Cumartesi Anneleri 828. haftasında 1984 yılında İstanbul’da gözaltında kaybedilen Maksut Tepeli için adalet istedi: “Anayasa Mahkemesi’nin zamanaşımı vermesi, bizim acılarımızın zamanaşımına uğraması değildir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasının 129. haftasında, koronavirüs salgını nedeniyle sosyal medya hesabından açıklama yaptı. 828. haftanın moderatörlüğünü İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Sebla Arcan yaptı. Cumartesi İnsanı Hepgül Bozoğlu’nun okuduğu açıklamada, 1984 yılında İstanbul’da gözaltında kaybedilen Maksut Tepeli için adalet istendi. 

Gözaltında kaybedilen Maksut Tepeli’nin eşi Şehriban Tepeli, “Biz Maksut Tepeli’nin mezarının bulunması için 37 yıldır mücadele ediyoruz. Maksut ve ben Erzincan’da TÖB-DER üyesi öğretmendik. 4 Şubat 1980’de (Maksut Tepeli) tutuklandı. Dört ay hapis yattıktan sonra tahliye oldu. Tahliyesinden sonra İstanbul’a taşındık. 12 Eylül askeri faşist diktatörlük gelince ikimiz de aranır duruma düştük. 2 Şubat 1984’te Maksut, Küçükbakkalköy’de bir arkadaşının evine gitmişti.  Eve yaklaştığında kapının kırık olduğunu fark ederek oradan uzaklaşmaya çalışmış ancak içeride karakol kuran polisler tarafından ateş açılarak yaralanmış, yoğun kan kaybetmesine rağmen hastane yerine bir battaniyeye sarılarak Gayrettepe Siyasi Şube’ye işkenceye götürülmüş” dedi.

Eşinin dosyasında, kendisine işkence eden polislerin isimlerinin olmasına rağmen hiçbir soruşturmanın yapılmadığını dile getiren Şehriban Tepeli, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduk, Henüz bir sonuç gelmedi. Anayasa Mahkemesi’nin zamanaşımı vermesi, bizim acılarımızın zamanaşımına uğraması değildir.”

“Maksut Tepeli’nin mezar yeri hâlâ belli değil”

Tepeli ailesinin avukatı Gülseren Yoleri, “Maksut Tepeli, 2 Şubat 1984’te yaralı olarak, vurularak yakalandı. Hastaneye değil, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube’ye götürüldü, işkence altında sorgulandı. 5 Şubat günü durumu ağırlaşınca Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne götürüldü, bir daha kendisinden haber alınamadı. 2006 yılında nihayet, Maksut’un 6 Şubat 1984 tarihinde Numune Hastanesi’nde yaşamını yitirdiği ve Helvacıdede Mezarlığı’na defnedildiği bilgisine erişildi. Ailesi savcılığın mezar yerini göstermesini beklerken, savcılık dosyayı takipsizlik kararıyla kapatmayı tercih etti. Maksut’un mezar yeri hâlâ belli değil” diye konuştu.

Zamanaşımı, unutmaya, affetmeye, vazgeçmeye dairdir. Unutmuyoruz, affetmiyoruz, vazgeçmiyoruz!”

828. haftanın açıklamasını okuyan Cumartesi İnsanı Hepgül Bozoğlu, Türkiye’de gözaltında kaybetmelerle ilgili yürütülen mücadelede karşılaşılan en önemli engellerden birinin zamanaşımı uygulaması olduğunu belirtti: “Bu uygulama ile hukuki girişimlerimiz sonuçsuz bırakılmakta, adaletin tecellisi engellenmektedir. Oysa uluslararası hukuka göre hangi tarihte işlenmiş olursa olsun, insanlığa karşı suçlar yönünden zamanaşımı süresi uygulanamaz. İç hukukta zamanaşımını haklı göstermek için  gerekçeler ileri sürülemez. İnsanlığa karşı suçları teşvik eden, suça katılan, suçların işlenmesine hoşgörü gösteren kamu görevlileri zamanaşımı uygulamasıyla cezasız bırakılamaz.”

Kuşaktan kuşağa aktardıkları  mücadeleleriyle  çeyrek asırdır haykırdıklarını dile getiren Bozoğlu, açıklamayı şöyle tamamladı: “Unutmuyoruz, affetmiyoruz, vazgeçmiyoruz. Yıllardır ısrarla altını çiziyoruz: zamanaşımı, devletin  suça ceza yaptırımı ile müdahalesinin artık gerekli olmadığı düşüncesinden doğar ve suçtan sorumlu olanların kovuşturulmasını ve cezalandırılmasını engeller. Zamanaşımı, unutmaya, affetmeye, vazgeçmeye dairdir.” 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus