Suat Kınıklıoğlu ve Ruşen Çakır tartışıyor: Erdoğan savaşı fırsata mı çeviriyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Araştırmacı Suat Kınıklıoğlu ve Ruşen Çakır, Erdoğan’ın dış politikadaki yön değişikliğini değerlendirdi, “Erdoğan savaşı fırsata mı çeviriyor?”, “Değişen dış politika iç siyaseti nasıl etkiler?” sorularına yanıt aradı.

Yayına hazırlayan: Zübeyde Beyaz

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler, Suat Kınıklıoğlu ile birlikte Ukrayna savaşını konuşacağız. Savaşın özellikle Türkiye’ye etkilerini konuşacağız. Suat, merhaba.

Suat Kınıklıoğlu: Merhaba Ruşen.

Ruşen Çakır: Şimdi, geçen hafta “Transatlantik” yapamadık, mâlûm, ortak dostumuz Ömer Taşpınar rahatsız, Covid’e yakalandı ve biraz zorladı Covid onu; bu hafta biraz toparlar gibi oldu, ama yine de bu hafta yapamadık. Onun için… haftaya inşallah yapabileceğiz, öyle gözüküyor. Onunla ve Gönül’le –tabii Gönül de hastalık nedeniyle onunla meşgul olduğu için– onların yerini doldurmaya çalışalım seninle diyorum. Tabii ki ikisinin Washington’dan aktaracakları ile senin yurtdışında yaşıyorsun, ama an îtibariyle Ankara’dasın– …olsun, elimizden geldiğince olayları yorumlamaya çalışalım; özellikle senin –bilmeyenler için söyleyelim– strateji konularına bir hâkimiyetin var, askerî konulara da askeriye kökenli olman nedeniyle bir ilgin var. Hem diplomasiyi hem savaşı birlikle konuşabileceğimizi düşünüyorum. Türkiye’ye gelmeden önce Suat, şu anda savaşın gidişâtı… Meselâ bugün Putin –biraz önce gördüm– diyor ki: “Harekât tam planladığımız gibi gidiyor” diyor. Ama bunun belli anlarında, biliyorsun, “Düştü düşecek”ten, “Galiba Rusya kaybediyor”a doğru evrildi; sonra “Tekrar savaş yükseldi” dendi, “Kiev kuşatıldı” dendi. Şu hâliyle bakıldığı zaman askerî anlamda gidişâtı nasıl görüyorsun? Bu çok uzun sürecek bir savaş mı? Yoksa bir şekilde her iki taraf da zaman kazanmak istiyor ve nasıl olsa bir ateşkes anlaşması olur düşüncesiyle ağır ağır giden bir süreç mi? Yoksa çok güçlü bir direniş mi var? Ne diyorsun?

Suat Kınıklıoğlu: Şimdi, öncelikle tabii sâhada olanlar Rus tarafı için bir sürpriz oldu. Biliyorsun, Rus silâhlı kuvvetlerinde askerlere üç günlük gıda verildi; yani üç gün içerisinde alma beklentisiyle girdiler. Putin bununla ilgili kendi dış istihbârat kadrolarında da bir tasfiyeye gitti; hattâ iki üç tânesi ev hapsine alındı. Kendisine doğru istihbârat verilmediğini düşünüyor Putin. İkincisi, tabii Ukrayna çok ciddî bir mukavemet gösteriyor. Ukraynalılar gerçekten vatanperver bir halk olduklarını gösterdiler; ama en önemlisi siyâsî liderlik. Zelenskiy’de vücut bulan siyâsî liderlik şu anda Rus işgaline karşı olan mukavemeti çok motive ediyor. Biliyorsun, Biden’ın daha işgalin başındaki, “Arzu edersen seni oradan alalım” teklifine, Zelenskiy’nin, “Benim buradan çıkışa değil, silâha ihtiyacım var” demesiyle özellikle çok motive ve bir miktar da hazırlıklı; çünkü Amerikan istihbârat raporları, biliyorsun, aylar öncesinden ben Avrupalı diplomatlarla konuştuğumda, iki aydır Amerikalıların onlara “Rusya işgal edecek” demesine rağmen Avrupalıların buna son âna kadar inanmadıklarını söylediler. İsveç de örneğin son gün, yani 24’ünde işgal başlayana kadar, Amerikalıların olayı abarttığını düşünüyorlardı Avrupalı diplomatların çoğu. Sâhada şu oluyor: Örneğin Donbass’ta ve Luhansk bölgesinde, biliyorsun Rusça konuşan Ukraynalılar var. Kültürel olarak Rusya’ya daha yakın olanlar var; ama o bölgelerde bile –ki Harkiv (Kharkiv) şehri buranın en önemli hedefi Rusya açısından–, o bölgelerde bile arzu ettikleri ilerlemeyi sağlayamadılar. Rusya’nın kendi açısında en olumlu olan ilerleme alanı güneyde. Çünkü oradan, Kırım’dan, yani Kırım’ı 2014’te ilhak ettikten sonra orada konuşlanmış kuvvetler üzerinden güneye girdiler. Oradaki lojistik ve ikmal sorunları kuzeydeki ve doğudaki kadar güçlü değil. Daha hızlı ilerliyorlar. Ukrayna silâhlı kuvvetleri de Kiev etrafında veya Harkiv etrafında olduğu kadar güçlü bir savunma hazırlığını güneyde yapamadı tabii. Ama hâlen –çok ilginçtir, 20 gün, 21. gün galiba bugün–, Mariupol dâhil hiçbir önemli şehir tam anlamıyla Rusya’nın eline geçmiş değil. Bu da büyük bir sürpriz Rusya için. Çünkü hızlı bir şekilde Ukrayna yönetimini devireceklerini zannediyorlardı. Kendileri zâten Yanukoviç’i biliyorsunuz Minsk’te hazırlamışlar — 2014’te kaçmak zorunda kalan Rus taraftarı Yanukoviç’i. Büyük bir sürpriz oldu açıkçası. Dünya için de sürpriz oldu; ama şunu gördük: 21. yüzyılda çok uzun bir zamandır, gerçekten toprağı için, “Hattı müdâfaa değil sathı müdâfaa eden” bir halk görüyoruz. Günümüzün teknolojisinde, cep telefonları vs. ile birçok şeyi de görüntülü olarak yaşıyoruz savaşta. Ama şunu da söylemekte fayda var: Son günlerde ilerleyiş ve karşı saldırıda bir durulma var. İki taraf da pozisyonlarını tahkim etme durumundalar. Ağır da olsa Rus kuvvetleri özellikle güneyde ilerlemeye devam ediyorlar. Her ne kadar enformasyon savaşını, Twitter savaşını Ukrayna kazanıyor ve kazanmış olsa da, sâhada hâlen özellikle Rusların hem uzaktan kalibre füzeleri, hem de ağır silâhları, zarar ve zayiat vererek… özellikle sivillerin yaşadığı binalara. Bugün Çernihiv’de (Chernihiv) galiba 10 kişi öldürülmüş ekmek kuyruğunda. Çok ağır silâhlar kullanarak ilerleyişi devam ediyor. Yani bâzen sâhada Rusya’nın beklediği derecede bir başarı olmamakla birlikte, enformasyon savaşına da aldanmamak lâzım. Hâlen çok ciddî zayiatlar veriyor. Şehirlere, altyapılara çok ağır zayiatlar veriyor Ukrayna. Fırsat bulduğunda karşı saldırıya geçiyor. Bugün Herson’da (Kherson) galiba birkaç helikopter imhâ edilmiş. Ciddî bir savunma savaşı yapıyor. Bunun hazırlıklarının olduğu da belli. 2014’te Kırım’ın ilhak edilmesinden sonra Ukrayna silâhlı kuvvetlerinde ciddî bir eğitim ve iyileşme görüldü. Son olarak, sâhadaki askerî durumla ilgili şunu söyleyebiliriz: Ukrayna’nın en çok sıkıntı çektiği iki konu var; birisi Rus hava kuvvetlerinin verdiği zarar, bir de uzaktan attıkları füzeler. O füzeler için, bugün biliyorsunuz Zelenskiy Amerikan Senatosu’na duygu dolu bir konuşma yaptı. Konuşmasındaki ana talebi hava savunma sistemi — ki sâdece bu füzelere karşı savunma değil, askerî uçak talebinde bulundu. Yani eğer NATO veya ABD uçuşa yasak bölgeyi tesis edemezse –ki Biden bu konuda net olarak bunu yapamayacaklarını ifâde etti daha önceden–… “Bunu yapamıyorsanız bize ya hava savunma sistemi verin veya savaş uçağı verin” dedi. Ben önümüzdeki günlerde de bunların Ukrayna’ya getirileceğini düşünüyorum. Bugün Biden 1,2 milyar dolarlık yeni bir askerî yardım paketi çıkarttı. Çünkü sâhada tam olarak şu anda müzâkereler de devam ediyor biliyorsun; Türkiye’nin de rol aldığı bazı müzâkere süreçleri var.

Ruşen Çakır: İstersen buradan Türkiye kısmına geçebiliriz. Şimdi bugün Dişişleri Bakanı Çavuşoğlu Rusya’daydı ve yarın da Ukrayna da olacak. Lavrov ile bir açıklama yaptılar. Lavrov dedi ki: “Türkiye pragmatik davranıyor ve bize yönelik yaptırımlara dâhil olmadı” dedi. Aslında Türkiye’yi takdir ediyor ama, aynı zamanda Batı’ya da “Sizde çatlak var” demeye çalışıyor. Bu arada Ukrayna’da sık sık Türkiye lehine birtakım açıklamalar yapıyorlar. Öncelikle Bayraktar SİHA’larına yönelik övgüler var. Yabancı basında çok gözüme çarptı: “Türkiye’nin zor durumu” diye bir şey târif ediliyor. İki ülkeden de vazgeçmek istemeyen bir Türkiye. Bunu nasıl yapabilir denirken, şu âna kadar sanki yapabildi. En son Antalya’da iki dışişleri bakanının –her ne kadar sonuç çıkmasa da– bir araya gelmesi vs.. Bunlar açıkçası biraz şaşırtıcı gibi. Ne dersin?

Suat Kınıklıoğlu: Haklısın şaşırtıcı. Çünkü biliyorsun dış politikada çok iyi bir tablo yok son yıllarda. Fakat bence Ankara bu işgal ve savaşı şu âna kadar iyi yönetti. Üç boyutta iyi yönetti. Bir: Montrö konusundaki erken açıklamada gösterdiği kararlılık; iki: Antalya Diplomasi Forumu’nda senin de söylediğin gibi iki taraf arasındaki en üst düzeydeki temâsı sağladı –her ne kadar kimsenin o toplantıdan bir sonuç alınmasını beklemediği halde yine de Antalya’da iki tarafın bir Türk dışişleri bakanının ev sahipliğinde bir araya gelmesi önemlidir; dünya kamuoyunun ve spotların Antalya’ya dönmesine vesîle oldu–; üçüncü olarak da tabii ki Bayraktarlar konusu. Yani Bayraktarlar, biliyorsun aylar önce, işgal başlamadan önce Ukrayna’ya gönderildi. Rusya’nın bununla ilgili rahatsızlığı oldu. Ben açıkçası Ankara’nın şu âna kadar bu süreci çok iyi yönettiğini düşüyorum. Tabii burada şöyle bir sıkıntı var: Bugün örneğin Çavuşoğlu’nun Moskova’da Lavrov ile böyle sıcak bir sarılması vs.. Burada çok ince bir şeyde yürüyor Türkiye. Uluslararası kamuoyunun tabii Rusya’ya karşı önemli bir tepkisi var; orada dikkatli olmak lâzım. Yani biraz daha soğukkanlı ve hani âdil bir müzâkereci pozisyonunda olmak lâzım. Fakat tabii NATO ve ABD de bunu teslim ediyor, ben aslında Türkiye’nin kalbinin biraz daha Ukrayna ile olduğunu düşünüyorum; ama maalesef son yıllarda çok çok uyarmamıza rağmen Rusya ile öyle bir karşılıklı bağımlılık geliştirildi ki, Türkiye istese bile şu an Rusya’dan çok bağımsız bir siyâset izleyemiyor. Bu kriz de bunu çok net bir şekilde gösterdi. Ama tabii Bayraktarlar’ın Ukrayna’ya verilmesi, Ukrayna’nın bunları çok etkin bir şekilde kullanması, bizim açıkçası Batı nezdinde ve hâlen üyesi olduğumuz NATO İttifakı nezdinde îtibârımızı artırdı diyebilirim.

Ruşen Çakır: Burada NATO demişken, şimdi Suat, yakın bir döneme kadar gerek Türkiye’nin ya da Türkiye’yi yönetenlerin ve kamuoyunun belli bir kesiminin de NATO’ya  bakışında, gerekse de NATO’nun, NATO Komuta Konseyi olmasa bile NATO üyesi ülkelerin Türkiye’ye bakışlarında çok ciddî sorunlar yaşandı ve hattâ Türkiye’nin NATO üyeliğinin bir şekilde sorgulandığı, “NATO’dan çıkartılamıyor ama Türkiye çıkar mı çıkmaz mı?” diye, arada sırada böyle telaffuz eder gibi olan iktidar sözcüleri falan da oldu; ama benim gözlemim şu: Son Ukrayna olayında, Rusya’nın işgaliyle berâber, gerek Türkiye’yi yönetenlerin NATO’ya bağlılığı gerekse NATO’nun Türkiye’nin NATO’daki varlığını istemesi konusunda bayağı bir artış var. Yanılıyor muyum? Yani iktidar NATO’ya daha fazla önem verir oldu; çünkü Rusya tehdidi bir şekilde yaşanıyor. Bir diğer yandan da NATO üyesi ülkeler de, önde gelen ülkeleri de Türkiye’yi daha fazla yanlarında görmeyi tercih eder oldular. Katılır mısın?

Suat Kınıklıoğlu: Doğru, doğru bir tespit. Ben dün başka bir programda bunu söyledim. Amerika’da –belki sen de hatırlarsın o dönemde Washington’da bulundun– Amerikalıların, “Türkiye’nin arsa değeri” diye jargonlarında, yani Türkiye’nin stratejik konumuyla ilgili bir ifâdeleri vardı, “real estate value” dedikleri. Gerçekten Ankara’da ne olursa olsun, kim oturuyorsa otursun, öyle bir coğrafyada oturuyoruz ki mutlaka Batı’nın, NATO’nun, geçmişte sıkıntılı evreler yaşanmış olsa da bu tür krizlerde Türkiye’ye ihtiyâcı olduğu çok net bir şekilde görülüyor. Tabii daha önce söylediğim gibi Türkiye’nin Bayraktarlar’ı Ukrayna’ya satmış olması da tabii çok olumlu karşılanıyor. Çünkü Bayraktarlar’ın şöyle bir avantajı var. Vermiş olduğu askerî etki, günümüzün enformasyon ve imaj dünyasında net bir şekilde görebileceğiniz ve ölçebileceğiniz bir etki yaratıyor. Yani ekrandan meselâ bir Rus tankını veya bir Rus aracını tahrip etme görüntüleri Türkiye’ye tabii çok olumlu yansıyor. Tabii Batılılar, NATO, bu vesîleyle özellikle Karadeniz ve boğazların güvenliği, Montrö Boğazlar Sözleşmesi… tabii Türkiye’nin birçok Batı ülkesinden farklı olarak aktif bir ordusu var. Özellikle Güneydoğu’da 90’lı yıllarda, son yıllarda da Suriye’de muhârebe deneyimi olan, zâten uzun yıllardır terörle de mücâdele eden bir ülke. Dolayısıyla eğer Ankara akıllı davranırsa bu krizi Batı ile tekrar, özellikle önümüzdeki yıl seçime giderken tekrar daha uyumlu, 2007’de benim katıldığım dönemdeki gibi sistem içi ve sistem ile sistemi zorlamadan ama sistem içi çalışan ve Batılı müttefiklerin takdir ettiği bir ülke olmaya tekrar gidebilir. Özellikle örneğin şimdi Çavuşoğlu’nun yürüttüğü müzâkere sürecinden bir sonuç alınabilirse veya Türkiye –benim tahminim tabii; bunu resmî olarak açıklamıyorum, ama benim tahminim, Bayraktarlarla ilgili Ukrayna’ya destek devam ediyor– eğer Bayraktar SİHA’larının orada gerçekten savaşın önümüzdeki günlerde devamında yine bu denli etkili olduğu görülür ve bu da Batı tarafından görülür ve anlaşılırsa, ben bu tür bir yumuşamanın, AKP’nin önümüzdeki yılda belki kaybetmiş olduğu bazı seçmen kitlelerinde onu daha sistem içi…

Ruşen Çakır: O soruyu elimden alma, soracağım sana onu.

Suat Kınıklıoğlu: Öyle mi? Peki peki.

Ruşen Çakır: Öncesinde şunu sorayım: Şimdi zâten Erdoğan yönetimi bir süredir ihtilâflı olduğu ülkelerle arasını düzeltmeye çalışıyor: Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, hattâ Mısır. Ve önceden planlanmış bir İsrail ziyâreti oldu; cumhurbaşkanı geldi — ki çok aslında tarihî bir görüşmeydi, ziyâretti. Tam buna denk geldi aslında, Ukrayna savaşına denk geldi. Ama o bundan bağımsız olarak tasarlanmış bir şeydi. Özellikle burada Washington Büyükelçisi Murat Mercan’ın bayağı ciddî bir çalışma yaptığını görüyoruz. Sen de görüyorsundur; özellikle Amerika’daki Yahudi lobisi üzerinde bayağı bir çalışma var. Bir de bunun üzerine savaş eklendi ve ne oldu? Bir baktık: Antalya’da dışişleri bakanları toplanıyor, İsrail Cumhurbaşkanı geliyor, Yunanistan Başbakanı geliyor, Alman Şansölyesi geliyor, Polonya Başbakanı geliyor. Yani ne zamandır böyle bir hareketlilik görmemiştik. Bu…

Suat Kınıklıoğlu: Aman Allah’ım! 2007 yılına geri mi döndük yoksa?

Ruşen Çakır: Evet, yani ben bunu şöyle tanımladım — demin senin bıraktığın yerden: “Yurtta Harp, Cihanda Sulh”. Yani normalde Erdoğan dünyada ne yapıyordu? Dışarıyla savaşarak bunu iç politikaya çekiyordu. İç politikada Batı karşıtlığı, gerektiğinde Amerikan karşıtlığı, tabii ki İsrail karşıtlığı vs. üzerinden kitleleri mobilize edebiliyordu. Şimdi senin demin bıraktığın yerden onu söyleyeceğim. Bu “dış politikada tekrar gücünü toparlıyor” imajı içeride Erdoğan’ın işine yarayacak herhalde, değil mi? Tam sözünü kestiğim yerde onu söylüyordun.

Suat Kınıklıoğlu: Evet, evet, bence çok yarayacak; çünkü senin de söylediğin gibi aslında bir yıldır sıkıntılı ülkelerle, Birleşik Arap Emirlikleri ile, Mısır ile, ABD, Avrupa ülkeleri ile bir yeniden yumuşama… yani Mavi Vatan konusunda gösterilen esneklik vs., Doğu Akdeniz’deki arama gemilerinin yollanmaması, yani provoke edilmemesi konuları. Senin söylediğin gibi İsrail Cumhurbaşkanı’nın tarihî ziyâreti filan… gerçekten de bir yumuşama var; ama bence o politikanın arka planında, içerideki iktisâdî durumun ve seçime gidiyor olmanın ve seçime giderken ekonominin rahatlaması gerektiği altyapısı vardı. Şimdi Ukrayna savaşı ile yumuşama, tekrar eski ortaklarla, eski komşularla arayı düzeltme gayretleri, bunların da üzerine yani bu savaşında üstüne gidip Türkiye’nin de demin söylediğim gibi “arsa değeri” tekrar bütün dünyanın gözüne gözüne sokulduğu bir zamanda… yani isteseniz bu kadar hepsi üst üste gelmezdi. Dediğin gibi, bir taraftan Kiriakos Miçotakis öbür taraftan İsrail Cumhurbaşkanı Hertzog, bugün Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’la görüşüyor, yarın Kiev’e gidecek. Dediğin gibi iktidar bunu eğer doğru oynarsa önümüzdeki süreçte, özellikle AK Parti’ye geçmişte ekonomi büyürken, uluslararası sistemde sözü dinlenirken oy veren ve bu tarafını beğenen seçmen nezdinde etkili olabilir. Özellikle önümüzdeki yıl da seçim olduğunu göz önüne alırsak, belki kaybettiği seçmenin bir bölümünü geri getirebilir. Ayrıca bu yumuşamanın, belki Türkiye’nin ekonomik olarak kredi arayışları vs. gibi bazı yansımaları da olabilir, bunu önümüzdeki aylarda göreceğiz. Ama hiç şüphe yok; bir ay öncesine göre Ankara şu anda dış politika anlamında çok daha rahat ve spotların üzerine çevrildiği bir yerde. Bunun bir miktar AK Parti’den kopan seçmen nezdinde etkili olabileceğini düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Son olarak sana şunu sormak istiyorum Suat: Sen hayâtının önemli bir kısmını Batı’da geçiriyorsun, şu anda Türkiye’ye geçici olarak geldin, yine döneceksin. Ve strateji üzerine yapılan çok sayıda uluslararası toplantıya katılıyorsun. Orada araştırmacılarla, belki ülke yöneticileriyle de karşılaşıyorsun, yabancı medyayı da çok yakından takip ediyorsun. Şunu merak ediyorum: Erdoğan’a yönelik olarak bir antipati vardı; şimdi Erdoğan şu ya da bu şekilde bunu telâfî etmeye çalışıyor. Peki özellikle Batı, senin bildiğin kadarıyla, düşünce kuruluşları olsun ya da bu tür olayları ciddiye alan kesimler ya da devletler olsun, Türkiye’deki muhâlefetten ne derece haberdarlar, ne derece önemsiyorlar? Dış politikadaki bütün bu hareketlerde muhâlefet yok ortada. Yani şu anda tabii ki iktidarı yok, ne yapsın? Ama sonuçta bazı yerlerde öyle olabiliyor ki, muhâlefet de bu tür olaylarda bayağı bir pozisyon alabiliyor, yabancı muhâtapların ilgisini çekebiliyor vs.. Ne diyorsun? Muhâlefetin özellikle Batı nezdinde bilinirliği, îtibârı ve temasları nasıl?

Suat Kınıkoğlu: Ya, bu konuda maalesef bizim muhâlefetimizde büyük eksiklikler var. Yani sanırım o kadar iç siyâsetle meşguller ki, çok içeriye bakan bir şey var. Şu an bu Rusya’nın Ukrayna’yı işgali konusunda benim tek beğendiğim lider Meral Hanım oldu. Meral Akşener grup toplantısında çok net bir şekilde tepkisini, net ve ahlâkî bir pozisyon ortaya koydu. Ali Bey de bir anlamda bâzı doğru şeyleri söyledi; ama bunun dışında muhâlefetten, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’nden çok bir şey duymuyorsunuz. Saadet, DEVA’nın muhtemelen resmî açıklamaları vardır; ama Batı nezdinde kayda değer gelebilecek bir aktivite göremiyorsunuz. Yani bu Batı başkentlerine gidip ziyâretler yapmaları, oradaki think tank’lerle birtakım toplantılar yapmaları veya Batı basınında kanaat önderleriyle bir ilişki kurulması gibi konularda ben çok zayıf görüyorum muhâlefeti. Dolayısıyla Batı’da da pek muhâlefetin ne düşündüğünü kimse bilmiyor açıkçası. Böyle olunca da tabii sâdece resmî ağızlardan ne söylendiği önem kazanıyor. Ama gönül ister ki bir ana muhalefet partisi veya İYİ Parti, DEVA, Gelecek, Saadet… Çok daha küresel bir dünyada yaşıyoruz ve Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz, gerçekten çok önemli bölgelerin kesiştiği coğrafyanın tam ortasında Türkiye. Dolayısıyla çok fazla yabancı muhâtap Türkiye’de ne olup bittiğini önemsiyor ve Türkiye’de olup bitenlerin veya Türkiye muhâlefetinin ne düşündüğünün de bu coğrafyalar için bir önemi var. Özellikle önümüzdeki yıl seçim olduğu düşünülürse, tabii ki yabancı gözlemcilerin, karar vericilerin sorduğu, “Türkiye muhâlefeti seçimi kazanırsa nasıl bir siyâset izler, nasıl bir dış politika izler?” konusunda maalesef birazcık muhâlefet partilerinin etkinliğinin olmadığını düşünüyorum. Yeteri kadar el uzatmıyorlar, yeteri kadar dışarıyla fikir alışverişleri ve buna benzer temasların olabileceği faaliyetlerde bulunmuyorlar. Bu bir eksiklik. Yani biz isteyelim istemeyelim, biz bu coğrafyada yaşıyoruz: Şam’daki, Beyrut’taki, Yemen’deki yetkililer de, Kafkasya’da da, Rusya’da da, Batı’da da, Balkanlar’da da bizim ne düşündüğümüz, özellikle iktidâra tâlip olduğunu söyleyen muhâlefet partilerinin ne düşündüğü, nasıl bir siyâset öngördüklerini, bunları daha iyi anlatabilmeleri, bunun araçlarını ve yollarını daha iyi düşünmeleri gerekiyor diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Suat, burada noktayı koyalım. Sonuçta, başta çıkardığımız ya da benim çıkardığım “Erdoğan Ukrayna savaşını fırsata çeviriyor mu?” sorusunun cevâbı: “Bunu istiyor ve şu âna kadar da çevirebiliyormuş gibi gözüküyor” olarak verebiliriz herhalde. Ama tabii daha savaş sürebilir. Bunun Türkiye’de birçok şeye, meselâ turizm sezonuna etkisi olacak, akaryakıt meselesine etkisi olacak. Zâten var olan ekonomik kriz var. Yine de biraz beklemek lâzım, ama başlangıç itibariyle, senin yorumlarından da gördüğümüz, aslında görünen de büyük ölçüde bu. Ankara o kritik eşikte şu anda çok zorlanmıyor gibi — yani zor olduğu kesin de. Öyle değil mi? Zor bir pozisyon, ama şu âna kadar çok büyük bir falso vermemiş gibi duruyor. Öyle noktayı koyabilir miyiz?

Suat Kınıklıoğlu: Katılıyorum. Bence şu âna kadar iyi yönettiler; ama tabii senin de söylediğin gibi savaşın nasıl evrileceği, özellikle Ukrayna’da çok fazla sivil kayıp devam ederse yaptırımlar konusunda eğer Türkiye Batı tarafından zorlanırsa, örneğin hava sahasının kapatılması, banka… Yani benim duyduklarımdan bir tânesi, Rus bankalarının Türk bankaları üzerinden yaptırımların arkasından dolanmak istediği ve bununla ilgili bâzı Türk bankalarıyla bir altyapı çalışması olduğu anlaşılıyor. Bunlar, tabii biliyorsun, İran örneği daha önce yaşandı. Bunlar tabii şu âna kadar iyi giden süreci bulandırabilir, dikkatli olmakta yarar var.

Ruşen Çakır: Ever, Suat çok teşekkürler. Tekrar izleyicilerimize söyleyelim iki haftadır “Transatlantik”i Ömer Taşpınar’ın sağlık sorunları nedeniyle yapamıyoruz. Buradan tekrar kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Suat Kınıkoğlu’na çok teşekkürler, sizlere de bizleri izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus