İSTANBUL (Medyascope) – Açık Oturum‘un bu bölümünde, Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Fikret İlkiz, CHP’nin seçilmiş Parti Meclisi üyesi Suat Özçağdaş ve Medyascope muhabir Ali Deniz Çakır ile birlikte, İBB davası kapsamında yargılanan Ekrem İmamoğlu ile mahkeme heyeti arasında çıkan gerilim, İmamoğlu’nun savunma hakkının kısıtlandığı yönündeki iddialar ve davanın olası siyasi sonuçları ele alındı.
Açık Oturum’da Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksu’nun soruların cevaplayan Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Fikret İlkiz, CHP’nin seçilmiş Parti Meclisi Üyesi Suat Özçağdaş ve Medyascope muhabiri Ali Deniz Çakır, davanın sona eren ilk duruşmasını hukuki ve siyasi boyutlarıyla değerlendirdi. İlkiz, İmamoğlu ikinci celsede savunma yapacak mı?” sorusuna “Mahkemede yapılacak olan bir savunma vardır, her zaman da olacaktır” cevabını verdi.
Fikret İlkiz: “Savunma hakkı doğrudan ihlal edildi”
Fikret İlkiz, mahkemenin müvekkiline savunmasını yapabileceği uygun koşulları sağlamadığını söyledi.
Mahkeme başkanının İmamoğlu ile hukuki zeminin dışına çıkan kişisel bir polemiğe girdiğini belirten İlkiz, Ekrem İmamoğlu’nun Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmasına neden olan “Yargılanmaya değil yargılamaya geldim” ifadesine de açıklık getirdi. İlkiz bu sözlerin mahkemenin yetkisini tartışmaya açan değil, yöneltilen suçlamalara karşı ortaya konulan bir savunma refleksi olduğunu ifade etti:
“Yargılanırken doğal olarak hakkınızdaki iddiaları da siz yargılamaya başlarsınız. Yargılama denilince kasıt mahkeme heyetinin algıladığı gibi mahkeme heyetinin yerine geçmek, onun yürüttüğü faaliyeti yürütmek değildir. Buradaki asıl kasıt bir değer yargısıdır. Suçlamaya karşı da sanıkların savunma sırasında en azından kendi değer yargıları ile ileri sürülen suçlamalar bakımından bir yargılama gibi, yargılar gibi savunma yapmaktan ibarettir. Bu kadar fazla alınganlık Türk yargısında geçerli bir yaklaşım değildir.”

Fikret İlkiz: “Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmadı”
İBB davasının ilk duruşmasında yaşananların savunma hakkı bakımından ciddi hak ihlalleri içerdiğini söyleyen Fikret İlkiz, mahkemenin, İmamoğlu’nun iddianameye karşı sorgusunun yapmasına izin vermediğini belirtti:
“İddianameye karşı sorgu vermesi gerekiyordu. ‘Hayır’ dediler, ‘Siz savunma yapmak istemiyorsunuz. Böyle bir şey yok. Siz susma hakkını kullanıyorsunuz.’ Hayır, susma hakkını kullanmadı. Üstüne üstlük ‘Hayır ben susma hakkımı kullanmıyorum’ dedi.”
Mahkeme başkanı ile Ekrem İmamoğlu arasında yaşanan diyaloğun farklı yorumlandığını ifade eden İlkiz, davanın 17 Ağustos’a ertelendiğini hatırlatarak bu duruşmada sorgunun devam ettirilebileceğini belirterek, mahkemenin bu yönde karar almamasını eleştirdi:
“17 Ağustos’ta Ekrem İmamoğlu tekrar ‘Ben sorgu vermek istiyorum, sorguma devam edilsin’ diyebilir. O zaman 8 ya da 9 Temmuz’da duruşmayı bitirmeden Ekrem İmamoğlu’nun sorgusunun devamını sağlayacak bir karar da verebilirdiniz. Bunların yapılmaması demek, hakkın kötüye kullanılmasıdır. Bu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre, hakkın amaç dışı kullanılmasının sebebi olduğunuz andan itibaren temel insan hak ve özgürlüklerini ihlal etmiş sayılırsınız.”
İlkiz, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları bakımından geçmişte de hak ihlalleri nedeniyle mahkûm edildiğini söyledi. Savunmanın ceza yargılamasının her aşamasında yapılabileceğini vurgulayan İlkiz, avukatların temel görevinin sanıkların hak ve özgürlüklerini korumak olduğunu söyledi:
“Bizim için atılacak adımların hepsi savunma mesleği ya da savunma adı altında sanıkların temel hak ve özgürlüklerini korumaktır. Bu korumaya karşı her kim aykırı bir karar verirse, bir engel yaratırsa bu da hak ihlali demektir.”
“Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını her an bekleyin” diyen Fikret İlkiz , “Her an mı?” sorusuna “Kuşkusuz öyle. Yapmayacağız deme olanağımız var mı? Yapılmasını istiyoruz. Bunun da mahkemede yapılmasını istiyoruz. O halde mahkemede yapılacak olan bir savunma vardır. Her zaman da olacaktır.” diye yanıt verdi.
“Ergenekon davası hukuka aykırılıklarıyla tarihe damga vurmuştur”
Göksel Göksu’nun, 12 Eylül, DİSK ve Ergenekon davalarında görev yapan bir avukat olarak İBB davasını nasıl değerlendirdiği yönündeki sorusunu da yanıtlayan İlkiz, geçmişte görülen davaların birbirinden farklı olmakla birlikte ortak sorunlar taşıdığını belirtti:
“Ergenekon davası kendi içerisinde hukuka aykırılıklarıyla Türkiye’nin yargılama tarihine damgasını vurmuştur. Diğer davalar da öyledir, sıkıyönetim zamanlarında da öyledir. Hatırlarsanız Türkiye Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) dönemini yaşamıştır. Bütün bu yargılamalara baktığınız zaman demokrasinin bu yargılamalarda tartışıldığı bir ülke olmaktan süratle çıkmak gerekmektedir. Yargının kendi bağımsızlığı ve tarafsızlığı bakımından etkilenmeyecek bir güç olarak o gücü kullanan ve bu gücü kullanmak suretiyle de insanların sığınabildiği bir adalet yeri olması gerekir. Ama Türkiye böyle değildir.”
Özçağdaş: “Amaç İmamoğlu’nu siyasetin dışına itmek”
Suat Özçağdaş ise davanın hukuki değil siyasi saiklerle yürütüldüğünü savundu. İmamoğlu hakkında açılan çok sayıdaki davanın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi rakibini etkisizleştirme amacı taşıdığını ifade eden Özçağdaş, iddianamenin yalnızca 2019 sonrası döneme odaklanmasının da bu görüşü desteklediğini söyledi.
Mahkeme başkanının daha önce uzun savunma yapılabileceği yönünde beyanda bulunmasına rağmen duruşmayı aynı gün bitirme konusundaki ısrarını eleştiren Özçağdaş, bunun NATO Zirvesi nedeniyle İmamoğlu’nun savunmasının kamuoyunda yeterince yer bulmamasını hedefleyen bilinçli bir tercih olduğunu iddia etti. Özçağdaş, “Bu meselenin bir ayağı cumhurbaşkanı adayı olarak Ekrem İmamoğlu’ndan kurtulmak. Diğer ayağı da CHP ile yarışamayan AKP’nin, CHP’den kurtulması süreciydi. Şimdi bu da yargı ile ilgili bir süreç. Yani kökü siyasi olan, hedefi siyasi olan, aracı ise yargı olan bir dönemin içerisindeyiz” dedi.
Yargının siyasi amaçlarla kullanıldığını savunan Özçağdaş, İmamoğlu’nun avukatlarından Mehmet Pehlivan’ın tutuklanmasını da bu sürecin bir parçası olarak değerlendirdi. İBB davasının aynı zamanda CHP’yi hedef aldığını ileri süren Özçağdaş, “İkinci yargı operasyonu CHP’ye yönelik. Çünkü AKP’nin CHP’yle yarışan iradesi netleştiği için, en küçük beldede bile Cumhuriyet Halk Partisi’nin inanılmaz bir dinamizmi var” dedi.Üçüncü ayağın ise muhalif toplumsal kesimlere yönelik baskılar olduğunu söyleyen Özçağdaş, “Gazeteciler, TÜSİAD, sanatçılar, menajerler… Kimi bulurlarsa susturmak için içeri alan bir iktidar var. Dolayısıyla üç ayaklı bir süreç yürütülüyor” diye konuştu.
Ali Deniz Çakır: “Mahkemenin esnekliği, İmamoğlu’nun savunmasına gelince sıfıra indi”
Ali Deniz Çakır da İBB davasında savunma takviminin defalarca ertelendiğini, ancak Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına gelindiğinde mahkemenin süre konusunda esneklik göstermediğini söyledi:
“9 Mart’ta başlayan bu savunmaların aslında nisan sonu bitirilmesi planlanıyordu. Nisan sonu, daha sonra mayıs sonu oldu. Mayıs sonu daha sonra haziran sonu oldu. Ama en son 9 Temmuz, 16 Temmuz olmadı. Mahkeme heyetinin bu tarih konusunda esnekliğinin sıfıra indiği nokta nedense en çok eylemden sorumlu olan isimlerin savunma yaptığı zamana denk geldi.”
Duruşmada yaşanan gerginliğe de değinen Çakır, “CMK 203 adlı madde bir kez daha uygulandı ve Ekrem İmamoğlu son iki hafta içerisinde iki kez duruşma salonundan çıkartılmış oldu” dedi. Çakır mahkeme heyetinin Fatih Keleş’in savunmasını ikinci celsede yapması konusunda gösterdiği esnekliği, İmamoğlu’na göstermemiş olmasına dikkat çekti ve mahkemede sunulamayan savunmanın kamuoyuyla paylaşılıp paylaşılmayacağının merak konusu olduğunu dile getirdi.








