Kemal Kılıçdaroğlu mu, Ekrem İmamoğlu mu, Mansur Yavaş mı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İYİ Parti lideri Meral Akşener, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş’ı önermesi halinde itirazları olmayacağını söyledi. Bu Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığının düştüğü anlamına mı geliyor?

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı  

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. İyi haftalar diyorum, çünkü dün yayın yapmadım. Ana haberde, stüdyoda Gökçe’nin konuğu oldum. Orada, büyükelçiler meselesini değerlendirdik. Onun üzerine çok da söylenecek bir şey yok. Kendi yarattığı krizi çözmeye çalışan bir iktidar, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Erdoğan olayı yaşadık. Tabii buradan bir başarı, “Batı’ya diz çöktürdük” iddiası üretmeye çalışabilirler, ama bunun da çok tutabileceğini sanmıyorum. Özetle, bir geri adım atma söz konusuysa, Anadolu Ajansı’nın iddia ettiği gibi ve Erdoğan’ın iddia ettiği gibi, büyükelçilerden değil, esas olarak Cumhurbaşkanı’ndan geliyor. Bugün bu konuyu Emekli Büyükelçi Murat Özçelik’le konuşacağız, saat 16:00’da yayınlanacak. Kendisi, biliyorsunuz en son CHP’den milletvekili olmuştu; ama daha sonra bir daha aday olmadı, 2015’te olmuştu, Haziran’da. Onunla büyükelçileri, ama esas olarak da tezkereyi konuşacağız; Suriye ve Irak meselesini konuşacağız; çünkü kendisi özellikle Ortadoğu’da, Bağdat’ta büyükelçilik yaptı, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı yaptı, o konuları, Kürt meselesini çok iyi bilen bir diplomattır. Ben bugün, başlıkta da gördüğünüz gibi, “CHP’nin adayı kim olacak?” sorusunu tekrar ele almak istiyorum. Çok konuştuk, daha da çok konuşacağa benziyoruz. Bu yayını yapma nedenim, dün akşam Meral Akşener’in KararTV’de Elif Çakır ve Taha Akyol’a söyledikleri. Orada, kendisine “Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş CHP’nin adayı olursa ne dersiniz?” diye sorulduğunda, kendisinin pekâlâ bunlara îtirazları olmayacağını söyledi. Buradan hareketle bir yayın yapmayı düşündüm, sonra biraz geç kaldım belki, meslektaşım Emin Çapa’nın sosyal medyadaki paylaşımlarını gördüm. Emin Çapa, hiç kimsenin aklına gelmeyecek birisinin aday olabileceğini yazmış, ismi yazmamış. Şimdi o zaman şöyle oluyor, benim yayının başlığını şöyle de çevirebiliriz: “Kılıçdaroğlu mu, Yavaş mı, İmamoğlu mu, yoksa hiçbiri mi?” Bu hiçbiri meselesi tabii ki hep gündemde olacaktır; ama çok gerçekleşebileceğini sanmıyorum. Bir Ekmeleddin İhsanoğlu vakasını tekrar yaşatmak istemeyeceklerdir herhalde Türkiye’ye, çünkü o başlı başına çok büyük bir skandaldı. O tarihlerde Vatan gazetesinde yazarken de, ya da NTV’de yorum yaparken de bunu özellikle söylemiştim, Ekmeleddin Bey’i tanıyan az sayıdaki insandan biriydim belki. Onun olamayacağını, oradan bir çatı aday çıkartmanın çok zorlama olduğunu düşünmüştüm; nitekim öyle oldu, doğru dürüst kampanya yapamadan geçti gitti –sonradan milletvekili seçildi MHP’den biliyorsunuz ve hâlâ MHP saflarında– ilginç bir parantezdi o. Şimdi, böyle bir şeyi tekrar yaparlar mı? İsmi çok bilinmeyen, popüler olmayan, ama güvenilir bir isim, kendilerinin güvenebileceği bir isim çıkarırlar mı? Ben buna çok ihtimal vermiyorum; fakat şu ihtimal her zaman için var tabii: Gerek ismi bilinmeyen, gerek ismi bilinen, ama şu aşamada adı dolaşmayan dördüncü bir isim de çıkabilir düşük bir ihtimal de olsa.

Olay eninde sonunda üç isim etrafında dönüyor: Kılıçdaroğlu, İmamoğlu ve Mansur Yavaş. Daha öncesinde tabii ki Meral Akşener’in ismi de bir şekilde vardı; ama Meral Akşener açık bir şekilde bir daha şansını cumhurbaşkanı olarak denemeyeceğini ve başbakanlığı istediğini söyledi ve o kapıyı kapattı. O kapıyı kapatarak da aslında, adayın CHP tarafından belirlenmesini kabullenmiş oldu. Orada tabii şöyle bir soru işareti var: Meral Akşener’in CHP’nin adayını kabul etmesi, CHP’nin söyleyeceği her adayı kabul edeceği anlamına geliyor mu? Dünkü soruya cevap bu anlamıyla önemli. Orada da şöyle bir cevap vermedi; “CHP kimi seçerse seçsin biz kabul ederiz” demedi. Bu isimler söylendiğinde, “Pek âlâ, neden olmasın?” diye bir cevap verdi. Bu aynı zamanda, CHP’nin önereceği başka isimleri reddedebileceği anlamına da geliyor. Yani şöyle söylemek istiyorum, burada CHP bir aday belirleyecek, ama başta Meral Akşener olmak üzere bu ittifakın –bir ittifak olacaksa cumhurbaşkanı adaylığında–, bu isme onay vermesi, en azından bu ismi tartışması mümkün olacak. Yani CHP kimi söylerse söylesin olacak diye bir şey yok, önce bu iyice netleşmiş durumda. Bir diğer husus da, beni bu yayını yapmaya heyecanlandıran husus, genel gidişattan ve birtakım konuştuğum kişilerden, değişik partilerden ya da meslektaşlardan anladığım kadarıyla şöyle bir izlenim çok öne çıkıyordu: Kılıçdaroğlu adaylık istiyor, bunu açık açık söylüyor ve birdenbire “İmamoğlu mu, Mansur Yavaş mı?” derken, Kılıçdaroğlu adı öne geçti ve öne çıktı, özellikle Kılıçdaroğlu’nun son dönemde yaptığı videolar ve oradaki üslûbu bu adaylık iddiasını pekiştiriyor ve anlaşılan Meral Akşener de Kılıçdaroğlu’nun adaylığını tercih ediyor. Böyle bir izlenim bence çok öne çıktı. Ben de böyle düşündüm ve şu âna kadarki yayınlarda da bunu bir şekilde böyle telaffuz ettim. Akşener’in, parti lideri olmayan bir ismi, –yani tabii ki söz konusu olan Mansur Yavaş ya da Ekrem İmamoğlu– tercih etmediği, etmeyeceği gibi bir izlenim oluştu ya da bende oluştu; ama bu söylediğiyle bunun çok da böyle olmadığını görmüş olduk. Şimdi ortada çok açık bir gerçek var, o da şu: Yapılan tüm kamuoyu araştırmalarında, üç aşağı beş yukarı hepsinde Erdoğan’ın karşısına kim çıkarsa kazanıyor gibi bir görünüm oluşmaya başladı ve bu giderek, Türkiye’deki ekonomik kriz arttıkça daha da belirginleşeceğe benziyor. Belli bir aşamadan itibaren biliyoruz ki, başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere Mansur Yavaş ve Meral Akşener net bir şekilde Erdoğan’a karşı teke tek bir yarışta kazanıyor gözüküyorlar. Kılıçdaroğlu pek öyle gözükmüyor ya da çok az bir farkla Erdoğan’ı geçiyor ya da Erdoğan’ın gerisinde kalıyor gibi bir olay var. Şimdi, böyle bir olayda siz adayınızı seçerken kazanması garanti gibi görünen, birçok kamuoyu araştırmasında, çıplak gözle bakıldığında görülen aday seçilir. Tamam, herhalde İmamoğlu girerse bugünkü şartlarda Erdoğan’ı geçiyor; şartları Erdoğan’ın lehine çevirebileceğine dair hiçbir işaret yok, tam tersine her geçen gün daha da kötüye gidiyor. En son büyükelçiler olayında yapmaya çalıştığı da –söylemiştim– bence o silah da elinde patlamıştı; böyle bir yerde, kazanması çok net olan, kazanacağı çok net olan isimler varken riskli olan bir isimle çıkmak çok büyük bir faciaya yol açabilir. Diyelim ki seçim oldu, Kılıçdaroğlu aday oldu ve bir şekilde Erdoğan Kılıçdaroğlu’nu az farkla, biraz farkla geçti. Hatta az farkla Kılıçdaroğlu’nun geçmesinin de muhalefet için olumsuz etkisi olur. Türkiye’nin yirmi yıllık bir devri kapatmasında bunun finalinin çok net olması herhalde muhalefet için daha iyi olur, yani Erdoğan’ın karşısına çıkan aday Erdoğan’a beş puan, altı puan, belki de on puan farkla seçildi diyebilirlerse. O zaman, bir kere şunu da unutmamak lâzım: Sandıktaki birtakım oyunlar; yasadışı, gayrimeşru işlerin de önü daha fazla kapanmış olur; yani az farkla bu işler daha kolay olabiliyor biliyorsunuz; ikincisi de, bu bâriz fark bir devrin tam anlamıyla sonlanacağı, sonlandığı anlamına gelir. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun adaylığı meselesinin son âna kadar istense de, kendisi dahil istense de, bu rakamlardan dolayı tereddütle karşılanacağını düşünüyorum. Bir diğer husus, böyle söylemek üzücü ama, bir şekilde insanlar, açık ya da örtülü bir şekilde bunu dile getiriyorlar: Kılıçdaroğlu’nun Dersimli bir Alevî olması. Ben bunun aslında olumlu bir yön olduğu kanısındayım, ama benim gibi düşünenlerin sayısının Türkiye’de çok olduğundan emin değilim. Keşke Türkiye’nin böyle bir cumhurbaşkanı olabilse; yani sayıca az olan kesimden birisinin cumhurbaşkanı olup, bir de gerçekten tarafsız bir cumhurbaşkanlığı yapması durumunda, Türkiye’deki artık çoktan zaman dışı kalması gereken birtakım ayrılıkları, çatışma potansiyellerini ortadan kaldırmaya etkisi olur diye düşünüyorum; ama şunu da biliyorum ki birileri, alttan alta ya da kimi zaman açık açık bu meseleyi Kılıçdaroğlu’nun en büyük dezavantajı olarak kullanıyorlar ve de tabii ki herkes şunu söylüyor — herkes derken, büyük ölçüde herkes: Erdoğan bunu kullanır, buna hiçbir şüphe yok. Değişik şekillerde, değişik zamanlarında ağzından kaçırdığı, kaçırır gibi olduğu lâflar oldu biliyorsunuz bu konuda. Onun için Erdoğan’ın Alevî-Sünnî meselesinde çok net, barış içerisinde ve eşit bir şekilde bir arada yaşama perspektifine sahip olduğu konusunda çok ciddi ve haklı endişeler var. Şimdi, tekrar dönecek olursak, diğer adaylara baktığımız zaman İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın ayrı ayrı artıları ve eksileri görülüyor. Mansur Yavaş’ın en önemli eksisi olarak, Kürt seçmenin oyunu alamayacağı ya da almakta zorlanacağı iddiası var, önermesi var ve en önemli husus da bu olarak gözüküyor. Öte yandan, İmamoğlu’nun böyle bir sorunu olmadığı, en son zaten biliyorsunuz Diyarbakır’a da gitti, daha önce de gitmişti, yine gitti; sanki kendisi, Kürtler’le bir sorunu olmadığını, Kürtler’den oy alabileceğini ısrarla göstermek istiyor ve gösteriyor; aynı şekilde gerek bireysel olarak Kürtler’den gerekse HDP dahil örgütlü yapılarından da İmamoğlu konusunda pozitif mesajlar veriliyor. Tabii ki Kürt seçmen önümüzdeki seçimin en önemli belirleyicilerinden birisi olacak; fakat kimin aday olması gerektiği konusunu sadece bununla açıklamaya kalkmak bence yeterli olmaz. Mansur Yavaş’ın bu konuda sorunu olduğu muhakkak, bu sorunu aşmak istiyor mu? Şu âna kadar böyle bir şey yokmuş gibi davrandı; zaten Mansur Yavaş cumhurbaşkanı adayı değilmiş gibi de davranıyor, ama bence istiyor, İmamoğlu da istiyor. İmamoğlu daha az reddediyor, Mansur Yavaş net bir şekilde bu konulara hiç girmiyor; ama isimlerinin dolaşıyor olmasına da çok gürültülü bir şekilde itiraz etmiş değil.

 Burada başka bir sorun var, o da şu: Şimdi, bir geçişten bahsediyoruz, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişten bahsediyoruz. Bu geçiş nasıl olacak, kiminle olacak? Seçilen cumhurbaşkanıyla, daha doğrusu başkanla olacak. Şu anda çok geniş başkanlık yetkileri var ve o restorasyonda o yetkilerin belli bir süre de kullanılması gerekiyor başkan tarafından ve ardından da o başkanın ülkeyi güçlendirilmiş parlamenter sisteme taşıyıp kendisini tekrar, semboliğe yakın bir konuma indirgemesi gerekiyor. Şimdi, bu açıdan bakıldığında, bir süreliğine çok etkili ve yetkili, ama daha sonra daha çok sembolik ve başbakanın öne çıkacağı bir sistem düşünüldüğünde, Ekrem İmamoğlu bu profile çok fazla uymuyor. Yani Ekrem İmamoğlu’nun o geçiş dönemindeki yetkileri kullanmak isteyeceği, ama o yetkilerin en azından önemli bir kısmını daha sonradan muhafaza etmek isteyeceğini düşünebiliriz; çünkü yaşı vs. buna çok daha uygun. Bu formül aslında Kılıçdaroğlu’na çok uyuyor; çünkü Kılıçdaroğlu’nun bir şekilde artık siyaseten jübilesini yapmanın eşiğine gelmiş olduğunu düşünüyorum. Bunu da böyle sonlandırmak isteyebilir. Tabii burada, geçiş sürecinde başkanın bu yetkilerini kullanırken beraber hareket ettiği, başta İYİ Parti olmak üzere onların da bu yetkilerin kullanılması sürecinde etkili olması gerekiyor. Orada da bir protokolden bahsediliyor. O protokolün çok detaylı olması mümkün. Başta CHP ve İYİ Parti; belki DEVA, Saadet, Gelecek, onların da dahil olacağı bir protokolde o geçiş sürecinin nasıl olacağı, geçiş sürecindeki birtakım önemli adımların hangi mekanizmalarla atılacağı gibi hususlar saptanacak anlaşılan. Orada diyelim ki Kılıçdaroğlu ya da Mansur Yavaş ya da Ekrem İmamoğlu cumhurbaşkanı olunca, başkan olunca, başkan yardımcıları ve hatta birtakım bakanların dağılımının da önceden yapılacağı bir süreç bizi bekliyor. En akla yatkın gibi gelen husus, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı olması, Meral Akşener ve bu sürece dahil olacak olan diğer parti liderlerinin başkan yardımcılığını kabul etmesi ve birtakım alanların partiler arasında –mesela ekonomi, dış politika vs. gibi– paylaştırılması ve sonra, bütün bu süreç içerisinde bir taraftan restorasyon yapılırken, diğer taraftan parlamenter sisteme geçilmesi ve benim tahminim, parlamenter sisteme geçildikten kısa bir süre sonra da yeni bir genel seçimle Türkiye’deki rejimin yeniden yeni aktörlerle ve tabii ki Başbakan’la ve Bakanlar Kurulu’yla eskisi gibi yola devam etmesi. 

Şimdi, böyle bir hususta Ekrem İmamoğlu’ndan ziyade Mansur Yavaş ve tabii ki Kemal Kılıçdaroğlu, öncelikle Kemal Kılıçdaroğlu, daha sonra Mansur Yavaş’ın buraya daha fazla uyduğunu düşünüyorum. Bana göre şöyle bir senaryo CHP için daha gerçekçi olur: Kılıçdaroğlu ya da Mansur Yavaş’ın başkanlığında ve daha sonra Ekrem İmamoğlu’nun CHP kongresinde Genel Başkan’ı olmak için ortaya çıkması ve seçilmesi halinde, yeni dönemin başbakanlığına Meral Akşener’le birlikte talip olması. Birlikte derken, onunla yarışarak. Büyük ihtimalle, eğer yapılacak ilk seçimde AKP kaybederse çözülme devam edecek ve dolayısıyla merkez solda CHP ve merkez sağda İYİ Parti ve tabii ki HDP güçlerini iyice artıracaklar ve bu arada Gelecek ve DEVA partileri de daha bir kıvama gelecekler ve yepyeni bir süreç karşımıza çıkabilecek. Böyle bir senaryonun daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum, bir diğer husus da –geçenlerde Kadri’yle yaptığımız yayında bunu konuştuk–; Erdoğan’ın kazanamayacağını bildiği seçime girmeme tavrı olursa iş tamamen değişir. Yani burada, en çok adı zikredilen son dönemde, Hulusi Akar mesela. AKP’nin ya da Cumhur İttifakı’nın adayının Erdoğan değil de Hulusi Akar olması durumunda, o zaman baştan beri konuştuğumuz birçok şey düşer ve çok net bir şekilde Kemal Kılıçdaroğlu da orada gelip bir başarı elde edebilir. Çünkü Hulusi Akar’ın ya da benzer bir kişinin Erdoğan yerine aday olması, aslında AKP iktidarının bir nevi havlu atması anlamına gelecektir. O zaman muhalefetin eli iyice kolaylaşacaktır. Şöyle bir şeyle bitirmek istiyorum, deniyor ki: “Erdoğan’ın karşısında en çok görmek istediği isim Kılıçdaroğlu’dur”. Olabilir, ama bence onun öncesinde ilk başta söylediğimiz, Emin Çapa’nın bahsettiği türden bilinmeyen, çok da bilinmeyen sürpriz bir ismin çıkmasını daha fazla tercih edebilir; çünkü sürpriz bir isim insanların kafasını çok karıştırır ve o kafa karışıklığından Erdoğan yürüyebilir. Erdoğan’ın tercihinin, yani bir Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş yerine Kılıçdaroğlu olmasını tercih edecek olmasında sözünü ettiğim Alevîlik boyutunu kullanma isteği de olabilir ya da Türkiye’deki sağın bir CHP alerjisini tekrar kaşımak da olabilir; bunların büyük ölçüde aşıldığını sanıyorum, ama yine de hâlâ belli bir etkisi olduğu muhakkak. Şimdi, bir lâf kalabalığı gibi gelmesin, ama tekrar ve tekrar Türkiye’nin önüne bu üç ismin hangisi olacağı tartışması çok ciddi bir şekilde çıkıyor. 

Benim anladığım kadarıyla en çok isteyen Ekrem İmamoğlu; ama şu haliyle bakıldığı zaman, en az şansı olan, yani aday gösterilme şansı en az olan isim de sanki o. Bir de işin ilginç tarafı, en çok isteyen, en az aday olma şansı olan; ama aday olursa da belki Erdoğan karşısında en yüksek oyu alacak olan da o. Burada garip bir durum var. Tabii bu garip durumun esas nedeni de daha çok kişiler arası birtakım ilişkiler ya da ilişkisizlikler. Dolayısıyla ilginç bir dönemin içinden geçiyoruz ve özellikle de iktidarın, iktidar çevrelerinin bu olayı muhalefette bir kargaşa, kaos çıksın diye kullanmakta olduklarını ve kullanacaklarını da biliyoruz; ama pekâlâ muhalefet bütün bu tartışmalardan çok da zinde bir şekilde çıkabilir. Sonuçta her ne kadar sürpriz isim olabilir deniyorsa da, böyle bir ihtimal varsa da, önümüzdeki dönemin başkanının bu üç isimden birisi olacağı kanısındayım. Burada da esas olarak kararı öncelikle CHP’nin, ama CHP’nin ortaklarının da verilecek olan bu karara mutabık kalmasıyla şekillenecek ve sonuçta bu üç isimden kim olursa olsun kazanacağı kanısındayım — tabii ki sırasıyla: Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Kılıçdaroğlu’nun şanslarının sıralamasının böyle olduğunu düşünüyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus