Göksel Göksu yazdı | Silivri’deki yeni duruşma salonu neyin habercisi? CHP ve İBB davalarında ikinci evreye mi geçildi?  

Bir yanda “Casusluk davası” görülüyor. Diğer yanda yüzlerce sanıklı İBB ana davası sürüyor. Telefonlara aynı dakikalarda Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in “etkin pişmanlık” ifadelerine ilişkin bildirimler düşüyor. Ekranlarda ise Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın AKP’ye katılım töreni dönüyor. Eş zamanlı olarak CHP’den ihraç edilmesinin ardından tutuklu Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, ek ifade vermek için başvuruda bulunuyor. Nitekim daha sonra peş peşe verdiği ifadelerle gerek partisinin genel başkanı Özgür Özel’i ve üst düzey yöneticileri, gerekse kadın milletvekillerini hedef alan çok ağır ithamlarda bulunuyor. Birbirinden kopuk gibi görünse de kuşbakışı bakıldığında, piramidin tepesinde Ekrem İmamoğlu, CHP ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel var. Silivri’deki Casusluk Davası’nı izlerken aklımdan geçenlere son şeklini veren de, aynı gün ilk duruşmanın yapıldığı devasa büyüklükteki yeni duruşma salonu oluyor. Yaşanan bunca gelişme, binlerce kişilik bir duruşma salonuna neden ihtiyaç duyulduğunun cevabı gibi

Silivri’deki yeni duruşma
Göksel Göksu yazdı | Silivri’deki yeni duruşma salonu neyin habercisi? CHP ve İBB davalarında ikinci evreye mi geçildi?  

Silivri’deki yeni duruşma salonu yeni dönemin başlangıcı mı?

Silivri’de inşa edilen devasa boyutlardaki duruşma salonunda ilk yargılama başladığı gün, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve görevden alınan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, eski TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan ile “etkin pişmanlık” ifadesi veren ve “ajanlık” ile suçlanan Hüseyin Gün de ilk kez hâkim karşısına çıktı.

Bir sonraki duruşmaları büyük olasılıkla o gün Casperlar davasının görüldüğü yeni salonda yapılacak. Yine hakim karşısına çıkacaklar ancak yeni salonda bu duruşmada kendilerini dikkatle izlediğini, zaman zaman esprilere güldüğünü bizim bile oturduğumuz yerden gördüğümüz mahkeme başkanının yüzünü görebileceklerinden emin değilim. Çünkü bu salonun dünyada örneği var mı bilmiyorum ama bir gazeteci olarak Türkiye’de eşinin ya da benzerinin olmadığını bilecek kadar dirsek çürüttüm bu meslekte. Salon o kadar büyük ki, içeriye girenlerin kendisini bir nokta gibi hissetmemesi neredeyse olanaksız. İzleyiciler için ayrılan bölümden, “erk ve kudreti” simgelercesine salondaki herkesi tepeden görebilecek şekilde konumlandırılan mahkeme heyetinin arkasındaki “Adalet mülkün temelidir” yazısı okunuyor olsa da heyet üyelerinin yüzlerini seçmek pek mümkün değil.

Sağlı sollu yerleştirilen yüzlerce avukat koltuğuna bakınca, bu kadar avukatın aynı anda salonda bulunmasını gerektirecek büyüklükte bir dava canlanıyor insanın zihninde. Yine yüzlerce seyircinin aynı anda duruşmaları izlemesine olanak veren konforlu koltuklara oturacakları düşününce, tribünlerden maçı uzaktan izleyen seyirciler geliyor akla. 

Bir de salonun tam ortasında yer alan ve izleyici bölümünün uzağından başlayıp, mahkeme heyetinin bulunduğu kürsünün uzağında sonlanan ve -yine yüzlerce- sanık bölümü var ki… Böylesine büyük bir salonda, bu bölümden yükselen sesin mikrofonsuz duyulması zaten pek mümkün görünmüyor. Özetle duruşmalarda yeni bir evreye geçileceğin anlatıyor aynı zamanda bu salon. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde yaşayacağı siyasal ve hukuki iklimin sembolü gibi… Hemen herkes aynı şeyi düşünüyor: Bu salon önümüzdeki süreçte Ekrem İmamoğlu ve CHP’ye yönelik açılan davalar birleşerek bir çatı dava altında toplanacak ve simge bir mekana dönüşecek… 

Casusluk davasına bu pencereden bakarak devam edelim. İlk celsesi, iddianamede yer alan ağır ithamlar karşısında İmamoğlu, Özkan ve Yanardağ’ın hatta Hüseyin Gün’ün savunmalarını izleyenlere “buradan casusluk filan çıkmaz” dedirtmiş olsa da büyük fotoğrafın anlatısı başka… Salonda yaşananlarla o fotoğrafta sunulan gerçekliğin örtüşmediği fikri, zihinleri sürekli dürtüklüyor. 

Bu dürtü elbette sebepsiz değil. Aynı anda yaşanan gelişmeler birbirinden bağımsız görünse de düğümlendiği yer aynı: Ekrem İmamoğlu. 

Birbirine birkaç adım uzaklıktaki iki duruşma salonunda aslında aynı siyasi hikâyenin farklı versiyonları yazılıyor intibası hakim izleyenlerde. Ekrem İmamoğlu’nun, Beylikdüzü belediyesinde başkanlık yaparken temelini attığı suç örgütü ile önce İstanbul’u kazandığı, ardından CHP içinde güç oluşturduğu, sonrasında Cumhurbaşkanlığı hedefi doğrultusunda ekonomik, medya ve siyasal bir ağ kurduğu iddia ediliyor. 

İmamoğlu İBB davasında bu amaçlarla  “örgüt kurmak ve yönetmekle”, casusluk davasında ise hayatında bir kez gördüğü bir kişiyle aynı fotoğraf karesinde yer almasından hareketle seçim süreçlerini manipüle etmek amacıyla yabancı yapılarla ilişki kurmakla itham ediliyor. Her iki dosyada da ortak özne Ekrem İmamoğlu.

Bu yanıyla “Casusluk” davası yalnızca teknik bir veri güvenliği ya da sıradan bir casusluk davası gibi değil de; İBB ana davasının siyasi çerçevesini tamamlayan bir halka işlevi gibi görülüyor.

Daha anlaşılır olması açısından davanın detayına da girmek gerek. Casusluk davasının en çarpıcı yanı, suçlamanın ağırlığı ile dosyadaki somut veriler arasındaki makas açıklığı.

İddia şu:

İBB’ye ait “İstanbul Senin” uygulaması üzerinden milyonlarca yurttaşın verileri toplandı, analiz edildi ve yabancı istihbarat servislerine aktarıldı. Böylece 2019 yerel seçimleri manipüle edildi ve Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanması sağlandı.

İddiaların odağında yer alan isim de, İmamoğlu’nu hayatında sadece bir kez o da bugün hayatta olmayan ‘mami’si Seher Alaçam ile birlikte gittiğinde gören Hüseyin Gün. Gün’ün Necati Özkan ile de iş insanı sıfatıyla 2019 seçimlerinden 12 gün önce temas kurduğu biliniyor. İşte kurulan bu temasla 2019 İstanbul seçimini manipüle ettiği,  “ücretsiz sosyal medya analizi ve 17 belediye çalışanının e-postası” ile seçim kazandığı iddia ediliyor.

Casusluk davası ile İBB davasının ortak noktası: İmamoğlu

Bu aşamada Necati Özkan’ın talebi üzerine dosyayı titizlikle inceleyen ve çıkardığı sonuçları sosyal medya hesabından paylaşan bağımsız milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun hukukçu kimliğiyle yaptığı tespitler önemli: 

“Davanın dayandığı temel delil, 17 İBB çalışanına ait e-posta adresi ve şifreleri. Bu delili de bilirkişi raporuyla çürütüyorlar. O rapora göre ise “Söz konusu veriler İBB sistemlerinden yeni bir sızıntıyla elde edilmedi, önemli kısmı yıllar önce internete düşmüş, kamuya açık veri setlerinde dolaşıma girmiş bazıları da 11-18 yıl öncesine ait bilgiler ve sızıntıların tamamı Ekrem İmamoğlu göreve gelmeden önceki dönemde gerçekleşmiş.

Yani teknik tablo şunu söylüyor:

Ortada yeni bir “casusluk faaliyeti”nden çok, geçmiş yıllara ait veri güvenliği açıklarının bugünün siyasi bağlamı içinde yeniden yorumlanması var.”

Yeneroğlu’nun dikkat çektiği bir başka husus da iddianamenin 159. sayfasında yer alan şu cümle:

Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında Siyasal Casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır.

Silivri’deki yeni duruşma salonuna İddianamede açıkça yer alan “başta İstanbul olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır” ifadesinin penceresinden bakıldığında ister istemez o heybetli salonun Türk siyasi tarihine damga vuracak gelişmelere sahne olacağını kestirmek kulağa hiç de abartılı gelmiyor.

Casusluk dosyasındaki Hüseyin Gün ismi, dosyadaki diğer isimlerle neredeyse hiçbir organik bağı görünmemesine karşın İBB ana davasındaki “örgüt şeması”nda, “örgüt yöneticisi” olarak geçiyor. O şema oluşturulurken dayanak alınan ve etkin pişmanlık kapsamında ifade veren Adem Soytekin, mahkeme huzurunda bu şemanın önüne şablon olarak konulduğunu söylese de İBB davasının omurgasını sözü edilen “örgüt şeması” oluşturuyor. 

CHP’ye yönelik saldırılarda yeni evreye mi geçildi?

Bu davalar görülürken Ankara’da CHP’ye yönelik yargı süreçleri devam ediyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2023’teki kurultayda kaybettiği genel başkanlık koltuğuna “mutlak butlan” ile dönmesi üzerinden şekillenen siyasi hamleler birbirini izliyor. 45. Asliye Ceza Mahkemesi, mutlak butlan tartışmalarının uzantısı olan ve CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nin iptali için açılan davanın Ankara’daki dosya ile birleştirilmesini talep ediyor. Ki bu talep, dava kapsamında Özgür Çelik’in geçici tedbir kararıyla görevden uzaklaştırıldığı, yerine de Gürsel Tekin’in kayyum olarak atandığı dikkate alındığında ayrı bir öneme sahip. 

Diğer yanda farklı illerde CHP’li belediyelere yönelik yürütülen farklı soruşturmalar sürüyor, daha önce etkin pişmanlıktan yararlanacağı iddialarına yönelik sert bir tepki göstererek, “1 kuruş ödediysem şerefsizim” diyen Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek pişmanlık ifadesi veriyor; daha önce CHP’den istifa ederek AKP’ye geçen İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’ye “‘Keşke Yunan galip gelseydi’ diye dua eden fesli deli Kadir’in yol arkadaşlarının yolunu seçtin” diyen Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal törenle AKP saflarındaki yerini alıyor; CHP’nin kurumsal kimliği hedefe oturtuluyor. Daha da vahimi siyasi çıkar uğruna -ki bu başlı başına bir başka yazının konusu- bel altı vuruşlarla, kadınların büyük mücadeleler sonucu elde ettiği siyasal kimlikleri birer cinsel objeye, ahlak dışı çok çirkin saldırıların malzemesi haline indirgeniyor…

Uzun soluklu bir siyasal-yargısal dönemin başlangıcında mıyız? 

Nihai olarak kavga her geçen gün daha da kızışıyor, siyaset sahnesi CHP’ye yönelik sistemli topyekun bir saldırı arenasına dönüşüyor … 

Özetle meselenin artık sadece İBB dava dosyasından ibaret olmadığı; son dönemde yeni bir evreye geçildiği görüşü hakim. Sonucu bugünden kestirmek güç olsa da bu evrenin uzun soluklu bir siyasal-yargısal dönemin başlangıcı olduğu anlaşılıyor. 

Şimdiki adıyla Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde 2008’de 280 kişi olan kapasitenin Ergenekon ana davaları ve Balyoz yargılamalarının başlamasıyla 2009’da inşa edilen ek adliye binasıyla 800’lere çıkarılmasına karşın bugün yetersiz kalmasına; 2026 yılında 555 sanık, 1268 avukat, 472 izleyici kapasiteli bir duruşma salonuna bir de bu pencereden bakmakta yarar var. Görünen o ki tarihi bir sürece tanıklık ediyoruz ve bu devasa salondaki yargılamalardan çıkacak kararlar, Türkiye’nin siyasi geleceğini etkileyebilecek dosyalara ev sahipliği yapacak.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.