Meral Akşener neyi, nasıl başarıyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Halk TV yayınındaki “İşbirliği içinde rekabet diye bir kavram tanımlarım. Ondan sonra rakip olacağız biz. Bana çeşitli sorular soruyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu’nun aday profili anlatımına katılıyorum. Ben cumhurbaşkanı adayı değilim. Başbakanlığa adayım” sözleri Millet İttifakı konusundaki tartışmaları bir anlamda sonlandırdı veya başka bir boyuta taşıdı. Akşener’in bu çıkışı nelere işaret ediyor?

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı 

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in söyledikleri gündemde çok etkili oldu. Hâlâ konuşuluyor, tartışılıyor, daha da konuşulacağa benziyor. Suat Toktaş’a Halk TV’deki yayında söyledi; ne dedi? “Ben cumhurbaşkanı adayı değilim, başbakan adayı olacağım” dedi, açık ve net bir şekilde. Biz kendisiyle burada yaptığımız yayında –bayağı bir zaman oluyor–, o zaman Akşener “Adaylık ısrarım olmayacak” demişti ve bu tutumunu sürdürdü. Daha önceki seçimde aday olduğu için yeniden aday olup olmayacağı bir soru işareti olarak ortada duruyordu; partisinden bazı kişiler de değişik şekillerde Akşener’in cumhurbaşkanı adayı olması gerektiğini söylüyorlardı; ama o olayı bitirdi ve kendisinin cumhurbaşkanı adayı olmayacağını söyledi ve de “Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday profili anlatımına katılıyorum” dedi.  Dolayısıyla buradan İYİ Parti dışında CHP’nin göstereceği bir adaya –bu Kemal Kılıçdaroğlu mu olur, Mansur Yavaş mı olur, Ekrem İmamoğlu mu olur, yoksa bambaşka birisi mi olur o belli değil– ama Meral Akşener burada, bu ittifakın lokomotifi olan CHP’ye cumhurbaşkanlığı adaylığını bırakmış gözüküyor. Şimdi bu sözler aslında birçok açıdan önemli ve birçok açıdan Meral Akşener’in siyâseten nasıl etkili hamleler yapabildiğini bize gösteriyor. 

Öncelikle, bir kere CHP’yle arasında hiçbir sorun olmadığını, ittifakın iyi gittiğini söylüyor; yani diyor ki “Kılıçdaroğlu’nun dediğine katılıyorum, onun profiline katılıyorum, bu seçimi beraber alacağız” diyor ve bir kere, ittifak konusunda çok net bir duruş sergiliyor. İttifakla ilgili, “İttifakı bırakır mı? Cumhur İttifakı’na geçer mi?” –ki o çoktan kapanmış gibiydi, ama yine de belli olmaz tabii–, bir diğer olay da tabii, “Gelecek, İyi Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti’nin olduğu; sağ partilerin olduğu, yani CHP’nin ve HDP’nin dışlandığı üçüncü bir ittifak söz konusu olur mu?” konusunu da kapatıyor. Öncelikle birincisi, Kılıçdaroğlu’yla birlikte hareket edeceklerini ve burada bir sorun olmadığını net bir şekilde koyuyor. 

İkinci olarak, parlamenter sistem ya da yeni tâbirle “güçlendirilmiş parlamenter sistem”e geçme kararlılığını gösteriyor, bu konuda hiçbir tereddüt yok. Bunu zaten biliyorduk, ama burada öyle bir üslûpla söylüyor ki, zaten bu kesin olacak şeklinde söylüyor, kazanırsak olur havasında değil; zaten bu olacakmış gibi, güçlendirilmiş parlamenter sistemin artık Türkiye’nin kaderi olduğunu ve kendisinin de bunun en önemli taşıyıcılarından olduğunu bize söylüyor ;ama en önemlisi de o güçlendirilmiş parlamenter sistemde ülkeyi yönetecek kişinin kendisi olacağını söylüyor, “Aday olacağım” diyor, ama buna tâlip; yani yeni Türkiye’nin, ya da yepyeni Türkiye’nin, bir anlamıyla da eskiye dönmüş ama yepyeni bir hal almış Türkiye’nin yönetimine tâlip. Çok açık ve net bir şekilde, önümüzdeki dönemde yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde bir anlamda bu cumhurbaşkanının sembolik olacağını, onun ülkeyi güçlendirilmiş parlamenter sisteme taşıyacağını, ondan sonra da yeni parlamenter sistemde kendisinin başbakan adayı olacağını söylüyor. 

Burada şöyle bir tartışma var: Birileri, Millet İttifakı’nın içinden ya da çevresinden birileri, cumhurbaşkanı seçilen kişinin başbakan olarak yeni sistemde yola devam etmesini önerdiler diye biliyorum. Çok yüksek sesle olmadı; ama bunu düşünenler var, yani bir cumhurbaşkanı adayı –diyelim ki Ekrem İmamoğlu– girdi, kazandı, ülkeyi parlamenter sisteme taşıdı; kendisi başbakan olacak ve o parlamento da daha sembolik yeni bir cumhurbaşkanı seçecek. Böyle bir seçenek gündeme geldi. Bunu tam anlamıyla kenara atmış oluyor. Bir diğer seçenek tabii ki, yeni cumhurbaşkanının, yeni Meclis’te ülkeyi parlamenter sisteme, güçlendirilmiş parlamenter sisteme taşımasından sonra, hızlı bir şekilde yapılacak yeni bir seçimin sonucunda yeni kabinenin şekillenmesi. Birinci partiye cumhurbaşkanının başbakanlık görevini vermesi, onun kabineyi kurması halinde kurması, yoksa ikinci sıra vs.. Eski sistem. Herhalde böyle bir şey olur. 

Bir diğer husus da bu seçilmiş parlamentonun ve bu seçilmiş cumhurbaşkanının ülkeyi parlamenter sisteme taşıdıktan sonra, seçim yapmadan başbakanı da çıkartması. Burada, Akşener’in söylediklerinde, benim gördüğüm kadarıyla bu konu biraz muğlak. Sanki böyle bir seçeneğe kapı aralamış. Yani diyelim ki Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı oldu, seçildi ve Millet İttifakı seçimden çok güçlü çıktı, Meclis’te de çoğunluğu elde etti. Ülke Cumhurbaşkanı Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde parlamenter sisteme geçiyor ve geçer geçmez de Meral Akşener hiç seçim yapılmadan cumhurbaşkanı tarafından başbakan olarak atanıyor. Böyle bir senaryonun da bir şekilde gündemde olabileceği kanısındayım; bunu bir yere not etmekte yarar var. Tabii, bunların hepsi yeni yeni başlayan tartışmalar; önümüzdeki günlerde gelişecek olan tartışmalar. Şimdi, burada bir başarı öyküsü var. Meral Akşener’in MHP’den ayrıldığı andan itibaren ve İYİ Parti’yi kurduktan sonra öyküsü inişli çıkışlı oldu, hatta bir ara genel başkanlıktan da istifa etti — birkaç saatlik bir olaydı bu; ama Afyon’du yanılmıyorsam, oradaki toplantıda istifa etti, sonra toplantıda kalanlar onu çağırdılar, geri çağırdılar, onun talepleri kabul edildi ve kaldığı yerden devam etti. Ayrılanlar oldu, kendisine bir nevi savaş açanlar oldu partisinin içerisinden. Partisine yönelik iktidar kaynaklı saldırılar oldu. Kimi zaman kendisine yönelik fizikî saldırılar oldu; evine ya da Rize’de olduğu gibi saldırılar da oldu, ayrılanlar, şunlar bunlar…, bütün bu tartışmalara rağmen Meral Akşener bayağı istikrarlı bir şekilde gücünü artırıyor, partisinin ve kendisinin gücünü artırıyor. 

Açıkçası İYİ Parti’ye Meral Akşener bayağı bir damgasını basmış durumda, İYİ Parti’yle Meral Akşener’in adı özdeşleşmiş durumda. Bu iyi bir şey midir kötü bir şey midir? Başlangıç olarak iyi bir şey olabilir, başlangıç olarak İYİ Parti’nin ilk yıllarında, içindeki bir yığın sorunla ortaya çıkması kendileri açısından birtakım sakıncalar doğurabilir; ama orta ve uzun vadede, burada çok ciddi sorunlar da doğabilir. AKP örneği önümüzde. AKP’de, ilk kuruluşunda çok ciddi bir kolektif liderlik olsa da, Erdoğan’ın bir nevi dokunulmaz hâli zamanla ülkeyi bir tek adamlığa ve partiyi ve ülkeyi tek adamlığa taşımıştı ve bu hem partiyi hem de ülkeyi bayağı ciddi bir şekilde felç etmişti. Meral Akşener’in de ülkeyi ve partisini tek kadınlığa taşıması ihtimalini –bugünün bir meselesi olmamakla birlikte, ileride olabileceğini– düşünmek lâzım. 

Şu anda birbirinden farklı kamuoyu yoklamalarında gücünü istikrarlı bir şekilde artıran tek partinin İYİ Parti olduğunu görüyoruz, bu çok önemli bir not. Mesela HDP gücünü büyük ölçüde koruyor gözüküyor, MHP’de biraz azalma var, CHP çok artırabilmiş gibi gözükmüyor, o da gücünü koruyor gibi. Baktığımız zaman yükselen güç İYİ Parti. Yeni partiler ise, Gelecek ve DEVA partileri ise –bunlara Memleket ve Değişim Hareketi’ni de eklemek lâzım, Sarıgül’ün partisini de eklemek lâzım–, en azından şu âna kadar yapılan kamuoyu yoklamalarında bunların çok güçlü bir şekilde ortaya çıktıklarını görmüyoruz. Bunu özellikle vurgulamak lâzım. Burada merkez sağın liderliği meselesi var… İlk başta, İYİ Parti merkez sağın liderliği için çıkmadı. İlk başta İYİ Parti, MHP’den dışlanmanın sonucu bir tepki hareketi olarak ortaya çıktı ve Bahçeli MHP’sine alternatif olarak çıktı, ilk anda öyle çıktı ve ayrılan bütün genel başkan adayları birlikte hareket ettiler vs.; ama kısa bir süre sonra, olay merkez sağın liderliğine döndü; yani, sanki Meral Akşener MHP’den değil de artık çok etkisi kalmamış –hâlâ var mı, belki de o adda vardır– bir zamanların Doğru Yol Partisi’nden ayrılmış ve Doğru Yol’a alternatif üretiyormuş gibi yaptı. Kendi eski günlerini çağrıştıran –ki eski günlerinde de, Doğru Yol Partisi’ndeyken de o kadar merkez siyasetçisi görünümünde değildi; Doğru Yol Partisi’nin daha milliyetçi kanadının isimlerinden biri olarak dikkat çekiyordu–; şimdi merkez sağın lideri olma iddiası, merkez sağın ana partisi olma iddiasıyla öne çıktı ve bunu başarabildiği oranda desteğini artırıyor.

Burada tabii çok önemli bir notu düşmek lâzım: Ali Babacan’ın DEVA Partisi, İYİ Parti’nin önünde çok ciddi bir engel olabilirdi, hâlâ olabilir. İYİ Parti’nin merkez sağ iddiasına karşı onunla rekabet edebilecek parti DEVA Partisi olabilirdi. İlk başlarda da öyle bir görüntü ortaya çıktı; ama sonra DEVA Partisi’nde ilginç bir şekilde bir duraksama oldu ve son dönemde baktık ki daha merkezden oy toplamak yerine, AKP’den oy koparma telâşı öne çıktı. Şimdi de onu tekrar toparlamaya çalışıyor; ama DEVA Partisi, anladığım kadarıyla İYİ Parti’nin merkezi tutma başarısından çok ciddi bir şekilde tedirgin olup, kendi kimliğini oluşturamadan bir bocalama içerisine girdi ve bu da İYİ Parti’nin önemine ilgisini artırıyor. Şu haliyle bakıldığı zaman Akşener gerçekten başarılı bir profil çiziyor, Cumhur İttifakı’na kapısını kapatmış durumda; ama bunu yaparken Erdoğan’a karşı ve iktidardakilere karşı çok sert, saldırgan bir dil benimsemiyor, rövanşist birtakım çıkışlar yapmıyor, daha sâde bir şey yapıyor ve en önemlisi siyaseti sokağa taşıyor, ülkeyi dolaşıyor, tek tek insanlarla konuşuyor ve bu arada da kendisine sunulan az sayıdaki medya imkânını ciddi bir şekilde, çok iyi değerlendirmesini biliyor. En son verdiğim örnek de, Halk TV’deki yayında söyledikleri insanların bir şekilde, bayağı gündemine girebiliyor. Bu anlamıyla İYİ Parti gerçekten ve Meral Akşener gerçekten çok başarılı. 

Bu yayını yapmaya karar verdiğimde İrfan Aktan’ın yazısını okumamıştım, Gazete Duvar’daki yazısını. O da “Akşener’in Taht Oyunları Continues” diye bir yazı yazmış. Birçok konuda benim söylediklerime benzer şeyler söylüyor; ama ötesinde şöyle bir perspektifi var; devletin yeni sahibi olarak Meral Akşener tercih edilebilir. Yani burada devleti bir özne olarak görme hâli var. Erdoğan’dan sonra ülkeyi kimin yöneteceği, devleti kimin yöneteceği konusunda Meral Akşener’in devlet geleneği içerisinde daha fazla tercih edilebileceğini, edileceğini düşünüyor. Bu anlaşılır bir şey. Devletin içerisinden gelmiş, sağın içerisinden gelmiş birisinin herhalde Kılıçdaroğlu ya da CHP’den başkaları yerine tercih edileceğini anlamak mümkün ve bu anlamıyla da şu andaki sistemden bir yumuşak geçiş pekâlâ söz konusu olabilir; ama ortada çok ciddi bir soru var: Meral Akşener cumhurbaşkanı adayı olmayacağını söylüyor ve arada bir geçiş süreci olacağını anlıyoruz. Bu geçiş sürecinin –tabii ki burada Millet İttifakının adayının kazandığını varsayarak söylüyoruz–, bu geçiş sürecinin nasıl yaşanacağı başlı başına çok önemli olacak. Yeni sistemin nasıl şekilleneceği de çok önemli olacak. Her ne kadar herkes, “güçlendirilmiş parlamenter sistem” dese de, bunun detayları konusunda şu anda birtakım çalışmalar yapıyor Millet İttifakı’nın bileşenleri diyelim, ama yine de bunların nasıl şekilleneceği vs. anayasa değiştirilebilecek mi, nasıl değiştirilecek?… Bütün bu süreçte neler olacağı meselesi hâlâ muallakta. 

Her ne kadar geçiş sürecinden sonra cumhurbaşkanının durumu sembolik olacaksa da, o süreçte cumhurbaşkanının kim olacağı başlı başına çok önemli olacak. Yani parlamenter sisteme geçtikten sonra sembolik olacak bir ismin baştan itibaren sembolik olduğunu düşünmemek lâzım. Cumhurbaşkanının şu anda Erdoğan tarafından kullanılan sonsuz yetkileri, bu süreçte de o cumhurbaşkanı tarafından kullanılacak. Hangisini ne kadar kullanır ne yapar onu bilmiyoruz; ama sonuçta o geçiş süreci Türkiye için çok hayâtî bir süreç olacak, bunu hiç yabana atmamak lâzım. Burada ismin kim olacağı meselesinde Meral Akşener topu CHP’ye atmış durumda. Normal şartlarda şöyle bir şey olacaktı — daha o aşamada değiliz: “Otururuz, masada konuşuruz, isimleri ele alırız” diye bir yaklaşım vardı. Bunu daha çok CHP dile getiriyor; ama Kılıçdaroğlu kendisinin de pekâlâ aday olabileceğini söyledikten sonra söylüyordu bunu. Şimdi, Meral Akşener ben yokum dediği andan itibaren masadan kalkmış mı oluyor, ona çok emin değilim. Yani, “Ben yokum, siz istediğinizi saptayın ben desteklerim” mi diyor? Yoksa, “Ben yokum” diyor, ama yine de Millet İttifakı’nı kimler oluşturacaksa orada bir tartışmanın içerisine girilecek mi? Mesela Meral Akşener Ekrem İmamoğlu’nun adaylığına nasıl bakıyor? Ya da Mansur Yavaş’ın adaylığına nasıl bakıyor? Anladığım kadarıyla Kılıçdaroğlu’nun adaylığına çok itiraz etmiyor; fakat Kılıçdaroğlu’nun aday tercihinde en iyi isim olup olmadığı tartışması var, son günlerde sağda solda yazılar da var, biliyorsunuz. 

Kılıçdaroğlu kesin kaybeder diyenler de var; Meral Akşener’in öyle bakmadığını anlıyoruz, ama bu süreçte, adayın kim olacağının belirlenmesi sürecinde bir şekilde o süreçlere dahil olacak mı? O da bir soru işareti. Şimdi, kendisi bir duruş sergileyerek birtakım olaylara kesin, açık ve net cevap vermiş oldu. Bunu bir yere not etmek lâzım. Kendi gücünü göstermiş oldu, bunu da not etmek lâzım; ama bu süreçte; “Tamam, siz cumhurbaşkanı adayını seçin, ben o ileride yapılacak olan seçimde ya da parlamenter sisteme geçildiği dönemin başbakanlığı için ülkeyi dolaşıyorum, görüşlerimi geliştiriyorum” vs. bunu mu yapacak? Çok emin değilim. Bir şekilde işin içinde olması gerekecek, birlikte fotoğraf vermeleri gerekecek; hâlâ o fotoğraf yok ortada, biliyorsunuz. Kılıçdaroğlu’yla Meral Akşener’in birlikte fotoğrafları var; ama diğerlerinin –kimse onlar– henüz ortada olmadığını görüyoruz. Millet İttifakı’nın böyle bir meselesi var; ama açıkçası, şu haliyle bile Millet İttifakı’nın, yani CHP+İYİ Parti’den ibaret bir Millet İttifakı’nın da çok etkili olduğunu, pekâlâ diğerleri olmadan da bütün bu iddialarını seçim sandığında hayata geçirebileceğini düşünüyorum. Bunu söylerken tabii ki HDP faktörünü de işin içerisine katıyorum. 

HDP’nin bugün açıkladığı tutum belgesi, her ne kadar “İttifak arayışı içerisinde değiliz” deseler de, bir şekilde önümüzdeki süreçte orada bu tutum belgesi –ki bu konuda ayrı bir yayın yapabilirim, ya da çarşamba günü “Adını Koyalım”da bunu konuşacağız uzun uzun, onu da şimdiden söyleyeyim–, ama bu haliyle, tutum belgesiyle HDP’nin Millet İttifakı’nın adayını belki ilk turda olmasa bile ikinci turda desteklemesini çok güçlü bir seçenek olduğunu görüyoruz. Şunu söylemek istiyorum, Kılıçdaroğlu ilginç bir performans sergiliyor. Kendi partisinin oylarını artıramasa bile, muhalefetin oylarını artırma, diğer partilerin oylarını artırma konusunda başarılı bir performans sergiliyor. En son HDP konusundaki tutumuyla da gündemi çok ciddi bir şekilde değiştirmeyi başardı. Meral Akşener sokak siyaseti yapıyor; duruşuyla, Anadolu’ya gidip gücünü göstererek merkez sağın liderliğine oynuyor. Bu iki parti çok etkili bir şekilde çalışıyor — eğer aralarında çok ciddi arızalar çıkmazsa, gerek kendi aralarında, ki çıkacağını sanmıyorum, ama her iki partinin içinden veya etrafından bir şeyler çıkartılmak istenebilir. 

Bu noktada da ilginç bir şey oldu tabii ki: Muharrem İnce ve Ümit Özdağ ayrılarak bu partilerde içeriden bir şekilde sorun yaratma imkânlarını da yok ettiler. Yani, gerek Ümit Özdağ’ın gerekse Muharrem İnce’nin partilerinin kurulmasını, eğer Erdoğan ve Bahçeli desteklemiş ya da en azından istemişlerse –doğrudan destek olduğunu sanmıyorum, ama “İyi oluyor, kopsunlar, ayrı parti istesinler” demişlerse bence yanlış yaptılar. Şu haliyle ayrılmış olan iki parti, yani Muharrem İnce ve Ümit Özdağ CHP’yi ve İYİ Parti’yi zayıflatmak bir yana, tam tersine güçlendiriyor ya da ileride içeride çıkabilecek krizleri ortadan kaldırmış durumdalar. Evet, Meral Akşener için birçok faktör burada etkili oldu: MHP’nin, Bahçeli’nin Erdoğan’la kayıtsız şartsız bir ittifak yapması, birçok konuda Erdoğan’dan daha fazla bir şekilde bazı kritik konularda ona destek vermesi, onun önünü açmaya çalışması, bir kere milliyetçi kanattaki kafa karışıklığını İYİ Parti lehine geliştirdi. Bir diğer husus, DEVA Partisi’nin ilk başta yakaladığını sandığımız ya da kendilerinin de sandığı o havayı muhafaza edememesiyle beraber, merkez sağın liderliği konusunda önleri bayağı bir açık oldu. Bir diğer husus da tabii, sokakta siyaset yaparak, doğrudan insanlarla temasla geçip siyaset yaparak, Meclis kürsüsüne, grup toplantılarına toplumun farklı kesimlerinden insanları çıkartıp onları konuşturarak bir şekilde insanlara dokunan bir siyaset yapmasıyla İYİ Parti bayağı bir ilerledi diyelim. Şu anda şöyle bir sorunu var İYİ Parti’nin — birçok sorunu var tabi de en çok öne çıkan sorunlarından birisi bence şu: Tamam, iktidara gelse, başbakan olsa, ülkeyi nasıl yönetecek, kiminle yönetecek sorusu var. Bu konuda da özellikle ekonomi alanında Meral Akşener’in önümüzdeki günlerde çok ciddi birtakım açılımlar yapacağını duyuyorum, biliyorum; o andan itibaren de o zaman daha fazla kendini başbakanlığa hazırlayan bir Meral Akşener de karşımıza çıkacak diye düşünüyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus