İstanbul Tabip Odası, “İstanbul’da Salgın – Nisan ayı” raporunu paylaştı – İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip: “Ne yazık ki iktidar, salgını özgürlükleri kısıtlama aracı olarak kullanmakta, böyle kapanma olmaz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İstanbul Tabip Odası (İTO), Türkiye’nin en kalabalık şehri İstanbul’un salgın ve sağlık hizmetlerinideki durumuyla ilgili bugün (4 Nisan) Cağaloğlu’ndaki merkezinde bir toplantı yaptı. İTO COVID-19 İzleme Kurulu tarafından hazırlanan “İstanbul’da Salgın – Nisan ayı” raporunun sunulduğu toplantıya İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, İTO Genel Sekreteri Osman Küçükosmanoğlu ve İTO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Güray Kılıç katıldı. “Böyle kapanma olmaz” denilen açıklamada, salgınla mücadele politikalarındaki yanlışlara dikkat çekildi. 

Sağlık sisteminin nisan ayında çöktüğünün belirtildiği raporda, “Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalara göre 1 Nisan’da vefat sayısı 176 iken 30 Nisan’da 394’e çıktı. Nisan ayında Türkiye’de sağlık sistemi çöktü. Bu çöküşün en yoğun yaşandığı il ise İstanbul oldu” denildi.

“Ne yazık ki bu bir tam kapanma değil”

İktidarın, koronavirüs salgınını özgürlükleri kısıtlama aracı olarak kullandığını söyleyen İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, “Salgının başından beri sürekli olarak düzenli raporlar yayımlayarak hem kamuoyunu bilgilendirmeye hem de iktidarı uyarmaya çalışıyoruz. Acil tedbir alınması yönünde çağrıda bulunduk. Ne yazık ki iktidar, salgını bir özgürlükleri kısıtlama aracı olarak kullanmakta. Ne yazık ki bu bir tam kapanma değil. Ekonomik, sosyal destek sağlanmadan kapanma olmaz. Kapanmanın şekli de kötü olmuştur, büyük bir göç yaşanmıştır. İstanbul’da görülen mutantlar bu göçle tüm ülkeye yayılmıştır” dedi. 

İTO Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Güray Kılıç, salgının İstanbul’daki durumunu ele aldıkları raporu sundu. Kılıç, “Nisan ayında Türkiye’deki sağlık sistemi çöktü. Bu çöküşün en yoğun yaşandığı il ise İstanbul oldu” dedi ve raporun ayrıntılarını paylaştı:

“İstanbul’da binlerce koronavirüs hastası hastaneye yatması gerektiği halde yatak bulamadı. Salgının daha önceki aylarında hafif-orta hastalar hastaneye yatırılırken, nisan ayında oksijen satürasyon düştüğü için kesin yatış endikasyonu bulunan hastalara bile yatak bulunamadı. Kamu hastanelerinin çoğu fiili olarak salgın hastanesine dönüştürülmesine rağmen ihtiyaca cevap veremedi. Hastanelerin, koronavirüs hastalarıyla dolması nedeniyle koronavirüs dışı hastaların maruz kaldığı mağduriyet nisan ayı boyunca daha da arttı. Salgınla mücadelenin en ön saflarında görev alan hekimler, sağlık çalışanları çok daha yorucu ve yıpratıcı koşullarda çalışırken, salgın bahanesiyle izin, istifa, emeklilik haklarının kısıtlanması, engellenmesi nedeniyle de mağduriyet yaşadılar. Nisan ayında İstanbul’da dördü hekim sekiz sağlık çalışanı, Türkiye genelinde toplam 21 sağlık çalışanı koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Bu ölümler ile birlikte sağlıkçı kırımında kaybettiğimiz sağlık çalışanlarının toplam sayısı 417’ye yükseldi.”

İTO, salgın sürecinde yaşanan ölümlerin en aza indirilmesi için önlemlerin hızla hayata geçirilmesini istedi. Güray Kılıç, alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı:

  • “Üretim, imalat, tedarik ve lojistik zincirlerinin aksamaması için çarkların dönmeye, işçilerin çalışmaya devam ettiği önlemler dizisine tam kapanma denemez. Bu kararı alanlar işçilerin hayatına değer vermediklerini açık olarak göstermişlerdir. Yapılması gereken, ekonomik ve sosyal desteklerin sağlanması, temel, zorunlu, acil mal ve hizmet üreten işler dışında bütün işlerde çalışmanın durdurulması, çalışmanın sürdüğü sektörlerde mesai saatlerinin kısaltılması ve mümkün olan işlerde evden çalışmaya geçilmesidir. Temel olarak açık havada, kalabalık olmayan ortamlarda bulunmanın kısıtlanması yerine tüm kapalı ortamlarda belli sayının üzerinde bir arada bulunmayı önleyen bir strateji benimsenmelidir.
  • ‘Kapanma’ tedbirleri sokağa çıkma yasaklaması şeklinde uygulanmamalı, 20 yaş altı ve 65 yaş üzeri de dahil olmak üzere yurttaşların açık havada, fiziksel aktivite yapabilmelerine imkan sağlanmalıdır.
  • Ekonomik, sosyal desteksiz kapanma olmaz. İnsanların yaşayabilmeleri için gerekli desteği vermeden evlerine kapatmak açıkça açlığa, yoksulluğa ve ölüme mahkum etmektir. Türkiye’nin, halkının ihtiyaçlarını iki hafta değil, aylarca karşılayabilecek kaynakları vardır. Bütün sorun bu kaynakların toplum için değil, başta yandaş müteahhitler olmak üzere patronlar için kullanılmasından kaynaklanmaktadır. 
  • Bugün, gelinen noktada kaçınılmaz olmakla birlikte kapanma, salgını tamamıyla durduracak sihirli bir formül değildir. Kapanma ne kadar sıkı, düzgün uygulanırsa uygulansın sonraki açılma süreci doğru yönetilmezse salgında başa dönülmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle kapanma ile vaka sayılarında azalma sağlanması sonrası kademeli, kontrollü açılma uygulanmalıdır. 
  • Yurtdışından gelenlere dönük önlem almama tutumu şu an yaşadığımız salgın pikinin başlıca nedenlerindendir. Dünyanın bütün varyant koronavirüsleri bu tutum sebebiyle ülkemizde görülmektedir. Ülke virüsten yıkılırken, on binlerce insanımız yaşamını yitirmişken, dünyanın dört bir yanından insanın turizm için elini kolunu sallayarak dolaşması, insanlarımızın giremediği denizlerin, yürüyüş yapamadığı parkların turistlere açılması olsa olsa turizm bakanının otel patronu olmasıyla izah edilebilir. Bütün dünya kapılarını yurtdışından girişlere kapamışken yapılanlar, insanımıza verilen değeri gözler önüne sermektedir. İktidarı bu konuda bir kez daha uyarıyoruz. Salgının yaygın olduğu ülkelerden Türkiye’ye giriş durdurulmalı, yurtdışından gelenlere mutlaka test, riskli ülkelerden gelenlere ayrıca varyant analizi yapılmalı ve karantina uygulanmalıdır.
  • Salgın sürecini sadece aç-kapa döngüsüyle sürdürmek mümkün değildir. Salgının başından bu yana söylediğimiz gibi hastaların ve temaslıların tespiti için testler yaygınlaştırılmalı, etkili ve sistematik filyasyon uygulanmalı, hasta kişilerin izolasyonu ve temaslıların karantina altına alınması için evlerinde uygun koşulların olmadığı durumlarda kamuya ait yurtlar, misafirhaneler ve benzeri yerler bu amaçla kullanılmalıdır. Salgına karşı mücadelede en önemli mücadele aracımız ise aşıdır. Türkiye, 18 yaş üzeri nüfusu bütünüyle aşılayabileceği miktarda aşıyı gecikmeksizin temin etmeli ve hızla aşılamalıdır.
  • Türkiye’nin şimdiye kadar sürdürdüğü salgın politikasındaki en büyük hata, salgını hastanelerde karşılamaya çalışması olmuştur. Oysa salgın mücadelesi hastanelerde değil sahada, birinci basamakta kazanılır. Ancak ne yazık ki AKP döneminde uygulanan sağlık reformu sürecinde birinci basamak sağlık hizmetleri parçalanmış ve sadece kendisine kayıtlı listeye hizmet sunmakla yükümlü aile hekimliği sistemi bu mücadelede yeterince yer alamamıştır. Alınan tedbirlerle hasta ve ölüm sayıları düşürülse bile mücadelenin etkin bir şekilde sürdürülebilmesi için birinci basamak sağlık hizmetleri yeniden organize edilmelidir. Bunun için hızla uygulanacak ‘Yeniden Sosyalizasyon’ programıyla koruyucu hekimliği önceleyen, bölge tabanlı, ekip çalışmasına dayalı birinci basamak sağlık örgütlenmesi hayata geçirilmelidir.
  • Koronavirüs dışı hastaların uzun süredir ertelenen, bekletilen sağlık hizmeti ihtiyacına cevap verebilmek için uygun bir planlamayla salgın dışı hastaneler belirlenmeli ve ilan edilmelidir.
  • Bir yılı geçkin süredir fedakârca çalışan sağlık çalışanlarının izini istifa, emeklilik haklarına yönelik kısıtlamalara son verilmeli, sağlık çalışanları açısından herhangi bir zorluk çıkarılmadan meslek hastalığı sayılması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Vatandaşlar can derdindeyken kâr peşinde koşan, koronavirüs hastalarından her ne suretle olursa olsun ücret talep eden özel hastaneler sıkı bir şekilde takip edilmeli, Sosyal Güvenlik Kurumu bu hastanelerle sözleşmesini feshetmeli ve bu hastaneler kamulaştırılmalıdır.
  • Salgınla mücadelenin bir güvenlik meselesi haline getirilerek insan hakları ihlallerinin yaygınlaştırılması, muhalefetin bastırılması, demokratik hakların engellenmesi, kapanma bahanesiyle alkollü içki satışı yasağı gibi yaşam tarzına müdahaleler, toplumsal ve bireysel özgürlüklerin sınırlandırılması için kullanılmasından derhal vazgeçilmelidir. İhtiyacımız olan baskıcı, otoriter, antidemokratik uygulamalar değil, insan hakları merkezli salgın mücadelesidir.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus