Evden çalışan kadınlar anlatıyor: “Her şey farklı ama bir o kadar da aynı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı roller ve eşit olmayan işbölümü nedeniyle özellikle evde erkeklerden daha fazla iş yapıyor ve daha çok zorlanıyor. Araştırmalara göre koronavirüs salgınıyla birlikte bu eşitsizlik daha da arttı. Çocuğa bakarken, temizlikle ilgilenmek, yemeği yaparken çalışmaya çalışmak… Evden çalışan kadınlar, çalışma deneyimlerini anlattı.

Evden çalışanlar, haber dizisinin üçüncü bölümünde konuğumuz kadınlar. Salgınla birlikte evden çalışan kadınlar, geleneksel aile düzeni ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı roller ve işbölümü nedeniyle erkeklere göre çok daha fazla zorlanıyor. Ev içi emek süreci, kadınlara bırakılıyor ve salgın öncesinde dahi kadınlar, erkeklerden on kat daha fazla bakım hizmetiyle ilgileniyor.

Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Başkan Yardımcısı Anita Bhatia, salgın sürecindeki durumla ilgili “25 yıl uğruna mücadele ederek kazandıklarımız bir yıl içinde yitirilebilir” uyarısında bulundu.  

Türkiye’deki araştırmalar da bu düşünceyi destekliyor. Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Kadınlar açısından bakıldığında pandeminin en belirgin ekonomik etkilerinden biri okulların kapatılması, evin dışından hizmet alımının büyük ölçüde azalması, uyulması gereken hijyen standartlarının yükselmesi, evde hastalanan ve bakıma muhtaç birisinin bulunma riskinin artmasıyla birlikte ev içi iş yükünün dayanılmaz ve yıpratıcı boyutlara yükselmesi. Ev içi iş yükündeki artışın yanı sıra, ev içinden ya da işyerlerinde ücretli çalışmaya devam eden kadınların toplam (ücretli + ücretsiz) çalışma saatleri ise sürdürülemez boyutlara ulaştı.”

Tohum Eğitim Kültür ve Doğa Derneği, yaptığı araştırmada salgın sürecinde kadınların iş yükünün arttığını sayılarla ortaya koydu. Kendi işlerinin yanı sıra ev işleri nedeniyle, kadınların normal iş yükü iki kat ağırlaşıyor. Erkekler, kadınlara göre evden çalışmayı daha fazla istiyor.

Evden çalışanlar haber dizimizin üçüncü bölümünde, farklı mesleklerden, farklı yaşlarda, evden çalışan kadınları dinliyoruz.

“İşim, hayatımı kaplar hale geldi”

Gülfer Kırbaş, 34 yaşında ve bir sivil toplum kuruluşunda çalışıyor. Geçen yılın mart ayından beri evden çalışıyor. Yani neredeyse bir yıl olacak. Kırbaş, “Çocuğunuz varsa ve ücretsiz bakım emeği yükünüz fazla ise evden çalışmak bir kabusa dönüşebilir” diye başlıyor konuşmaya ve şöyle devam ediyor: “Nitekim öğretmenler ve pek çok beyaz yakalı için durum böyle. Benim için bunlar çok geçerli olmadığından kendi adıma başka sorunlardan bahsedebilirim. Daha az şeyle temasın da bir sonucu olarak işim, hayatımın neredeyse tamamını kaplar duruma geldi. Mesai saatleri belirsizleşti. Bu hem iyi hem kötü. İyi çünkü 9-6 içinde yapmak zorunda değilim. İstersem gece de çalışırım. Kendi verimli saatlerimi belirleyebilirim. Kötü çünkü hiç işten eve gelmiyorsun. Mola, toplantı sonrası geyik, kapı önü muhabbet… Hiçbiri yok. Zoom’u toplantı bittiyse hemen kapatıyorsun çünkü girmen gereken başka bir toplantı var. İnsani ilişkiler bitmiş durumda. Bunu kırmak için yine Zoom üzerinden sohbet toplantıları yapıyorsun ama artık çevrimiçi olmaktan bıktığım için ona da giresim gelmiyor. Mesela yılbaşı partisi yaptık çevrimiçi. Çok eğlendik ama garip işte.”

“Kadınlar çıldırmanın eşiğinde” 

“Çevrimiçi platformlardan çevrimiçi platforma koşuyoruz. Zoom açıkken, WhatsApp mesajına bakıyor, işi halletmeye çalışırken bir taraftan Telegram grubunda yazılanları takip etmeye çalışıyoruz. Gün boyu sürekli toplantıda olmaktan dışarıda havanın nasıl olduğunu bile fark etmiyoruz bazen. Kar yağdığını gelen mesajlardan öğrenen arkadaşım var” diyor Kırbaş ve ekliyor: “Kendim dahil pek çok kadının bu süreçte psikolojik destek almaya başladığını biliyorum. Genel olarak hem işim hem akademik çalışmalarım nedeniyle söyleyebilirim ki kadınların iş yükü çok arttı. Bütün araştırmalar bunu söylüyor zaten ama kadınlar açısından işin gerçekliği anlaşılmış değil henüz. Özellikle yoksulluk arttıkça yük ve baskı da artıyor. Ama evden çalışma işi sonuçta beyaz yakalılar için geçerli. Belli bir sosyoekonomik seviye üstü gibi görünse de çocuk, eş, ev derken kadınlar çıldırmanın eşiğinde.” 

Kırbaş, bunların yanında yol ve işyeri stresinin olmamasını, çalışma ortamı gerginliğinden uzak olmayı, evden çalışmanın olumlu yanları arasında sayıyor ama bir şerh düşerek: Ekranı kapattığında evinde, yani güvenli ortamındaysan.

“Bana verilecek olan pozisyon anne olduğum için verilmedi”

Uğur İpek 34 yaşında ve bir otelde çalışıyor. İpek’in geçen yıl ocak ayında bir bebeği oldu ve hemen ardından salgın başladı. İpek, salgın başladığında işe dönmek zorunda kaldı çünkü annelik izni bitmişti.

Salgının başlamasının ardından İpek’in çalıştığı otel, Kısa Çalışma Ödeneği’nden faydalandı. İpek de bu kapsama dahil edilen çalışanlardan. Evden çalışmanın hikayesini kendisinden dinliyoruz:

Evden çalışırken, iş gelince senin nerede, ne durumda olduğunun bir önemi kalmıyor. Kadın olmam, hamile kalmam ve ardından çocuk sahibi olmam, kariyerimde atacağım adımın önüne geçti. Örneğin, bana verilecek olan pozisyon önce anne olduğum için ertelendi, sonra da salgın nedeniyle ötelendi. Çalışma saatimiz belli olsa da yoğun anlarda akşam çıkışları hep değişir. Çalan telefonlara mümkün olan her an yanıt veriyoruz.”

“Gece geç saatlere kadar çalıştım”

Diren Çelik ise gazeteci ve kısa bir süre önceye kadar Kocaeli’de bir yerel gazetede çalışıyordu. Baskı ve mobbing nedeniyle istifa etmek zorunda kaldı. Çelik, evden çalışma sürecinde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “İnternet sorumlusu olarak çalıştığım için salgın sürecindeki tüm gelişmeleri gece geç saatlere kadar haberleştirerek siteyi güncelliyordum. Patronum ve genel yayın yönetmenim sürekli bir şeyler istiyordu. Saat fark etmeksizin WhatsApp gibi grupların dışında da özelden arayarak ve mesaj atarak sürekli bir şeyler talep ediyorlardı. Yıkanma saatlerimize bile müdahale eder oldular. Ayrılma sürecim de genel yayın yönetmeninin çalışanları birbirine düşürmeye çalışmasıyla oldu. Gazeteden çalışan çıkarıp pandemide tasarruf yapmak istiyorlardı ancak bunu başka oyunlarla, kendimiz istifa edelim diye yapıyorlardı. Tazminatı vermemek için. Ben bunların üstüne kadın olarak da daha fazla olumsuz durumla karşı karşıya kaldığıma katılıyorum. Bunu daha önce de deneyimledim. Uzun çalışma saatleri, işsizlik kaygısı, hepsi daha önce de vardı ama pandemide katlandı.”

“Daha önce kitap okuduğumuz, dinlendiğimiz yerlerde artık işle ilgili uyaranlar var”

Uluslararası Af Örgütü Türkiye’den Ruhat Sena Akşener, diğer ofis çalışanları gibi 11 aydır evden çalışıyor. Akşener, mesainin belirsiz hale gelmesine dair şunları söylüyor: “Çalışma alanı ve yaşam alanının aynı olması, ister istemez mesainin dışında da çalışma durumunu doğuruyor. Bunu engellemek neredeyse mümkün değil. Daha önce kitap okumak, dinlenmek, kendinize zaman ayırmak için kullandığınız mekanların tümünde işle ilgili fiziksel uyaranlar var. Ayrıca çocukların bakım sorumluluğunun ve evin idaresinin de bu dönemde neredeyse tamamen kadının üzerinde kalması, -ki hem benim durumumda hem de tanıdığım çok fazla kadın arkadaşım için durum böyle- mesai ile gerçek hayatın tamamen iç içe geçmesine neden oluyor. Online eğitim alan ve bakımını üstlendiğiniz çocukla aynı fiziksel ortamı paylaşıyor olmak, çalışmanın verimliliğini de özel hayatınızın kalitesini de düşürüyor. Ne tam anlamıyla işime, ne çocuğuma ve sevdiklerime ne de hayata odaklanabiliyormuşum gibi hissediyorum. Arada kalmışlık hissi, ne onu ne bunu tam olarak yapamıyormuşum gibi… Evden çalışma özel hayat-iş ayrımını bitirdi ve süre uzadıkça bunun yıpratıcılığını daha derin hissediyorum.”

“Erkeğin durumu hep ‘yardım’ seviyesinde kalıyor”

32 yaşındaki Tuğçe Arıduru da Suriyeli çocuklara yönelik bir Avrupa Birliği projesinde çalışıyor. Kadınların görünmez ev emeği ve kadınlarla erkeklerin arasındaki iş bölümü farkı konusunda Arıduru şunları söylüyor: “17.30’da mesai bitiyorsa bilgisayarı hemen kapatamayabiliyoruz. Evden çalışan kadınlar, sürekli evde oldukları için ev işleriyle daha çok ilgilenmek durumunda kalıyorlar. Örneğin, ev işleriyle ben ilgileniyorum, temizlik işlerini ben organize ediyorum (kendim yapsam da yapmasam da), kahvaltıları ben hazırlıyorum, yemeği genelde ben yapıyorum. Eşim her ne kadar paylaşmaya çalışsa da adil bir paylaşım olmuyor çoğu zaman. Onun durumu hep ‘yardım’ seviyesinde kalıyor. Ama işim uzadığında eşim yapabiliyor ya da bana hiçbir zaman bir baskı uygulamıyor. Yerleşmiş ve kanıksanmış olan geleneksel aile düzeni ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı roller kadın-erkek arasındaki iş bölümünü maalesef ev işinde de etkiliyor ve kadının emeğini her zaman görünmez kılıyor.”

“’Yapması gereken biri” hep kadın”

“Mutfakla ilgili işlerde erkekler, ‘Ben bilmiyorum, yapamıyorum’ diyebiliyor ama kadınların bence böyle bir seçeneği olmuyor çoğu zaman” diyen Arıduru, şöyle devam ediyor: “‘Yapması gereken birinin’ hep ben olmasından dolayı bazen depresif olabiliyorum. Ayrıca yazıyorum ve tiyatro yapıyorum. Bu durumlar pek çok kadın için böyleyken, kendimize ait bir oda bulup çalışmamız ve ev işlerini boş vermemiz çok mümkün olmuyor.”

“Her şey farklı ama bir o kadar da aynı”

Arıduru’ya göre de evde olmanın getirdiği bazı avantajlar var. Örneğin, sabah hazırlanmak zorunda olmadan, yolda vakit kaybetmeden çalışmak güzel. O da Gülfer Kırbaş gibi olumlu yönleri sayarken şerh düşüyor: “Ama bunun da sürekli bir kısır döngü içinde hissettirmesi çok demoralize edici. Sabah kalk, bilgisayarı aç, çalışmaya başla, sonra kapat, yemek ye ve uyu. Her şey bir o kadar eskisinden farklı ama bir o kadar da aynı hissettiriyor.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus