Bana gündeminizi söyleyin size kim olduğunuzu söyleyeyim

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ruşen Çakır, doğalgaz krizi nedeniyle sanayide üretimin durmasını ve Türkiye’deki kar yağışının neden olduğu sorunları çözemeyen iktidarın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu hedef alarak yaratmak istediği kutuplaşmayı değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

Merhaba, iyi günler. Biliyorsunuz –bilenler biliyor daha doğrusu, hepiniz bilmek zorunda değilsiniz tabii ki– ben gazetede yazarken de Medyascope’ta yorum yaparken de, özel olarak başlıklara elimden geldiğince özen göstermeye çalışırım ve bugün de yapacağım yayın için, “Tasada ve kıvançta ayrı bir Türkiye” gibi bir başlık düşünüyordum; ama sonra yaptığım bir araştırmada, Karar gazetesinde Mustafa Karaalioğlu’nun Ekim 2020’de “Kederde sevinçte, tasada kıvançta her konuda apayrı” diye bir yazı yazdığını gördüm. 

Yazı, bugün benim söylemeyi düşündüğüm şeylere çok benzer şeyler. Siyâsî olarak çok farklı yerlerde dursak da, yıllardan beri birbirini tanıyan iki arkadaş olarak bu konuda en azından apayrı bir yerde durmuyormuşuz. Onun için Mustafa’nın söylediklerinden bir bölüm alıntılamak istiyorum, ondan sonra devam edelim: “Artık” diyor, “kederde, sevinçte, tasada, kıvançta bir arada olmak klişesi bir anlam ifâde etmiyor. Eğer aynı kampta değilsek, kimse kimsenin sevincinin ve hüznünün parçası değildir. Siyâset ne kadar kıskançsa, toplum o kadar bencildir. Siyâsetin dili ne kadar gergin, dışlayıcı ve imhâ ediciyse, toplumun dili de öyledir. Hakkaniyet, adalet, farklı fikre saygı tepeden aşağıya eriyor ve yok oluyor. Kutuplaşma ve ötekileştirme konjonktürün rüzgârı olmaktan çıktı, toplumsal bir özellik hâline gelmiş bulunuyor. En iyi haber de en kötü haber de ‘Kimin işine yarıyor?’ süzgecinden geçmeden sahiplenilmiyor.” Bunu tekrar söylemek istiyorum: “En iyi haber de en kötü haber de ‘kimin işine yarıyor?’ süzgecinden geçmeden sahiplenilmiyor. Herkes kendi kampının çıkarına bakıyor ve bir fayda yoksa başkasının hayrıyla ilgilenmiyor.” 

Şimdi, hemen aklıma geldi, meselâ bizim dün Medyascope’ta yaptığımız, üç gün boyunca sanayide enerji kullanılmayacağı haberini –yani fabrikalar üç gün boyunca kapalı kalacak–, bu haberi paylaştığımda, belli ki iktidar yanlısı birisi, “Mutlu olmuşsundur” diye, aklı sıra îtiraz ediyor. Haberin kendisine îtiraz etmiyor, bu haberin dile getirilmiş olmasından rahatsız. Gazetecinin işi haber yapmak; bu haberi dile getirdiğiniz zaman, öfkesini bu olayın sorumlularına değil, bu haberi yapan size yöneltiyor. 

Şimdi, Türkiye’de çok ciddî bir kar söz konusu. Türkiye’nin gündemini an îtibâriyle çok ciddî bir şekilde hava koşulları belirliyor. En kısa zamanda normalleşmeyi umuyoruz — İstanbul dâhil. İstanbul, Türkiye’nin bir anlamda merkezi. Özellikle medyanın da merkezi olduğu için genellikle İstanbul’dan gözükür ve Anadolu’da yaşanan şeyler çok fazla önem arz etmez; ama ne zamanki İstanbul’da kar yolları keser, o zaman “Kar yolları kesti” olur. Şimdi de öyle oldu ve Türkiye’nin dört bir yanından hava koşullarıyla ilgili olarak olumsuz haberler geliyor ve bakıldığı zaman da, açık söylemek gerekirse iktidârın, devletin elinin uzanamadığı, sorunların çözülemediği çok daha bâriz bir şekilde gözüküyor.

Türkiye’nin gündemi bu. Evet, bugünkü yayının başlığı da bu; ama ne oluyor? Türkiye’nin gündemi buyken, insanlar başka yerlerden, başka tellerden çalıyor. Meselâ bir eski bakan –“eski bakan” diyorum ama, evet, galiba eski, çünkü bakanlığı döneminde de bakan olduğunu çok bilmiyorduk, şimdi de bıraktı– Ekrem İmamoğlu’yla ilgili, bir balıkçı restoranındaki bir fotoğrafı paylaştı ve dedi ki: “İnsanlar yollarda mahsur kalırken, Ekrem İmamoğlu balık keyfi yapıyor”. O daha sonra büyük bir hızla, “balık keyfi”nden, ortada her ne kadar bir içki –en azından ben görmedim– yoksa da, “rakı-balık keyfi”ne doğru evriliyor. 

Bakıyoruz, iktidarın gündemi, bugünün Türkiye’sinde şu andaki gündemi Ekrem İmamoğlu. Çünkü Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi kar İstanbul’da da çok etkili, kar hayatı felç ediyor ve ne oluyor? Ekrem İmamoğlu bunun sorumlusu olarak ilân ediliyor. Birincisi, yani işin içerisinde ilân ederken, böyle yalan fotoğraflarla –ki o saatte o lokanta açık bile değilmiş– o lokantanın kendisinin yaptığı, belli ki eski bir fotoğraf, nereden buldularsa paylaşmışlar, ama hızlı bir şekilde bu yayılıyor. 

Onun ötesinde başka şeyler de ekleniyor ve Ekrem İmamoğlu üzerinden iktidar bir güç gösterisi yapıyor. İktidar ve iktidar yanlıları bir güç gösterisi yapıyor. Meselâ AKP’nin İstanbul İl Başkanı, dün gece karda, “Belediye nerede?” diye video çekiyor. Halbuki o sırada, Belediye Başkanı bir başka yerde, hep o kıyafetiyle görüyoruz son günlerde, karda kışta yollarda; o da ayrı bir video çekmekle meşgul ve o da her yerde, kimin kıta sahanlığı olduğuna bakmaksızın… Burada kasıt şu, biliyorsunuz bazı yollar Belediye’ye, bazı yollar doğrudan Ulaştırma Bakanlığı’na, Karayolları’na ait; ayrım gözetmeksizin her yerde yol açma çalışmaları yaptıklarını söyleyen bir video yapıyor; ama AKP İstanbul İl Başkanı’nın İstanbul’un bir anlamda felç olduğu bir gece sokağa çıkıp Belediye Başkanı’na lâf yetiştiriyor olması, demin Mustafa’nın söylediği satırların tam anlamıyla bir teyidi. 

Evet, gündeme bakıyorsunuz, Türkiye’nin gündemi: Sanayi durmuş durumda. Dünyanın bizi kıskandığı söylenen havaalanımız işlemiyor. Bu havaalanıyla en çok böbürlenen kurum olan Ulaştırma Bakanlığı’nın başında olan kişi, İçişleri Bakanı’yla beraber İstanbul’a yollanıyorlar Cumhurbaşkanı tarafından. Uçakları nereye iniyor? Tabii ki Atatürk Havalimanı’na iniyor; çünkü Atatürk Havalimanı, eski olmasına rağmen, hâlâ bu hava şartlarında bile kullanılabilen bir havalimanı. Öteki tarafta, “dünya çapında en moderni” vs. diye övündüğümüz, özellikle iktidarın sürekli vurguladığı havalimanı işlemiyor, işleyemiyor; bunun da Türkiye’ye nasıl etkileri olduğunu herhalde tasavvur edebiliriz, hem iç hatlar hem dış hatlar yolculuğu anlamında. Bakanlar da oraya inemiyor; ama bakanlar gelir gelmez, hepsi birden devletin her şeyi kontrol altında tuttuğunu söylüyorlar.

Bu arada tabii, onu da ekleyelim, İstanbul’a Anadolu’dan ve Trakya’dan girişler yasaklandı. İnsanlar saatlerce yollarda kaldı. Türkiye’nin dört bir yanında kim bilir neler yaşandı. Böyle bir ortamda, birileri Türkiye’nin gündemini Ekrem İmamoğlu ve Ekrem İmamoğlu’nun beceriksizliği üzerinden kurguluyorlar. Ekrem İmamoğlu ne kadar becerikli açıkçası bilmiyorum. Benim uzmanlık alanım değil; sabah evden arabayla bir şekilde köprüden geçemedik, ama bir şekilde buraya, Maslak’a gelebildik. Sonuçta hayat bir şekilde akabildiği kadar akıyor, toplu ulaşım imkânları da devam ediyor. 

Sorun zâten aslında Ekrem İmamoğlu meselesi değil. Sorun, Türkiye’nin gündeminin ne olduğu ve kimin hangi gündemi Türkiye’ye nasıl sunduğu meselesi. Bunu yarın “Adını Koyalım”da daha geniş bir şekilde konuşacağız. Geçen hafta ben yoktum, biliyorsunuz. Edgar Şar yönetti. Benden daha iyi yönettiğini de kabul etmeliyim açıkçası. Yarın, “Gerçek gündem, sun’î gündem” başlığıyla bu konuyu konuşacağız. Burada ben genellikle yönetici olduğum için çok fazla konuşamıyorum, bugün önceden birkaç şey söyleyeyim istiyorum.

Bu konu özel olarak Kemal Can’ın has konusu. Kemal’in çok yerinde bir iddiası var — ki bunu uzun bir süredir söylüyor, hattâ kendisiyle tartışmışlığımız da vardır “Haftaya Bakış”larda. O, iktidarın bazı konuları, Sezen Aksu olayında olduğu gibi, Sedef Kabaş olayında olduğu gibi, gündem değiştirmek için yapmadığını, aslında iktidârın gündeminin bu olduğunu söylüyor.

  Şimdi, burada da baktığımız zaman, Ekrem İmamoğlu’nu niye hedef alıyorlar? Buradaki mesele, kendi gerçek sorumluluklarını gizlemek mi? İlk akla gelen bu. Kendi sorumluluklarını gizlemek için bir günah keçisi yaratmak ve onun üzerine yüklenmek. Tamam, bunun belli ölçüde doğruluk payı var; ama esas olarak şunu vurgulamak lâzım: Ekrem İmamoğlu’nu karşılarına alıyorlar, çünkü Ekrem İmamoğlu’nu sevmiyorlar; “sevmiyorlar”ın ötesinde, Ekrem İmamoğlu’ndan nefret ediyorlar ve ondan bayağı ciddi bir şekilde endîşeleniyorlar. “Endîşeleniyorlar”dan kastım, özellikle, meselâ önümüzdeki seçimlerde başkan adayı olması ve kazanması ihtimâlinden… Böyle bir rahatsızlık var. 

Ekrem İmamoğlu’na baktıkları zaman, yeni bir Erdoğan, kendilerinden olmayan bir Erdoğan ihtimâli görüyorlar. Bu doğrudur yanlıştır, Ekrem İmamoğlu girerse kesin kazanır mı vs., bunların hepsi bir yana, buradaki sorun Ekrem İmamoğlu savunusu değil, açıkçası onun Millet İttifakı’nın adayı olacağı konusu henüz netleşmiş de değil. Hâlâ ortada bir husus; ama geçenlerde hakkında açılan soruşturma sonrasında da söylediğim gibi, çok garip bir şekilde iktidar kendi gündemini dayattığı zaman, kendi gündeminin karşısına aldığı insanları bir anlamda güçlendiriyor ya da onların güçlerinin sağlamasını yapıyor.

Ekrem İmamoğlu olayı da böyle. Şu anda İstanbul’da yaşayanlar meselâ şehre giremeyen insanların sorumlusunun Ekrem İmamoğlu olmadığını biliyorlar, Karayolları olduğunu biliyorlar. Dolayısıyla, İstanbul’da yaşayanlar için çok fazla işe yarayacak bir şey değil. Belki Anadolu’da, uzakta İstanbul’un yapısının nasıl olduğunu, İstanbul’daki sorumluluk paylaşımının nasıl olduğunu bilmeyenler için bir ölçüde anlamlı olabilir; ama onlar da zâten Ekrem İmamoğlu’na karşı çok da sempatisi olan insanlar değiller, ama öte yandan bu tür saldırılar Ekrem İmamoğlu’nu bence çok güçlendiriyor, belki de hak etmediği kadar güçlendiriyor. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Öte yandan, meselâ Sezen Aksu olayı… Sezen Aksu bu ülkenin bence yaşayan en büyük sanatçısı; ama ne zamandır kendisi gündemimizde değildi ve böylece, bu yaptıkları saldırıyla Sezen Aksu’nun ne kadar önemli bir değerimiz olduğunu, üzerine titrememiz gereken bir değer olduğunu iktidar bile hatırlattı — sağ olsunlar, eksik olmasınlar, Allah onlardan razı olsun ve zâten Sezen Aksu’nun bu saldırıların sonunda gecikmeli de olsa verdiği cevapta söyledikleri de, “hancı, yolcu” sözleri de, aslında onun ne kadar güçlü olduğunu bize bir kere daha gösterdi.

Baktığımız zaman, iktidarın kendi bir gündemi var. Bu gündem öncelikle tabii ki kendi kusurları vs. üzerine hiçbir şekilde konuşulmasını istememek, karşı tarafa kusur atfetmek ya da karşı tarafın, kendisinden farklı olanların herhangi bir hatasını, yanlışını dünyanın sonuymuş gibi resmetmek, onun üzerine her türlü medya gücünü, yargısını vs. sevk ederek bunu Türkiye’nin gündemi hâline getirmek… Bu uzun bir süredir iktidârın Türkiye’de izlediği, iktidar yanlılarının Türkiye’de izlediği bir yöntem ve bu yöntemin, bu gündemin en önemli özelliği ileriye hiçbir şekilde bakamaması, yarına yönelik hiçbir şey söyleyememesi, bugünü idâre etmeye yönelik, sâdece kendisini korumaya yönelik, kendisinin iyi olduğunu anlatmaktan ziyâde rakiplerinin kötü olduğunu anlatmaya yönelik bir gündem. 

Böyle bir gündem var ve bu gündem iktidârı aslında esir alıyor. İktidârı, Erdoğan’ı ve aslında onun destekçilerini daha fazla tüketiyor; ama buna karşılık, karşısında olanların gündemi tam anlamıyla buna cevap veren bir gündem değil. Arada sırada yapılan –ki değişik vesîlelerle dile getirdik– Adalet Yürüyüşü örneği ya da Kılıçdaroğlu’nun evinde yaptığı bazı videolara ya da GARA Operasyonu’nda muhâlefetin aldığı tavır vs. gibi, arada muhâlefetin gündemi belirlediği anlar olabiliyor; ama onun dışında şöyle bir yaklaşım var: İktidar, gerçek gündemi saptırmak istiyor ve dolayısıyla “Biz de buna cevap vermeyelim, oyuna gelmeyelim” deniyor. 

Tamam, oyuna gelmiyorsunuz. Peki, sizin oyununuz ne? İşte, “Sizin oyununuz ne?” dediğimiz zaman, muhâlefete baktığımız zaman, orada yeterince –yani dönem dönem oluyor ama sürekli bir şekilde– istikrarlı bir şekilde bir muhâlefet stratejisini göremiyoruz. Bu da iktidarın belki de en büyük avantajı. 

Meselâ bugün, şu anda Türkiye’nin üzerine göstere göstere gelen, ortada çok ciddî krizlere yol açacağı belli olan bir kar yağışına karşı iktidârın elinin kolunun bağlı olduğunu net bir şekilde gördük; ama net bir şekilde gördüğümüz bu şeyi, muhâlefet net bir şekilde anlatıp buradan iktidâra yönelik siyâsî memnuniyetsizliği yükseltme başarısını gösterebilmiş gibi gözükmüyor.

Şu anda gündemde ne var? Güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışması bitti, liderler onun üzerine çalışıyorlar, sonra kalkıp onu anlatacaklar vs.. Tabii ki bu da önemli bir şey; ama şu ânın Türkiye’sinin meselesinin, şu ânın Türkiye’sinin gündeminin tam da bu olduğu kanısında açıkçası değilim. Şu anda Türkiye’nin gündemi esas olarak ekonomi. Ekonomi ve ekonomiye bağlı olarak –ki ekonomide yaşanan sorunlarla bugün kar yağışına karşın devletin müdâhil olamaması çok birbiriyle iç içe geçmiş bir şey–, ekonomi ve buna bağlı olarak devletin yönetim konusundaki acziyeti ve bunlara karşı muhâlefetin hâlâ kolektif ve dinamik bir gündem belirleme performansı sergileyememesi.

Neyse, sonuçta “tasada ve kıvançta” başlığını Mustafa Karaalioğlu nedeniyle kullanamadım. Yarınki “Adını Koyalım” yayınının “Sun’î gündem, gerçek gündem” başlığından hareketle bir yayın yaptım. Evet, bana gündeminizi söyleyin, size kim olduğunuzu söyleyeyim. Bir bakıyorsunuz, sosyal medyada kim ne diyor? Anlıyorsunuz ki bu neci, bu neci değil. Buna bakıyorsunuz, onu görüyorsunuz ve çok yaygın bir şey var; herkes kendi hatasını örtüp karşı tarafın kusurunu öne çıkartmaya çalışıyor ve Türkiye’nin meselâ böyle kriz anlarında birlikte hareket etme performansı yok. Diyelim ki, “AKP İstanbul İl Başkanı, Ekrem İmamoğlu’yla beraber İstanbul’da yolların açılması çalışmasına katıldı” diye bir fotoğraf… tasavvur edebiliyor musunuz böyle bir şeyi? Ya da İçişleri Bakanı ve Ulaştırma Bakanı geliyor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki kriz masasıyla beraber fotoğraf veriyor. Böyle acayip bir ülkede yaşıyoruz. Allah sonumuzu hayır etsin diyeceğim, ama Allah’ın herhalde çok daha önemli işleri vardır, bize sıra pek gelmiyor. Evet, kapatıyorum. Kapatırken, bugün bilenler biliyordur, çok kişiden sosyal medya üzerinden tebrik aldım. Onlara, hepsine tek tek cevap veremiyorum; ama bugün evet, benim sonunda 60 yaşına vardım. Hiç beklemediğim bir şekilde 60 yaşını da görmüş olduk. Bakalım bundan sonra ne olacak? Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus