Medyascope okurları yazıyor | Hatice Karakuş Öztürk yazdı: Kimin namusu?

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Hatice Karakuş Öztürk “Kimin namusu?” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Kimin namusu?

Bazı kavramlar gündelik hayatta sözlük tanımlarının çok ötesinde katmanlı bir yapıya sahiptir.   Bir nevi matruşka bebek gibidirler. Her katman kendi içinde yeni bir anlam, deneyim alanı ve kültürel göndermeleri barındırır.  Bu kavramlar salt dilin değil toplumsal hafızanın da sembolik taşıyıcıdırlar. Namus, bahsi geçen katmanlı yapının ilginç örneklerinden birisidir.

Türkiye’de namus denildiğinde akla ilk kadınlar gelir. Bu çağrışımın elbette güçlü sosyolojik ve tarihsel nedenleri bulunmaktadır. Ancak kavramın kullanım alanlarına daha dikkatli baktığımızda daha geniş ve spesifik bir anlam evreni ile karşılaşıyoruz. Siyasi tartışmaların hararetlendiği zamanlarda namus kadına atfedilen bir kavram olmaktan çıkıyor ve siyasi liderlerin kitleleri konsolide etme, güven verme ve inandırıcı olmak için başvurduğu güçlü bir söylem aracına dönüşmekte. Farklı bağlamlar içinde kendine yer edinen namus, sembolik gücünü yeniden inşa etmekte ve sınırlarını aşan simge bir kavram haline gelmekte.

Bu simgenin rotasını anlamak için siyasi haberlere bakmak yeterli aslında. Siyasi aktörler öne çıkarmak istedikleri meselelere dikkat çekmek ve gündem yaratmak için, namus kavramının tarihsel ve toplumsal kodlarına başvururlar. Siyasi hafıza gündemde olan konuyu namus ile eşleştirerek kimi zaman bir tehdide kimi zaman da tarihsel bir sorumluluğa dikkat çekmeye çalışır. “Sandık namustur, sınır namustur, Cumhuriyet namus borcudur, devletin namusu, devlet yönetimi namus işidir” gibi kullanımların her biri bu beklentinin öne çıkan örnekleridir. İlgili tercihin siyasal söylem açısından işlevsel bir anlamı olduğunu söylemek mümkün. Çünkü namus toplumların kollektif bilgi stoklarında yer alan bir değer olarak kodlanmıştır. Pek çok insan namusun neye karşılık geldiğini ve neden korunması gerektiğine dair ortak bir kültürel kabule sahiptir. Namusun yanına eklenen sınır, devlet, Cumhuriyet, sandık gibi kavramlar namusun bu sembolik gücünden pay almaya çalışır. Böylece sadece namusun değil devletin, demokrasinin ve sınırın da aynı hassas duygular ile korunması gerektiği kitlelere işlenir. En küçük bir ihmal, beklenmeyen sonuçlara yol açabilir duygusu/korkusu namus üzerinden kitlelere aktarılır.

Namusun simgesel gücü sadece siyasi tartışmalarla sınırlı değildir. Toplumsal kaygıların/korkuların öne çıktığı farklı gündem başlıklarında da namusun itici gücünü görmek mümkün. Hatırlanacağı üzere EYT bir dönem Türkiye’nin en önemli gündem maddelerindendi.  EYT tartışmalarında verilen sözlerin namus sözü olarak dillendirildiğini hatırlamakta fayda var. Böylece siyasi aktörler namus kavramı üzerinden siyasi taahhütleri ahlaki bir yükümlülük üzerinden okuyarak, kitleleri davalarında motive etmeye çalıştı. Benzer bir durum Soma maden faciası için de geçerli. Bu facia, uzun süre alın terinin namusu üzerinden okunmuş, emeğin salt ekonomik değil, ahlaki bir sorumluluk olarak kabul edilmesi gerektiği dillendirilmişti.

Bu kullanımlar ilk etapta birbirinden bağımsız ve ilgisiz gibi görünse de ortak bir mantığa işaret etmekte. Namus, toplumun hangi meseleyi konuştuğuna göre sembolik yuvasını belirliyor.  İşte bu sebeple değişen ve dönüşen namus değil, öne çıkan kaygılar ve korkulardır. İranlı tarihçi Najmabadi’nin İran’ın modernleşme sürecine ilişkin tespitleri bu durumun sanıldığı kadar yeni olmadığını göstermekte. Yazara göre İran’da “namus-i İslam” söylemi modernleşme ile birlikte yerini “namus-i İran” kullanımına bıraktı. İlk kullanımda namus İslam’ın bir koruyucusu iken ikincisinde İran’ı yani ulusu ve devleti koruyan bir misyona bürünmüştür. Burada namus yerini korurken namusun koruduğu referansın dönüşmesi söz konusu. Namusun kavramsal kapasitesi, yeni toplumsal bağlamlar ile eklemlenme potansiyeline sahiptir. Bu yönüyle namus sadece adres değiştirmekte; farklı adreslerde tanımlanan misyonlar namusa eklemlenmektedir.

Namusun gücü tam bu noktada belirginleşiyor. Namus ve benzeri kavram setleri anlam alanını genişleterek ömrünü uzatır. Değişen toplumsal koşullar, namus ve benzeri kavramlara yeni alanlar açmakta ve kavramın siyasi ve toplumsal ömrüne sınırsız bir kredi açmakta. Uzunca bir dönem sadece kadın bedeniyle eşleşen namus, süreç içinde değişen koşulların da etkisiyle aileye, vatana, ulusa, devlete, cumhuriyete, milli iradeye seçim sandığına ve siyasi aktörlerin vasıflarına kadar geniş bir kullanım alanına erişti. Diyebiliriz ki değişen kavramın kendisi değil koruma altına alınan değerlerdir. Siyasi aktörler aslında yeni bir söylem üretmiyorlar. Tarihsel ve kültürel anlam yükü güçlü olan namusu, gündemin önemli konuları ile eşleştirerek yeniden dolaşıma sokuyorlar. Siyasi figürler namusun yanına eklemlenen kavramın sıradan bir olgu olmaktan çıkacağını bilerek gündemi ahlaki ve sembolik bir değere dönüştürüyor. Böylece sandık sadece oy verme, sınır da salt coğrafi bir çizginin çok daha ötesine taşınıyor. Liderler farklı siyasi geleneklerden gelmelerine rağmen namusun bu söylem gücüne özellikle başvurur. Namus günün sonunda, kitleyi ikna etme ve bir araya getirmenin güçlü bir aracına dönüşür. Tıpkı bir sanat gibi yok olmaz, belki biçim değiştirir ama yeni formlar ve zamanın ruhuna uygun bir şekilde varlığını sürdürür.

Toplumlar değişir ve dönüşür. Değişim sürecinde bazı sorunlar önemini yitirirken bunların yerini yeni sorunlar alır. Dünya çok uzun zamandır bu sosyolojik gerçeklik üzerinden ilerlemekte. Ancak değişmeyen bir gerçeklik var. Toplumlar değerlerini koruyacak sembolik kavramlara her zaman ihtiyaç duyar. Sorunların, kaygıların ve korkuların sürekli olarak kendini tazelediği bir dünyada savunma mekanizmalarına her daim ihtiyaç duyulacaktır. İşte namusun gücü de sanki burada gizli. Namus toplumların sorun alanlarının hemen yanı başında nöbet tutan, topa girmeyi bekleyen bir savunma hattı gibi ilerler. Ve kendisine yeni bir görev alanı tanımlanması için bekler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş