Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (114): Patates, soğan, Erdoğan

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Patates ve soğan, cumhurbaşkanlığı seçimi-genel seçim ve yerel seçimden sonra, Ramazan ayı münasebeti ile yeniden gündemde. Ekonomi Tıkırında’nın 114. yayınında Sedat Pişirici, patatese soğana muhtaç olanın vatandaş mı yoksa Erdoğan mı olduğunu değerlendirdi.

Merhaba,

“Hafıza-i beşer, nisyan ile maluldür” demiş eskiler. Yani insan hafızasının-belleğinin özürlü bir tarafı var, o da “unutmak”. Ama herkes unutsa da gazetecinin görevi hatırlatmak. Öyleyse hatırlatalım.

Çok değil üç yıl önce, Mart 2018’de, Türkiye bir ekonomik krize yuvarlandı. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, 8 Mart 2018’de Türkiye’nin kredi notunu düşürdüğünde, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da dönemin Maliye Bakanı Naci Ağbal da dönemin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi de Moody’s’in kararı ile dalga geçmiş, ekonomik krizi perdelemeye çalışmıştı. O gün Türkiye’de bir Amerikan Doları 3 lira 82 kuruş, bir avro 4 lira 73 kuruştu. Bugün bir Amerikan Doları 8 lirayı geçti, bir avro 9,5 lirayı aştı. Naci Ağbal, dört buçuk aylık Merkez Bankası Başkanlığı’ndan sonra Erdoğan tarafından görevden alındı, görevden alınması nedeniyle de Erdoğan’a “şükranlarını arz edip” ortadan kayboldu. Nihat Zeybekçi, en son yerel seçimde İzmir’de CHP adayı Tunç Soyer’in karşısına çıkarılıp hezimete uğradıktan sonra, daha önce belediye başkanlığını yaptığı memleketi Denizli’ye döndü. Erdoğan ise hala AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı.

Moody’s’in Türkiye’nin kredi notunu düşürmesinin üzerinden 40 gün geçmişti ki AKP ve koalisyon ortağı MHP ekonominin toparlanamayacağını görmüş olacak, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 17 Nisan’da çıkıp, “Erken genel seçim istiyoruz” dedi. 18 Nisan’da da Bahçeli ve Erdoğan bir araya gelip, 24 Haziran’da erken bir genel seçim ile cumhurbaşkanlığı seçimi yapmaya karar verdiler. Halbuki bu seçimler, 31 Mart 2019’daki yerel seçimlerden yedi ay sonra, taa 3 Kasım 2019’da yapılacaktı.

Sonrasında diğer uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları da art arda Türkiye’nin notunu düşürdüler; Erdoğan 13-15 Mayıs 2018 tarihlerinde Londra’da yabancı yatırımcılarla görüşürken “Faiz sebep enflasyon netice” deyip, seçimden sonra Merkez Bankası dahil ipleri eline alacağını ve para politikası konusunda daha etkin rol oynayacağını söyleyince de Türkiye’ye borç veren, borç verme ihtimali olan, Türkiye’de parası ve yatırımı bulunan yabancılar tedirgin oldu, para piyasalarının ayarı bozuldu.

Patates-soğan, 24 Haziran 2018 seçimlerinden önce de gündemdeydi. Öyle ki dönemin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, patates ve soğan fiyatlarını düşürebilmek için ithalatına izin vereceklerini söylemişti. Muhalefet her ne kadar patates-soğan üzerinden yüklendiyse de Erdoğan 24 Haziran’da seçimleri kazanıp cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ilk hükümetini kurdu. Kurdu ama bu sefer de devam eden ekonomik kriz içinde, ABD ve o dönemdeki başkanı Trump ile Rahip Brunson krizine yuvarlandı. Trump açıkça rahibin bırakılması için Türkiye hükümetini tehdit etti, zorladı, Türkiye’den alınan alüminyum ve çeliğin vergisini iki katına çıkardı. Bu kararın uygulandığı gün olan 13 Ağustos 2018’de Asya piyasaları açıldığında dolar kuru 7 lira 24 kuruşu gördü. Türkiye’de finans piyasaları sarsıldı.

Bütün bunlar olurken memlekette enflasyon da yükseliyordu. Mart 2018’de %10,23 olan tüketici fiyatları enflasyonu, Mayıs 2018’de %12,15’e yükselmiş, Haziran 2018’de %15,39’a fırlamıştı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ekim ayının başında Eylül 2018’in tüketici fiyatları enflasyonunu %24,52 olarak açıklayınca, dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da 9 Ekim 2018’de, İstanbul’da, Erdoğan hükümetinin “Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı”nı açıkladı.

Neydi bu “Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı” hatırlayalım. Bakan Albayrak’a göre, ABD Başkanı Donald Trump’ın bizzat saldırdığı Türkiye ekonomisi bu sadırıyı püskürtmüştü ama döviz kurlarındaki belirsizlik ve spekülasyon, enflasyonu tetiklemişti. İşte şimdi, enflasyonu düşürme zamanıydı. Bunun için öncelikle yıl sonuna kadar elektrik ve doğalgaza zam yapılmayacaktı. Yapılmayacaktı da ağustosta, eylülde ve bu açıklamadan bir hafta önce 3 Ekim 2018’de zaten elektriğe ve doğalgaza okkalı zamlar yapılmıştı.

“Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı” uyarınca “kısmi çalışma ödeneği” uygulaması ile işten çıkarmaların önüne geçilecekti ama Aralık 2018’de memlekette “resmen” 4 milyon 302 bin kişi işsizdi. Ha bu arada Erdoğan’ın “2,5 milyon kişilik istihdam yaratacaklarının sözünü verdiler” dediği başta TOBB VE TÜSİAD olmak üzere iş dünyası örgütlerinin bu sözü tutup tutmadığı da meçhul!

“Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı” uyarınca bankalar, Ağustos 2018 ve sonrasında verdikleri kredilerin faizlerini %10 oranında indirecekti. İndirip indirmediklerini krediyi alanlar biliyor, ne olduğunu çıkıp onlar söylesin.

“Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı” uyarınca hal yasası değişecek, “ürün gözetim sistemi” ile fiyatlar izlenecekti. Ne hal yasası çıktı, ne “ürün gözetim sistemi” ile fiyatlar izlendi. Ama AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 Mart 2021’de açıkladığı Ekonomik Reform Paketi’nin “Fiyat İstikrarı” bölümünün üçüncü maddesinin “g” fıkrasında “İşlenmemiş gıda fiyatlarında aracılık maliyetlerini de düşürecek olan Hal Yasası Teklifi’nin TBMM’ye sunulacağı”, “Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı”ndan yaklaşık iki buçuk yıl sonra, bir kez daha başarı ile ifade edildi!   

“Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı” uyarınca, kamu kurumlarının öncülüğünde “En az %10 indirim” kampanyası da başlatıldı. Hatta bunun için bir de internet sitesi kurularak (www.enflasyonlamucadele.org.tr), kampanyaya katılıp fiyatlarını en az %10 indireceğine söz veren markalar-firmalar gün be gün ilan edildi. Bu arada market zincirlerinin de iki ay süre ile 50 üründe fiyatlarını %10 indirdikleri müjdelendi. Tabii önceki fiyatların ne olduğunu bilemediğimizden, %10 indirime gidip gitmediklerini de öğrenemedik.

Sonuç, 2018 yılı sonunda üretici fiyatları enflasyonu %34, tüketici fiyatları enflasyonu %20, gıda fiyatları enflasyonu %25 oldu. Ha bu arada, “asarız, keseriz, bize tehdit sökmez, vermeyiz” dedikleri Amerikalı Rahip Brunson da “ABD Başkanı ekonomimize saldırıyor” diyen Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın “Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı”nı açıklamasından üç gün sonra (12 Ekim 2018) memleketine dönüverdi. Berat Albayrak ne mi oldu? O, bambaşka ve hazin bir hikaye!..

Erdoğan hükümetinin topyekun mücadele programına rağmen düşürmeyi beceremediği enflasyon, Ocak 2019’da ÜFE’de %33, TÜFE’de %20, gıda fiyatlarında  %31 iken, Türkiye 31 Mart 2019’da yapılacak belediye seçimlerinin sathı mailine girdi. Özellikle %31 oranındaki gıda fiyatları enflasyonu, Erdoğan için ciddi sıkıntıydı. TÜİK’in bu oranları açıklamasından bir gün sonra, 5 Şubat 2019’da Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında her zamanki gibi ekonomide ne kadar başarılı olduklarını, başarısız olunan yerler var ise onun sorumlusunun da dış güçler ve içerde muhalefet olduğunu anlattıktan sonra araya şunu da sıkıştırıverdi:

“Muhalefetin vizyonu, geçen seçimde soğan-patatese, bu seçimde patlıcan-bibere umut bağlayacak kadar kısırdır. Durum, muhalefetin anlattığı gibi değildir. Dün kabine toplantısında bu konular gündeme geldi. Tedbirler için, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli başta olmak üzere bazı görevler verdim. Sebze ve meyvedeki yüksek fiyatlara ayar çekme kararını aldık, adımlarımızı atacağız. Belediyelerimiz tanzim satışları kuruyor. Vatandaşımıza ucuz, sağlıklı ürünler vermeye mecburuz.”

AKP’li İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri’nin tanzim satış çadırları, 11 Şubat 2019’da İstanbul’da 50, Ankara’da 15 meydanda kurularak faaliyete geçti. Buna daha sonra Bursa’da üç tane tanzim satış çadırı eklendi. Erdoğan “Gerekirse 81 vilayetimizde tanzim satış yaparız” dediyse de yanlış hatırlamıyorsam İstanbul, Ankara ve Bursa’ya, Balıkesir, Samsun, Gaziantep ve Trabzon da eklendi.

Tanzim satış noktalarında patates, soğan, domates, salatalık, ıspanak, patlıcan, biber sattılar. Kimilerinde, mesela İstanbul’dakilerde, kişi başına en fazla üç kilo sebze ya da meyve verdiler. Seçimler oldu bitti, AKP onca yıldan sonra İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerini kaybetti.

Aradan geçti iki yıl. Bayram değil seyran değil ama ramazan başlamadan hemen önce, 8 Nisan 2021’de, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 81 il valiliğine bir yazı gönderdi. Pakdemirli diyor du ki “Üreticilerimizin elindeki arz fazlası yemeklik patates ve kuru soğanların Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürlüğü tarafından alınması yönünde çalışmalara başlanmıştır. Bahse konu yemeklik patates ve kuru soğanlar, il sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarınca valiliklerin gözetiminde, ihtiyaç sahibi tüketicilere ücretsiz dağıtılacak olup ramazan öncesi dağıtımların başlaması hedeflenmektedir.”

Geldik mi yine patatese soğana? Aradaki fark, ilkinde para ile ve en fazla üç kilo satılırken, bu sefer “ihtiyaç sahibi”ne, “ücretsiz” ve “10 kilo kuru soğan 20 kilo patates” verilmesi. Hükümettir, karar verir, çiftçiden alır vatandaşa dağıtır, eyvallah. Lakin, mesele üreticinin elinde arz fazlası yemeklik patates ve kuru soğan kalmış olması mıdır, yoksa memlekette hala patates-soğan bile satın alamayan vatandaş bulunması mıdır?

Bakanın talimatındaki “il sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının, valiliklerin gözetiminde patates ve soğan dağıtacağı ihtiyaç sahipleri” kaç kişi, bunların “ihtiyaç sahibi” olduğuna kim, neye göre karar veriyor, bilmiyoruz. Ama bu konuda fikir edinmemizi sağlayan bir şey var. İstanbul Vali Yardımcısı Özlem Bozkurt Gevrek, patates-soğan çuvalları önünde açıklamada bulunurken, 164 bin haneye yardım yapılmasının planlandığını söyledi ki bu sadece İstanbul’da en az 656 bin muhtaç kişi var demek. 

Ortada “arz fazlası yemeklik patates ve soğan” var mı emin değilim ama  ortada “patates ve soğana muhtaç vatandaşlar” olduğu aşikar. Memlekette 19 yıllık AKP-Erdoğan iktidarının sonunda hala patates ve soğana muhtaç vatandaş bulunması ise çok acı.

Yapılan şey, ramazan öncesi mütedeyyin, AKP’ye oy veren kitleyi konsolide edip, mümkünse yeni yoksul taraftarlar kazanmaya çalışarak, ramazan sonrası gidilecek baskın bir erken seçimi kazanmaya çalışmak ise 31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesi kurulan tanzim satış çadırlarına rağmen İstanbul ve Ankara’nın kaybedilmesi, bu politikanın geçerli olamayacağını gösteriyor Öte yandan muhtaç vatandaş sadece patates ve kuru soğan ile ne yapacak? Bunu pişirmek için yağ lazım, tuz lazım, içine koyacak et lazım, kıyma lazım, pişirebilmek için doğalgaz ya da tüp gaz lazım. Patatese soğana muhtaç vatandaş, bunları nasıl temin edecek?

Patates-soğan, 2018 cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri öncesi başroldeydi. 2019 yerel seçimleri öncesinde de başrolü kimseciklere kaptırmadı. 2021’de de ramazan öncesi başrolü kapıverdi. Dün ithalat ve tanzim satış ile perdelenemeyen enflasyon, hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk ve şu son yardım dağıtımı ile hükümet tarafından bizzat ve zımnen itiraf edilen muhtaçlık-yosunluk, hiç patates-soğan ile perdelenebilir mi? İktidarın ekonomik krizdeki sorumluluğu patatesin soğanın sırtına yüklenebilir mi? Öyle görünüyor ki patatese soğana bir kez daha muhtaç olan, ihtiyaç sahibi vatandaştan çok, Recep Tayyip Erdoğan.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus