Spektrum (2): Ürdün’de taht oyunları

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope’un her hafta dünya gündemini meşgul eden bir konunun enine boyuna incelendiği podcast programı Spektrum’un ikinci bölümünde konu, Ürdün’de yaşanan taht kavgası. Ürdün’de 3 Nisan Cumartesi akşamı 20 üst düzey kişinin gözaltına alındığı ve gözaltına alınanlar arasında eski Veliaht Prens Hamza bin Hüseyin’in de olduğu duyuruldu. Daha sonrasında Prens Hamza’nın dış güçlerle bağlantılı bir komploya karıştığı öne sürülürken olaylar “darbe girişimi” olarak nitelendirildi. Bu taht kavgası kamuoyunda ise Kral Abdullah’ın, ülkede halihazırda kötüye giden ekonomik sorunlar ve koronavirüs salgını karşısında bir “mağduriyet yaratma” arayışı olarak görüldü. Ürdün’de 3 Nisan’dan bugüne neler yaşandı? Ülkede gerçekten bir taht kavgası mı var? Ülke darbenin eşiğinden mi döndü? Ortadoğu’nun istikrarlı ülkesi Ürdün’ün “bölgesel müttefik misyonu”, son yaşananlardan nasıl etkilenecek?  Bu bölümümüzde bütün bu sorulara yanıt aradık.

Medyascope’tan herkese merhaba. Dünyayı bu hafta meşgul eden ülke Ürdün’dü. Önce üst düzey bazı isimlerin gözaltına alındığı ve eski Veliaht Prens Hamza bin Hüseyin’in ev hapsine alındığını duyuruldu, sonrasında ise Hamza’nın dış güçler ile bağlantılı bir komploya karıştığı iddia edildi. Olaylar yatıştı ama birçok soru yanıtsız kaldı. Ürdün kraliyet ailesinde bir taht kavgası var mı gerçekten? Ülke, darbenin eşiğinden mi döndü? Bugünkü yayınımızda Orta Doğu’nun istikrarlı ülkesi Ürdün’de yaşananları anlatacağım. Ben Senem Görür, Spektrum’a hoşgeldiniz.

Ürdün ve kraliyet ailesi, müttefiklerinin gözünde uzun yıllardır Orta Doğu’daki istikrar için bir umut ışığı olarak görülmekteydi. Taa ki, geçtiğimiz hafta kraliyet ailesi içinde yaşanan taht kavgasına kadar. Ülkede geçen hafta yaşananları hatırlayalım. 

Ürdün kraliyet ailesi

3 Nisan’da, Amerika Birleşik Devletleri’nin Washington Post gazetesinde bir haber çıktı. Haberde 20 kişinin ülkenin istikrarına tehdit oluşturdukları gerekçesi ile gözaltına alındığı belirtiliyordu. Gözaltına alınan isimler arasında eski Maliye Bakanı Bassem Awadallah ve kraliyet ailesi üyesi Şerif Hasan bin Zayd da vardı. Fakat haberde bir nokta özellikle dikkat çekti. Gözaltına alınanlar arasında Kral Hüseyin’in en büyük oğlu ve Kral II. Abdullah’ın abisi Prens Hamza el-Hüseyin’in de vardı. 

Olayın detaylarına geçmeden önce ülke içinde yaşanan ve dizilere konu olacak bu krizin ana aktörlerini tanıtmak isterim. Ürdün’de 1921 yılından itibaren tahta Haşimi Hanedanlığı hükmediyor. Kral II. Abdullah da Haşimi hanedanlığından ve  Ürdün’deki tahtı babası Kral Hüseyin bin Talal’dan 1999 yılında devraldı. Oxford Üniversitesi’nde eğitim gören Abdullah’ın, okul bittikten sonra 1980 ve 1990lı yıllarda Kraliyet Ordusu’nda aktif görevleri vardı. Normalde görev süresinin orduda devam etmesi gerekiyordu fakat babasının ölümünden haftala önce veliaht seçildi. Bu durum da aile içerisinde bir krize yol açtı. Çünkü teamül gereği, taht sırası Abdullah’ın amcası Hasan bin Talal’da idi ve bu tercih ailedeki taht sırasını da etkilemiş oldu.

Krizin odağındaki asıl isim, Prens Hamza’yı yakından tanıyalım. 

Hamza, Kral Hüseyin’in dördüncü eşi Kraliçe Nur’un en büyük oğlu. İngiltere’deki Harrow Üniversitesi’nde eğitim gördü ve Harvard Üniversitesi’nde okudu. Ülkeye döndükten sonra da orduda görev yaptı. 

Ürdün Eski Veliaht Prensi Hamza bin Hüseyin 

Aslında Hamza, Kral Hüseyin’in gözbebeğiydi.

Kral, Hamza’dan bahsederken “gözümün nuru” ifadesini kullanıyordu. Bu gözbebekliği de 1999 yılında bir ünvan ile taçlandırılmış ve Prens Hamza veliaht prens olarak seçilmişti.

Kral’ın ölümü ile tahta geçecek olan Hamza, o dönem çok toy ve deneyimsiz olarak görüldü ve yerine üvey ağabeyi Kral Abdullah geçti. Kral Abdullah da veliaht ünvanını Prens Hamza’dan aldı ve kendi oğluna verdi. O zaman Prens Hamza itaat edeceğini açıklamış ve kararı sorun etmemişti fakat alınan bu karar Kraliçe Nur için büyük bir darbe olarak nitelendirilmişti.

Şimdi Kraliçe Nur’a bakalım. 

Kraliçe Nur, Kral Hüseyin’in dördüncü eşi. Aslen Suriye kökenli fakat babası hükümet yetkilisi olarak görev yaptığı için Vaşington’da doğdu. Kraliçe olana dek de şehir planlama sektöründe çalışmaktaydı. Kral Hüseyin ile 1978 yılında evlendi ve dört çocuk dünyaya getirdi. Hamza, işte bu dört çocuğun en büyüğüydü.

Suriye kökenli Amerikalı Kraliçe Nur

Krize geri dönelim. 

Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, Washington Post’un bu haberine cevap niteliğinde bir haber yayımlayarak, olayı devam eden bir güvenlik soruşturması olarak nitelendirdi. Fakat en önemlisi, Prens Hamza’nın gözaltında olduğu haberini yalanlamasıydı. Bu sırada da internette bir takım videolar yayımlandı. Videolarda başkent Amman’ın kraliyet ailesi üyelerinin yaşadığı Dabuk bölgesine çok sayıda asker ve polisin sevk edildiği görüntülerini gördük. 

Haberi yalanlamış olsalar da, Hamza’nın gözaltında tutulduğu haberi ülkedeki birçok birimi harekete geçirmişti. Petra’ya açıklama yapan Genelkurmay Başkanı Huneyti, Prens Hamza’nın gözaltına alınma iddialarının doğru olmadığını söyledi: 

“Prens Hamza’dan ülkenin güvenlik ve istikrarının hedef alınmasına sebep olacak hareket ve faaliyetleri bırakmasını istedik.”

Huneyti’nin sözlerindeki “güvenlik ve istikrarın hedef alınması” kavramları çok önemliydi fakat Genelkurmay Başkanı’nın açıklamalarından neler olup bittiğini anlayamamıştık.

Konunun detayı ile ilgili açıklamalar, Ürdün Başbakan Yardımcısı Eymen Safadi’den geldi. Safadi de aile arasında yaşanan taht kavgasına karıştı ve Prens Hamza hakkında açıklamalar yaptı. Safadi, Hamza’nın bazı kişiler ile birlikte ülkeyi istikrarsızlaştırmayı amaçladığını ve bu planında da kendisine dış güçlerin yardım ettiğini söyledi. Şimdi taşlar biraz da olsun yerine oturmuştu. 

İsterseniz, bu sırada Prens Hamza neler yapıyor, biraz da ondan bahsedelim.

Prens Hamza

41 yaşındaki Hamza, 3 Nisan’da avukatları aracılığıyla BBC kanalına bir video mesaj ulaştırdı. Bu mesajda ülkedeki liderleri yolsuzluk, beceriksizlik ve taciz ile suçladı. Hamza birçok arkadaşının ve güvenlik ekibinin görevden alındığını söyledi. İnternet ve telefon bağlantılarının da kesildiğini duyurdu. 

Gönderdiği video mesajında şunları söyledi: 

“Ürdün Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı bu sabah beni ziyaret edip, daha önce katıldığım veya yaptığım sosyal medya bağlantılı görüşmelerde hükümete ve Kral’a yönelik eleştiriler olduğu gerekçesiyle, evden dışarı çıkmama, insanlarla iletişime geçmeme veya görüşmeme izin verilmediği bilgisini verdi. Yönetimdeki çürümenin, son 15-20 yıldır yönetim yapısında hüküm süren ve giderek daha da kötüleşen beceriksizliğin, yolsuzluğun sorumlusu ben değilim. İnsanların kendi kurumlarına olan inançlarını yitirmelerinin sorumlusu ben değilim. Durum, hiç kimsenin zulüm görmeden, gözaltına alınmadan, taciz ve tehdit edilmeden düşüncelerini dile getirip konuşamadığı bir noktaya geldi.”

Hamza’nın bir sonraki açıklaması ise Twitter hesabından geldi. Hamza Genelkurmay’ın kendisine verdiği emirlere uymayacağını söyledi ve “Bana evden çıkamazsın, tweet atamazsın, başkaları ile iletişim kuramazsın, ailen dışında kimseyi göremezsin diyorlar ve ben bunlara itaat etmeyeceğim. Bunun kabul edilemez olduğunu düşünüyorum” dedi. 

Pazartesi günü kardeşi Kral Abdullah’a bir mektup yazan Hamza, “Kendimi Kral’ın ellerine bırakıyorum. Anayasaya, krala ve veliaht prense her zaman sadık olacağım” dedi. Sonrasında aile içinde yaşanan bu anlaşmazlıklara yayın yasağı getirildi, yasak sosyal medya paylaşımlarını da kapsadı. 

Peki neden yayın yasağı geldi bu olaya? 

Kral II.Abdullah

Sebebini şöyle aktaralım. Yetkili merciler sebebinin soruşturmayı gizli tutabilmek adına olduğunu söylese de, asıl sebep bambaşka. Çünkü basına hafta içinde Prens Hamza’nın iddialarını destekleyecek bir ses kaydı servis edildi. Bu ses kaydında Genelkurmay Başkanı’nın Hamza’ya, söylemeleri gerekenden fazlasını konuşmaya başlayan şahıslar ile görüşmeler yapması nedeniyle ev hapsi verildiği açıkça duyuluyor. 

Bu sırada dünyanın gündemine bu olay neden oturdu, nasıl yankı buldu bu süreç, biraz da onları konuşalım isterim. 

Fakat önce kısa bir araya gidelim. Devam etmeden önce siz sevgili dinleyicilerime kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Medyascope’a destek olun, yayınlarımızı paylaşın, web sitemizi ziyaret edin – hatta sık kullanılanlarınıza ekleyin. Sizlerin desteğiyle daha iyi, daha çeşitli programlar hazırlayabileceğiz.

Devam edelim…

Öncelikle Arap dünyası başta olmak üzere, Suudi Arabistan, Filistin, Mısır, Irak, Kuveyt, Bahreyn, Lübnan, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Körfez İşbirliği Konseyi’nden Ürdün’e destek mesajları yağdı. 

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price da Ürdün’de yaşananlar hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Price, Ürdün’deki gelişmeleri yakından izlediğini belirtti ve “Kral Abdullah, ABD’nin kilit bir ortağıdır, müttefikidir ve Ürdün tam desteğimize sahiptir” dedi. 

ABD’nin yeni lideri Joe Biden da, Kral Abdullah ile görüştü. Biden da bu görüşmede, ABD yönetiminin Ürdün’e güçlü desteğinin altını çizdi ve Kral Abdullah’ın liderliğinin ABD ve bölge için çok önemli olduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanlığı da, Ürdün’deki darbe iddialarına yönelik açıklamalar yaptı. Moskova’nın Ürdün’deki istikrarı ve güvenliği baltalama girişimiyle ilgili gelişmeleri dikkatle takip ettiği aktarıldı. Kral II. Abdullah’a destek verdikleri söylendi. 

Ankara da Ürdün’de yaşanan bu gelişmelere sessiz kalmadı. Dışişleri Bakanlığı, Ürdün’deki gelişmeleri endişe ile izlediklerini açıkladı: 

“Ortadoğu’da barışın kilit ülkesi Ürdün’ün istikrar ve huzurunu Türkiye’nin istikrar ve huzurundan ayrı görmüyoruz. Ürdün’de ülkenin istikrarına tehdit oluşturduğu gerekçesiyle bazı kişilerin gözaltına alınmasıyla baş gösteren olayları endişeyle izliyoruz.”

Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da, Kral II. Abdullah’ı bizzat aradı.

Birçok ülkenin Orta Doğu’daki müttefiki Ürdün’de yaşananlar derin bir endişe ile karşılandı. Peki neden Ürdün, Orta Doğu’daki istikrar için kilit bir öneme sahipti? Biraz da bunu açalım. 

 Kral II. Abdullah, 1999 yılında tahtı babası Kral Hüseyin bin Talal’dan devraldı

Ürdün, Orta Doğu’nun Arap Baharı ve Körfezdeki gerilimlerinden uzakta kalan nadir istikrarlı ülkelerinden. Ürdün, 1921 ile 1946’ya kadar İngiltere korumasında ve İngiltere 1946’da Ürdün’ün bağımsızlığını tanıyor. Ürdün de o dönem ismini Haşimi Ürdün Krallığı olarak değiştiriyor. Ürdün coğrafi konumu bakımından çok merkezi. Lübnan, Mısır, Filistin, Irak’ın tam ortasında ve bölgedeki güç mücadelelerinden uzakta kalma politikası izlemeye çalışıyor. 

Yani, tam bir istikrar adası. Bu yüzden birçok ülkenin de dikkatini çekiyor. 

Ürdün özellikle Filistin bağlamında da önemli bir rol oynuyor. İsrail ile Mısır’dan sonra anlaşma imzalayan ikinci ülke ve diplomatik ilişkileri devam ediyor. Arabulucu olarak bilinen Ürdün’de tek sorun yaşanan bu kriz değil. Koronavirüs salgını nedeniyle ekonomik durumlarında kötüleşme yaşayan Ürdün’de her dört kişiden biri işsiz. Ülkede de kötüye giden ekonomik seyrin yanında yolsuzluk iddiaları da eklenince, ülkede zaman zaman protestolar da görülüyor. 

Peki, ülkede yaşanan bu aile içi kriz sonlandı mı? Farkettiyseniz ülkede 6 gündür sessiz kalan tek kişi Ürdün Kralı II. Abdullah’tı. Kral Abdullah da sessizliğini 7 Nisan itibari ile bozdu ve “Kalkışma bertaraf edilmişti” dedi. 

Bu noktada Ürdün Kralı’nın bu olayları darbe olarak nitelendirmesi kamuoyunda dikkat çekti. Medyascope’un sevilen programlarından Transatlantik’te Ömer Taşpınar, bu konuyu değerlendirdi ve Ürdün Kralı’nın ülkede yaşanan sorunları bertaraf etmek için yaşanan gelişmeleri darbe olarak nitelendirdiğini söyledi. 

Yazılı bir açıklama yapan ve açıklaması Jordan TV’de okunan Kral, kalkışma olarak nitelendirdiği krizin sona erdiğini şu cümleleri ile aktardı: 

“Bugün size kalkışmanın sonlandırıldığını ve mağrur Ürdünümüzün istikrarlı ve güvende olduğunu temin etmek için sesleniyorum. Son günlerde yaşanan zorluklar ulusumuzun istikrarı için en zoru ve en tehlikelisi değildi ancak en acı vereniydi, çünkü kalkışmaya taraf olanlar kendi ailemizdendi.”

Abdullah, Hamza için “Şimdi sarayda ailesi ile birlikte ve benim himayemde” dedi, meseleyi aile içinde çözmek istediklerini ve bu yüzden de Hamza ile ilgilenmesi için amcası Hasan bin Tallal’ı görevlendirdiğini söyledi. 

Peki kriz gerçekten de çözüldü mü?

Ürdün’ün yaşadığı ekonomik ve siyasi sorunlara bir de bu kraliyet krizi eklenince, Ürdün’ün bölgesel müttefik rolü nasıl etkilenecek? 

Uzmanlara göre Ürdün’ün arabuluculuk ve Batı müteffiği rollerini sürdürmesi artık pek mümkün görünmüyor.

Gelişmeleri takip edecek ve Medyascope’tan sizlerle paylaşacağız. 

Böylece, Özgün Özgül ile birlikte hazırladığımız ikinci Spektrum’un sonuna geldik. Eğer yayınımızı beğendiyseniz, paylaşmanızı rica ederiz. 

Medyascope olarak 2015’ten bu yana Türkiye’nin sivil, bağımsız, özgür, çoğulcu bir medya ortamına kavuşması için çabalıyoruz. Bu yolculukta bize Patreon veya YouTube’un Katıl butonu üzerinden de katkıda bulunabilirsiniz. 

Destek verin, birlikte güçlenelim.

Haftaya yeniden dinlemeniz dileğiyle,

Hoşçakalın.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus