Ruşen Çakır yorumladı: “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü” olarak Abdullah Öcalan

İSTANBUL (Medyascope) – Ruşen Çakır, Devlet Bahçeli’nin çıkışıyla yeniden gündeme gelen süreçte düğümün Abdullah Öcalan’ın statüsü olduğunu söyledi.”

Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Ruşen Çakır, Abdullah Öcalan’ın statüsünün barış sürecindeki en kritik tıkanma noktası olduğunu belirtti.
  • Devlet Bahçeli’nin son çıkışı, sürecin yeniden gündeme gelmesine neden oldu.
  • Bahçeli, Öcalan için ‘barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü’ önerdi, bu öneri siyasi riskler taşıyor.
  • İktidar ve muhalefet arasında görüş ayrılıkları mevcut, ancak sürecin ‘partiler üstü’ olduğu vurgulanıyor.
  • Çakır, bu aşamada bir karar verilmesinin Türkiye için büyük bir eşik olacağını ifade etti.


“Asıl kriz: Öcalan’ın statüsü”

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü’ olarak Abdullah Öcalan” başlıklı son yayınında Devlet Bahçeli’nin çıkışıyla yeniden alevlenen “süreç” tartışmalarını değerlendirdi. Ruşen Çakır, özellikle Abdullah Öcalan’ın statüsüne ilişkin meselenin sürecin en kritik tıkanma noktası olduğunu vurguladı.

Ruşen Çakır, sürecin başından itibaren Bahçeli’nin aktif rol üstlendiğini ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a kıyasla daha ileri pozisyonlar aldığını söyledi. Son haftalarda geri planda kalan Bahçeli’nin, son konuşmasıyla yeniden belirleyici bir çıkış yaptığını ifade etti.

“Barış Süreci ve Siyasallaşma
Ruşen Çakır yorumladı: “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü” olarak Abdullah Öcalan

Ruşen Çakır’a göre sürecin kilitlendiği ana başlık Öcalan’ın konumu. Zira Abdullah Öcalan’ın görüşmelerde sürekli “statü” talebini dile getirdiğini, DEM Parti ve Kandil’den gelen açıklamaların da bu yönde olduğunu, bu nedenle söz konusu meselenin yasal düzenlemelerin önünde temel bir engel haline geldiğini ve Devlet Bahçeli’nin son konuşmasının da bu tartışmayı açıkça isimlendirdiğini vurguladı.

Bahçeli’nin konuşmasında, Abdullah Öcalan için “barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü” benzeri bir mekanizma önerdiğini hatırlatan Çakır, bunun “Öcalan’ı devletin bir parçası haline getirme” anlamına gelebileceğini söyledi.

Bu önerinin siyasi riskler barındırdığına dikkat çeken Ruşen Çakır, “Türkiye Cumhuriyeti’nin yıllarca ‘terörist başı’ dediği bir figüre böyle bir rol verilmesi ciddi tartışmalar yaratır” değerlendirmesinde bulundu.

İktidar ve muhalefetin pozisyonu

Çakır, Bahçeli’nin “kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı aynı hedefe yürümeli” sözlerini, iktidar içinde görüş ayrılıklarının işareti olarak yorumladı. Bu çağrının, sürecin devlet içinde de tam mutabakatla ilerlemediğini gösterdiğini ifade etti.

Çakır, Özgür Özel’in de sürecin “partiler üstü” olduğunu söyleyerek destek sinyali verdiğini aktardı. Buna karşın Zafer Partisi cephesinden sert itirazların geldiğini, parti sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu’nun süreci engellemek için “her şeyi göze alacaklarını” söylediğini belirtti.

Çakır, gelinen noktayı “ya ilerleyecek ya bitecek” şeklinde özetledi. Öcalan’ın statüsüne ilişkin bir kararın, Türkiye açısından “büyük bir eşik” anlamına geleceğini söyledi.

Video deşifresi

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün Silivri’deydim. Bir ekip halinde Silivri’de Medyascope olarak duruşmayı izledik. Aslında iki duruşma vardı. Furkan, Aziz İhsan Aktaş davasını; Fırat ve Ali Deniz Büyükşehir davasını izledi. Ben de hem sanık hem gazeteci olarak Büyükşehir davasını izledim. Ve sonra dün saat 14.00’te canlı yayında uzun uzun bunları konuştuk. Bugün de o konular üzerinden devam etmeyi düşünüyordum. Ama Devlet Bahçeli öyle bir konuşma yapmış ki biz Silivri’de duruşmayı izlerken, bunu görmezden gelmem asla mümkün değil. Şimdi şunu biliyorum: Sürecin başından itibaren Devlet Bahçeli’nin öne çıkması, çıtayı sürekli yukarı çıkarması ve bunun üzerine yaptığımız yorumlar birçok kişiyi kızdırdı, birçok kişi saflıkla suçladı; özellikle bir süredir yazmayan, ekranda görünmeyen Mümtaz’er Türköne ile yaptığımız yayınlar üzerinden de bu çok yapıldı. Ama Erdoğan’ın ayağı frendeyken Bahçeli’nin istikrarlı bir şekilde ayağı sürekli gazdaydı. Fakat sonra ne oldu? Bahçeli son birkaç haftadır profilini düşürdü, bu konuya çok fazla girmedi. Lakin işte dünü bekliyormuş. Aslında dünden önce yani salıdan önce geçen perşembe günü Erdoğan’la Külliye’de yaptığı bir görüşme var. Tabii ki ne konuştuklarını bilmiyoruz ama süreci konuştuklarından eminiz. Başka konular da muhakkak konuşmuş olabilirler.

Bir yerde tıkanmıştı süreç, çok ciddi bir yerde tıkanmıştı. Yasal düzenlemeler konusunda tıkanmıştı. Meclis’in kararı, işte komisyon toplandı, raporu çıktı; artık yasal düzenlemeler olacak diye bir beklenti içine girilmişti. Fakat bunun hepsinin üstünde bir başka sorun vardı: Öcalan’ın statüsü meselesi. Ben bunu defalarca ele aldım. Bazılarına anlamsız geldiğini biliyorum. Fakat bu sürecin tıkandığı yer esas olarak buydu: Öcalan’a bir statü Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve bir yandan da Türkiye Büyük Millet Meclisi verecek mi vermeyecek mi? Adı var kendisi yok, daha doğrusu kendisi var adı yok halde mi devam edecek? Ki Öcalan bu konuda çok ısrarlı; kendisine gelen heyetlerle yaptığı görüşmelerde ısrarla bu konuyu vurguladı. Bunların haberini yaptık birçok kez. Hatta bu haberleri yaptığımız için bize çok da kızdılar ama Öcalan bunu sürekli vurguladı. “Statü olmazsa ben yokum.” dedi birçok kez ve sonra DEM Parti bunu söyledi ve Kandil bunu söyledi. Kandil’den en son gelen açıklamalar peş peşe hep bu yöndeydi. Ve ilginç olan, Devlet Bahçeli de bu konuya çok önceden girdi. Bir statü sorunu olduğunu dile getirdi. Öcalan’la aynı dalga boyunda konuştu. Fakat sonra bu konuya girmedi. Ta ki düne kadar ve Devlet Bahçeli dün bunun adını koydu. İzleyelim sonra devam edelim.

Devlet Bahçeli: ‘‘Abdullah Öcalan için statü açığı varsa bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adı ne olursa olsun özü açık olmalıdır. Bu mekanizma toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, milli güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir. Bu tartışmalara son vermek için bunun adının ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ olmasını öneriyorum. Fakat elbette başka alternatifler de üretilebilir. Temennimiz PKK’nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır. Çünkü meselenin esası terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, terörün gündemimizin dışına kesin biçimde çıkarılması, siyasetin terör vesayetinden arındırılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasıdır.’’

Evet, Bahçeli bu sözlerden önce şunu demişti: ‘‘Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir.’’ Aslında Bahçeli’nin çıkışı şöyle özetlenebilir: Öcalan’ı devlete katmak. Öcalan’a bir statü vererek, Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü, böyle bir statü vererek Öcalan’ı devletin bir parçası haline getirmek. Ki Şubat başında yapılan bir görüşmede, bunun haberini ben yaptım, Öcalan ne demişti? ‘‘Ben devletin demokratik kanadı olabilirim.’’ demişti. Bahçeli de bunu onaylıyor ve tabii ki bu zor bir iş. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti yıllarca ‘‘terörist başı’’ dediği bir kişiyi kendi parçası haline getirmeye yanaşır mı? Bunun bir faturası olur mu? Siyasi faturası olur mu? İşte dananın kuyruğu burada kopuyor ve yine gözler tabii ki Erdoğan’a çevrilecek. Bahçeli artık tam adını koydu ve Erdoğan’ın artık buna bir şekilde bir cevap vermesi gerekiyor ki tekrar perşembe günkü yapılan görüşmeyi düşünerek Bahçeli bu çıkışı Erdoğan’a herhalde söylemiştir ve aralarında bir mutabakat olmuştur diye düşünmeden edemiyorum.

Fakat Bahçeli’nin dünkü konuşmasının bir yerinde çok önemli bir cümle var, iki cümle aslında; diyor ki: ‘‘Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihi sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır.’’ Yani ‘‘beni yalnız bırakmayın, yan çizme olmasın.’’ ‘‘Her bakanlık bir cephe, her kurum bir mevzi, her karar Türkiye’nin büyük yürüyüşünün parçası olarak görülmelidir.’’ Bu da Bahçeli’nin devletin içerisinde, siyasi iktidarın içerisinde bir sorun olduğunu, farklı görüşler olduğunu, kaytarmalar olabileceğini bildiğini gösteriyor. Bu aslında şu anda Türkiye’de iktidarın bileşenleri arasında ciddi bir tartışmanın olduğunu bize gösteriyor. Ve Bahçeli burada tekrar bir hat belirlemiş durumda. “Bu olmadan bu iş olmaz.” diyor. “Bu olmadan bu iş olmaz.” diyen bir başka kişi kim? Öcalan ve ona bağlı olan Kürt siyasi hareketi. Böyle bir yere geldik. Bahçeli bir yere getirdi ve unutmayın, Bahçeli bu konuşmayı yaptıktan sonra çıkışta basın mensuplarının mutlak butlan sorusu üzerine de, doğrudan olmasa bile, bir şekilde bunu tasvip etmediğini de söyledi.

Şunu vurgulamak istiyorum: Grup toplantıları çıkışında Bahçeli’ye soru sormak kendisi istemediği takdirde mümkün değildir. Dolayısıyla o mutlak butlan sorusunu biliyordu ya da bekliyordu ve hazırlıklıydı diye düşünüyorum. Ve zaten Bahçeli’nin dünkü konuşmasının bir yerinde de “İç siyasetin dili, seviyesi ve sorumluluk anlayışı da aynı ciddiyete ulaşmalıdır. Dünya ağır bir belirsizlik döneminden geçerken Türkiye’nin iç siyaseti ve terörsüz Türkiye vizyonu küçük hesaplara, günlük çekişmelere ve dar parti menfaatlerine sıkıştırılamaz.” dedi. Bahçeli’nin grup toplantısından yaklaşık 2 saat sonra CHP grup toplantısını yaptı ve Özgür Özel de orada bu sürecin partilerüstü bir şey olduğunu ve CHP’nin bu süreçte tabii ki yer aldığını da söyledi. Şimdi yine birileri beni Polyannacılıkla falan suçlayacak ama artık yumurta kapıya dayanmış durumda ve ya bir şeyler olacak ya da bir şey bitecek noktasına gelmiş gibiyiz.

Öcalan’ın statüsü adı Bahçeli’nin dediği gibi koordinatör mü olur, başka bir şey mi olur bilemiyoruz ama bir şekilde — evet, Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü — artık buna devlet herhalde karar vermiş durumda, onu görüyoruz ve bu gerçekten çok büyük bir eşiğin aşılacağı anlamına geliyor. Fakat bunun da söylediğim gibi siyasi riskleri var. Nitekim şimdiden birtakım çıkışlar söz konusu. Mesela Zafer Partisi hemen çok sert bir açıklamayla buna karşı ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını söylediler. Hatta Azmi Karamahmutoğlu şöyle bir şey söyledi: “Genel başkanımız daha önce cezaevine atılmıştı. Önümüzdeki süreçte her türlü şeyi göze alarak bu olayı engelleyeceğiz.” dedi. Siyaset de bu statü meselesiyle birlikte kızışacağa benziyor ama bir dönüm noktasındayız sanki diyorum, noktayı koyuyorum.Ve bugünün ithafına geliyorum. Bir güzel insan, 4 yıl önce kaybettik: Latif Demirci. Karikatürlerini herhalde görmeyen yoktur. Uzun bir süre Gırgır, Fırt gibi, Hıbır gibi birtakım yerlerde çizdi Latif. Kendisiyle az buçuk bir tanışıklığımız vardı. Çok yakın arkadaş değildik ama mesela ‘‘Canavar Koyun Orhan’’, mesela ‘‘Arap Kadri’’… Arap Kadri bizim Kadri’den dolayı da hep yıllardır dillendirdiğimiz… Evet, ‘‘Tarzan ve Arap Kadri’’. Önce ‘‘Tarzan’’ çiziyordu, sonra ‘‘Arap Kadri’’ işin içerisine girdi. ‘‘Press Bey’’… ‘‘Press Bey’’i daha çok Hürriyet gazetesinde çizmeye başladıktan sonra yaptı. Bu Milliyet diyor ama benim bildiğim Hürriyet‘te yapıyordu. Milliyet‘te de yaptıysa kafam karıştı şimdi açıkçası. ‘‘Press Bey’’ ve tabii ki ‘‘Muhlis Bey’’. ‘‘Muhlis Bey’’in yaratıcısı aslında Behiç Pek diye biliyoruz. Bunu çizen Latif Demirci. Latif Demirci 61 yaşında hayatını kaybetti. Kalp krizinden gitti maalesef 4 yıl önce Haziran’da, 5 Haziran 2022’de ama geride ‘‘Press Bey’’i, ‘‘Arap Kadri’’yi ve kızı Yasemin’i tabii bıraktı. Yasemin bildiğim kadarıyla sinemayla ilgili koca bir kadın oldu. Latife Tekin’den kızı. Annesine de sanki biraz benziyor. Tabii o zamanlar Latife Tekin, Latif Demirci, isimleri de birbirine çok benziyor, evlilikleri vardı, sonra boşandılar ama o zamanlar bayağı bir… Sonra da Nilüfer, en son ben onu biliyorum, Nilüfer’le bir birliktelikleri vardı. Latif Demirci’yi sevgiyle ve minnetle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.