İSTANBUL (Medyascope) – Kurtlar Sofrasında Kadınlar’da 19 Ekim 1995’te, henüz 10 yaşında bir çocukken babası Fehmi Tosun’un, Avcılar’daki evlerinin önünden o döneme damga vuran beyaz Torosa bindirilerek götürüldüğüne tanıklık eden ve babasından bir daha haber alamayan Jiyan Tosun var. Çatışmalı yıllarda Diyarabakır’ın Lice’ye bağlı Licok Köyü’nden, ailesiyle İstanbul’a taşınan ve kaybedildikten sonra Cumartesi Anneleri’nin simge isimlerinden biri olan Fehmi Tosun’un beş çocuğundan biri olan Jiyan Tosun, annesi Hanım Tosun ile birlikte her cumartesi günü soluğu Galatasaray Meydanı’ında alıyor.
Babasını kaybettiği güne kadar değil okul yüzü görmek, Türkçe bile bilmeyen Jiyan Tosun o tarihten sonra bir yandan çalışıp bir yandan da önce Türkçe sonra da okuma yazma öğrenip, açık öğretimden liseyi bitirdi. Eğitimini azimle sürdürerek üniversiteye de gitti. Hatta okul sırasına ilk kez üniversitede oturdu. Sonunda avukat olmayı başaran Tosun, halen İHD İstanbul Şube Başkanlığı görevini yürütüyor. Jiyan Tosun, Göksel Göksu’ya kendi oturduğu kurtlar sofrasını anlattı.
“Sadece babam kaybettirilmedi, annem de elimden alındı”
Babasını son kez Avcılar’daki evlerinin önünde, beyaz bir torosa bindirildiği sırada gören Jiyan Tosun, o anı unutamıyor:
“‘Yetişin beni öldürecekler’ diye bağırıyordu. Annemin çığlığını hatırlıyorum. Hepimiz çığlık çığlığaydık. Evimizin önünden zorla bir araca bindirilişi ve aracın gidişi kaldı aklımda.”
O tarihte 10 yaşında olan Tosun, bugün “Benim sadece babam kaybettirilmedi, benim ayrıca annem de elimden alındı” diyor. Tosun o tarihte ne Türkçe biliyordu ne de okuma yazma… Türkçeyi sonradan öğrendiğini anlatan Tosun, o günleri “11-12 yaşından sonra harfleri öğrendim. Heceleyerek okumayı bırakmam 14-15 yaşlarımda oldu. Derin bir yoksulluk içerisinde yaşayan, okuma yazma bilmeyen bir kız çocuğuydum.” diye anlatıyor. Bir yandan çalışıp, diğer yandan açık öğretim üzerinden eğitimini tamamlayan Tosun, daha sonra burslu okuduğu hukuk fakültesine girdiğinde aynı zamanda hayatında ilk kez bir sınıfla tanıştığını anlatıyor:
“Üniversitede önce bir açıköğretimde Adalet okudum. Daha sonra dikey geçişle Bilgi Üniversitesi’ne yüzde 50 bursla yerleştim ve öyle okudum. Zorlandım ama bu biraz da trajikomik. Derse ilk girdiğimde, uluslararası hukuktu sanırım, önüme bir kağıt koydu hoca. Yaz dedi ve üstünde ‘quiz’ yazıyor. Quiz ne demek? Tek kelime İngilizce de bilmiyorum. Ve hoca gelip “Neden yazmıyorsun?” dedi. Gerçekten de hiç klasik bir sınava girmemiştim. “Yazmayı sevmiyorum” dedim. Hoca da “Aferin kızım iyi bir bölüm seçmişsin!” dedi. Tabi ilk dönem çok zor geçti, alıştığım bir sistem değildi. Çoğu derslerden de kaldım ama sonrasında o sisteme de adapte oldum ve bitti.”

“Yas tutma, dua etme hakkınızı elinizden alıyorlar”
Jiyan Tosun, Galatasaray Meydanı’na ilk kez gittiği ve Cumartesi Anneleri’yle tanıştığı günü “İlk İstiklal Caddesi’nde gelişimi ve o korkuyu hatırlıyorum. Annemin eline sıkı sıkı yapışıp, ‘Nereye gidiyoruz?’, ‘Babanın resmiyle babanı aramaya gidiyoruz’. Ama giderken büyük bir korku. Çünkü İstiklal o zaman da şimdiki gibi çok kalabalık, küçücük bir şeyim zaten ve sadece insanların ayaklarını görüyorsunuz, üstümüze üstümüze gelen ayaklar… Yine o korkuyu hatırlıyorum yani İstiklal Caddesi’ne giderken ki o korkuyu…” sözleriyle anlatıyor.
Cumartesi Anneleri’nin ortak acısını ise “yas hakkı” üzerinden tarif ediyor:
“Ortada sahip olduğunuz bir naaş yok. Gömemediğiniz bir insan ortada yokken, “öldü” bir olasılık ama diğer olasılık, ya yaşıyorsa? Evet, biz öldüğünü düşünüyoruz. Ama onu kabul etmiyoruz. Çünkü bilmiyoruz hala. Çok büyük bir acımasızlık. Kaybetme vakalarını diğer ölümlerden, faili meçhullerden ve diğerlerinden ayıran en büyük şey de bu. Sizin yas tutma hakkınızı elinizden alıyorlar. Dua etme hakkınızı elinizden alıyorlar. Ve sizi ömür boyu ızdıraplı bir bilinmezliğin içine koyuyorlar.”
Jiyan Tosun Galatasaray Meydanı’nın neden hâlâ önemli olduğunu da şu sözlerle anlatıyor:
“Orası bizim için bir yargılama alanı. Devletin yargılamadığı insanları biz orada isim isim söylüyoruz. En çok zikrettiğimiz isimler Tansu Çiller ve Mehmet Ağar. Rahatsız oldukları şey bu.”








