İSTANBUL (Medyascope) – Açık Oturum’da bugün Halk TV’de Seda Selek ile başlayan, Sorel Dağıstanlı, Buket Güler, Gözde Şeker, Remziye Demirkol, Gökmen Karadağ, Yayın Koortinatörü Fikret Bulut ile devam eden istifa depremi ve medyanın içinde bulunduğu çıkmaz ele alındı. Göksel Göksu’nun sorularını yanıtlayan Medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Halk TV’den istifa eden ekran yüzlerinden biri olan Remziye Demirkol ve gazeteci Hilmi Hacaloğlu ile “Halk TV’de neler oluyor, istifa depreminin ardında yatan gerçek ne, medyada nasıl bir krizle karşı karşıyayız ve bu kriz aşılabilir mi?” sorularına cevap aradı.
Remziye Demirkol: “İtibarsızlaştırma yapıldı”
Halk TV’den istifa eden isimler arasında olan Remziye Demirkol, yaşananların kişisel değil, yapısal bir sorun olduğunu söyleyerek, kanalla yollarını ayıran kişiler hakkında yürütülen tartışmaları “itibarsızlaştırma” ve “dezenformasyon” diye niteledi.
Yaşananları anlatırken kelimelerini özenle seçen Demirkol, Halk TV’nin Türkiye açısından öneminin altını çizdi:
“Bizim açımızdan söyleyeceğimiz her kelime ve cümle bıçak sırtı bir durum. Çünkü bu ülkenin Halk TV’ye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. O yüzden çok dikkatli konuşmaya gayret ediyorum. Ben önceki yazımda küçük bir kapı aralamak istemiştim ama bambaşka bir cevap aldık. Meslek ilkelerine bağlı kalmak için büyük mücadele veren insanların yarattığı bir ekranda doğru olmayan bir şeye yer açıldı. Bizim meselemiz küçültüldü, manipüle edildi, hakkımızda doğrular söylenmedi. Burada bir itibarsızlaştırma yapıldı.”
Remziye Demirkol: 20 asgari ücret iddiası gerçek değil

Cafer Mahiroğlu’nun önce Halk TV’den istifa eden isimlerin profesör maaşı, daha sonra 20 asgari ücret tutarında maaş aldıkları iddiasını yalanlayan Demirkol, kimi mecralarda istifaların nedeninin “kıskançlık” olarak nitelenmesini de eleştridi:
“Bugün bu tepkiyi gösteren insanların hiçbiri 20 asgari ücret maaş almıyor. Buna yakın rakamlar dahi almıyorlar. Ayrıca mesele sadece ekran yüzlerinin meselesi değil. Sesçide var, editörde var, kameramanda var, muhabirde var. Gencecik insanlar var. Bu bir bütünsel problem. Buradan bir itibar suikastı yapıldığını düşünüyorum. ‘Kıskançlık’ kelimesinin de tesadüfen seçilmediğini düşünüyorum.”
Remziye Demirkol: “Bir yerlerle anlaştılar” iddiası bir ön kesmedir, adresi sadece biz değiliz
Demirkol, “bir yerlerle anlaştılar” söyleminin yalnızca kendilerini değil, ileride çalışabilecekleri mecraları da hedef aldığını savundu:
“Bu bir ön kesmedir. Adresi sadece biz değiliz bunun. Bizimle çalışmayı düşünen mecralar açısından da böyledir ki onların sayısı zaten bir ya da ikidir. Falanca kanaldan teklif gelmez zaten. Bu ifadenin sebebi bir yandan burada bir kendisine kumpas yapıldığı düşüncesini oluşturmak kamuoyunda çünkü izleyici sahiplenecek. Sahiplensin izleyici Halk TV’yi bu arada lütfen. Bir, bunu yaratmak. İki, insanların olası çalışma fırsatlarının önünü kesmek. Onlara teklif götürecek mecralara da aynı zamanda deniliyor ki bu cümleyle beraber. Eğer böyle bir şey yaparsanız, çalışırsanız bu insanlarla siz de bu kumpasın bir parçası olursunuz. Bakın olmuş da önceden de şimdi birlikte çalışmaya başladılar der o zaman herkes size. Dolayısıyla bu her şey bu tarafa çok acımasızca.”
Remziye Demirkol: Bir kişiye verdiğiniz maaşla o 40 kişiyi işten kovmayabilirdiniz
Demirkol, işten çıkarmalar ve maaş politikaları üzerinden de dikkat çeken bir çıkış yaptı:
“Bir kişiye verdiğiniz maaşla o kırk kişiyi kovmayabilirdiniz. Bu bir tercihtir. Kahraman varsa, aldığı 30-35 bin lirayla ‘Ben gidip yandaş medyada çalışmayacağım’ diyen editördür. İnsanlar küçücük canlarıyla bir yerde durmaya çalışıyor. Siz ise bir kişinin maaşıyla 40 kişiyi kurtarabilecekken başka tercihler yapıyorsunuz. Kaynağın nasıl dağıtılmasının tercih edildiği ile ilgili bir durum. Eğer şöyle tercihler yaparsak insanlar kendilerini daha az değersiz hissederler. Mesela filancanın kahvaltısı kontinental kahvaltısıyla birlikte gelecekse o kişinin kahvaltısı diye göndermeyin o kahvaltıyı. İki simit fazla koyun, iki dilim peynir fazla koyun, sabah ekibinin kahvaltısı diye gönderin. O insanlar da kendilerini insan hissetsinler. Bu kriz çok farklı biçimde yönetilebilirdi ama tercih edilmedi.”
Hilmi Hacaloğlu: Gazeteciler asgari ücrete yakın maaşlarla çalışıyor
Hilmi Hacaloğlu da maaş konusuna dikkat çekti:
“Bu bir mesele mi? Bu bir mesele. Mesela ben Sorel’in ne maaş aldığını biliyorum. Remziye’ninkini bilmiyorum. Ama Sorel, hani Cafer Bey dedi ya ‘profesör maaşı!’… Bir profesörün aldığı maaşın neredeyse yarısını alıyor. Bu adam ekranda mı ekranda? Sorel’le sokakta da beraber çalıştık. Hiçbir şeyi reddetmeyen, her şeyi yapan bir gazeteci. Aynı şeyi Remziye için de, Seda için de, Gökmen için de söylerim. Gökmen benim 30 yıllık arkadaşım. Bu sektöre girmemi sağlayan kişi. Boğaziçi Üniversitesi üniversite arkadaşım. Ve bıraktı. O televizyonda çalışanların yüzde 75’i kazandıkları paranın 30 bin lira fazlasına yarın giderler. Çünkü herkes geçinmekle çok zorlanıyor. Oradaki maaşlar 35, 40 bin, 45 bin, 50 bin. 60 bin alan az adam var. Ve gazetecilik yapıyoruz. İstanbul’da yaşıyoruz. Cafer Bey kendi söyledi galiba. 60-70 bin lira İstanbul’da ev kirası. Peki bu insanlar ağaç kovuğunda mı yaşayacak?”
Cafer Mahiroğlu için “sendikanın girmesine izin verecekti” diyen Hacaloğlu, “Evet İngiltere’de zor durumda. Ve büyük bir zulüm altında. Bir taraftan Demokles’in kılıcı tepesinde. Kanalına yarın el konsa kimse şaşırmaz, öyle bir yerde gazetecilik yapmaya, öyle bir yerde yayıncılık yapmaya çalışılıyor. Oradaki bütün arkadaşlarımız da risk altında baktığında. Nereden biliyoruz? İşte sevgili dostumuz Suat Toktaş tutuklandı değil mi? Yani bir şey üzerinden, bir ses kaydı üzerinden aylarca tutuklu yattı. İnsanlar yargılandılar, Kürşat yargılandı. Seda yargılandı yanılmıyorsam o dönemde. Şimdi yani orada görev yapmak bu… Dolayısıyla bir medya patronunun en azından sendikayı devreye sokarak bir çözüm araması lazım. Oradaki gazetecileri, şu anda kanalı yönetenler, istedikleri gibi kendi özgür iradeleriyle bir şey yapabiliyorlar mı? Karar verebiliyorlar mı? Yani Suat bu konuyu çözmeye çalışsa böyle mi çözer?”
Türkiye’nin iyi gazetecilere ve hakikati anlatan televizyonlara ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Hacaloğlu, “Bu ne kadar çok kurum tarafından yapılırsa o kadar iyi. Ve bu da zor bir şey. Yani Koza TV ismini değiştirmek için bu kadar zaman uğraşıldı ve yapılamadı. Çok temastayım, bildiğim için söylüyorum. Ama buna ihtiyaç var. Bu toplumun dönüşmesi için en ücra köşelere kadar yayın yapılmasına ihtiyacı var. O yüzden de Halk TV biriciğimiz. Onu sarıp sarmamamız mı gerekiyor? Buna dair hiçbir şey yok. Ama oradaki arkadaşlarımızın da hakkını, hukukunu, korumamız gerekiyor” dedi.
Faruk Bildirici: “Cafer Mahiroğlu son konuşmalarında editoryal bağımsızlığa müdahale ettiğini teyit etmiş oldu”
Medya ombudsmanı Faruk Bildirici ise Fatih Altaylı ve Cem Küçük’ün yazılarında istifaları maddi koşullara indirgemelerini yanlış bulduğunu söyleyerek eleştirdi:
“Arkadaşların itirazlarını da dinlediğimizi anlıyoruz ki temel mesele değersizleştirme ve editoryal bağımsızlığın kalmamış olması. Cafer Mahiroğlu zaten bu kanalda editoryal bağımsızlığın kalmadığını, uygulanmadığını, editoryal bağımsızlığı her gün kendisinin müdahale ettiğini son konuşmaları da teyit etmiş oldu. Yani kanalda gazetecilerin itirazlarına karşı, gazetecilerin dile getirdikleri sorunlara karşı cevap vermesi gereken genel yayın yönetmeniydi. Ama onun yerine kendisinin, hem de kendi kanalına çıkarak konuşması, hem de son derece üstten kibirli bir edayla sorunu, ‘başka kanalla anlaşma, para ya da kıskançlık vs’ye indirgemesi, nasıl müdahale ettiğini gösterdi zaten. Ben çok önceden Cafer Mahiroğlu’nu kanaldaki editöryal bağımsızlığa ihlal ettiğini defalarca yazmıştım. Sanıyorum ben de o yüzden kara listeye girenlerden biriyim zaten.”
“Kanaldaki uygulamaları yok sayıp, bu arkadaşlarımızın sadece başka bir kanala geçmek ya da maddi nedenlerle ayrıldığını söylemek büyük haksızlık” diyen Bildirici, “Bir nokta çok dikkatimi çekti, çok çarpıcıydı Sorel Dağistanlı’nın açıklamalarında. Dedi ki, ‘ekrandan alındığımı muhasebeci’den öğrendim.’ Şimdi bu olabilecek bir şey miydi Allah aşkına? Bu -kaç para verirseniz verin- milyonlar verseniz bile bir gazetecinin asla katlanamayacağı bir şey. Nitekim onlar da katlanamamışlar. Arkadaşların birbirlerine destek vermeleri de çok değerli” dedi.
Faruk Bildirici: Bu arkadaşlar o ekranlara dönebilir, dönmelidir de
Faruk Bildirici her şeye rağmen istifa edenlerin Halk TV’ye geri dönüş umudunu koruduğunu da söyledi:
“Çünkü dikkat edin, Remziye Demirkol dahil olmak üzere bütün arkadaşlar hala kırıcı olmamaya, sözcüklerini özenle seçmeye çok dikkat ediyorlar. Ve hala bence Cafer Mahiroğlu’nun yerinde olsam -ki olamam biliyorum- bu arkadaşları tekrar Halk TV’ye kazanmak için çaba harcardım. Onların sorunlarını çözmek için çaba harcardım. Hala bu arkadaşlar o ekranlara dönebilirler, dönmelidirler de. Döndükleri zaman da Halk TV kazanır, bu ülkenin gazeteciliği kazanır. Nedir ki? Çözülemeyecek sorunlar yok ortada. Ve bunun başında bence, editoryal bağımsızlık ve değersizleştirme geliyor. Burada düzelmesi gereken şey, başta Cafer Mahiroğlu’nun tavrı olmak üzere yönetimin tavrı. Bu da düzeltilebilir. Aksi halde, inanın bundan Halk TV’de, muhalif gazetecilik de, bağımsız gazetecilik de çok büyük zarar görecek. Ki Cafer Mahiroğlu bir yandan olayı küçümsüyor ama bir yandan da ‘tusunami’ sözcüğünü kullanıyordu. Evet, tusunami.”








