve grup toplantılarında hep bir yenilik yapıyor. Salı günlerinde oradan tüm Türkiye’ye seslenmeye çalışıyor. Yani yükselişte olan bir parti söz konusu. Yükselişte olması bu kavgaları bir şekilde mümkün kılıyor. Yani yükselen bir partide iyi yerleri kapma çekişmesi olarak görülebilir. Bir böyle bir boyutu var. Bir de tabii ki yükselişte olması nedeniyle de iktidarın bundan rahatsız olup burayı bir şekilde torpillemeye çalışması. Her ne ise, şu ya da bu şekilde, ama gelişen bir kavga var. 

Ümit Özdağ artık herhalde İYİ Parti’de kalmayacak, öyle anlaşılıyor. Zaten kendisi de yönetimde yer almak istemedi ve CNN Türk‘te yaptığı bu açıklamalarda zaten, hani kavgada söylenmez lâfları söyledi. Aslında Ümit Özdağ –bilenler bilir, ben de kendisini yıllardır, daha aktif siyaset yapmazken, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin başındayken bilirim– böyle şeyler yapması çok şaşırtıcı bir isim değil; ama böyle bir anda bunu yapınca, yine de insan, “Bir dakika! Ne oluyoruz?” diyor; ama Ümit Özdağ olduğu için, bir yerden sonra da bilenler için, çok da şaşırtıcı değil. Onun bu çıkışı birtakım iktidar unsurlarıyla işbirliği içerisinde falan yaptığını açıkçası sanmıyorum; ama tabii ki onun söyledikleri iktidarın çok işine geldi. Nitekim AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan hemen bunu kullanıp, eski “İYİ Parti bir FETÖ projesi” argümanını tekrar piyasaya sürdü. 

Tabii orada iktidarın yaptığı da bir garip; İYİ Parti’ye bir yanıyla “FETÖ” dediler, şu dediler, bu dediler, “proje” dediler; ondan sonra da “yerli ve milli” ilan edip yanlarına çağırdılar; şimdi tekrar “FETÖ” diyorlar. Burada büyük bir kafa karışıklığı yok tabii ki. Ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar. Bugün iktidar, Demirel’in tabiriyle “Dün dündür bugün bugündür” taktiğini izliyor. Yarın tekrar “yerli ve milli” ilan edip, pekâlâ tekrar çağırabilirler. Bütün bu süreçte gözler Meral Akşener’de. Aslında açık konuşmak gerekirse, İYİ Parti denilince akla Meral Akşener geliyor. Onun dışındaki isimleri kamuoyu kısmen biliyor olabilir, Ülkücü hareket içinden olanlar bazı isimlere âşinâ olabilir, bazı isimleri bazı figürleri gözü ısırıyor olabilir. 

Ama bu partiyi var eden Meral Akşener, bunu kabul etmek lâzım. MHP’deki o tasfiye olayından sonra, diğer adaylar ile birlikte, Koray Aydın ve Ümit Özdağ ile birlikte bu partiyi kurdu. Sinan Oğan gelmedi, ya da almadılar, neyse kurdular. Meral Akşener olmasaydı, diğerleri bir parti kursaydı, kurabilirlerdi. Herhalde onu konuşma ihtiyacını bugün duymazdık. Herhalde o parti ilk seçimde –ilk seçime katılabilir miydi bilmiyorum– katılsa da nasıl bir sonuç alırdı onu da bilmiyorum. Meral Akşener, bu partinin bir yerden sonra başı ve sonu. Bu partiye gösterilen ilgide de, Meral Akşener’in merkez sağdan gelen bir siyasetçi olması, ülkücülükle bir alâkası olmakla birlikte, Tansu Çiller döneminde Doğru Yol Partisi’nde siyaset yapmış olması, cesaretiyle bilinen bir kadın olmasının çok önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Ve orada yeni birisinin, her ne kadar MHP’den kopsa da, merkez sağda yeni bir hareket başlayabilir ihtimali üzerinden bu parti belirli bir güç topladı. Ve bunu da esas olarak Meral Akşener yaptı. Yani Koray Aydın nedeniyle ya da Ümit Özdağ nedeniyle bir yönelişin olduğunu sanmıyorum. Onların da tabii ki getirdikleri vardır, ama hiç bir şekilde kıyas kaldırmaz. 

Hatta hatırlayalım, Meral Akşener, Afyon’da bir parti toplantısında –Afyon yanlış hatırlamıyorsam– terk etti, bıraktı genel başkanlığı, kendisini ikna ettiler geri çağırdılar, geri getirdiler toplantıya, tekrar başkanlığı verdiler. Çünkü Meral Akşener, “Ben artık başkan değilim. Ne haliniz varsa görün’’ dedi. Öyle kalmış olsaydı herhalde orada kalanlar onsuz toplantıya devam edenler, dağılır giderlerdi. Dolayısıyla, önümüzde bir Meral Akşener’in ne yapacağı sorusu var. Şu âna kadar, bugün Gazete Duvar’da Kemal Can da yazmış. Meral Akşener, genellikle bu kavgalara doğrudan girmek istemiyor. Bu da ilginç bir pozisyon. Mesela en son dün, grup toplantısının çıkışında Buğra Kavuncu olayında ne dedi? “Kendisi suç duyurusunda bulunacak” dedi. Ama orada biliyoruz ki Ümit Özdağ, Buğra Kavuncu’ya vurarak aslında Meral Akşener’e saldırıyor. Meral Akşener ona da bir şekilde tabii ki sert birtakım cümleler etti: “Kış kışlığını yapar”. Devamı mâlûm, çok argo bir şey. Bunları söyledi, ama ötesine gitmedi. 

Kongre sürecinde de kendisine öncesinde ve sonrasında yapılan şikâyetleri ve uyarıları da çok fazla önemsemediği anlaşılıyor — ya da oluruna bıraktığı. Aytun Çıray’ın söylediği doğruysa, bir şekilde onun bilgisiyle ve onayıyla yapıldığı söyleniyor, ama hiçbir zaman açık bir pozisyon almadı. Yani Koray Aydın’ın ne yanında ne de karşısında bir pozisyon aldı. İlginç bir şekilde, dilimize yerleştiği şekliyle “low profile” bir liderlik izliyor. Yani düşük profilli, ama bu düşük profili parti içi meselelerde böyle izleyip, onun dışında kamuoyuna seslenirken, bir lider olarak sesleniyor. Burada ilginç bir husus da var, yine Kemal Can’ın bugünkü yazısında söylediği, birçok kişinin de gördüğü, İYİ Parti’nin tabanı bütün bu kavgalardan etkilenmiş gibi değil. Yani, çok etkilenmiş, belki etkilenmiş demeyelim ama etkileniyorlardır muhakkak, ama çok da fazla umursamıyorlar. 

Şöyle umursamıyorlar: Çünkü onlar, bu kavga eden insanların ne olduğu belli olmayan bu kavgalarının içerisinde yer almıyorlar. Bu parti içerisinde yer almalarının bir motivasyonu, Meral Akşener’in başını çekmesi, merkez parti olma iddiası, Erdoğan karşıtlığı ve bir ölçüde de Bahçeli karşıtlığı. Bu Bahçeli karşıtlığı esas olarak MHP’den kopanlar için. Ama İYİ Parti MHP’den kopanlardan ibaret olmadığı için, bu partide çok güçlü bir Erdoğan karşıtlığı var. Dolayısıyla, partiyi bir şekilde Cumhur İttifakı’na yanaştırmak isteyen kişilerin olma ihtimali onları rahatsız ediyor. Ama bir yerden sonra bunların pek bir beceri sağlayamayacağı konusunda bir güvenleri var. Tabii burada gözler yine Meral Akşener’e çevriliyor. Meral Akşener de ilginç bir şekilde iktidarı eleştiriyor, ama iktidarı eleştirirken bunu bir polemik üzerinden yapmıyor. Kavga eden bir muhalif lider pozisyonunda değil. 

Eleştirileri çok somut. Doğrudan sorunlar üzerinden tartışıyor. İdeolojik-politik bir eleştiri yapmıyor. İdeolojik-politik konuların olduğu yerlerde de, mesela diyelim ki dış politikada, özellikle iktidarla aynı çizgide duruyor, Ermenistan meselesi olsun, Doğu Akdeniz meselesi olsun. Dolayısıyla ilginç; aslında kendi tabanındaki, muhalefet tabanındaki beklentiyi tam olarak karşılıyor mu bilmiyorum. Fakat bu yaptığının çok da yanlış olduğu kanısında değilim. Kişisel gözlemim, söylüyorum: “Ona destek veren, ona oy veren insanlar, ona oy vermenin bir şartı olarak, bir şekilde Erdoğan’la arasına mesafeyi koymasını bir şekilde dayatıyorlar.” Ama mesafe koyuyor olması, illâki her gün Erdoğan’la çok sert kavgaya girmesi anlamına gelmiyor. Böyle bir beklenti olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla şu âna kadar, Meral Akşener’in izlediği, dışarıya yönelik bir liderlik; ama içeride de partiyi bir anlamda kendi haline bırakma. Şu âna kadar iyi gitti sanki. Ama şimdi bu saatten sonra, çıtalar çok yükseldi. 

Ümit Özdağ’ın yaptığı gerçekten çok sert. Aytun Çınar’ın söyledikleri de yenilir yutulur cinsten değil. İki gün üst üste Uğur Dündar’a konuşmak ve bir yığın detayı anlatmak. Başka şikâyetçi olanlar var, bazen sosyal medyadan yapıyorlar, bazen grup toplantılarına girmeyerek bunları belirtiyorlar. Dolayısıyla Meral Akşener’in önünde böyle bir sorun var artık. Örgüte, partiye müdahil olması beklentisi var. Burada ne yapacak? Aynı anda herkesi birden tatmin etmesi mümkün mü? Birtakım tercihler mi yapacak? Birilerini dışlayıp, birilerine sahip mi çıkacak? Bunları hepsi çok zor işler. Açıkçası merak ediyorum, yani burada bir öngörüm falan yok. 

Üç yıl önce, hatta üç yıldan daha fazla, üç buçuk yıl önce, Meral Akşener, MHP’den ilk kopuşundan sonraki ilk medya çıkışlarından birisini Medyascope’ta yapmıştı, beraber bir yayın yapmıştık. Şu anda stüdyomuz kapalı, stüdyoya gelmişti, eşi ile beraber gelmişti hatta, ve kendisiyle uzun bir yayın yapmıştık. Ve orada daha partiyi kurmadığı zaman da çok heyecanlı, ama çok da kararlıydı. O zaman kendisi, çok eskiden beri biliyorum, özellikle MHP’de siyaset yaptığı dönemde çok değişik meselelerle karşılaştık, sohbet etme imkânımız da oldu. Gerçekten şu anda Türk siyasetinin en öne çıkan figürlerinden birisi. Geçen cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı oy hiç fena değildi. Yeniden cumhurbaşkanı adayı olma ihtimali de çok ciddi olarak var. Ama partinin bu sürekli kavga ediyor hâli, küskünler, kavgacılar, başka medya üzerinden partiyi ve partinin en önemli isimlerini savcılara ihbar etmeler vs… bu sürdürülebilir bir şey değil. Buna ne yapacak? Nasıl neşter vuracak? Neşter mi vuracak? Yoksa yine eski yöntemini mi izleyecek? Açıkçası çok zor bir şey. Çok zor bir süreç onun için. Ama tam da burada liderlik böyle anlarda ortaya çıkıyor. Zamanında bu partiyi kurarak bir liderlik potansiyeli olduğunu gösterdi. Belirli bir yere kadar getirdi, ama o arada istifa etmesi, çekilmesi vs…, bütün bunlar aslında işin ne kadar zor olduğunu ilk baştan bize gösterdi. Bu kadar birbirine benzemeyen isimlerin orada aynı anda tutulabilmesi, hele iktidar olmadan tutulabilmesi, gerçekten çok zor. Yani nasıl söyleyelim, Allah kolaylık versin diyelim. 

Çok zor ve bu tabii ki Meral Akşener’in liderlik becerisi, bu işi ne derece kurtarabileceği, ne derece bu işi tutabileceği meselesi. Sadece kendisini ilgilendirmiyor, aynı zamanda muhalefeti ve iktidarı çok ciddi bir şekilde ilgilendiriyor. MHP’nin bir kayıp yaşamakta olduğu söyleniyor. Eğer İYİ Parti, bu içindeki krizleri atlatırsa, bu yükselme trendini sürdürürse, bundan birinci derecede rahatsız olacak parti kesinlikle MHP, aynı zamanda AKP olacak. Aynı şekilde, İYİ Parti’nin iyice güçlenmesi durumunda, yeni kurulan partiler, özellikle DEVA Partisi ve kısmen de Gelecek Partisi, beklentilerine ulaşmayabilir; fakat İYİ Parti, eğer bu krizi atlatamazsa, fraksiyonların çatıştığı bir iktidar kavgası nedeniyle, kendi duruşunu belirleyemeyen, lideri etrafında kenetlenmiş bir parti görüntüsü veremezse, o zaman hem iktidar bundan çok ciddi bir şekilde istifade eder, hem de özellikle yeni kurulan partiler eder. 

Çok ciddi bir süreçte, bildiğim kadarıyla Meral Akşener yine Anadolu’da dolaşıyor. Kendini Anadolu’ya atarak bir şekilde bu sorunları öteliyor olabilir. Ama anladığım kadarıyla özellikle çok deneyimli birtakım siyasetçiler, parti içerisindeki siyasetçiler, durumun tarafları oldukları için, hep bir şekilde karşımıza çıkacak ve de şunu da unutmamak lâzım: İktidar da bu sorunların kaşınmasını, abartılmasını, daha fazla köpürtülmesini sağlamak için elinden geleni yapacak. Ümit Özdağ gibi bir ikinci kişi aynı şekilde yapar mı ? Çok sanmıyorum. Ama şu anda bildiğim kadarıyla hâlâ, Meral Akşener’den kendilerine sahip çıkacak şekilde açılımlar yapmasını bekleyen, özellikle son kongrede üstü çizilmiş çok sayıda isim var. Bu isimleri kazanabilecek mi? Bunlar partide kalmaya devam edecek mi? Yoksa ayrılıp bağımsız mı olacaklar? Bazıları milletvekili, hatta belki de başka partiye mi geçecekler? Bütün bunları önümüzdeki günlerde çoklukla konuşacağız. Ama hep gözümüz esas olarak Meral Akşener’de olacak. Ama o, anladığım kadarıyla herkesin kendisine parti içi meseleler üzerinden bakmasından çok ciddi bir şekilde rahatsız. O başka bir şeyler anlatmak istiyor, ama son grup toplantısı çıkışında olduğu gibi, mikrofonlar, özellikle iktidar yanlısı medyanın mikrofonları, ona hep parti içi kavgaları soruyor. Daha yeni kurulmuş bir partinin, bu kadar kısa bir süre içerisinde, böyle sert ve bazıları da çok abes, anlamsız, işi mahkemeye taşıyacak, iddialar ile gündeme gelmesi, başlı başına Türkiye’nin bir garipliği ve aslında Türkiye’de Türk Sağı’nın bir garipliği olarak tekrar yeniden kayda geçti diyelim. Evet, Meral Akşener’i çok ciddi bir sınav bekliyor; daha doğrusu beklemiyor, o sınavın içerisinde, geçiyor. Onun bu sınavdaki performansı hem partisinin hem de Türkiye’deki iktidarın ve tabii ki muhalefetin geleceğinde birinci derece etkili olacak. 

Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus