Levent Köker ile Hukuk ve Demokrasi (78): Cumhuriyet’in demokrasi korkusu ve anadilinde eğitim yasağı

Millî egemenliğe dayalı yeni bir Türkiye inşa etmek üzere kurulan ve ilk kuruluşunda “halkın kendi kaderini bizzat ve bilfiil” elinde bulundurduğu bir yönetim ilkesini benimsemiş olan Cumhuriyet, 29 Ekim 1923 târihli Anayasa değişiklikleri ve özellikle de 1924’ten sonra, millî egemenlik ilkesini korumakla berâber, halkın kendi kendini yönetmesinden çekinen bir devlet olarak yapılanmıştır. Bugünkü sıkıntılarımız, kısaca “demokrasi korkusu” olarak ifâde edebileceğimiz bu yapılanmanın tasfiye edilememiş olmasıyla ilgilidir.

Şöyle ki: (1) 1921 Anayasası’nda benimsenen halk yönetimi ilkesinin bir gereği olan yerel özerklik, 1923 değişiklikleriyle kaldırılmış, 1924’ten sonra da katı bir merkeziyetçi yapı inşa edilmiştir. Bu yapı, aradaki zaman içinde yerel yönetimlere yetki veren bütün kazanımlara rağmen, bugün de devam etmekte, hattâ son dönemde katmerli bir tek adam rejimine tâbiiyet biçimini almış bulunmaktadır. (2) Nüfusunun büyük çoğunluğunu “Türk” ve “Müslüman” kimliği esâsında biçimlendirmiş olan Cumhuriyet, dinî alanı devletin kontrolü altına alarak “dönüştürmek” amacını gütmüş, bugün de bu politika Diyânet eliyle, başlangıçtaki “homojen millî kültür” yaratma amacından içerik bakımından farklı bir yöne meyletmiş olsa da, devam ettirilmektedir. (3) Cumhuriyet’in uluslararası alanda kurucu hukuk belgesi olarak kabûl edilen Lozan’da azınlıkların “dinsel farklılık” ile sınırlı kalmasını sağlamış olan Cumhuriyet, dinsel azınlıklara tanınan hakları, dinsel azınlık olmayan diğer grupların farklılıklarını reddetme yolunu tercih etmiştir. Bunun ortaya çıktığı en önemli yer, 12 Eylül cuntasının ilk defa bir Cumhuriyet Anayasası’nda maddeleştirdiği üzere, “anadilinde eğitim yasağı”dır.

Anadilinde eğitim yasağı, 12 Eylül Anayasası ile birlikte bir anayasa hükmü hâline gelmiş olmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana geçerliliğini sürdüren “paradigmatik” bir yasaktır. Yasağın anlaşılması için, Lozan Barış Andlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlanan görüşmeler sürecinde rol alan hey’etin görüşlerinin bilinmesi aydınlatıcıdır. Hey’etin Azınlıklar Komisyonu ile ilgili çalışmalara katılan üyesi Dr. Rıza Nur, diğer devletlerin azınlıkları dinî ve dilsel azınlıklar olarak anlamalarına karşılık, kendilerinin
Türkiye’de sâdece dinî azınlıklar bulunduğu, Müslüman unsur içinde azınlık kabûl etmeyeceklerini açıkladıklarını ve kabûl ettirdiklerini vurgulamaktadır. Tüm Hey’et tarafından ve aslında Cumhuriyet’in diğer kurucu lider kadrosunca da paylaşıldığı bilinen bu yaklaşım, dilsel azınlıkların kabûl edilmesi hâlinde “milletin bölüneceği” kaygısını sâhih olarak yaşamaktadır. Böylece, bugünkü Türkiye’de, Lozan Andlaşması’na uygun olarak, gayrimüslim azınlıkların anadillerinde eğitim hakkı da dâhil tüm dil hakları tanınmış ve uygulanmaktadır – tabiî zaman içinde “gayrimüslim azınlıklar”ın sayısı, dikkât çekici bir biçimde bir avuçtan daha da aza indirilmiştir! Buna karşılık, gayrimüslim azınlıklardan olmayan örneğin Kürt ve Çerkes halklarının kendi anadillerinde eğitim hakları yoktur. Oysa, hem Kürtler, hem Çerkesler kendi anadillerinde eğitim hakkını talep etmektedirler. Lozan’daki paradigma ve ona eşlik eden “bölünme” endişesi ve bunlar üzerinden yerleşik “demokrasi korkusu”, anadilinde eğitim hakkını savunan toplumsal örgütlere uygulanan baskıların da gerekçesi olmuştur. Örneğin, anadilinde eğitim hakkını savunduğu için kapatılması gündeme gelmiş olan Eğitim-Sen ile ilgili kararında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2005 yılındaki kararında, Türkçe dışındaki dillerde anadilinde eğitimi savunmanın, Türkiye’de Türklerden başka halkların da varolduğunu ileri sürmek anlamına geleceğini, bunun ise “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı” faaliyet anlamına geleceğini ve kapatılma sebebi olduğunu vurgulamıştır. Bu karar dahi, 1923’ten 2005’e ve tabiî günümüzün “bek’â kaygısı”na dek uzanan paradigmatik “demokrasi korkusu”nun devamlılığı kanıtlamaktadır. Bugün iktidara tâlip olan muhalefet bloku dahi, HDP müstesnâ, anadilinde eğitim yasağının kaldırılması ile ilgili bir talebi reddetmektedir. Cumhuriyet’in “demokrasi korkusu”nun en önemli tezâhür alanlarından biri olan bu yasak, aynı zamanda müstakbel demokratikleşmenin de, basit bir iktidardaki kadro değişiminin ötesinde, ne büyük engellerle karşı karşıya olduğunu da kanıtlamaktadır.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus