Dokuz görsel, bir çıkmaz: “Elbistan artık akciğer kanseriyle meşhur”

Kahramanmaraş’ta, Türkiye’nin en büyük üç kömürlü termik santralinden ikisinin kurulu olduğu Afşin-Elbistan Ovası’na gidip bölgeyi fotoğraflayan Medyascope muhabiri Doğu Eroğlu, eskiden tarım ürünleriyle bilinirken artık akciğer kanserinin yaygınlığıyla tanınan Elbistan’ın ve santraller arasında kalan Çoğulhan’ın öyküsünü dokuz görselle anlatıyor.

Türkiye’deki linyit rezervlerinin yaklaşık yüzde 27’si, Kahramanmaraş’ın Afşin-Elbistan Ovası’nda yer alıyor. 1970’lerde netleşen bu keşif, o dönemler tarım ve hayvancılıkla geçinen bölge halkının yaşamını dramatik bir şekilde değiştirdi.

1980’lerde işletmeye alınan açık ocak linyit madenleri, beraberinde önce Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ni, sonrasındaysa Afşin-Elbistan B Termik Santrali’ni getirdi. Bir kamu yatırımı olan A Termik Santrali birkaç yıl önce özelleştirildi ve Çelikler Holding’e devredildi. B Termik Santrali ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) tarafından işletilmeyi sürdürüyor.

Türkiye’nin en büyük üç kömürlü termik santralinden ikisinin kurulu olduğu ovanın eski sakinleriyse, baca gazları ve maden emisyonlarının içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor.

Afşin-Elbistan Ovası’ndaki düşük kalorili linyit, alışılageldik yeraltı galeri usulüyle değil, yüzey kazınarak çıkarılıyor. Düşük kalorili kömür toprağın yüzeye yakın katmanlarında bulunduğu için bu tip kömür madenciliğinde açık ocak kuruluyor. Kapalı maden ocaklarından farklı olarak yüzey boyunca kilometrelerce uzanan bu tip kömür madenlerinde aynı anda birçok iş makinesi çalışabiliyor ve bunun sonucunda oluşan toz emisyonları etrafa saçılıyor. Uzun süre yoğun toz emisyonlarına maruz kalmanın insan sağlığı üzerindeki ilk etkisi, solunum sistemi hastalıkları oluyor. (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Afşin-Elbistan A ve B Termik santrallerine yakıt sağlayan linyit madenleri, Türkiye’nin en büyük açık maden ocakları arasında.

Yaklaşık 30 kilometrekarelik bir alana yayılan Kışlaköy kömür havzasının genişletilmesi için girişimlerin olduğunu söyleyen Elbistanlılar, civardaki hektarlarca tarım toprağını işaret edip, “Çalışmalarını yaptılar, yakında buralar da madene katılacak” diyor.

Ömrünü tamamlamış olan ve sökülmesi gereken A Termik Santrali, 2018’de özel sektöre devredildi ve çalışma ömrü uzatıldı. İlk ünitesi 2004’te devreye alınan B Termik Santrali’nin çalışma ömrünü doldurmasına epey var. Bunlara ek olarak, üçüncü bir termik santralin kurulması (Afşin-Elbistan C Termik Santrali) ve A Termik Santrali’nin kapasitesinin yüzde 50 artırılması projeleri de masada. Yani işler idarenin ve şirketlerin planladığı gibi giderse hem termik santrallerin kirletici etkisi artacak hem de açık ocak linyit madenleri genişleyecek.

1980’den itibaren faaliyete geçen kömür madenleri ve termik santraller, bir dönem 10.000 kişiye ulaşan, sineması bile olan Çoğulhan’ı neredeyse hayalet bir köye çevirdi. Nüfusu yaklaşık 1.000’e düşen köyde yaşamak artık bir tercihten çok zorunluluk. Tarım alanlarının büyük kısmını yitirmiş, üretebildiği az sayıdaki tarım ürününü bölgedeki kirlilik yüzünden satamayan Çoğulhanlılar, başka bir yaşam kurmaya imkanları olmadığı için madenlerin ve santrallerin ortasındaki köylerinden ayrılamıyor. (Harita: Doğu Eroğlu)

1980’lerden itibaren yavaşça, kömür madenleri ve termik santrallerin ortasında sıkışıp kalan Çoğulhan’da doğup büyümüş 54 yaşındaki Habibe Akbulut tüm Çoğulhan sakinlerinin anlattığı hikayeyi özetliyor:

“Önceden ‘Para kazanacağız, iş sahası açılacak’ diye herkes santrale sevindi. Şirketlere razı oldu. Ama şimdi herkes anladı. Kaçacak bir yerimiz kalmadı. Az bir imkanımız olsa burada bir saniye durmam. Tarlası istimlak edilenler Elbistan’dan ev aldı, taşındı. Bizim imkanımız yok. Santralin temeli atıldığında beş yaşındaydım, şimdi 54 yaşındayım. 50 yıldır bu pisliği çekiyoruz.”

Açık ocak linyit madenlerinin ve kömürlü termik santrallerin etrafındaki yaşam, her günün mücadeleyle geçmesi anlamına geliyor. Bir linyit havzası ve yakınındaki termik santrali ilk defa ziyaret ettiğimde, çok geçmeden boğazımda oluşan kaşıntının psikosomatik olduğunu düşünmüş, üstünde pek durmamıştım. Yıllar boyu benzer alanlara gerçekleştirdiğim ziyaretler, hissettiğim rahatsızlığı kafamda kurmadığımı bana öğretti.

Linyit madenciliğinin yapıldığı bir termik santral havzasına gittiğinizde havada dağılmayan bir sisle karşılaşırsınız. Termik santralin baca gazları ve madenden yükselen tozları birbirine karışıp uzanabildiği her şeyi kaplayan, görünmez bir örtüye dönüşür.

Duman tabakası elbiselerinize, cildinize, boğazınıza ve ciğerlerinize yapışır.

Elbette gıdalara da.

Çoğulhan’da bu görünmez örtüyle beraber yaşamanın ne anlama geldiğini sorduğum Habibe Akbulut, “Ne salçamızı yapabiliyoruz ne de hayvanlarımızı hayatta tutabiliyoruz” diyor.

Hayvanlar birer birer ölüyor; erken doğumlar hem anneleri hem de yavrularını ölüme sürüklüyor. Peki, tarım? Habibe Hanım, artık yetiştirdiği tarım ürünlerini de satamadığını anlatıyor. Çünkü simsarlar Çoğulhan’dan tarım ürünü almak istemiyor: “Mahsul zaten külden delik deşik ya da lekeli. Eh, külün altında yetişiyor her şey. Kendimiz tüketiyoruz ya da akrabalara veriyoruz. Satamıyoruz. Önceden satıyorduk ama ürünlerimizi satın alanlar artık Çoğulhan’da yetişmiş ürün istemiyor. Eskiden biz satıyorduk, artık ben satın alıyorum meyveyi sebzeyi.”

Çoğulhan’da doğan ve bütün hayatını köyde geçiren Habibe Akbulut, “Mahsul zaten külden delik deşik ya da lekeli. Külün altında yetişiyor her şey. Önceden satıyorduk ama ürünlerimizi satın alanlar artık Çoğulhan’da yetişmiş ürün istemiyor” diyor. (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Bir dönem tarım ve hayvancılıkla geçinen Çoğulhan, 80’lerin başında santral ve madencilik yatırımlarının gelişiyle, daha doğrusu bu yatırımların geleceğinin kesinleşmesiyle, kendi tabirleriyle “altın çağını” yaşamış. Santral yatırımıyla birlikte köyde sosyal tesisler, sinemalar yapılmış ve 10.000’e ulaşan nüfusuyla Çoğulhan, bölgenin çekim merkezlerinden biri haline gelmiş.

O dönemde memnuniyetle karşılanan termik santral ve madenlerin etkisi Çoğulhan’a şöyle bir bakınca anlaşılabiliyor.

Çoğulhanlılar artık köyde yaklaşık 200 hanenin kaldığını, köyden kaçanların evlerininse kullanılmadan durduğunu anlatıyor. (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Artık Çoğulhan’daki evlerin çok büyük bir kısmı terk edilmiş halde. Maden ve santrallerin yanında yaşamını sürdüremeyeceğini anlayıp köyden ayrılanlar, birçok kirleticinin etkisi altındaki evlerini talibi çıkmadığı için satamamış. Dolayısıyla terk edilmiş, yıkılmaya yüz tutmuş birçok ev, köyde birer anıt gibi duruyor.

Eski postane kapanmış, her Çoğulhanlının övünerek anlattığı sinema binasının kapıları tahta levhalarla kaplanmış halde. İki evden biri, belki de daha fazlası terk edilmiş desem abartmış olmam. Köydeki herkes yakınındaki bir binayı gösterip, komşularının köyden ayrılış hikayelerini anlatıyor.

Çoğulhan’ın içinden geçen kömür iletim hatları. (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Köyde kısmen bakımlı, işlerliğini koruyan tek yapı ise Çoğulhan’ı boydan boya geçen kömür nakil hattı. İçinden araba geçmeyen, sokaklarda biriyle karşılaşmanın epey zorlaştığı köyün sessizliğini bozan yegâne şey, konveyör hatta taşınan kömürlerin gürültüsü.

Tarım ve hayvancılıktan kopmak, bir yaşam tarzı dönüşümü anlamına geliyor. Böyle dönüşümler sırasında bir ya da iki nesil sonra yerel bilgiler unutuluyor; örneğin Afşin-Elbistan Ovası’nda hangi cins tahılların hangi dönem ekilmesi gerektiğine ilişkin tecrübe yakında kaybolabilir. Ama bundan daha acil sorunlar da var. Elbistan ve Çoğulhan’da yaşayanlarla sohbetler, hep sağlık sorunları konuşularak başlıyor.

Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu’ndan Mehmet Dalkanat, “Elbistan’da kanser hastasının bulunmadığı ev yok” diyor. Gerçekten de Çoğulhan’da hangi eve girerseniz girin, ev sahiplerinden bir değil birkaç kanser hikayesi dinliyorum. Dalkanat ekliyor: “Ama kanser istatistiklerini alamıyoruz.”

Dalkanat, bu krizin adını koyanın, Kahramanmaraş ve çevresindeki doktorlar olduğunu anlatıyor: “Doktorlar hastaların tetkiklerine bakıyor, akciğer filmlerini görünce ‘Sen Elbistanlı mısın?’ diye soruyor. Eskiden Elbistan’ın tarım ürünleri, yemekleri meşhurdu. Elbistan’ın artık akciğer kanseri meşhur. Kanser istatistiklerine ulaşamıyoruz ama santrallerin insan sağlığını nasıl etkilediğini doktorlar pratikte tespit etmiş durumda. Santraller çalışıyor ama ciğerimizi söke söke çalışıyor.”

Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu’ndan Mehmet Dalkanat (sağda), Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu ile Greenpeace Akdeniz’in düzenlediği “Kahramanmaraş’ta Kömür ve Sonrası” etkinliğindeki konuşması sırasında. (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Ulusal kanser istatistikleri kamuoyunun ve hatta çoğu zaman araştırmacıların bile erişimine kapalı olduğu için kanser türlerinin Elbistan ve çevresinde, Türkiye’deki herhangi bir ilçedekinden daha yoğun biçimde gözlendiğini belgelemek şimdilik mümkün değil.

İstatistikler kamuoyuyla ve araştırmacılarla paylaşılıyor olsa, benzer fiziki şartlara ve insan topluluklarına sahip ilçeler ile Elbistan arasında karşılaştırma yapılabilir, Elbistan’da kurulu kömürlü termik santrallerin bölgede kanser vakalarının oluşmasındaki etkisi ortaya konabilirdi.

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa da bunu vurguluyor. Bölgedeki madenciliğin ve termik santrallerin kanser yapıcı etkisi çok net ancak bu etkinin yoğunluğunu tam olarak bilmiyoruz.

Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa, Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu ile Greenpeace Akdeniz’in düzenlediği “Kahramanmaraş’ta Kömür ve Sonrası” etkinliğindeki konuşması sırasında. (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Türkiye’de aslında kanser istatistiklerinin son derece titiz bir biçimde toplandığını belirten Prof. Dr. Karababa, mayıs ayında yaptığımız röportajda, planlandığı gibi Afşin-Elbistan’daki termik santrallerin sayısı artarsa ya da halihazırdaki santrallerin kapasitesi genişletilirse, kanser hastalıklarında nasıl bir artış meydana geleceğini Sağlık Bakanlığı’nın bildiğini anlatıyordu:

“Şu an Sağlık Bakanlığı, ‘Kanser Kayıt Sistemi’ aracılığıyla, Türkiye’nin önemli bir bölümünden düzgün bir şekilde kanser verisi topluyor Ancak bakanlığın bu verilerine ulaşabilme şansınız yok. Normalde bu verilerin topluma açık olması gerekir. Toplumu da bir tarafı bıraktım, bu konuda araştırma yapan bilim insanlarına açık olması gerekir. Ancak Sağlık Bakanlığı bu verileri bilim insanlarıyla da paylaşmıyor. O nedenle de biz Türkiye’de var olan gerçek durumu bilmiyoruz. Yani Afşin-Elbistan Termik Santrali A Ünitesi ilk kuruldu, kaç senedir çalışıyor. Etrafındaki sağlık etkilerini kamu biliyor ama biz bilmiyoruz. Bakanlığın ilgili birimleri bu konuda bilgi sahibi. Termik santrallere yeni üniteler yapılırsa, var olan kanserlere yeni kanser olguları eklenecek. Bu doğru. Bunu biliyorlar.”

Greenpeace Akdeniz’den Onur Akgül, Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu ile Greenpeace Akdeniz’in düzenlediği “Kahramanmaraş’ta Kömür ve Sonrası” etkinliğindeki konuşması sırasında. (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Türkiye’de idare kabullenmekte isteksiz davransa da kömüre dayalı enerji yatırımlarının ülkemizdeki altın çağı da geride kalmışa benziyor. 2010’lu yıllarda, çok çeşitli destek ve sübvansiyon mekanizmalarının ortaya çıkmasıyla sayıları şiştikçe şişen kömürlü termik santral yatırımlarının sadece küçük bir kısmı hayata geçirilebildi. O dönemde yeni projeleri önlemeye odaklanmış olan çevre hareketi, şu sıralarda işletmede olan kömürlü termik santralleri durdurmak için emek harcıyor.

Birkaç sene önce adil dönüşümün yaygın bir şekilde tartışılacağı tahayyül edilemezdi. Ama bugün ekonomileri kömüre ve termik santrale göbekten bağlı Zonguldak ve Elbistan gibi bölgelerde adil dönüşüm olanakları konuşuluyor. Kömürden çıkarken bu bölgelerdeki emekçilerin hangi sektörlere yönlendirileceği, yerel ekonomilerin merkezi konumundaki kömür yatırımları ortadan kalkınca oluşacak boşluğu nelerin doldurulacağı artık Elbistan’da da tartışılıyor.

Türkiye’nin kendi ekonomik krizi, koronavirüs salgınının yarattığı küresel enflasyon ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası uygulanan yaptırımların doğurduğu doğalgaz krizi insanları temkinli olmaya, elindekini korumaya ve dönüşüme direnmeye meyilli hale getirse bile Elbistan, kömüre dayalı ekonominin çevre ve toplum üzerindeki etkilerini biliyor ve dönüşümü dört gözle bekliyor.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus