İSTANBUL (Medyascope) – Türkiye’nin Gidişatı‘nın bu bölümünde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve Prof. Mehmet Altan, CHP krizinin anlamını ve ön anlaşmaya varılan ABD- İran savaşının küresel etkilerini değerlendirdi. Altan’a göre Türkiye’de siyaset kurumu köklü bir çürüme içinde ve mevcut siyasi tartışmalar, halkın refah ve özgürlüğünü artırmaya yönelik gerçek bir değişim getirmeyecek.
Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır ve Mehmet Altan, CHP krizi ve ABD-İran savaşının küresel etkilerini değerlendiriyor.
- Altan, Türkiye’nin 600 yıldır refah ve özgürlük açısından kayda değer bir değişim yaşamadığını savunuyor.
- Altan, mevcut siyasi değişimlerin geçici olacağını ve demokratikleşmeyi hedeflemediğini belirtiyor.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ile Mehmet Altan, mutlak butlan kararının ardından devam eden CHP krizinin anlamını ve ABD ile İran arasında ön mutabakata varılan ateşkesin, savaşı gerçekten sona erdirip erdirmediğini değerlendirdi. Mehmet Altan, Türkiye’nin son 100 yılda, hatta Osmanlı’nın son dönemleri de dahil edildiğinde yaklaşık 600 yıldır, yönetilenlerin refahı ve özgürlükleri açısından kayda değer bir değişim yaşamadığını savundu. Medya aracılığıyla yayılan değişim umutlarının büyük ölçüde gerçekliği yansıtmadığını belirten Altan, siyaset kurumu ile medyanın eş zamanlı olarak çürüdüğünü söyledi.

CHP krizinin anlamı
Siyasetçilerin, 43 yıldır yürürlükte olan ve askeri darbe döneminin ürünü olan Siyasi Partiler Yasası’ndan rahatsızlık duymamasını eleştiren Altan sözlerine şöyle devam etti:
“Bütün partiler parlamentoya girmek için birbirleriyle mücadele ediyor ama bu düzeni değiştirmeyi gündemlerine almıyorlar. CHP’deki krizlerin, butlan tartışmalarının ve benzeri çekişmelerin özünde ise rant meselesi var. Bunun en önemli örneği Kamu İhale Yasası. Türkiye bütçesinin önemli bir kısmının harcanmasını düzenleyen bu yasa, 2002’de Avrupa Birliği standartlarına uygun şekilde çıkarıldı ancak daha sonra 206 kez değiştirildi. Bunun nedeni siyasetin buradan rant sağlamasıdır. Belediyelerde ve kamu kurumlarında Kamu İhale Yasası AB standartlarında uygulansa kimse kimseyi yolsuzlukla suçlayamaz. Ancak bugün herkes birbirini yolsuzlukla suçluyor çünkü sistemin bütün aktörleri kirlenmiş durumda. Yargı da hukuku boğarak bu tabloya katkı sundu. Ön seçim yapılmaması ve delege-belediye ilişkisinin sürdürülmesi siyaseti kirletiyor. Sonuçta seçimi kim kazanırsa kazansın, ortaya çıkan tablo vatandaşa fayda sağlamıyor.”
Altan, mevcut iktidardan bunalan halkın “kim gelirse gelsin, bu gitsin” psikolojisinde olduğunu, ancak siyaset kurumunun demokratikleşmesini hedeflemeyen bir değişimin geçici olacağını savundu.
Savaş sahiden bitti mi?
ABD’nin Ortadoğu politikalarını eleştiren Altan, Trump yönetiminin aceleci, niteliksiz kadrolarla çalıştığını ve kısa vadeli ikbal peşinde koştuğunu belirtti:
“Ortadoğu’da bundan sonraki süreçte İsrail’in güvenliğini merkeze alan yeni bir yapılanmaya gidileceğini düşünüyorum. İsrail tarafı da kendi iç siyasetindeki dengeleri ve yaklaşan seçimlerin sonuçlarını hesaplıyor. İran’da ise önemli tartışmalar yaşanıyor. Bir kesim, nükleer program nedeniyle ülkenin bu kadar büyük bedeller ödemesinin gerekli olup olmadığını sorguluyor. İsrail’i yok etme söylemi ve nükleer silah hedefi uğruna İran halkının sefalet içinde yaşatılmasının rasyonel olmadığını düşünenler de var. Bu nedenle bölgede bir değişim süreci yaşanıyor. Ancak 7 Ekim’deki Hamas saldırılarının ardından Ortadoğu’da belirleyici aktör İsrail haline geldi.”
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘‘Türkiye’nin Gidişatı’’ Haziran ayı yayınında Profesör Mehmet Altan’la birlikteyiz. Abi hoş geldin.
Mehmet Altan: Teşekkür ediyorum. Nasılsın? Müthiş bir hareket içindesin; Ankara, siyaset, dünya vesaire sabah akşam. Fakat bir fabrika gibi. Bunalmadan bu işi ilk günkü heyecanınla yapıp değişmeyen Türkiye’de bir şeyler değişecekmiş gibi büyük bir enerji ve umutla her gün yeniden güne başlaman harika bir şey.
Ruşen Çakır: Bunu bir de evde hanıma, Müge’ye söylesen iyi olur.
Mehmet Altan: Diyorum, ya bu Ruşen bütün bunları gördü. 100 yılını gördük bu ülkenin. Değişmiyor. Bir de Osmanlı’da yaşasaydık Osmanlı da değişmiyordu. Değişmeyen şey nedir? Yönetilen insanın refahı ve özgürlüğü. Sanki bu değişecekmiş gibi bir umut yaşarız. Sonunda bu tık diye oturur, dibe çöker. Çünkü bunu sağlayacak mekanizmalar işlerlikte değil ve siyaset kurumu bunu istemiyor. Fakat medya üstünden öyle bir umut yayıyorlar ki, işte ‘‘gelecek, kurtulacağız’’ filan. 100 yıldır kurtulamadık. Aynı zamanda 600 yıllık Osmanlı’da da tebaanın durumu değişmemiş.
Ruşen Çakır: Şimdi o konuda… Geçen gün Burak Bilgehan Özpek bir şey demiş; ‘‘Solculuk insan doğasına aykırıdır’’ diye. Ben de ona cevap verdim: Benim bu sene tam 50. yılım solculukta.
Mehmet Altan: Süper ya.
Ruşen Çakır: İnsan doğasına aykırı olması fena bir fikir değil. İnsan doğası çok iyi bir şey değil. Ama şöyle bir şey var; değişim umudu insanı ayakta tutuyor.
Mehmet Altan: Hayır ama, solculuk meselesi hümanizmadır, vicdandır, adalettir. Aynı zamanda da siyaset değildir solculuk. Üretim tarzı üstünden değişimin analizidir. Marksist olmadan solcu olunamaz. Çünkü Marksizm bir değişim bilimidir ve o değişim bilimi aslında dünyanın nasıl değiştiğini gösterir. Şimdi bunlar dünyanın nasıl değiştiğiyle filan alakalı değiller. Cumhuriyet Halk Partisi’nde ‘‘benim milletvekili olabileceğim hangi kanat nereye gelir?’’ yahut oradan bir ‘‘milletvekili olayım’’ vesaire. Onların dışında yoksa bir solcu açısından 21. yüzyılın enerji kaynaklarının nasıl derinden değiştiğini görmek büyük umut verici. Aynı zamanda proletaryanın, işin bitmesi; dünyada proletaryanın oranı %35’lerden %10’un altına düştü. Yani bu şeyleri… Allah’ım neyse ya.
Ruşen Çakır: Şimdi geçen ay…
Mehmet Altan: Bir gün solculuk konuşalım ama. Yani bu solculuk nedir? Üretim tarzı tartışmayan bir adamın, Marksist kültürden gelmeyen bir adamın, üretim tarzı üstünden dünya değişimini analiz etmeyen bir adamın bu Leninist varyantla Marksist varyant arasındaki farkları ve günlük amatör siyasetçinin kendine hiç bunlarla ilgili olmayıp bir ıslıkla mezarlıkta dolaşır gibi etiket şey yapması… Planofu var bunun. Marx’ın Grundrisse’si var. Şusu var, busu var.
Ruşen Çakır: Abi bu saatten sonra Grundrisse mi kaldı? Şimdi geçen ay seninle kaydı yaptık ve…
Mehmet Altan: Talihsiz bir tablo… Hani son asker ölür ya, biraz sonra da ateşkes ilan edilir. Öyle bir yayın oldu.
Ruşen Çakır: Öyle bir yayın oldu. Şimdi butlan ilan edildi. Ben dün CHP Genel Merkezi’ne gittim. Aslında çok gittiğim bir yer değil, bu herhalde üçüncü gidişim falandır. Çok ıssızdı. Yani şey bekliyorum açıkçası; şimdi bir ay oldu neredeyse, değil mi, neredeyse bir ay oluyor; bir heyecan, yıllardır beklediği bir şey… Kılıçdaroğlu 2023’te kaybetti kurultayı. 3 yıl sonra geri geliyor ve bir gürültüyle geldiler. Ama baktım pek kimse yoktu. Yani belki katlara doldurmuşlardır. Ben bir kata çıktım. Orada da kimse yoktu yani. Bilemiyorum. Sonra Meclis’e gittim, Meclis’te Özgür Özel’in odası bir tür makam gibi kullanılıyor; orası mesela daha bir kalabalık. Çok değilse bile daha bir kalabalık. Eğer grup toplantısı yapmış olsaydı o zaman tam böyle… Sonuçta birisi — ben başından beri öyle bakıyorum — meşruiyetini esas olarak toplumdan alan, bir diğeri devletten alan iki CHP var. Bir atanmış, bir seçilmiş CHP var ve anladığım kadarıyla atanmış CHP CHP’nin sahibi olacak. Ona kalacak. Muhtemelen seçilmiş olanlar yeni parti kuracak. Ne zaman, nasıl olacak bilmiyorum ama… Ve Kılıçdaroğlu’nun CHP’si de eğer herhangi bir ittifaka girmezse bana göre — bilmiyorum katılır mısın — gireceği ilk seçimde barajın altında kalacak.
Mehmet Altan: Şimdi Ruşen, bu şeyleri ben izliyorum. Sen de müthiş bir enerji içinde bunları izliyorsun falan. Fakat nihayetinde tecrübeli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve hep benim düşüncem şu: Siyaset kurumu çürüdü ve medya ile birlikte çürüdü ve bunun ikisi birden Türkiye’yi de çürütüyor. Çünkü bu günlük tartışmalar, işte izlenimlerini söylüyorsun filan, bunların hepsi 43 yıllık askeri cuntanın çıkardığı bir siyasi partiler yasasından rahatsız değiller. Yunanistan’ı sen çok iyi bilirsin. 67’de ‘‘Albaylar Cuntası’’ geldi. 74’te toz duman ettiler. Duman… Zerre kalmadı askeri rejim yönetiminden. Şimdi bunlar sivil siyasetçi, demokrat, Türkiye’yi demokratikleştirecekler filan. Neyle? Askeri cuntanın 43 yıldır dönüştürmedikleri, değiştirmedikleri ki bu AKP’nin programında da var. Yani siyaset kurumu tümü birden mesela o parlamentoya girmek için birbirlerini eziyorlar ama ‘‘askeri cuntanın siyasi partiler yasasından bir şekilde defedelim bunu’’ demiyorlar. Şimdi buradan benim güvenebileceğim bir parti, bir siyaset kurumu yok. İkincisi bütün bu meselelerin özü; birbirlerine girmeleri, butlan, şu bu filan… Özü nedir bunun? Kamu İhale Yasası’dır. Şimdi Kamu İhale Yasası Türkiye bütçesinin üçte birine harcanmasında kullanılan tek bir yasa ve bunu belediye de kullanıyor, genel giderleri denetleyenler de kullanıyor, hükümet de filan filan ve 206 kere değiştirdi.
Neden? Yolsuzluk için. Bu AB standardında çıktı 2002’de filan ama sonra 206 kere değişti. Neden? Siyaset buradan rant sağlasın diye. Şimdi belediyelerde Kamu İhale Yasası’nı AB standartlarında uygularsan kimse seni yakalayamaz. Kendisi de her türlü yolsuzluğu yapan adam diğerini yolsuz diye yakalıyor. Neden? Çünkü tümü kirlendi. Yargı bir şekilde hukuku boğdu. Ama bunun birinci tanığı ve mağduru benim. O zaman herkes bakıyor, siyasetçiye gelince böyle… Ön seçim yapmadılar, delege belediye ilişkisini koparmadılar. Bu siyasetin kirlenmesi, kim seçimi kazanırsa kazansın, gelirse gelsin vatandaşa sonunda yaramıyor. 103 yıllık bir cumhuriyetin geldiği noktada bizim, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa, 20.000 lirayla yaşayan 5 milyon emeklinin aldığı para açlık sınırının altında. Şimdi o 5 milyon adam bunlarla ilgilendiği vakit; ‘‘kim geldi, ben kurtulacağım…’’ Bu mesele şu: Herkes çok bunaldı bu mevcut iktidardan. O söylediğin psikoloji o; ‘‘Bir an evvel gitsin kim götürecekse o götürsün.’’ Yani kirlenme varmış, çürüme varmış, ‘‘Umurum değil. İlk önce bu gitsin.’’ Ama sonra o çürümeyi de ortadan kaldıracak bir demokratik rejimi, siyaset kurumunun demokratikleşmesini hedef almayan bir adam da bir zaman sonra gönderdiğine benziyor. Biz bunları çok yaşadık. Hep yaşadık. 100 sene yaşadık. Onun için bu senin gazetecilik heyecanına saygı duyuyorum ama o gelse de bu gelmese de bir şey değişmeyeceğini biliyorum. Çünkü ben bunların siyaset yaparken eski sistemin aynısını uygulamalarından bu işlerin de yaşandığını düşünüyorum. Hedef alacağın şey bu demokratik olmayan siyaset kurumu. Niye Kamu İhale Yasası’nı mesela bu belediyeler AB standardında uygulamadı?
Ruşen Çakır: Dinlerken aklıma şu geldi; eski Türk filmlerinde şey vardır, ölümcül hastalık vardır ve yakınları sorarlar: ‘‘Hiç umut yok mu doktor bey?’’
Mehmet Altan: Umut ne var biliyor musun? Ben umut olmasa bunu söylemem. Türkiye bunu görecek. Türkiye’ye öyle bir kazık atıyorlar ki ayrı partiler varmış gibi yapıyorlar. Bir tek Siyasi Partiler Yasası’na göre kuruluyor bunlar. O da askeri cuntanın yasası. Şimdi askeri cuntanın yasasını fiilen, fiziken, psikolojik olarak dehşetle yırtmak yerine bundan kurulmuş partiler içinde ikbal aramanın bize hiçbir yararı yok. Türkiye bunu gördüğü vakit bunların hepsinin sistemin tek bir partisi olduğunu, siyasetçinin işine yaradığını… Ya siyasetçiler zenginleşiyor. Halk fakirleşiyor. Bu siyasette kim gelirse gelsin bir şey olmaz. Ama oraya gelen adam işte ikbalini 10 senesini, 20 senesini, 15 senesini garantilemek istiyor. Niye dönem sınırlaması getirmiyorlar ya? 5 dönemdir seçilen birisini görüyorum mesela Cumhuriyet Halk Partisi’nde, 25 yıldır milletvekili. Onun amacı Türkiye’yi demokratikleştirmek, askeri rejim yasasını ortadan kaldırmak mı? 6. kez seçilmek mi? Siyaset kurumu bizden tamamen koptu ama medya bunu sabah akşam… Bir de tabii doğru söylemiyorlar. Benim formülüm şu, bu çürümenin dışında günlük olaylarda abi bakıyorum bu yargı hukuku boğdu öldürdü. Türkiye’de hukuk yok, yargı boğdu onu. Ama siyaset de kirlendi. Bir kısmı yarısını söylüyor bir kısmı yarısını söylüyor.
Aynı zamanda da hukuku da artık eğip büküyorlar istediklerine göre. Yani o konuşanlara da güvenim yok. Çünkü ben bunun esasını, aslını, ne olduğunu biliyorum. Yani butlan kararı çıkar ama bu nihai hale gelmeden devir teslim edilemez. Yanlış. O mahkeme ona bakar. Ama mahkemenin aldığı karar yanlıştır. Daha süreç tamamlanmadan sen adamları gönderip bir başkasını getiremezsin. Bunun yarısını filan söyleyelim… Tümden red bilmem ne filan… Aynı zamanda bu ön seçimleri yapsalardı. O adamları kim seçti? Ben hiç başvuru yapmadan dosya verip aday yapıp belediye başkanı seçtirdikleri adamları biliyorum. Harcamalar, arabalar, şunlar bunlar lüzumsuz şeyler bunlar. Çünkü temiz siyaset olarak geliyorsun. Temiz… Bu gidenlerden niye sıkıldı insanlar? Çünkü Türkiye yolsuzluk algısı endeksinde 124. sıraya geldi, bir 17 sıra düştü. Yolsuzluktan sıkıldı, hukuksuzluktan sıkıldı, adaletsizlikten sıkıldı, baskıdan sıkıldı. Bunları yapmayacak bir rejim için o siyasetin kendini de değiştirerek iktidara yürümesi lazım. Bununla ilgili tek kelime görmüyorum ya. O zaman da diyorum ki, ‘‘Abi olur, biraz hava alır Türkiye, nefes alırız ama bir zaman sonra 2-3 yıla kalmaz eskisine benzer.’’ Hiç olmazsa böyle bir imkan varken ikisi bir arada olsun ve bunun öncülüğünü yapan birisini görmüyorum. Onun için de siyaset kurumuna umudum az ama duyulursa, ‘‘ulan sahiden biz fakirleşiyoruz, bu siyasetçiler zenginleşiyor’’ diye bir gün bakarsa bu halk, umudum var, yani o ölmekte olan adam gibi değilim. Olmasa zaten gelip bunları söylemem.
Ruşen Çakır: Peki, tamam, orada umut yok. Bölgede umut…
Mehmet Altan: Olacak. Bölgede umut… Bir taraftan da umut var tabii. Yani Türkiye dünya her taraf değişiyor. Bu demin konuştuğumuz, Marksist olmanın en önemli tarafı üretim tarzı değişiyor. Ama bu aynı zamanda işte o Türk filmlerindeki ölümcül herif gibi ölmekte olanın canlanarak direndiği de bir dönem. Mesela baktım, şimdi ilk 3 ay ilk çeyrek bu büyük uluslararası şirketlerin aldığı kârlar ne olmuş? Şimdi bak, gelişmiş ülkelerin nominal, gayrisafi yurt içi hasılaları yıllık, 25 yılda, 3.8 artmış. Ama borsada işlem gören uluslararası şirketlerin kazançları %5,5 artmış. Yani uluslararası şirketler dünya büyümesinin üstünde büyüyor. Sonra teker teker şirketlere baktım, çok uluslu şirketler gibi. Şimdi ilk çeyrekte petrol şirketlerinde muazzam bir artış var, Ocak, Şubat, Mart. Bu 28 Şubat’ta başladı. Total Enerji mesela 3 aylık kârı 5.8 milyar dolar. Şimdi bu bir yıl önceye göre %51 artış. Shell 5.7 milyar dolar. Bir önceki 3 aya göre %18 artış. BP 3.8 milyar, 5 kat bizden fazla artmış. Peki bir de bu çağı yöneten ileri teknolojiler, Google mesela, 62,5 milyar %81 artmış. Meta 26.8 milyar dolar kârı %61 artmış.
Ruşen Çakır: Savaş onlara yaramış.
Mehmet Altan: Petrolcülere ölürken müthiş bir artışı var ama esas yürüyüşün kârını toplayan ileri teknoloji. Şimdi bunların soldan analizi nedir yani, değil mi? Aynı zamanda küreselleşmenin meseleleri uluslararası ticaretle ilgili Körfez’in çıkardığı problemler, sorunlar, çözülmesi gereken meseleleri masanın üstüne getirdi. Mesela bir Hürmüz, uluslararası olarak şimdi buradan bir saniyede dünyanın her tarafına ulaşıyoruz ama Hürmüz kapandığı vakit dünya tepe taklak gidiyor. Ne gübre kalıyor, ne bir şey kalıyor, petrol gitmiyor, petrol fiyatları artıyor. Demek ki uluslararası ticaret; hem dünya birbirine çok bağlı, bu anlamda bir geldiği nokta var ama bir taraftan da birisi arıza çıkardığı vakit bütün sistem, uluslararası ticaret ölüyor. Bu komik bir iş, bunun gündeme gelmesi. Aynı zamanda da tabii daha bir başka boyutta bakmak lazım. Burada daha evvel seninle de konuşmuşuzdur. Biz 73-74 krizini yaşadık. O zaman dünyanın petrol kullanımı %50’ydi. Bütün dünyadaki enerji kaynaklarının yarısı petroldü. Kriz çıkınca bir şekilde tedbir aldı dünya ve alternatif geliştirdi. İşte rüzgardı, şuydu, buydu. Bunu %30’a düşürdü. Aynı zamanda depoladı. Şimdi Hürmüz’de problem devam etse de 73-74 krizinden alınan derslerle ülkelerin müthiş bir rezervi var, onları kullanıyorlar, bilmem ne filan. Ve aynı zamanda bütün bu değişim hem Ortadoğu’yu da değiştiriyor hem enerji kaynaklarını değiştiriyor.
Şimdi mesela Türkiye’de hiçbir yerde duymuyorum ve görmedim, her seferinde söylüyorum; Amerika Birleşik Devletleri nükleer rönesansını yaşıyor. Bill Gates, inanılmaz, 2030 yılında devreye girecek bir nükleer enerji tesisi kuruyor 5 yıldır. Neden? Çünkü bu büyük kârlar eden yapay zeka bilmem ne ileri teknolojilerin büyük bir enerji ihtiyacı var. O enerji suyla bilmem neyle olmuyor. Ancak nükleerle oluyor. Ama nükleer bir bela. Şimdi bir sistem buldular, nükleerin belasını ortadan kaldırdılar. Nükleer enerji tesisleri suyla işliyordu ve bela çıkartıyordu. Sodyum koydular. İkisinin arasındaki fark kaynama dereceleri. Su 100 derecede kaynıyor, sodyum 883 derecede kaynıyor ve sorun ortadan kalktı. Dünyanın enerji kaynağı petrolün yerini nükleer alacak ama sorun çıkarmayan bir nükleer. Şimdi Türk devleti şu bu filan, kim gelirse şu olur vesaire… Mesela Cumhuriyet Halk Partisi’nde hangi kadro geçerse bilmem 21. yüzyılda Türkiye’nin nasıl bir pozisyon alacağına dair beş farklı raporu oluşturabilecek kadroları, amacı, hedefi mi olacak? ‘‘Bir sonraki seçimde ben seçileyim, partinin başında kalayım’’ mı olacak? Amerika Birleşik Devletleri 2030 yılı itibarıyla nükleer enerjiyi özel sektörün kullanabileceği bir fiili hayata geçiyor ve Amerika Birleşik Devletleri özel sektöre Paris’in 21 kat büyüklüğünde yer tesis etti bunun için. Bir büyükelçiye sordum, dedim ki: ‘‘Türkiye’nin nükleer enerjinin temel enerji olması halinde Ortadoğu’daki siyasi aynı zamanda ekonomik değişikliklerle ilgili 21. yüzyılın sonunda çıkarlarımızı gözeten alternatif raporlar üretecek bir merkezi, bir beyni var mı?’’ Bana dedi ki: ‘‘Dışişleri Bakanlığı’nda bir planlama bölümü var ama o bakanın konuşmalarını yazıyor. Hiç böyle benim bildiğim yok’’ dedi. Şimdi bu devletin başına gelsen vatandaşı olsan, tabii bir gelir ve devlet itibarı vesaire gibi bir farklılık var ama özü itibarıyla işte Taliban da Afganistan’ı yönetiyor. Yani arabası, polisi, molisi filan vardır da işte Taliban’ın yönettiği Afganistan’ın içindesin.
Ruşen Çakır: Demin verdiğin rakamlar çok çarpıcı ve şu anda savaş bitmiş gibi gözüküyor.
Mehmet Altan: Bitmez.
Ruşen Çakır: Örnek olarak cuma günü anlaşma imzalanması bekleniyor. Ve ilginç olan tabii şu; Trump’ın en büyük kazanım diye sunduğu şey Hürmüz’ün açılacak olması.
Mehmet Altan: Zaten açıktı.
Ruşen Çakır: Evet, zaten açıktı. Çok acayip bir şey.
Mehmet Altan: Sahtekarlık, siyaset sahtekarlığa dönüştü ya. Çünkü Kasım seçimlerinde bir şey satması lazım. 80 yaşında, hâlâ orada kalacağım… Bu siyasetçiler ölebileceklerini düşünmezler mi ya? Nedir bu ihtiras ya? Sen sabah her zaman kedileri koyuyorsun. Lan hayatla ilgili bir şey… İşte çay iç, bak ne güzel demli çay. Papatya var, gelincik var. Deniz kıyısında yürü. ‘‘Hayır, ben bilmem neyi başaracağım, seni yöneteceğim.’’ Ne ayıp bir şey birisini yönetmeye kalkmak ya. İlkel bir şey. Üstelik de yönettikleri ülkenin haline bak. 118. sırada hukukun üstünlüğü endeksinde, demokraside 102. Kişi başına gelirde 65.
Ruşen Çakır: Kim?
Mehmet Altan: Türkiye.
Ruşen Çakır: Türkiye. Ben şimdi Trump’tan konuşuyorum.
Mehmet Altan: Söyle. Trump, söyle.
Ruşen Çakır: Sonuçta İran hepimizle ilgili bir ülke ve İran’a ilk savaş başladığında, ki rejim değişikliğiyle kapı açıldı, kara savaşı dendi şu oldu bu oldu ve ilk günler çok sert geçti falan. Ama şimdi İran sanki kazanmış gibi.
Mehmet Altan: Ki çok da hasarı var yani. Çok eli yüzü vesaire hırpalandı.
Ruşen Çakır: Tazminat alacakmış vesaire. İran’ın buradan, hani İngilizce deyimle survive etmiş olması bölgedeki dengeleri etkilemeyecek mi?
Mehmet Altan: Şimdi Ruşen, bu 21. yüzyılın sürmekte olan bir anı. Bu bir tren, gidiyor. Biz bir resim çekiyoruz. Onun için ben Türkiye işte sol mol falan diyorlar da ya günlük bakıyorlar ne olmuş falan. Sana her gün bakıyorlar böyle; ‘‘Ruşen’de bir yeni haber var mı? Ne oluyor? Biz milletvekili olabilir miyiz? Belediye meclisi… Ne dedi? Bir bilgi abi. Ne oluyor?’’ filan. Şimdi bu 21. yüzyılda derin bir değişim var. Mesela bunun benim açımdan gördüğüm ipuçları 73 krizinde dünya %50 petrol kullanırken 30’a düşmüş, daha da düşecek. Onun yerine ne gelecek? Nükleer gelecek. Bilmem rüzgar gelecek, güneş gelecek. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri orayı şekillendirmek istiyor. Dünya sistemini şekillendirmek istiyor. Bu söylediğin doğru. Çok kötü kadrolarla çalışıyor. Çünkü emir eri arıyor Trump. Onun için bu adamların hesap kitap işleri eski devletin aklının biraz daha altında bir akılla gidiyor. Mesela çok acele etti, alıyoruz, malıyoruz falan diye ama beklemediği bir dirençle karşılaştı. İşte silahlar bitti, şu oldu, bu oldu filan. Ama bu süreç bitmez. Bu geçici bir enstantane. O Ortadoğu’da, İsrail’le kendi aralarında büyük şu anda itiş kakış olsa da güvenliğini esas alan bir yapılanmaya gideceklerdir. Şimdi aynı zamanda nasıl Trump şeye bakıyor, kendi Kasım seçimlerinin ne olacağına, İran’da da tartışmalar var. İran’da da bir kesim diyor ki, ‘‘Abi biz bu nükleeri yapacağız diye bu kadar başımızın belaya girmesine gerek var mı?’’ Bunu dillendiren ve bugünkü İran’ın ‘‘İsrail’i yok edeceğim, nükleer alacağım’’ deyip kendi halkını sefalet içinde yaşatmasının çok da mantıklı olmadığını söyleyen de bir grup var. Bu bir değişim süreci. Ama ne oldu? Bu 7 Ekim Hamas saldırılarıyla birlikte oranın kralı İsrail oldu.
Bunu kim yaptı? Nasıl yaptı? Suriye’de rejim değişti. Yani istedikleri adam oraya geldi. Şimdi mesela bir Irak, Türkiye, Suriye şeyi mırıldanıyorlar. Orada plan programları ne? Onun için bu söylediğim, bizim eski büyükelçiye sorduğum soru geçerlidir. Türkiye’de siyasetçinin ikbali Türkiye’nin çıkarlarıyla üst üste düşsün isteniyor: ‘‘Ben bir daha seçileyim.’’ Bütün Türkiye’deki deprem; bizim gençliğimizde biliyorsun 30 Ağustos yaklaşırken deprem olurdu ‘‘kim Genelkurmay Başkanı olacak’’ diye. Şimdi bütün bu çalkantının sebebi de, ‘‘Yeniden cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kim iktidarı ele geçirecek?’’ tartışması. İktidarı birisi ele geçirdiği vakit Türkiye değişmiyor, dönüşmüyor. Onun için o iktidarı ele geçirme tartışmalarına halk sanki kendisi iktidar olup o nimetlerden yararlanacakmış gibi iştahla saldırdığı vakit bir kere daha kazık yiyecektir. Bu rejimin kendi lehine dönük yürümesi için o siyaset kurumunun değişmesi lazım. Mesela dönem sınırlaması gelseydi Türkiye böyle mi olurdu ya? Yahut kamu ihale filan, neyse. Ama dünyada da bölgede de büyük bir değişim var. Ama petrol işi… Amerikalıların sana bir hesabını söyleyeceğim. Şimdi bu savaş başladığında petrol, Brent petrol 70 dolar idi. Şimdi bugün sabah baktım 78 dolara düştü. Ama bir ara 126 dolara kadar da çıktı. Bunun her iniş çıkışında bir kazananlar var, bir kaybedenler var. Peki bu niye 70 dolar civarında seyrediyor? Amerika Birleşik Devletleri bir ara Rusya ve Venezuela’nın kendisiyle ilişkilerinde çok böyle kafa kafaya gelmelerinde bir hesap yaptı. 70 doların üstünde Brent petrolün fiyatı artarsa petrol çıkaran ülkeler kâr ediyor. 70 başa baş noktası ve mesela bu savaş sırasında Rusya da petrol çıkardığı için zenginleşti. Sen hem onu düşman belliyorsun hem yaptığın bir savaş girişimiyle onu güçlendiriyorsun.
Ruşen Çakır: Krizi hafifletmek için Rusya’nın satışının da önünü açtı.
Mehmet Altan: Tabii. Aynı zamanda bunu yaptığın vakit bu Amerikan devletinin hesaplama gücüyle orantılı bir şey mi? O sırada çıldırıyor, ben bir başarı elde edeyim diye. ‘‘Irak’ta İran’da rejim değiştiriyorum’’ diyor. Şimdi ‘‘değiştirmeyeceğim’’ diyor. ‘‘Değiştireceğim’’ diyor filan. Biat istediği için çok niteliksiz adamlarla da çalışmaya başladı. Aceleci vesaire ve dünyada görmediğimiz bir alt düzey yönetimi var. Buna Amerika ne kadar tahammül eder, ona da ayrıca bakmak lazım. Ama 21. yüzyıl bu Ortadoğu’yu, yürümekte olan bisiklet gibi normal sabit huzurlu bir yerde tutmaz. Nihai aşamaya kadar burada sorunlar bitmez.
Ruşen Çakır: Allah sonumuzu hayır etsin.
Mehmet Altan: Evet. Bir şekilde bakacağız. Petrol fiyatları ne oldu, sabah ne oldu, akaryakıt fiyatları, asgari ücret vesaire… Yani sabit gelirliler için cehennem hayat. Şeye de baktım, bu petrol fiyatları, şunları bunları; büyük bir sorun var çünkü sabit gelirlilerin paraları artmıyor. 25 yılda bir büyüme oranı var dünyada, 3.8. Ama borsadaki şirketlerde bu daha fazla. Ama sabit gelirlilerin hayat standartlarında o oranlarda ciddi bir yükselme yok. Bütün siyasal iktidarların sorunu… Niye yok? Çünkü sosyolojik yapı değişiyor. Yani sanayi döneminin çalışma biçimi bitiyor, kol gücü bitiyor; ama aynı oranda beyin gücüyle çalışan bir dünya yaratılmıyor. Gramsci’nin sözü gibi; yani eski ölüyor, yeni doğamıyor ama adımlar atıyor. Onun için bu rakamlar ve analizler önemli. Bu analizlerin içinde de kendi pozisyonun, yerin, yurdun filan bakmak isteyenler varsa, gençler, ikbal arayanlar bunlara bakarak bir yol haritası yaparlarsa kendileri için daha sağlıklı olur. Sürprizle daha az karşılaşırlar.
Ruşen Çakır: Evet. Noktayı koyalım.
Mehmet Altan: Peki. Tamam.
Ruşen Çakır: Var mıydı söyleyeceğin bir şey?
Mehmet Altan: Hayır. Sağlığın…
Ruşen Çakır: O zaman sağlık her işin başı diyelim.
Mehmet Altan: Gülmeyi kaybetmeyelim abi. Şaka yapmayı, gülmeyi, enerjiyi, yaşam kıvancını… Bu siyasetle ilgilenmek beni yoruyor. Onun için de seninle gelip konuşurken seviyorum şeyi, yani bu siyaset senin enerjini yok etmiyor.
Ruşen Çakır: Neyse, içi seni, dışı beni diyelim. Evet, ‘‘Türkiye’nin Gidişatı’’na noktayı koyuyoruz. Profesör Mehmet Altan’a çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.








