Cumartesi Anneleri 836. haftasında 25 yıl önce gözaltında kaybedilen Talat Türkoğlu için adalet istedi: “Türkiye’de zorla kaybetmeler, insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmediği için soruşturmalarda zamanaşımı işletiliyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasının 137. haftasında, koronavirüs salgını nedeniyle sosyal medya hesabından açıklama yaptı. 836. haftanın moderatörlüğünü gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak üstlendi. Cumartesi İnsanı Tuba Zehra Sağlam’ın okuduğu açıklamada, gözaltında kaybedilişinin 25. yılında Talat Türkoğlu için adalet istendi.

Sosyalist kimliğiyle bilinen 45 yaşındaki Talat Türkoğlu, İstanbul Avcılar’da yaşıyordu. Daha önce dört kez gözaltına alınan Türkoğlu, yoğun işkence gördü ve yıllarca hapishanede kaldı. Son olarak 5 Ekim 1994 tarihinde tutuklanan Türkoğlu, davası devam ederken tahliye edildi. Tahliyeden kısa bir süre sonra  29 Mart 1996 tarihinde annesini ziyaret etmek için Edirne’ye gitti. Kardeşlerine, İstanbul’dan Edirne’deki evin kapısına kadar sivil polisler tarafından takip edildiğini söyledi. 1 Nisan 1996 tarihinde İstanbul’daki evine dönmek üzere yola çıktı ve kendisinden bir daha haber alınamadı.

Talat Türkoğlu’nun kardeşleri Hasan Türkoğlu, Ayşe Baş, Fatma Türkoğlu Koruyucu ve Münübe Türkoğlu Yeprem, koronavirüs salgını nedeniyle ve Galatasaray Meydanı yasak olduğu için gözaltında kaybedilişinin 25. yılında, kardeşlerini, Edirne’deki evlerinde andı:

“Yaptığımız tüm hukuki başvurular sonuçsuz kaldı. Gözaltında kaybetme, insanlık suçudur. Anaların artık çoğu vefat ettiği için, bu iş kardeşlere kaldı. Cumhurbaşkanlığına, il emniyet müdürlüğüne, valiliğe tüm başvurularımızı yapmamıza rağmen sonuçsuz kaldı. Hem sağır hem dilsizler. Bir haber alana kadar mücadelemiz devam edecektir. Bizim yanımızda olanlara, bizi anlamak isteyenlere teşekkür ederiz. Biz var oldukça, onu aramaktan vazgeçmeyeceğiz.”

Türkoğlu ailesinin avukatı ve İnsan Hakları Derneği (İHD) avukatı Gülizar Tuncer, dosyada yaşananları anlattı. Tuncer, “Talat Türkoğlu dosyasında yaşadıklarımız, diğer zorla kaybetme dosyalarında yaşadıklarımızdan farklı değil. Bu tür soruşturmaları yöneten savcılar, hiçbir şekilde gerekli araştırma ve inceleme yapma ihtiyacı duymuyor. Dosya 2006 yılında zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldı. Türkiye’de zorla kaybetmeler, insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmediği için, soruşturmalar da ‘adam öldürme’ suçundan olduğu için zamanaşımı işletiliyor ve kovuşturmaya yer olmadığı yönünde kararlar veriliyor. Biz bu karara itiraz ettik ve reddedilince de Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunduk. Bu başvuru da reddedildi.”

836. haftanın açıklamasını okuyan Tuba Zehra Sağlam, Türkoğlu ailesinin, Talat Türkoğlu’nu bulmak için başvurduğu tüm girişimleri ve dava sürecini anlattı:

“Türkoğlu ailesi, İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af Örgütü, devletin ilgili tüm kurumlarına Talat Türkoğlu’nun akıbeti için başvuru yaptı. Soru önergeleriyle konu Meclis’e taşındı. Ancak tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Resmi makamlar Talat Türkoğlu’nun gözaltına alınmadığını ve nerede olduğunun bilinmediğini söyledi. 

1997 yılında JİTEM mensubu Kasım Açık’ın itirafları basına yansıdı. Talat Türkoğlu’nun eşkâl, kullandığı saat, giysi, ayakkabı, cüzdan bilgilerini ayrıntıları ile veren Kasım Açık, Türkoğlu’nun Edirne yakınlarında bulunan Çadırkent’te polisler, askerler ve itirafçılardan oluşan bir ekip tarafından sorgulandığını açıkladı. Talat Türkoğlu’nun işkence ile öldürülen bedeninin Meriç Nehri’ne atıldığını söyledi. Olay yerinin krokisini çizdi. Olaya katılanların isimlerini verdi. Tüm bunları detaylı bir biçimde yazılı ve imzalı olarak beyan etti. Bu beyanlar üzerine Türkoğlu ailesi ek bir soruşturma yapılması için savcılığa başvurdu. Savcılık, etkin bir soruşturma yürütmeden kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. AİHM’e taşınan davada ise Türkiye, etkili bir soruşturma yapmadığı ve Talat Türkoğlu’nun yaşama hakkını korumaya yönelik yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle mahkûm oldu. AİHM’in Türkiye’yi mahkûm etmesinin ardından avukat Gülizar Tuncer, Edirne Savcılığı’na dilekçe ile başvurarak AİHM’in verdiği mahkûmiyet kararı gereği, soruşturmanın derinleştirilerek sürdürülmesi talebinde bulundu. Edirne Savcılığı, evrensel hukuka aykırı bir biçimde zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, kovuşturmaya yer olmadığı kararını verdi. Bu karar üzerine yapılan itiraz başvurusu da reddedildi. Aile 18 Ağustos 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi de 2020 yılında başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdi. İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile tekrar AİHM’e başvurdu.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus