Cumartesi Anneleri 824. haftada 1996’da Şırnak’ta gözaltında kurşunlandıktan sonra yakılan 11 köylü için adalet istedi: “Biz Kürtler kime ne yaptık ki bunca eziyet görüyoruz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasının 125. haftasında, koronavirüs salgını nedeniyle sosyal medya hesabından açıklama yaptı. 824. haftanın moderatörlüğünü gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun üstlenirken açıklamayı, Cumartesi İnsanı Gülay Bakışkan okudu. Açıklamada, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde gözaltındayken kurşunlanıp yakılarak katledilen 11 köylü için adalet istendi. 

Katliamda babası Ahmet Kaya ve amcası Halit Kaya’yı kaybeden Emine Kaya, “24 yıl önce devlet, babamızı alıp infaz etti. Ben, Ahmet Kaya’nın kızıyım. Yıllardır davamızın peşindeyiz. Bugün elime alacak fotoğrafım yok çünkü polis evimi bastığında babamın fotoğraflarını da götürdü. Beni gözaltına aldılar, babamın fotoğraflarını da alıp götürdüler. Bunları yaşamak istemiyoruz, kimse ölmesin, öldürülmesin istiyoruz. Çünkü yıllardır bizi öldürüyorlar, bizi kaybediyorlar. Yine de barış olsun, hiç kimse ölmesin diyoruz. Niye bizi alıp götürüyorlar? Korkuyoruz demiyoruz ama artık yeter, nereye kadar bu zülmü göreceğiz? Biz Kürtler kime ne yaptık ki bunca eziyet görüyoruz” dedi. 

Katledilen Halit Kaya’nın kızı Hatice Kaya da kamuoyuna şu cümlelerle seslendi: “25 yıl önce babam ve amcamla birlikte 11 kişiyi götürdüler, evden götürdüler başka yerden değil. Üç gün üç gece nezarette tuttular ve öldürüp bize getirdiler. Gözlerimiz yoldaydı eve gelecekler diye, adaletin bu ülkeye gelmesini istiyorum.” 

“Biz gittiğimizde yakılan korucuların kemikleri, vücut parçaları hâlâ yerlerde duruyordu”

Ailelerin avukatı Ercan Kanar, “Bu 11 korucuyu yakarak öldürdüler. Katliamın üzerinden üç dört hafta geçmişken bizzat olay yerine gittik. Biz gittiğimizde yakılan korucuların kemikleri, vücut parçaları hâlâ yerlerde duruyordu” dedi. Yıllar sonra, o dönemin insan haklarından sorumlu Devlet Bakanı Adnan Ekmen bu katliamın doğru olmadığını, JİTEM tarafından yapıldığını itiraf ettiğini hatırlatan Kanar, “Ekmen’in bu itirafından sonra biz yine başsavcılığa suç duyurusunda bulunduk fakat o dönemin sorumluları yargı önüne çıkartılamadı“ diye konuştu.  

Katledilen 11 köylünün, kimliklendirme çalışması yapılmadan, dini vecibeler yerine getirilmeden güvenlik güçlerince toplu halde gömüldüğünü dile getiren Gülay Bakışkan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Genelkurmay Başkanlığı, ertesi gün Ankara’dan yerli ve yabancı gazetecileri helikopterle Güçlükonak’a getirdi. Gazetecilere açıklama yapan Albay Oğuz Kalelioğlu ‘katliamı PKK’nin gerçekleştirdiğini’ açıkladı. Olay yerinde yalnızca 20 dakika tutulan ve köylülerle konuşmalarına izin verilmeyen gazetecilerden bazıları resmi açıklamaları kuşku verici bularak bu kuşkularını İHD ve Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu ile paylaştı.” 

Bakışkan, bu paylaşım üzerine olay yerine giden Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu heyetinin tespitlerini şöyle anlattı: “Heyetin ulaştığı bilgi ve tanıklıklar resmi açıklamalar ile tümüyle çelişiyordu. Olay yerinin tamamen güvenlik güçlerinin kontrolünde olması, minibüste bulunan silahlı beş korucunun üzerlerine açılan ateşe hiçbir biçimde karşılık vermemesi, sürücü dışında aracın içindekilerin kaçmaya çalışmaması, ağır hasar alan minibüse eşlik eden askerlerin ve askeri araçların  zarar görmemesi, adeta yanarak kül olmuş kişilerin kimliklerininin sapasağlam olması gibi çok sayıda çelişkili durum vardı. Heyet ulaştığı bütün bilgi, bulgu ve belgeler ışığında kamuoyuna, ‘Bu katliamı devlet güçleri yapmıştır’ açıklamasında bulundu ve raporlarıyla birlikte Diyarbakır DGM, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği ve Genelkurmay’a başvurdu. Defalarca savcılıklara suç duyurusunda bulundu. Ancak bir sonuç alınamadı” dedi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus