Süleyman Soylu’nun yalnızlaşması

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Senem Görür

Merhaba, iyi günler. Bugün Memleket Partisi’nin kuruluşu ilan edildi. Dün kurulmuştu, bugün Muharrem İnce konuştu. Bununla ilgili bir yayını yapmayı düşünüyordum, fakat sonra vazgeçtim. Bunun birçok nedeni var; ama öncelikli nedeni, Muharrem İnce hakkındaki eleştirilerimi daha herkesin onu çok büyük umutlarla muhalefet içerisinde sahiplendiği bir dönemde dile getirdiğim için, o zamandan beri de genellikle siyasî geleceği hakkında çok parlak şeyler düşünmediğimi belirttiğim için, tekrar olmasın diye erteledim. Belki cuma günü Kemal Can ile yapacağımız “Haftaya Bakış”ta bu konuya da değiniriz. Daha sonra karşıma, iktidara yakın bir gazetedeki bir yazı çıktı: İslâmcılık üzerine yazılmış bir feryat yazısıydı. “İslâmcılık’tan geriye ne kaldı?” diye bir yayın mı yapsam dedim. Sonra geriye çok da fazla bir şey kalmadığını düşündüğüm için olsa gerek, onu da erteledim ve tabii ki Süleyman Soylu’da karar kıldım. Açıkçası Süleyman Soylu aklımda yoktu. Değişik seferlerde Süleyman Soylu üzerine yayınlar yaptım ve birçok yayında da bu konuyu konuştum. İzleyenler bilir, ben başından itibaren Süleyman Soylu’nun siyasî geleceğinin önünün çok açık olduğunu düşünenlerden değilim. Özellikle Erdoğan sonrası dönem için onu AKP’nin ya da MHP’nin başında veya ülkenin yönetiminde görenlerden olmadım. Bir gücü olduğu muhakkak, eski tip siyaset yaptığı muhakkak; ama eğer Erdoğan sonrası dönemi hesaplıyorsa bugün yaptıklarının yanlış olduğunu düşündüm. Çünkü eğer Türkiye, Erdoğan sonrası dönemde yeni bir lider arayacaksa, bu Erdoğan’ın devamı değil, ondan farklı olarak güvenliği değil özgürlüğü öne çıkartan bir lider arayışı içerisine girer diye düşünüyorum. Ve Süleyman Soylu güvenlik meselesini o kadar abarttı ki artık kendisi de onun esiri oldu. Halbuki ilk ortaya çıktığı dönemlerde böyle değildi. Her neyse, bu da çok önemli değil, ama esas önemli olan Sedat Peker hâdisesinin şu hâliyle bakıldığı zaman ilk kaybedenlerinden birisi olmaya aday Süleyman Soylu — başlığa çıkarttığım gibi: Yalnızlaşıyor. Hatırlayın, ilk istifasında bayağı büyük bir olay olmuştu. Çok kişi Süleyman Soylu’ya kalkan oldu, ona sahip çıktı. Öyle bir sahip çıkma oldu ki, sosyal medyada başladı, ardından Devlet Bahçeli sahip çıktı, zaten Erdoğan da istifasını kabul etmedi. O da, kimilerine göre kaldığı yerden güçlenerek çıktı o istifadan. O da çok şüpheli ve tartışmalı bir konuydu. Berat Albayrak ile olan rekabeti biliniyordu. Berat Albayrak’ın onu tasfiye etmesi beklenirken, Berat Albayrak kabul edilen bir istifayla –“görevden af talebi” diyorlar– ortadan kayboldu. Yok, o zamandan beri de, bir tane cami görüntüsü dışında, camide namaz kılarken, daha doğrusu dua ederkenki görüntüsü dışında hiçbir görüntüsüne de ulaşabilmiş değiliz. Dolayısıyla Süleyman Soylu kazanan gibi görüldü. Terörle mücadele eden, terörü dize getiren, her şeyi yapan, her şeyi çözen bir siyasetçi figürüyle ortaya çıktı. Ve medyada en çok karşımıza çıkan iktidar yetkilisi o — Erdoğan’dan sonra. Onun dışındaki birçok bakan veya da üst düzey yöneticinin Soylu kadar ortada olmadığını gördük. Arada tabii ki sözcü olarak İbrahim Kalın ve Fahrettin Altun da İletişim Başkanı olarak özellikle sosyal medyada çok çıktılar. Ama Süleyman Soylu her türlü medyada göründü. Hatta sadece iktidar yanlısı medyada değil, muhalif gibi bilinen medyada da Süleyman Soylu’ya yer verildiğini gördük. En son –CNN Türk‘te olması lâzım– uzun uzun birtakım şeyler anlattı. Örneğin Adana’daki Furkan Vakfı Alparslan Kuytul olayını anlattı vs.. Şimdi Sedat Peker olayından sonra –Sedat Peker ilk başta, biliyorsunuz, Süleyman Soylu’yu hedef almadı, tam tersine Süleyman Soylu’dan güç aldığı rivayetleri vardı–, daha sonra kendisi de “Benim dönüş biletim o” diyerek bunu bir şekilde iifade etti. Ne derece doğru bilmiyoruz. Ama onun Mehmet Ağar ve oğluna yönelik suçlamalarına Süleyman Soylu cevap verirke “pislik” dedikten sonra, orada işin rengi değişti ve Sedat Peker üst üste Süleyman Soylu’ya yönelik çok ağır suçlamalar ve üslûp olarak da çok aşağılayıcı bir dille hitap etti. Resmen hedef aldı. Mehmet Ağar yine hedefinde, başkaları da olabilir; ama en çok Süleyman Soylu’yu hedef aldığını görüyoruz. Mehmet Ağar’a yönelik suçlamalarındaki üslûbunda belli bir özen var; yani en azından, Mehmet Ağar’a da aşağılayıcı demeyelim ama suçlayıcı ifadeler var, ama Süleyman Soylu’ya daha farklı bir dille hitap ettiğini görüyoruz. Normal şartlarda buna karşı Süleyman Soylu’nun etrafında bir barikat oluşması, ona sahip çıkılması beklenirdi. Bekledik, ben de bekledim. Ama şu âna kadar görmedim. Bundan sonra görür müyüz? Benim bu yalnızlaşma başlığım tekzip olur mu? Bakalım, göreceğiz.

Ama şu hâliyle baktığımız zaman, mesela dün kabine toplantısının ardından Cumhurbaşkanı her zamanki gibi uzun uzun konuştu. En öne çıkan olaylardan birisi Irak’ta PKK’nın üst düzey isimlerinden Suriye asıllı Sofi Nurettin’in etkisiz hâle getirildiği açıklaması — bu, öldürüldüğü anlamına gelir herhalde ama, öyle diyelim: “Etkisiz hâle getirildi”. Burada MİT ve Silahlı Kuvvetler’e verildi bunun ödülü. Açıklamayı da zaten Erdoğan’ın kendisi yaptı, İçişleri Bakanı yapmadı bu açıklamayı. Çünkü bu açıklama çok önemli; sözü edilen bu kişi yıllardır bilinen, PKK içerisinde çok önemli konumda olan birisi. Burada Erdoğan doğrudan MİT’e ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığı’na krediyi verdi. Ardından mafya ile ilgili bir cümlesi var: “Eğer siz onlarla aynı çuvala girerseniz, başınıza geleceklere de râzı olmalısınız” diye. Şimdi bu cümleyi gördüğümde, ne oluyoruz diye irkildim. Birçok kişinin de böyle olduğunu tahmin ediyorum. Başında şöyle bir ibâre var: “Terörün her türüne açık açık tavır alamayanlar, alamayıp…” diye devam ediyor. Yani burada sanki muhalefete bir gönderme var, Süleyman Soylu’ya değil; ama “Aynı çuvala girerseniz başınıza geleceklere razı olursunuz”un dışında herhangi bir şey söylememiş olması ve daha önemlisi tabii ki bakanına –ki Erdoğan hep böyle söyler biliyorsunuz: “Benim bakanım, benim valim, benim müsteşarım”– böyle bir durumda açık bir saldırıya hedef olan bakanına kamuoyu karşısında, kamuoyunun önünde sahip çıkmadı. Belki daha sonra yapar. Ardından bugün Devlet Bahçeli konuşma yaptı ve bazı arkadaşlar, “Bakalım Bahçeli bugün ne diyecek?” dediler. Süleyman Soylu’ya daha önce yaptığı gibi sahip çıkacak mı? Sahip çıkma beklentisi yüksekti, çıkmadı. Mafya ile ilgili çok kısa bir cümlenin, “Bizim mafya ile işimiz olmaz, mafya muhalefetin medet umduğu bir şeydir” gibi bir cümlenin ötesinde fazla bir şey demedi. Bu olayı yok saydı — ki “mafya ile işi olmama” meselesi Alaattin Çakıcı olayıyla başlı başına tekzip ediliyor; ama şu anda konumuz bu değil, şu anda konumuz Süleyman Soylu. Süleyman Soylu’ya daha önce kaç kere hep sahip çıkmış, övmüş birisi olarak Bahçeli bu olayda sıcağı sıcağına bu topa girmedi. Bu topa aslında kimse girmiyor. Araştırdım soruşturdum. Sedat Peker’in Süleyman Soylu’ya yönelik ithamlarının ardından şu âna kadar açık kimliğiyle ona sahip çıkan isim olarak bildiğim, eski İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık var, Süleyman Soylu’nun adını verip ona kefil olarak. O da zaten şu anda milletvekili değil; Tansu Çiller döneminde onun danışmanlığını yapmış, Süleyman Soylu gibi merkez sağdan gelmiş bir isim. Çok büyük sosyal medya kampanyaları da görmedik, sahip çıkma görmedik. Milletvekillerinin, parti yöneticilerinin kalkıp Süleyman Soylu ile birlikte fotoğraf verdiklerini vs. de görmedik. Bu tabii ki Sedat Peker’in açıklamalarına destek verdikleri anlamına gelmiyor. Sedat Peker ile beraber hareket ettikleri anlamına da gelmiyor. Ama şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz: Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ve hatta koalisyonun, MHP’nin de bir anlamda, ama esas olarak AKP’nin kadrolarının en üstten en alta kadar kafaları bu son olayda bayağı bir karışık. Ortada net bir pozisyon alış yok. Doğrudan üzerini çizmece, Sedat Peker’in üzerini çizmece yok. Ona yönelik çok büyük bir karalama kampanyası yok. İktidar bunu çok kolay yapıyor biliyorsunuz; en ufak bir şeyde iktidar medyası, iktidarın sosyal medyadaki kolları birilerini –mesela Ekrem İmamoğlu’nu ya da CHP’nin birtakım sözcülerini, Veli Ağbaba’yı, Özgür Özel’i, değişik isimleri– ânında hedef hâline getirebiliyorlar ve sahip çıkmak istediklerine de, ânında, “Yalnız değildir” –o klasik sosyal medya klişesi, biliyorsunuz– onunla sahip çıkıyorlar. Kimisini hedef alıyorlar, kimisine sahip çıkıyorlar. Burada, bu olayda, uzaktan izlemekle yetiniyorlar. Yani pasif izleyici olarak; rol almadan, tavır almadan, karşı çıkmadan… Bunun birçok nedeni olabilir. Mesela öncelikle Sedat Peker’in yurtdışı serüveni başlamadan önce iktidarla aynı dalga boyunda olması, birçok kritik noktada iktidara ve Erdoğan’a açık destek vermesi, mitingler düzenlemesi, onun ya da onların söyleyemediklerini yüksek perdeden söylemesi, şunu tehdit etmesi, buna gözdağı vermesi vs.. Bütün bunlarla beraber, bir de Erdoğan gibi aslen Rizeli olması da var — onun da bir şekilde bir etkisinin olduğunu varsayabiliriz. Böyle bir figürün şu ya da bu şekilde yaptığı bir faaliyet var; Birleşik Arap Emirlikleri’nden yaptığı bir faaliyet var ve çok dikkatli bir şekilde de Erdoğan’a dokunmadan yapmaya çalıştığı bir şey var; ilan ettiği bir savaş var ya da kendisine karşı ilan edildiğini düşündüğü savaşa cevap verme var. Dolayısıyla şu hâliyle bakıldığı zaman, AKP’nin kafası, AKP’lilerin kafası bayağı bir karışık gibi. Tavır almakta çok ciddi bir şekilde zorlanıyorlar. Normal şartlarda burada beklenen çok açık bir şekilde Süleyman Soylu’ya herkesin, partinin, grup başkanvekillerinin, bakanların, şunların bunların çıkıp açık açık destek vermesidir. Bunun değişik yolları vardır, yöntemleri vardır; ama bu yapılmıyor ve bir yalnızlaşma var.

Bu yalnızlaşmanın sonucunda nasıl bir şey çıkacak açıkçası kestirmek mümkün değil. Ama pekâlâ Süleyman Soylu’nun siyasî iddiasının hızla azalmasına pekâlâ tanık olabiliriz. Tabii bu başka bir meseleyi de beraberinde getirecek. En güçlü bilinen isim, Sedat Peker’in meydan okumalarıyla hedef almasıyla birden güç kaybedecek olursa, bu sefer de Türkiye’deki siyasetin, iktidarın gücü tartışmaya açılacaktır. Gerçekten çok kritik bir durum ve şu hâliyle bakıldığı zaman Süleyman Soylu’nun durumu çok güçlü gözükmüyor. Hâlâ bir türlü gerçekleşmeyen Berat Albayrak’ın geri dönüşü senaryoları bir şekilde dillendiriliyor. Bir de o geri dönüş de gerçek olursa durum netleşecektir. Ama şu hâliyle de, Berat Albayrak dönse de dönmese de, şu hâliyle bakıldığı zaman Süleyman Soylu o yaptığı açıklamayla… ki çok kötü bir açıklamaydı; daha önce de söyledim: Çok kötü, kendini savunma refleksiyle yapılmış ve inandırıcı olmayan, yani Sedat Peker’i muhalefet sözcüleri, liderleriyle eşleştirmeye, PKK’yla, Fethullahçılar’la eleştirmeye çalışan zayıf bir savunma idi. O savunma çabasının büyük ölçüde geri teptiğini de düşünmek mümkün. Şu hâliyle Süleyman Soylu tek başına kalmış gözüküyor. Ama Türkiye’de garip bir durum var. İktidarda toplu bir çöküş yaşanıyor. Bu çöküşle tek tek bu tür kişilerin tasfiye olması, birileri tarafından ya da kendi kendilerine tasfiye olması, diğerlerinin de tasfiyesini hızlandırabilir. Dolayısıyla şöyle bir müdahale olabilir: Süleyman Soylu’nun etkisizleşmesinin iktidarın krizini daha da derinleştireceğini düşünerek ona sahip çıkma yoluna da gidebilirler. Ama şu hâliyle bakıldığı zaman Süleyman Soylu yalnız gözüküyor. Tekrar söylüyorum: O istifasını verdiği zamanki Süleyman Soylu popülaritesi ile şu ay ve şu gün itibariyle Süleyman Soylu arasında –çok bir zaman geçmedi ama– dağlar gibi fark var.

Bitirmeden, bugün iki ayrı yayını daha duyurmak istiyorum. Öncelikle saat 20.00’de Amerika Birleşik Devletleri’nden Kuzey Carolina Üniversitesi’nden Cemil Aydın ile yaptığımız Filistin söyleşisi. Kendisiyle daha önce, “Sahiden İslâm dünyası diye bir şey var mı?” diye bir yayın yapmıştık ve çok ilgi görmüştü. Cemil Aydın bu konuya çok hâkim olan bir isim, onu özellikle söylemek istiyorum. Bir de ardından saat 21.00’de dört kişi yine karşınızda olacağız: Burak Bilgehan Özpek, Kemal Can ve Ayşe Çavdar. Muhalefetin ittifak ve aday seçeneklerini konuşacağız. Belki vakit bulursak biraz Sedat Peker’e de değiniriz. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus