Enkazından yola çıkarak hakikati yeniden inşa etmek

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Hakikat sonrası dönemin bulandırmalarına resmî açıklamaların da eklendiği devlet yalanları üzerine nasıl soruşturma yürütülebilir? Forensic Architecture ortak girişiminin kurucusu Eyal Weizman, manifesto gibi bir kitapla, hem ampirik hem teorik bakımdan cevap veriyor: “Hakikatin Enkazı” (La Vérité en ruines, Éd. Zones, Mart 2021). Joseph Confavreux’nün Mediapart’taki yazısını Haldun Bayrı çevirdi.

Eyal Weizman

2020’nin Aralık ayı ortasında Bellingcat sitesi, çok sayıda Avrupa medya organıyla işbirliği halinde, Vladimir Putin’in baş muhalifi Aleksey Navalni’nin zehirlenmesindeki başlıca fâilleri teşhis eden bir soruşturmayı açığa vurur. Bu fâillerin hepsi, Rusya Federasyonu’nun iç güvenlik servisine (FSB, eski KGB) bağlı gizli bir birime mensuptur ve Rusya’daki kimyasal cephâneliğe erişimleri vardır.

Bu sarsıcı araştırmanın nasıl gerçekleştirildiğini açıklayan bölümde belirtildiği gibi, Bellingcat’in özelliği, esas olarak telefon temaslarının metadataları, havayolu şirketi dosyaları, uçağa biniş listeleri, araçların kimlikleri ya da kayıt dosyaları ve coğrafi konumlandırılmalarının çapraz teşhisiyle çalışmasıdır. Bu durumda, Navalni’yi gözetlemekle görevlendirilmiş bu ajan ekibinin varlığını ve operasyonlarını yeniden canlandırmak (reconstitution) için çalışılmıştır.

Devlet yalanlarını ve suçlarını açığa kavuşturmak hedefiyle bu data’ları kullanma uygulaması git gide daha fazla yaygınlaşıyor. Bunun ilk örneğini, Londra merkezli olup Bellingcat’le daha önce çalışmış olan Forensic Architecture atölyesi verdi.

Mediapart, mimarlık, topografya, yeni teknolojiler ve adlî ekspertizin kavşağında bulunan ve insan hakları aktivizmi, gazetecilik pratiği ve devlet suçları soruşturmasına yeni bir toplu şekil veren bu multidisipliner laboratuvarın birçok üretiminin çevirisine yer verdi. Mediapart’ın onuncu yılı vesilesiyle düzenlenen “Droit de savoir” (Bilme hakkı) konulu kolokyuma davet ettiğimiz, Forensic Architecture’ın kurucusu Eyal Weizman ile bir söyleşi de (3.24.20’den sonra) yapmıştık.

Bugün Éd. Zones, Weizman’ın imzasıyla, “Hakikatin Enkazı – Suçların Soruşturulmasında Bilimsel Bir Mimari İçin Manifesto”yu (La Vérité en ruines – Manifeste pour une architecture forensique) yayımlıyor. 2017 yılında Zone Books tarafından yayımlanmış olan “Suçların Soruşturulmasının Bilimsel Mimarisi – Saptanabilirlik Eşiğinde Şiddet” (Forensic Architecture – Violence at the Threshold of Detectability) adlı, hem teorik hem ampirik bakımdan sürükleyici bir çalışmanın kısaltılmış ve güncelleştirilmiş bir versiyonu söz konusu.

Bu çalışma, İsrail’in Necev Çölü’ndeki Bedevi yerleşimlerinin yok edilişini haritalandırmak için arkeolojinin, mimarinin, sesli veya görsel yeniden canlandırma yollarının kullanımındaki tüm imkânları göstermekteydi. Silah patlamalarının eşzamanlılığına ve telefon verilerinin incelenmesine dayanarak Meksikalı öğrencilere ateş açma emrini kimin verdiği anlaşılabiliyordu; Pakistan’daki bir binanın insansız bir hava aracı tarafından vurulması ayrıntılandırılabiliyor, sağ kurtulanların anlattıklarından yola çıkarak Suriye’deki bir gizli gözaltı merkezi sanal olarak gezilebiliyor, ya da Guatemala’daki iklim değişimi ve çevre şiddeti üzerine soruşturma yapılabiliyordu.

Bugün Fransızca’ya çevrilen kitap da aynı işleve sahip. Hem teorik ve politik bir manifesto, hem de yeni araştırma ve karşı-soruşturma yöntemleri kurmak amacıyla mimarlar, ses mühendisleri, grafikerler, şifreciler, sinemacılar, gazeteciler, sanatçılar ve STK’lar arasındaki işbirliğinin nasıl artırılabileceğini göstermek için vaka incelemeleri var.

Forensic Architecture ilk başta bilhassa savaş alanlarıyla ilgileniyordu; iç savaşlarda öldürülen insanların bina içlerinde öldüğünü ve bu binaların, şehirler ile sâkinlerinin mâruz kaldıkları şiddet tipinin kanıtlarına dönüşebildiğini saptıyordu. Manzaraları ve binaları siyasal “alıcılar” hâlinde, etraflarında “iş gören kuvvet sahalarının diyagramları” hâlinde, insan haklarının hizmetindeki “tahkikat araçları” hâlinde oluşturmak, bunu da özellikle çatışma durumunda yapmak söz konusuydu; zira “çevre/ortam, inşa edilmiş de olsa, doğal ya da ikisinin karışımı da olsa, üzerinde şiddetin yayıldığı tarafsız/nötr bir arka-plan değildir”.

O zamandan beri Forensic Architecture, etkinliğinin alanını genişletti ve hem topografik ve balistik, hem de ses ya da mimari bilgisini seferber ederek, bir yurttaş yaklaşımıyla, kent dokusuna girmediğinde bile bütün devlet suçlarını göz önüne almayı hedefliyor. 

Forensic Architecture’ın çalışmasının Fransızca versiyonuna verilen güzel ad, La Vérité en ruines (“Hakikatin Enkazı”), hakikat sonrası çağın yeni bir kınaması değil dolayısıyla; bilâkis, tam tersine, hakikat sonrasının “olayları değerlendirme ve tartışma kapasitemizi ablukaya aldığı için yeni bir sansür biçimi gibi” işlediği bir dönemde, hakikati yeniden inşa etme şekli üzerine bir manifesto.

Nitekim Weizman’ın da kaydettiği gibi, îtiraf edilemez operasyonlar yürütmek ya da bunların üstünü örtmek isteyen hükümetlerin ve şirketlerin, bazı verilerin dolaşıma girmesini engellemek istedikleri zaman karşılaştıkları zorluklar artmaktadır. Bu bağlamda, “çıkarmadan ziyâde ekleme yoluyla işleyen hakikat sonrası, fütursuz bir manevra esnâsında dikkati başka yere çekmek için parazit sesin volümünü artırmalarına olanak vermektedir” — tütün endüstrisinin sahte-bilimsel araştırmaları finanse ederek göstere göstere yaptığı gibi.

Bu davranışın dar mânâda yalandan ziyâde bulandırma yoluyla işleyen bir başka örneği, 1970’li yıllarda CIA tarafından inşa edilen ve kendini bir araştırma gemisi gibi gösteren casusluk teknesi Glomar Explorer’dan sonra, “Glomar tekniği” diye adlandırılan tekniktir. Gemi Pasifik’te batmıştır; fakat ABD bu geminin battığını ne teyit ne de inkâr etmiştir. “Glomarlama” sözü, hem her tür gizli operasyonun inkârını hedefleyen bir mugalataya, hem de gerçeğin ortaya çıkarılıp başvurulmuş şiddetin izlerinin sürülmesini sağlayabilecek görüntülere ve tanıklıklara erişimin engellenmesine işaret etmektedir. 

“Hiç kimsenin artık hakikiyle sahteyi birbirinden ayırt etmeyi becerememesi maksadıyla” algının bu şekilde bulandırılması, Eyal Weizman’a göre, “devlet suçlarının fâilleri ve karanlıklar epistemolojisi pratisyenlerinin ortak bir dünya imkânını yok etmek istemeleri” anlamında, varoluşsal bir hedeftir — ki bu ortak dünya imkânı, “temel bir metapolitik/siyaset-ötesi koşuldur; her girişimin ve her siyasal mücadelenin önkoşuludur”.

Önceki kitaplarından biri olan “Mümkün Tüm Kötülüklerin En Azı/Ehven-i Şer — İnsân Şiddetinin Kısa Tarihi”nde (The Least of All Possible Evils – A Short History of Humanitarian Violence, Verso, 2011 ve 2017), Eyal Weizman’ın çalışması filozof Hannah Arendt’in düşüncelerinin mirasçısıydı. Hannah Arendt, 1974’teki bir söyleşisinde şöyle diyordu: “Herkes size sürekli yalan söylediği zaman bunun sonucu, sadece o yalanlara inanmamanız değildir, hiç kimsenin artık hiçbir şeye inanmaz olmasıdır […] Artık hiçbir şeye inanamayan bir halk, fikir edinemez. Sadece harekete geçme kapasitesinden değil, düşünme ve hüküm verme kapasitesinden de yoksundur. Ve böyle bir halkla, istediğinizi yapabilirsiniz.”

Bu karanlıklar epistemolojisine karşı ve üzerinde siyasal bir eylem kurulacak paylaşılabilir bir gerçeğin ufalanıp dağılmasına karşı, Eyal Weizman bu çalışmada bir “adlî soruşturma mimarisi”ni (architecture forensique) savunuyor. Bu yeni terim, farklı tahkikat yöntemlerine işaret etmek için kullanıma girmeye başlayan İngilizce forensic [suçların bilimsel araştırılması yöntemine dâir — Ç.N.] terimini tercüme etmeyi hedeflemektedir.

“Forensic” ifadesini aktarmak gerçekten de zordur ve aldatıcı bir kullanımı yapılabilir. 1990’lı yıllarda, bir felâket sonrasında inşaat kusurlarını teşhis etmek için görevlendirilen mimarların yaptığı işi nitelemek için temâyüz etmiştir. Böylelikle, tıpkı bir vefatın koşullarını yeniden oluşturmayı hedefleyen bir “adlî tabiplik” olması gibi, bir “forensic mimari” oluşturmak söz konusuydu.

Ama Eyal Weizman kitabında, forensic çalışmanın çoğunlukla hükümetler tarafından görevlendirilmiş uzmanlarla kısıtlı tutulduğunu, onun laboratuvarının ise aksine, “kriminalistik bakışı tersyüz etme ve polis ile ordu gibi bu bakışı tekeline alan devlet kuruluşları üzerine soruşturma yürütme” çabası gösterdiğini belirtiyor.

Nitekim araştırmalarını sık sık, daha ziyâde bir karşı-ekspertiz gibi; “vizyona, sinyallere ve bilgilere erişimde” ve “saptanabilirlik eşikleri” diye adlandırdığının algılanmasında devletler ile yurttaşlar arasında var olan yapısal eşitsizliği hafifletmeyi tasarlayan bir “karşı-adlî pratik” gibi tasvir ediyor.

Forensic terimini ele alıp bunu devlet kuruluşlarının tahakkümünden çıkarabilmek için başka bir mefhumun öne çıkarılması gerektiğini ekliyor Eyal Weizman. Forensis mefhumudur bu; Latince, “foruma ilişkin olan” demektir ve “hem insanların hem şeylerin katıldığı ve kendini teşhir ettiği, ekonomiyle, dolaşımla, politikayla ve yargıyla ilişkili kaosvâri ve çokboyutlu bir saha” olarak anlaşılır.

Forensic Architecture’ın yürüttüğü tahkikatlar doğal olarak adliyelere yönelse de, Eyal Weizman, manifestosunda bu “forum” fikrinin “azar azar sadece mahkemeler muhitiyle sınırlı kalmış olması”na; “forensic fikrinin ise bilime, bu adlî bağlamda da esas olarak tıp bilimine başvurmakla sınırlı kalmış olmasına” üzülmektedir.

Bu hikâyede, forensis’in eleştirel boyutu –kamusal ve siyasal unsuru– “yolda kaybolmuştur” ve forensic yaklaşım bir polisiye sanatı hâline gelmiştir”. Bu sanatı yurttaş vasfıyla kendimize yeniden mal etmek için, bu manifesto, yetkililer tarafından verilen aldatıcı bilgilerin yapısöküme uğratılmasını sağlayan pratik hedefleri ve yöntemleri tasvir etmektedir dolayısıyla. Fakat aynı zamanda, açık kaynaklardaki (open source) verilerden yola çıkarak gerçekleştirilen ve Forensic Architecture’ın 2014’ten beri, “aktivistlere, bilgileri indirme ve zamandaki ve mekândaki şekillenmeleri ve eğilimleri teşhis ederek üstü kapalı olaylar arasındaki ilişkileri haritalaştırma” olanağı sağlamak için geliştirdiği PaTTRN serbest yazılımından destek alan “açık bir doğrulama”ya dayanarak olayların en azından kısmen yeniden canlandırılmasını da tasvir etmektedir.  

Bundaki maksat ise, Zones yayınlarını yöneten ve bu çalışmanın sonsözünü yazan filozof Grégoire Chamayou’nun (bkz.: https://medyascope.tv/2018/10/27/otoriter-liberalizmin-ideolojik-silahlari-sermayenin-kafasindaki-tilkiler/ ve https://medyascope.tv/2020/05/05/gregoire-chamayou-savas-felsefesi-ve-silahli-insansiz-hava-araci-siha-teorisi/ ) sözlerini tekrarlarsak: “Gölgeleri ölçme, bulutları modelleme, enkazları konuşturma, çatlağı arama” iddiasında olmaktır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus