Erdoğan haklı mı çıktı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ruşen Çakır, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın kabine toplantısının ardından kur krizine karşı açıkladığı 10 yeni tedbiri ele aldı.

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

Merhaba, iyi günler. Benim hastalığım henüz geçmedi, zaten evdeyim görüyorsunuz, işe gidemedim bugün; ama bir iddiaya göre, Türkiye’de ekonominin hastalığı düzeliyor, tedavi ediliyor. Öyle ki, Malatya’da bir grup esnaf sokağa dökülmüş, Recep Tayyip Erdoğan eşliğinde son açıklamaların ardından doların düşmesini kutluyorlar. Tabii, bu dolar nasıl yükselmişti, kimin zamanında yükselmişti bu çok önemli değil.

Bir ara 18 TL’ye kadar çıkan doların bir anda 11 TL’ye kadar indiğini ve şimdi de 13 civarında seyrettiğini görüyoruz ve buradan çok ciddi bir başarı öyküsü çıkartma derdinde iktidar. Zaten, bu yayının başlığını da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yakın dönemde İstanbul’da İl Başkanlığı’na getirilen Osman Nuri Kabaktepe’den aldım. Kendisi bir sosyal medya paylaşımı yaptı, görenler olmuştur. Çok açık ve net bir şekilde diyor ki: “Bakın, bir kere daha haklı çıktı Cumhurbaşkanı Erdoğan, siz de biliyorsunuz, itiraf edin. Yine haklı çıktı değil mi?” Erdoğan yine haklı çıkmış, yeni ekonomi modelinin başarılı olacağından ve dövizin bu yükselişinin durdurulabileceğinden dem vuruluyor vs..

Şimdi, böyle bakıldığı zaman, tabii çok sayıda soru var ve ilk, dün gece yaşananların ardından bu sabah serinkanlı bir şekilde değerlendirmeler yapılınca, her ne kadar Bakan Mustafa Varank ekonomistlerle dalga geçtiyse de, sözüne güvendiğimiz ekonomistler bu yapılanın çözüm olmadığını, çok ciddi yeni sorunlara yol açacağını söylüyorlar ve genellikle yapılan, 1970’li yıllarda bizim çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızda ülkede ekonomik krizin çok ciddi olduğu dönemlerde hayata geçirilmiş olan “dövize çevrilebilen mevduat” uygulamasına geri dönüldüğünü, 70’lere geri dönüldüğünü söylüyorlar. 

Ali Babacan da bugün yaptığı açıklamada benzer bir şey söyledi, başka isimler de söylediler ve bugün çok ilginç bir yazı, Barış Soydan’ın Halk TV’nin internet sitesinde yazdığı yazıda, bunun ilk 2018’de gündeme getirildiğini –Rahip Brunson krizi biliyorsunuz–, o dönemde de dolar çok yüksek çıkmıştı ama itiraz edildiğini, daha sonra yakın bir zamanda Lütfi Elvan’ın bakanlığı döneminde yine birtakım Cumhurbaşkanı danışmanlarının bu formülü, yani Hazine garantili Türk lirası mevduatı –yani dolardaki yükselişten geri kalmamasını Hazine garantiliyor–, uygulamaya koyma tavsiyesinde bulunduğunu söylüyor. Biraz önce de zaten Bakan Nebati, bir sayfalık açıklamayla bunun nasıl olacağını anlattı. Barış Soydan’ın yazısından anlıyoruz ki bu uygulama zaten iktidarın hep gündemindeymiş, ama doğuracağı ciddi sakıncalar nedeniyle iptal edilmiş, gündeme alınmamış ve yerine başka yöntemlere başvurulmuş — mesela Rahip Brunson krizinde ilk akla gelen yöntem fâizlerin artırılmasıydı, o yapılmıştı. Daha sonra, Lütfi Elvan bunu kabul etmedi, ama bayağı bir bocaladı ve sonunda istifa etmek zorunda kaldı biliyorsunuz ve nihayet Nurettin Nebati’nin bakan olarak kaldığı bir dönemde, artık bu formül hayata geçirilmiş görünüyor. 

Şimdi burada bunları uzun uzun anlatacak hâlim yok. Zaten çok hâkim olduğumuz konular da değil, ama çok basit bir şekilde şöyle söyleyebiliriz: Bankada parası olanlara –ki gerçek kişilere, bugünkü açıklamada o var, şirketler söz konusu değil anlaşılan–, vatandaşın parasına yönelik böyle bir uygulamanın bu işi tek başına ne derece halledebileceği ayrı bir tartışma konusu, ama neyse. Bankada parası olan vatandaşın devlet eliyle sübvanse edildiğini görüyoruz. Yeter ki dolara yatırma, Türk lirasına yatır; ama Türk lirasının fâizini de Erdoğan “nas gereği” diyerek sürekli düşük tutuyor, indirmeye devam ediyor. O zaman insanlar doğal olarak, “Niye ben Türk lirasına yatırmaya devam edeyim ki dolar bu kadarken?” diyorlar. Ona da diyorlar ki: “O zaman sen paranı Türk parasına yatır, eğer dolara yatırmadığın için arada bir fark oluşuyorsa –ki oluşacağa benziyor–, bunu biz ödeyeceğiz, hatta buradan stopaj da almayacağız”. Çok güzel, iyi güzel, peki “biz” kim? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Hazine’si. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Hazine’si nasıl oluşuyor? Vatandaşlardan toplanan vergilerle oluşuyor. 

Yani şöyle özetleyebiliriz: Bu uygulama, bankada parası olanların fâiz garantisinin, bankada parası olmayan vatandaşlar tarafından karşılanması gibi ilginç bir sonucu beraberinde getiriyor. Dolayısıyla, parası olanın parasının garanti altına alınması, parası olmayanın, mevduat yapamayanın, bankaya para yatıramayanın ise onları sübvanse etmesi. Sonuçta, burada bir mucize falan yok. Bazıları “Erdoğan şapkasından bir tavşan çıkarttı” diye yorumlamışlar. Öteden beri söylediğim bir husus var: “Artık şapkadan tavşan çıkartılması diye bir şey yok, çünkü ortada şapka da yok”; fakat işte bu gördüğünüz görüntüler yaşanabiliyor, zira Erdoğan hâlâ siyâseten bir şeyler söyleyebiliyor. Ülkenin ekonomisini batırırken de diyelim, Erdoğan konuşuyor; o batıştan biraz yukarı çıkartırken daha fazla konuşuyor. 

Şimdi, yarın grup toplantısı olacak; herhalde orada daha da coşacak ve “Gördünüz mü?” diyecek, TÜSİAD’a, muhalefete vs. verip veriştirecek, diyecek ki: “İşte, görüyorsunuz”. Halbuki bunun aldatıcı bir şey olduğunu, sürdürülebilirliğinin çok tartışmalı olduğunu, birazcık serinkanlı bakan, mesela Türkiye’de fâiz karşıtlığının en önde gelen savunucularından olan Prof. Mete Gündoğan –ki onun bir raporunun Cumhurbaşkanı’na da iletildiği söylenmişti–, onun mesela bu dünkü uygulamayla ilgili açıklamaların ardından Independent’ta sıcağı sıcağına yazdığı yazıyı okudum. Benim söylediklerim çok yumuşak; o yazıya baktığınız zaman çok sert ve bunun alenen, rantiyenin vatandaş eliyle zenginleştirilmesi olduğunu söylüyor. 

Dolayısıyla, burada haklı çıkan birisi yok. Yani, Erdoğan haklı çıkmış falan değil; fakat aklımıza ne geliyor? Özer Sencar’la yaklaşık on gün önce yaptığımız yayında Özer Bey’in söyledikleri… “Erdoğan ne yapıp ne edip, elindeki tüm imkânları kullanıp, tam bir seçim ekonomisine gidip ülkeye bir baskın seçim getirebilir.” Şimdi baktığımız zaman, asgarî ücret açıklandığı zaman fenâ değil; ama dövizdeki bu büyük tırmanış nedeniyle zaten ânında değerini kaybediyor denmişti; şimdi dövizdeki düşüşle beraber asgarî ücretin fenâ olmadığı noktasına herhalde gelindi. Benzer bir uygulamanın, damga vergisi vs.’yi kaldırmanın kamu çalışanlarına olacağı da söyleniyor, öğrencilerin bursları az da olsa artırılıyor vs.. Yani devlet, birdenbire para dağıtmaya başladı. Bir taraftan para dağıtıyor, bir taraftan da birilerinin fâiz gelirini, her ne kadar “Fâiz haramdır, bizim inancımıza uymaz” dese de, adını “getiri” koyarak, “mevdûat getirisi” koyarak insanların, gerçek kişilerin bankalardaki fâiz farklarını kendi Hazine’sinden, yani vatandaşın Hazine’sinden ödüyor.

 Sonuçta baktığımızda, fâizi çıkartarak yapacağı, zorlanmadan yapacağı birçok şeyi, fâizi düşürerek yapabilmek için çok tehlikeli yerlerde dolanıyor ve burada da birçok kişinin uyardığı gibi, Hazine’nin gerçek anlamda bir iflâsına doğru gidebiliriz. Her şey bir yana, şu hâliyle baktığımız zaman, artık Türkiye’nin gündeminde Türk lirası yok. Türkiye’nin gündeminde sadece döviz var, esas olarak da dolar var. Artık sürekli, an be an buna bakıyoruz ve bunu Erdoğan sağladı, Erdoğan yönetiminin başarısızlığı sağladı; fakat bütün bunlara rağmen Erdoğan, siyâseten inisiyatifi ele almış gibi gözüküyor. Dün buna değindik, Kemal Can dün buna değindi ve Kemal’in hafta sonu yazdığı yazı da çok önemliydi: “Sürdürülemez, ama ya sürdürebilirse”. Burada, esas olarak sorun Erdoğan’ın becerisinden ziyâde karşısındakilerin beceriksizliği — çok açık söylemek gerekirse, bu.

Şimdi, geçen haftaki meşhur günde, perşembe günü yaşanan olayın ardından ne olmuştu? Muhalefet partileri ayrı ayrı açıklamalarla Erdoğan’ı eleştirdiler, iktidarı eleştirdiler ve bir anlamı olmadı. Şimdi ne oluyor? Yine ayrı ayrı birtakım açıklamalar geliyor ve hâlâ muhalefetin: “Yanlış olan ne? Doğru olan ne? Kendileri iktidara geldiklerinde neyi nasıl yapacaklar?” Bunları anlatabilmeleri noktasının çok uzağındayız. Kamuoyu araştırmacıları genellikle şunu söylüyorlar: Kararsızların önemli bir kesimi eski AKP seçmeni ve bu kişilerin kararsız olmalarının esas sebebi, hem bir taraftan AKP’den kopamamak hem de diğer taraftan gidecek yer bulamamak, gidecek yer konusunda tereddütte olmaları.

İşte böyle, alabildiğine çıkan doları bir nebze de olsa aşağı indirmesiyle Erdoğan kendini, siyâsetini ve ülkeyi yönetebilirliğini pazarlamaya devam edebiliyor. Böyle bir alanı Erdoğan’a muhalefet bırakıyor, böyle bir alanı dolduramıyor. Hâlâ bu yapılabilmiş değil. Hele şimdi moral üstünlüğü yakalamış gibi gözüküyor Erdoğan. Her ne kadar “Bu politika sürdürülebilir bir politika değil” deniliyor, ekonomistler böyle yorumluyorlar; “Bu, Hazine’ye çok ciddi külfet yükleyecek vs. olacak, şu olacak bu olacak ve dolarizasyonun hiçbir şekilde hiç kimseye yararı olmayacak” diyorlar. Bütün bunların hepsi doğru olabilir; ama bu süre içerisinde, bu hamlenin götürebildiği bir zaman dilimi içerisinde, diyelim ki Erdoğan bir baskın seçim yapıp yine iktidarını şu ya da bu şekilde korursa o zaman ne olacak? 

İşte bu konuda esas olarak zaten Erdoğan’ın birtakım ufak tefek makyaj hareketleriyle, ufak tefek düzeltmelerle işi sürdürmesine teşne olan, buna yatkın olan, buna yönelebilecek olan kitleleri, seçmeni kazanabilecek hamleler yapılması gerekiyor. Kamuoyu araştırmacılarının söylediği bir diğer husus da şu: Yarın sandıkta seçime katılım oranı ne kadar düşük olursa Erdoğan için o kadar iyi olacak. Bir yanıyla Erdoğan’a güvenmeseler bile, karşı taraftaki insanlara da güvenemeyen özellikle genç seçmeni, yeni seçmeni bir şekilde hareketlendirmesi, heyecanlandırabilmesi gerekiyor muhalefetin ve bu anlar işte tam o anlar. Perşembe günü bu yapılamadı. Dün geceki, dün akşamki açıklamalar ve gece yaşananlardan sonra da henüz şu anda bu yapılabilmiş değil. 

Yarın mesela, bakacaksınız bir yanda önce Meral Akşener yapacak grup toplantısını, daha sonra Erdoğan yapacak grup toplantısını ve birisinin daha savunmada olduğunu göreceğiz, o kişi Meral Akşener olacak; birisi daha saldırgan, daha inisiyatifi ele geçirmiş gibi olacak, o da Erdoğan olacak. Halbuki şu uygulama, şu açıklanan on madde, özellikle Türk lirası mevdûatına dövize endeksli bir şekilde Hazine garantisi getirilmesi, başlı başına, muhalefet tarafından eğer güçlü bir şekilde dile getirilirse daha ilk günden çürütülebilecek bir uygulama; ama Erdoğan bunu pazarlayabilecek. Göreceğiz, şimdiden başladı. İşte, bahsettiğimiz tweet’te olduğu gibi. Ne diyor Kabaktepe: “Yine haklı çıktı, siz de kabul ediyorsunuz değil mi? Söyleyemiyorsunuz, ama kabul ediyorsunuz.” Ya da Mustafa Varank’ın söylediği: “Yeni finans enstrümanlarını hayata sokuyoruz, bu aklıevvel ekonomistlere ders olsun” demesi gibi, böyle şeylerin propaganda yapma imkânını, ekonomi üzerinden propaganda yapma imkânını buluyorlar — işin acayip tarafı bu. En kötü giden şey üzerinden Erdoğan ve destekçileri propaganda yapabiliyorlar. Normal şartlarda konuşulmasını yasak etmeleri bile şaşırtıcı olmayacak bir olayı, tam da muhalefetin kendilerini en çok sıkıştırabileceği bir yeri, iktidar birtakım –aldatıcı ya da değil, önemli değil– uygulamalarla kendi lehine çevirebiliyor. 

Şu hâliyle bakıldığı zaman Türkiye’de Türk lirası güçlü mü? Değil. Devlet adına verilen bu temînatı Hazine kaldırabilir mi? Belli değil. Vs. vs. Bir yığın soru işâreti var. Bütün bunlara rağmen, Erdoğan ve destekçileri bunu büyük bir başarı hikâyesi olarak pazarlamaya kalkıyorlar ve belli ölçülerde de başarılı olabiliyorlar. Şunu söylemek özellikle lâzım: Tabii ki Türk lirası ne kadar güçlü olursa bu ülkenin vatandaşlarının hepsi bundan son derece memnun olurlar. Keşke sağlıklı politikalarla bunu iktidarda kim olursa olsun başarabilse, fakat şu hâliyle bakıldığı zaman, bir sihirbazın son hamlesiymiş gibi sunulmaya çalışılan şu uygulamalar aslında, ne zamandır çok kullanılan “acı ilaç” uygulamalarından birisi. Nitekim, daha önce de düşünülmüş; ama doğuracağı olumsuz sonuçlar nedeniyle bu iktidar tarafından da kabullenilmemiş seçenekler. Yani, bu böyle mucizevî bir seçenek, büyük bir reform falan değil. Yıllar önce Türkiye’nin en çâresiz olduğu zamanda bir benzerine başvurduğu ve Özal’ın ilk, gelir gelmez ortadan kaldırdığı bir uygulamadan bahsediyoruz. Onun bir kardeşi, yıllar sonra geldi.

O yılların kuyruklarına vs.’lerine atıf yapan bir iktidarın, o yıllarda çâresizlikten yapılan uygulamaları şimdi bir güç gösterisiymiş gibi, büyük bir buluşmuş gibi gösterebilmesi… işte burada bir başarı var, ama esas olarak burada, Erdoğan’ın başarısından ziyâde Erdoğan karşıtlarının başarısızlığı söz konusu. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus