Kılıçdaroğlu adaylıkta kararlı mı? Ruşen Çakır’ın izleyicilerle ortak yayını

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı hâlâ açıklanmazken öne çıkan aday adayları kamuoyu araştırmalarına göre değişkenlik gösteriyor. Bu aday adaylarının arasında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da adı geçiyor.

Kılıçdaroğlu’nun son zamanlardaki çıkışı, onun adaylığını güçlendiriyor mu? Altılı Masa’ya kendi ismini dayatabilir mi? Masanın diğer aktörleri Kılıçdaroğlu’nun adaylığına nasıl yaklaşabilir?

Ruşen Çakır, izleyicilerin soru, yorum ve eleştirilerini değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler. Bugün Kılıçdaroğlu’nu konuşacağız. Mâlûm, pazartesi günü Ekrem İmamoğlu’nu konuştuk. Dün Mansur Yavaş’ı konuştuk. Bugün de Kemal Kılıçdaroğlu. Tabiî ki konumuz “Muhâlefetin ortak adayı kim olacak?” konusu. İmamoğlu’nu konuştuğumuz yayının başlığı “İmamoğlu’nun dönüşü”ydü. Yavaş’ınki “Mansur Yavaş’ın sessizliği”ydi. Kılıçdaroğlu’nda da bir soru var: “Hâlâ kararlı mı?” ya da: “Adaylıkta kararlı mı?” diye. Bunu nasıl yapacağız? Diğerlerinde yaptığımız gibi yine sizlerin soruları, yorumları, eleştirileriyle yapacağız. Bunları benim ve Medyascope’un YouTube sayfalarında chat bölümlerine yazmanızı ricâ ediyoruz. Ne düşünüyorsunuz? Kılıçdaroğlu adaylıkta sizce ısrarlı mı? Aday olsa kazanır mı? Kazanırsa iyi bir cumhurbaşkanı olur mu? 

Aslında daha önce bu konuyu çok ele aldık. Sizlerle birlikte de ele aldık. Ama muhâlefet hâlâ adayını belirlemediği için, kolay kolay da belirleyeceğe benzemediği için, belli ki biz bu konuyu daha çok konuşacağız. Şöyle ilginç bir durum oluyor: Onlar kendi aralarında Masa olarak toplandıklarında anlaşıldığı kadarıyla bu konuyu konuşmuyorlar. Onlar konuşmadığı için iş bize düşüyor. Yani biz gazetecilere ve tabiî ki vatandaşlara düşüyor. Ortada üç isim var. Bir de Meral Akşener diyelim, ona da buçuk diyelim. Üç buçuk isim var. Bir de son günlerde şöyle bir hava esmeye başladı: Kılıçdaroğlu’nun olmama ihtimâli sanki ortaya çıktı son günlerde. Bunun üzerine tabiî biz de İmamoğlu’nu ve Mansur Yavaş’ı bu atmosferden hareketle ele aldık, öyle değerlendirmeye aldık. Bu sefer şunlar çıktı: “Acaba adı geçmeyen birisi olabilir mi? Birileri söz konusu olabilir mi?” Hep söylenen birtakım isimler var. Dün meselâ bir izleyicimiz sordu: “Turhan Çömez olur mu?” ya da “İlhan Kesici olur mu?” diye soranlar var. Yeni birtakım isimler de telaffuz edilebilir. Bir de tabiî ki kendisi aday olmak isteyen birileri de olabilir. Buradaki mesele şu açıkçası: Normal şartlarda Kılıçdaroğlu aday olacak diye bekleniyor, Erdoğan da sürekli olarak bunu tahrik ediyor. Kılıçdaroğlu da kendisi adaylık konusunda çok ısrarlı. Ama sonra bakıp, “Ya, ben aday olursam kazanmama ihtimâlim var” derse, vazgeçebilir. Özgür Özel geçenlerde Hürriyet gazetesine verdiği röportajda buna benzer bir şey söyledi. Şöyle bakayım, çok ilginçti o. Diyor ki: “Siyâsetteki genel akışa göre CHP’nin içindeki Genel Başkan’ın adaylığı konusunda neredeyse tam mutâbakat var. Ancak kararı Altılı Masa verecek. Kemal Bey, ufacık bir sorun olsa talepkâr olmak yerine fedakârlığı seçer.” Yani Kılıçdaroğlu’nun fedakârlık yapması, yani aslında fedakârlık değil de adaylıktan ferâgat etmesi diyelim. Böyle bir şey söz konusu olabilir diyor Özgür Özel — ki onun en yakın kurmaylarından birisi. Bu pekâlâ olabilecek bir şey. İşte o zaman “Kim olur?” sorusunu dün ve önceki gün İmamoğlu ve Mansur Yavaş üzerinden konuştuk. Şimdi, “Kılıçdaroğlu’nun hâlâ adaylığı söz konusu mu? Kararlı mı? Olur mu? Olursa nasıl olur?” sorularını konuşmak istiyoruz.

Kürşat Bey demiş ki: “Kılıçdaroğlu son anda bir başka tanınmamış ismi aday göstererek onun lehine çekilir mi?” Tanınmamış isim derken herhalde Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu dışında bir isim diyor. Bunu düşünenler var. Ama artık, yani hiç adı geçmemiş birisinin bu saatten sonra, “Evet, adayımız budur” diye Kılıçdaroğlu ve Altılı Masa tarafından sunulmasının kamuoyunda nasıl bir etki yaratacağını düşünün ve de o ismin kim olacağı belli değil. Birtakım spekülasyonlar var; ama özellikle Ekmeleddin İhsanoğlu deneyiminden sonra, insanlar çok tedirgin olabilirler. Dolayısıyla böyle bir ihtimal var, yani Kılıçdaroğlu’nun adaylıktan ferâgat etmesi ihtimâli var; ama muhtemelen o zaman kendisi yerine İmamoğlu ya da Mansur Yavaş’ı gösterecektir diye düşünüyorum ben. Altılı Masa’nın da bu iki isimden birini kabul etmesi daha kolay olur sanki. 

Murat Cevahiroğlu demiş ki: “Muhâlefet adayını seçim sonrası belirleyecek olabilir” demiş. Bir espri olarak bunu alalım. 

Doğan Can Heperler, Özgür Özel’e referans vermiş. O da diyor ki: “Israrlı değil de kararlı bence.” Evet, aslında bunlar arasında çok fark var. Gerçekten kararlı. Ama ısrar etmeyebilir, diyor Doğan Can Heperler. Evet, doğru. Hattâ ben bu yayının başlığını düşünürken, ısrarlı ve kararlı arasında bir tercih yapmak zorunda kaldım. Önce ısrarlı mı diye sormayı düşündüm; sonra kararlıya çevirdim. Evet, bu izleyicimizin de söylediği önemli. Israrlı değil de kararlı. Olmak istiyor; ama son anda çok ısrar etmeyebilir anlamında. Özgür Özel’in de benzer sözlerini hatırlatmış izleyicimiz. Önemli. 

“Kılıçdaroğlu seçilir seçilmesine de, Millet İttifâkı Meclis çoğunluğunu alabilir mi?” diye sormuş bir izleyicimiz. Açıkçası Kılıçdaroğlu aday olur da seçilirse, Altılı Masa Meclis çoğunluğunu alamayabilir; ama HDP de eklenirse Meclis’te çoğunluğu alabilir. Yani şöyle bir denklem çıkmayacak bence: Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olur, ama Meclis çoğunluğunu Cumhur İttifâkı alır. Bu olabilecek bir şey gibi gözükmüyor. Yine orada da Meclis çoğunluğunda bir ihtimal HDP grubu belirleyici olabilir. 

Furkan Özdemir diyor ki: “Ali Babacan’ın aday olma ihtimâli hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce etkili olur mu?” Sanmıyorum, olamaz. Çünkü Ali Babacan’ın, hep tekrarlıyorum, ilk başta partisini kurduğu zaman gördüğü ilgiyle bugün arasında çok büyük, kendi aleyhine bir durum var. Ali Babacan ilk başladığı yerden üstüne koyarak devam etmiş olsaydı, partisi de bayağı bir ilgi görüyor olsaydı, Babacan’ın söylediklerine toplum ilk günlerde olduğu gibi kulak kabartıyor olsaydı, o zaman adaylığı da pekâlâ söz konusu olabilirdi; ama şu hâliyle bakıldığı zaman, Ali Babacan ve partisi benim gözümde başladığı yerin gerisinde duruyor. Dolayısıyla pek söz konusu olacağını sanmıyorum. 

Atalay Mete soruyor: “Kılıçdaroğlu’nun ısrârında CHP içi etkenler ne kadar etkilidir? Hâlâ klikler, CHP’nin çizgisini değiştirecek ulusalcı potansiyel var mı?” Ulusalcı potansiyel olduğunu sanmıyorum. En son Muharrem İnce’nin de ayrılmasından sonra büyük bir kısmı gitti. Bir de artık onun eskisi kadar iş yapar bir olay olmadığı ortaya çıktı. Değişik zamanlarda ulusalcı bilinen insanların CHP’den ayrıldıklarını ve parti kurduklarını biliyoruz ve bu partiler çok da etkili olmadı. Ama bu demek değil ki CHP’de klikler yok. CHP’de klikler var, çok var ve Kılıçdaroğlu’nun adaylığı meselesinde de şu anda klikler sanki mutâbık kalmış gibi gözüküyor. En azından açıktan Kılıçdaroğlu’nun adaylık ihtimâlini eleştiren klik yok. Ama şurası muhakkak: “Kılıçdaroğlu aday olursa CHP’nin başına kim geçecek? CHP yönetimi kimlerden oluşacak?” sorularının etrâfında çok ciddî çekişmeler, kavgalar, hattâ savaşlara tanık olabiliriz. Biraz da şunu düşünüyor olabilirler: “Kılıçdaroğlu aday olsun, ondan sonra partiyi biz alalım” diye farklı klikler böyle hesaplar yapıyor olabilir. 

Doruk Samuray demiş ki: “Kılıçdaroğlu adaylık istemese, ‘Benimle misiniz?’ çağrısını neden yapsın?” Doğru. İstemesine istiyor. Ancak işte deminki mesele, “Israrcı olacak mı?” sorusu hâlâ ortada duruyor. Kılıçdaroğlu’nun İYİ Parti’den ve Masa’daki diğer partilerden gelecek birtakım eleştirilere bakarak adaylıktan çekileceğini sanmıyorum. Ama herhalde kendisi güvendiği birtakım kamuoyu araştırma şirketlerine, birtakım araştırmalar yaptırıp onun ışığında karar verecektir diye düşünüyorum, benim düşüncem bu. Eğer kendisinin seçilme ihtimâli çok yüksek değil ve başkalarının seçilme ihtimâli çok bâriz bir şekilde fazlaysa, oradan geri çekilir diye düşünüyorum. Orada sonuçta akıl yürütmeyle değil de birtakım somut verilerle hareket eder, etmesi de gerekir diye düşünüyorum. 

Mustafa Baştuğ demiş ki: “Seçime 3 ay kala oylar düşünce başkasının üstüne atmasın yine.” Evet, oyların düşmesi için belli bir yerde olması lâzım. Şu anda nerede olduğu konusunda çok da fazla bilgimiz yok. 

Pınar Ekidir demiş ki: “Kılıçdaroğlu bence son raddeye kadar adaylığını ortaya koyar. Eğer anketlerde seçilemeyeceği net bir şekilde görünürse o zaman vazgeçebilir. –Ben de bunu söylüyorum– “Ayrıca hiçbir ankette kazanamadığı görülmediği halde, niye seçilemez gibi bir algı var, onu anlamış değilim.” Seçilemez algısı da var ya da diğerlerinin seçilmesi daha garanti gibi bir olay da var. Burada sonuçta biz birbirinden farklı anketler görüyoruz. Bu anketler nasıl yapılıyor, nasıl ediliyor, bunlarla ilgili değişik tartışmalar da var. Burada bu kritik karârı verecek olan kişiler, öncelikle Kılıçdaroğlu, ama daha sonra da Altılı Masa’nın diğer liderleri, tabiî başta da Meral Akşener, kendileri kendi güvendikleri birtakım kişilere farklı yöntemlerle bir çalışma, birden fazla çalışma hazırlatmaları belki daha iyi olur. Öylesi, yani kendi içlerine sinerek bir kararı verirler. Sonuçta kazanacak aday tartışmasının belli bir alanı daralttığı gerçeği var; ama her şeyden önce de kazanması gerekiyor tabiî ki adayın. Onu da vurgulamak lâzım. Yani şu âna kadar bir süre şu yapıldı: Mansur Yavaş’ı destekleyenler, “Mansur Yavaş açık ara kazanır, Kılıçdaroğlu kesinlikle kazanamaz” şeklinde bir dayatma yapmaya çalıştılar. O bir rahatsızlık yarattı ve “kazanabilir aday” dayatması özellikle Kılıçdaroğlu’na sempati duyan kesimlerde bir rahatsızlık yarattı. Şimdi biraz daha orta yol bulunuyor sanki. Hem kazanabilsin, hem de iyi başkanlık yapabilsin diye telaffuz edilmeye başlandı. 

Adil Can demiş ki: “Kılıçdaroğlu’nun iki güçlü aday varken onları görmeyip ısrar etmesi ve garip garip açıklamalarla Erdoğan’a gollük pas vermesi, ‘Kılıçdaroğlu AKP’ye mi çalışıyor?’ komplo teorilerini artık gülünmeyecek hâle getiriyor.” Bence hâlâ gülünecek bir haldedir. Böyle bir şey olmaz. Yani AKP’ye çalışıyor diye bir şey söz konusu değil. Yanlış yapıyor olabilir. Sonuçta yaptığı yanlışlar AKP’nin işine yarıyor da olabilir; ama bu herkes için geçerli olabilir. Sonuçta bu yine bir komplo teorisi. 

Mahir Demirci demiş ki: “Adayın son âna kadar açıklanmaması başta doğru bir stratejiydi; artık değil. Aday tartışması krize dönerken, söylenen hiçbir sözü seçmen ciddîye almayacaktır.” Evet, bu önemli bir bakış açısı. Şahsen ben son âna kadar açıklanmamasının doğru olduğuna da inanmadım. Çok daha önceden pekâlâ açıklanabilirdi aday. Ama birçok kişi, yıpranır vs. gibi gerekçelerle acele edilmemesi gerektiğini savundu. Ama artık aday meselesinin bayağı bir sorun çıkartır hâle gelmesi, birçok kişiyi, bu tür düşünen kişileri de bunaltmışa benziyor ve artık bir an önce açıklansa da iyi olur düşüncesi giderek artıyor. 

Selahattin Akyüz demiş ki: “İmamoğlu ve Mansur Yavaş anketlerde önde olsa bile, Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan karşısında kazanma ihtimâli varsa, aday Kılıçdaroğlu olmalı. İmamoğlu ve Yavaş, ele geçirdikleri yetkilerden vazgeçmeyebilir.” Evet, üçü de kazanabiliyorsa o zaman Kılıçdaroğlu olsun demiş Selahattin Bey. Ele geçirdikleri yetkilerden vazgeçmeyebilir diye İmamoğlu ve Yavaş’a böyle bir şerh düşmüş. Böyle düşünen başkaları da olduğunu biliyorum. İmamoğlu’na çok daha fazla, hem yaşı îtibâriyle hem çizdiği profil îtibâriyle, “O başkan seçilirse kolay kolay bu yetkilerinden vazgeçmez” diye düşünenlerin sayısının yüksek olduğu ortada. 

Serkis Kaprilyan: “Altılı Masa’nın sağlam, güvenilir ve umut verici vaatleri öne çıkarsa, Kılıçdaroğlu’na karşı oluşan önyargılar göz ardı edilir mi?” Evet, bu çok önemli. Aday kim olursa olsun muhâlefet güçlü bir şekilde, birlik içerisinde, güçlü bir ekiple güçlü bir program ortaya koyarsa onun sâyesinde adayın da seçilme şansı o kadar artar, bu doğru. Şu anda ortada ne program var, ne ekip var, ne aday var. Hiçbir şey yok. Şimdi gerçekten bir anlamda havanda su dövüyoruz. Üzerinde konuşacak üç tâne isimden başka bir şey yok. 

Tolga Tıkıçoğlu: “Bağımsız Türkiye Partisi’nin katılması konusunda ne düşünüyorsunuz?” Bu konuda akşam 20.00’de “Adını Koyalım”da daha açık bir şekilde onu kaydettik, söyledim. Burada özetle söyleyeyim: Çok gereksiz bir şey gibi geliyor. Yani böyle bir parti var mı yok mu? Katılması ne katar? Bu gibi sorularda benim cevâbım genellikle o partilileri rahatsız edecek cevaplar olur. Bu partiyi iyi bildiğimi sanıyorum, özellikle Haydar Baş’ı. Artık yaşamıyor biliyorsunuz, yerine oğlu geçti. Bu da zâten başlı başına bu parti hakkında bize bilgi veriyor. Yani ben Altılı Masa’daki bir partili olsaydım, Bağımsız Türkiye Partisi’nin o Masa’ya gelmesini hiçbir şekilde istemezdim. Ama bilemiyorum. Meral Akşener olaya bayağı bir sâhip çıktı. Yani şu günün meselesinin bu olduğunu söylemek hiç gerçekçi değil. Altılı Masa’dan neler beklenirken, karşımıza şapkadan böyle bir şey çıktı. Özetle, anlayacağınız gibi, çok gereksiz bir hamle olduğu kanısındayım. Ama akşamki sözlerimi de dinlemenizi öneririm. 

Mustafa Baştuğ: “Kemal Bey’in ekibi başkalarının adaylığının üstünü örttü. Eleştire eleştire Kemal Bey’in ismini kendi partililerinde bile soğuttu.” Yani başkalarının adlarının üzerinin örtüldüğü muhakkak doğru; ama şimdi tekrar üzerleri aralanmaya başladı sanki. Öyle diyelim. 

“Kılıçdaroğlu’nun diğer anılan adaylardan daha demokrat ve özgürlükçü olması, Kürt seçmenden de oy alabilecek olması büyük bir avantaj değil midir?” Evet, avantajdır. Bunu daha önce de diğer İmamoğlu ve Mansur Yavaş yayınlarında da konuştuk. İmamoğlu’nun da Kürt seçmenden oy alabileceği kanısındayım. Mansur Yavaş için “hiç oy alamaz” şeklindeki değerlendirmelerin de çok abartılı olduğu kanısındayım. Ama özellikle Kılıçdaroğlu’nun daha fazla oy alacağı muhakkak. Yani öyle gözüküyor.

Kadri İnce diyor ki: “Kılıçdaroğlu adaylık konusunda ısrarlı bence. Ancak başka bir adayın seçilmesi daha muhtemelse veya partiler bastırırsa adaylıktan vazgeçmekten gocunmayacaktır. Burada önemli olan seçimi kazanabilmek olmalı.” Evet. Bunu daha önce de dile getirdik. 

Nedim Burakçı diyor ki: “Kılıçdaroğlu adaylıkta ısrar ederse bunun milletvekili seçiminde de olumsuz sinerji yaratacağı düşüncesindeyim. Siz ne dersiniz?” Yani şöyle diyeyim: Adaylıkta ısrar ederse olumsuz sinerji yaratmaz; aday olup da parlak bir çıkış yapamazsa, aslında bu sâdece Kılıçdaroğlu değil, muhâlefetin adayı her kim olursa olsun parlak bir çıkış yapamazsa, kitleleri coşturamazsa, bir heyecan yaratamazsa, hem cumhurbaşkanlığı seçimi hem milletvekili seçimleri zora düşer muhâlefet açısından. Doğru. Kılıçdaroğlu söz konusu olduğunda da aynı şey geçerli olur. 

Ahmet Karaçaylı: “Ahmet Türk’ün Kılıçdaroğlu desteğini nasıl yorumluyorsunuz?” Hiç şaşırmadım. Zâten Selahattin Demirtaş da benzer bir şey yapmıştı. Bu şaşırtıcı bir şey değil. Ahmet Türk zâten yıllar önce SHP’de siyâset yapmış biridir — o zaman CHP yoktu. Dolayısıyla şaşırtıcı değil. 

“HDP kendi adayını seçmek için çalışmaya başladıklarını açıkladı. Altılı Masa’dan önce bir isim belirlenirse nasıl bir etki yaratır? Bu arada bileğinizdeki taşlar çok güzel.” Bileğimdeki taşlar Müge’nin hediyesi. Güzel olduğunu bildiğim için ben de takıyorum. Sağ olun. HDP kendi adayını belirlemek için çalışmaya başladığını açıkladı; ama henüz ilk turda aday çıkartıp çıkartmama konusunda karara varmadıklarını da söyledi. Bir çalışma yürüyor, ama muhâlefetin diğer adayına göre ilk turda aday göstermeme ihtimalleri de var. 

Naci Güneş Güven: “Kılıçdaroğlu başörtüsü çıkışının devâmının geleceğini söylemişti, ancak gelmedi ve geleceğe de benzemiyor. Ne dersiniz?” Bilmiyorum; ama zâten ardından Amerika’ya gitti. Şimdi de İngiltere’de. Türkiye’de çok fazla kalmadı. Yapacaktır. Geçen gün gençler ve uyuşturucu üzerine bir çıkış yaptı. Belki devâmı gelecektir. Onu bilemiyorum.

Mustafa Baştuğ: “Kemal Bey aday olursa, İYİ Parti teşkilâtları Anadolu’da oy istemekte çok zorlanır.” Olabilir; ama büyükşehirlerde de o kadar zorlanmaz diyelim. Bu tür şeylerde artılar ve eksiler var. Bâzı durumlarda hesaplarsınız, eksileri görürsünüz; ama artılar daha fazlaysa onu tercih edebilirsiniz. Dolayısıyla Anadolu’da İYİ Parti teşkilâtları oy istemekte zorlanabilir; ama bu tek başına bir ölçü olmaz.

Alper Yıldız: “Haydar Baş’ın oğlu olmak dışında bir vasfı bilinmeyen bir kişinin Masa’ya katılması durumunda Muharrem İnce ve Sarıgül için de yol açılır mı? Altılı Masa çarşamba pazarına dönüşür mü?” Şimdi Haydar Baş’ın oğlu olmak dışında bir vasfı olmayan dendiği zaman Haydar Baş’a da bir şey atfetmiş oluyorsunuz. Orada da pek bir şey yoktu zâten. Onu da söyleyeyim. Çarşamba pazarı… Yani Muharrem İnce ve Sarıgül gelir mi, çağrılırlar mı, kendileri ister mi? Evet, işler karışabilir. Ama en azından biz artık Altılı Masa demekten çıkarız.

Mehmet Ali Öz: “Partiler neden siyâset üretemiyor? Neden her şey sembol ve kişilere dayalı?” Öyle. Bu herkesin meselesi, öyle diyelim. Meselâ AKP’de bir şey var mı? Siyâset üretiliyor mu? Erdoğan’dan başka bir şey yok. 

Samet Yazıcı: “Kılıçdaroğlu sizce iyi niyetli bir insan mı?” Herhalde. İyi niyetinden şüphe etmiyorum; ama tek başına iyi niyetle siyâset yapılması mümkün değil. Onu da biliyoruz. 

“İktidârın İmamoğlu’nu yıpratmak için bu kadar enerji harcadığını görüp de ‘İktidar Kılıçdaroğlu’nun adaylığını istemiyor’ demek doğru mu?” İmamoğlu’nu yıpratmak için ne kadar enerji harcıyor bilmiyorum. Kılıçdaroğlu’nun adaylığını istemiyor demek doğru mu? Yani burada iktidar derken Erdoğan kastediliyor. Benim söylediğim şu: Kimi istediğini bilmiyorum; ama Erdoğan’ın en son kaybetmek isteyeceği kişi Kılıçdaroğlu’dur, onu biliyorum. Yani İmamoğlu’na karşı ya da Mansur Yavaş’a karşı kaybetmesi durumunda hep bir şey söyleyebilir; ama Kılıçdaroğlu karşısında aday olur da ona karşı kaybederse Erdoğan için çok büyük bir hezîmet olur, onu biliyorum. Bu, Kılıçdaroğlu’nu aday olarak görmek istemez anlamına gelmeyebilir. Ama benim söyleyebileceğim bu. 

“Ruşen Bey, sizce Erdoğan karşısında hangi adayı ister?” Bilmiyorum. Değişik şekillerde değişik kişileri ister, ama şunu söyleyeyim: Mansur Yavaş’a kaybetmesi Erdoğan için en kolay açıklayabileceği bir şeydir. Sonuçta şöyle diyebilir tabanına: “Ya, sonuçta çok da yabancıya gitmedi” diyebilir. “Zâten o da ‘yerli ve millî’ özelliklere sâhip birisi” diyebilir. “İnsanlar 20 yılda bizde yoruldu. Bir mola vermek istedi” diyebilir. Bunu yapabilir. Erdoğan sonuçta karşısına kimse çıkmasın ister ya da varsa Ekmeleddin İhsanoğlu gibi ya da Muharrem İnce gibi birisi çıksın ister. 

O kadar çok soru ve yorum var ki saatlerce konuşabiliriz. 

“Yavaş, anlaşmaya uyar, yani Parlamenter Sistem’e dönüş için. Ancak İmamoğlu’nu zannetmiyorum. Yine de bu şekilde kalması imkânsız ve kimse göğüsleyemez.” Yani bu anlaşma dediği, Parlamenter Sistem’e geçişi Mansur Yavaş kabul eder; ama Ekrem İmamoğlu kabul etmeyebilir demiş Nedim Burakçı. 

Mehmet Uysal: “Demokrasimizin kurtuluşunun beş sağ partiye teslim olmuş bir CHP adayının elinde olması acı bir ironi. Kılıçdaroğlu’nun iyi niyeti birazcık ümit veriyor” demiş.

Oğuzhan diyor ki: “Kılıçdaroğlu adaylığını açıklarsa, İYİ Parti’nin tabanından gelen tepki ve taleplerle Masa’dan ayrılması ve Mansur Yavaş’ı aday göstermesi senaryosu hakkında ne düşünüyorsunuz?” Böyle bir senaryo olduğunu sanmıyorum. Olacağını da sanmıyorum. Doğrudan böyle, bu kadar net söyleyeyim. 

“Kılıçdaroğlu seçilirse CHP’nin başına kim gelecek sorunu var mı? Aday açıklanmasını bu konu erteletiyor olabilir mi?” Yani, olabilir. Evet, ilginç bir soru açıkçası. Yani Kılıçdaroğlu aday olursa CHP’nin başına kim geçecek diye bir soru var; ama ismin açıklanmasının ertelenmesinin bu yüzden olabileceği ilginç bir bakış açısı. Olabilir. Yani inanın ilk defâ önüme böyle bir soru geldi. Cevâbım yok. 

“Mansur Yavaş’ın anketlerde önde olmasının sebebi, herkesin sessizliğini hayra yormasından kaynaklı olması değil midir?” Olabilir. Ama belli bir yerden sonra –dün bunu konuştuk– sesinin de çıkması gerekir. 

“Eş başkanlık tarzı bir aday çıkabilir mi? İki kişi gibi, ama tek aday.” Yok. O başlı başına, “İşte, bunlar zâten HDP’li oldular” demeye zemin hazırlar. Öyle bir şey olmaz. Hiç gündeme geldiğini de geleceğini de sanmıyorum.

Bahadır Özer diyor ki: “Mansur Yavaş şov yapmadan, polemiğe girmeden nasıl bu kadar popüler oldu?” Evet, belki de bu sâyede olmuştur. Bâzı insanlar da onun bu sessizliğinin iyi bir şey olduğunu düşünerek ona yönelmiş olabilirler.

Evet, biraz hızlı hızlı bakalım.

“Önümüzdeki seçimler sonrası sol oylarda yükseliş bekliyor musunuz? Bu kapsamda CHP parti olarak SHP’lileşir mi?” SHP’yi bilmeyenler vardır. 80’li yıllardaki merkez sol parti. Sol oylarda yükseliş bekliyor muyum? Açıkçası sol oy olarak yükseliş beklemiyorum; ama CHP’de oy artışı olabilir. HDP’de de oy artışı olabilir; ama bu solcu oldukları için mi olur çok emin değilim. 

“Ali Babacan neden merkez sağ ya da ana akım siyâseti yönetemiyor? Akşener’e göre daha kaliteli bir siyâsetçi.” Evet, bu çok önemli bir soru. Olmadı. Yani olacakmış gibi oldu, olmadı. Bunu çok konuştuğum için tekrarlamak istemiyorum. Bunu herhalde kendisi de merak ediyordur. 

Mehmet Ufuk Dalmış: “Kılıçdaroğlu ‘Benimle misiniz, değil misiniz?’ dedi; ama sanki yalnız kaldı gibi.” Yalnız kaldığını sanmıyorum; ama sanki kendisinin ayağı biraz frene doğru gidiyor gibi. Bana öyle geliyor. Yalnız kaldığı için değil de… yani kendi adaylığını denedi, bunu kabul ettirmeye çalıştı ve oylarını artırmaya –kamuoyu araştırmalarına göre– çalıştı. Ama belli bir yerden sonra galiba kendisi de zorlanıyor gibi. Öyle düşünüyorum. 

Ahmet Elden: “Sizce Kılıçdaroğlu aday olursa İYİ Parti tabanından oy alabilir mi?” Alır tabiî. Hepsini de alır. Burada önemli olan, İYİ Parti’nin, başta Meral Akşener olmak üzere, onun yanında durmasıdır. Öyle olursa alır. Neden almasın?

“Selahattin Demirtaş Erdoğan’ın karşısına aday olarak çıkabilse kazanır mıydı sizce?” Hayır, kazanamazdı. Bu mümkün değil. Yani böyle bir şey olmaz. Ama Selahattin Demirtaş’ın siyâsetteki etkisini kabul etmekle birlikte, Erdoğan’a karşı %50+1 oy alabilmesi olabilecek bir şey değil. 

Adnan Yekta: “Altılı Masa Meral Akşener’i aday gösterirse HDP Masa’dan ayrılır mı?” Zâten HDP Masa’da yok. “Akşener aday olursa HDP oy verir mi?” diye sorulursa, resmî olarak vermeyeceklerini söyleyeceklerdir. Ama eğer Meral Akşener, Kürt meselesi konusunda birtakım pozitif mesajlar verebilirse HDP seçmeninden en azından ikinci turda oy alabilir — aday olursa.

Tolga Tıkıçoğlu: “Seçim ikinci tura kalırsa İnce ve Özdağ hangi tarafı destekler?” Çok güzel bir soru. Çok provokatif bir soru. Tahmin ediyorum taraftarlarını serbest bırakırlar. Öyle tahmin ediyorum. Ama Muharrem İnce’nin özellikle muhâlefete daha fazla sıcak yaklaşacağını düşünüyorum. Belki şöyle de olabilir: Diyelim ki Kılıçdaroğlu aday, Kılıçdaroğlu’na oy verme çağrısı da yapabilir. Ama Ümit Özdağ’ın yapacağını sanmıyorum böyle bir şeyi. Yani “Erdoğan’a oy verin” de demez; ama muhâlefetin adayına oy verilmesini isteyeceklerini sanmıyorum. 

“Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül ve Erdoğan çekişmesi mantıklı olur mu? Bu, Erdoğan’ı üçüncülüğe iter mi?” Abdullah Gül isminin artık geçeceğini sanmıyorum. Onun için hiç konuşmaya bile değdiğini düşünmüyorum. 

“Mansur Yavaş kazansa bile, demokrasi, özgürlükler ve devlet anlayışı olarak Erdoğan’dan bile daha geri gideriz diye düşünüyorum.” Bu bence çok haksız bir değerlendirme olur. Her şey bir yana, Mansur Yavaş seçilirse bir ittifâkın adayı olarak seçilecek ve ittifâkın o yönetimde bir ağırlığı olacak. Kaldı ki Mansur Yavaş’ın siyâseten Erdoğan’ın ülkeyi şu anda getirdiği yerden daha geriye getireceğini de sanmıyorum. Tek başına yetkisi olsa bile yapacağını sanmıyorum. 

Samet Yazıcı: “Uyuşturucu konusunu gündeme getirmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Güven verebilir mi mücâdele konusunda ya da ne yapmalı sizce?” Yani şaşırtıcıydı bunu gündeme getirmesi ve bence de iyi bir konu. Çok hayâtî bir sorun bu. Artık siyâsetçilerin böyle ciddî meseleleri, önemli meseleleri, doğrudan insanları ilgilendiren meseleleri dile getirmesi gerekir. Ama bence o konuyu çok daha parlak bir şekilde, çok daha çarpıcı bir şekilde dile getirebilirdi. Ama konunun kendisini dile getirmiş olmasının bile çok önemli olduğu kanısındayım. 

Hüseyin Güzel diyor ki: “Ne olursa olsun sağ cenâhın eli Kılıçdaroğlu’na gitmez. CHP içerisinde Kemal Bey’i bu konuda etkileyen bir klik var. Ben de Alevî biriyim; ama akılcı olmak gerekiyor. Önce Alevî bir okul müdürü seçelim.” Sağın eli Kılıçdaroğlu’na gitmez mi? Çok emin değilim. Ama şu var: Birçok kişi –sıradan seçmeni kastetmiyorum– siyâsetçi olarak birçok kişi sırf sol olduğu için, Alevî ya da Kürt olduğu için bir adayı istemeyebilir, bunu biliyorum, bunu biliyoruz. Bu bir realite. Kılıçdaroğlu’nun adının üstünün örtülmek istenmesinde bunların çok etkili olduğu da bir realite. Muhâlefet içinde de böyle yapanlar var. Bu bir realite. Bunu da biliyoruz. Keşke bütün bunlara rağmen bir Alevî ve benim için tabiî ki solcu birisinin Türkiye’de %50+1 oydan fazlasını alarak cumhurbaşkanı seçilebilmesi mümkün olsa. Ama “keşke”den öteye gitmek biraz zor oluyor. 

“Oluşacak yeni Meclis’te cumhurbaşkanının otokrat yönelimlere girmesi kolay görünmüyor. Dolayısıyla İmamoğlu bence doğru aday” demiş Seyit Şirin. 

Ruken Kaya: “HDP, Kılıçdaroğlu aday olmazsa Ahmet Türk’ü aday göstereceğini söylemiş. Bu, Kılıçdaroğlu’nun adaylık konusunda elini güçlendirip kararlılığını artırmaz mı?” Bilmiyorum. Yani şunu mu diyecek Kılıçdaroğlu? “Bakın, ben aday olmazsam HDP aday çıkartacak.” Olabilir. O zaman ikinci tura kalır. Ama Kılıçdaroğlu aday olursa HDP aday çıkarmayabilir. O zaman soru şu: Kılıçdaroğlu HDP’nin aday çıkarmadığı bir birinci turda seçilebilecek mi? Bunu sağlayabilir mi? İşte buna bakılması, bunu iyice ölçmeleri gerekiyor.

Ali Bolat demiş ki: “Bir başka Erdoğan yaratma riski varken ne olursa olsun kazanmak gerçekten önemli midir?” Burada kastettiği Ekrem İmamoğlu galiba izleyicimizin. Böyle bir risk var mı? Şu ânın meselesi bu mu? Çok emin değilim. Ama daha önce de söylemiştim, “Ekrem İmamoğlu yeni Erdoğan olabilir mi?” diye bir yazı da yazmış birisiyim. Birçok yönden benzediklerini biliyorum. Bunu baştan beri bir şekilde, daha İmamoğlu adayken de söylemiştim. Ama bu otokrat olacağı anlamına gelir mi? Sanmıyorum. Gelmez. Ama burada önemli olan şu: O bir hareketin içerisinden geliyor. O hareketin ağırlığını koruması şartıyla onu yapamaz, istese de yapamaz. Ama hareket onun içerisinde denetimi kaçırırsa –ki demokrasinin en önemli hususu kuvvetler ayrılığı ve denge denetleme denen mekanizmaları–, bunu kaçırırsa, tabiî en iyi niyetli, saf bir insan bile pekâlâ otokrat olabilir.

Nazım Can Çakar: “Kılıçdaroğlu adaylıkta bu defâ gerçekten kararlı olmalıdır ve hakkıdır da” demiş. Yani “Aday olmak hakkıdır” lâfı bana biraz, hani söylerken güzel bir lâf gibi geliyor; ama kimsenin böyle bir müktesep hakkı yok. Normalde tabiî ki ana muhâlefet liderinin iktidar liderinin karşısına aday olarak çıkması normal olandır. Ama bunu bir hak olarak târif etmeyelim.

“Kılıçdaroğlu aday olmazsa Yılmaz Büyükerşen benzer bir etki yaratır mı?” Yılmaz Bey’in adını çok dillendiren var; ama Yılmaz Bey olmasın. Yaşını almış birisi. Çok sevdiğim birisi; ama yani o Eskişehir’de bayağı işler yapıyor. Orada kalması bence daha akla yatkın olur. 

Zafer Asik demiş ki: “Kılıçdaroğlu aday olmamalı. Kazanamaz. Gençliğimizi hebâ eder” demiş. Evet, bir genç olarak bunu söylüyor olabilir; ama ben yaşını başını almış birisi olarak hebâ olacak bir gençliğim yok. Çoktan hebâ olmuş zâten. 

Rıfat Sanaç diyor ki: “Seçim sürecinde Kılıçdaroğlu başkan, diğer 5 lider başkan yardımcısı adayı olacak şekilde sahneye çıkarlarsa Kılıçdaroğlu’na olan destek artar mı?” Tabiî ki artar. Bu bütün adaylar için geçerli. Yani çıkacak olan aday, diğer partilerin aktif ve gönüllü, heyecanlı desteğini alırsa zâten orada çok büyük bir sinerji yaratılır. Geçen yayınlarda da söyledim, “Macaristan’da muhâlefet neden kaybetti?” sorusuna, Budapeşte’nin muhâlif belediye başkanı şunu demiş: “Biz ittifak olduk; ama birlik olamadık” demiş. Burada da aynı mesele söz konusu. Birlikte olmaları durumunda Kılıçdaroğlu ya da başka bir aday hiç önemli değil, çok güçlü bir etki yaratır ve oyları artar. Ama daha baştan birlikte hareket etmezlerse, insanlar der ki: “Ya, bunlar daha kendi aralarında anlaşamıyor. Niye oyumu buraya vereyim ki?” Belki rakibe vermez; ama sandığa gitmez. Der ki: “Buradan bir şey çıkmayacak.” Sandığa gitmeyebilir.

“Kılıçdaroğlu Kürt meselesi konusunda gerçekten İmamoğlu’ndan daha mı demokrat ve barış yanlısı? Meselâ Kobani gezisini CHP 10 sene önce de yapmıştı ve çok daha somut mesajlar verilmişti” demiş. Kobani değil, herhalde Roboski’yi kastediyorsunuz. Bilemiyorum. Kürt meselesi zâten çok hassas bir mesele. Herkes burada bir lâf söylerken kırk kere düşünüyor. Dün de öyleydi, bugün de öyle, yarın da öyle olacak. Şu hâliyle de bakıldığı zaman çok da fazla bir şey söylenmiş değil şu âna kadar.

“Yavaş veya İmamoğlu aday olursa, belediye başkanlıkları AKP’ye hediye edilmiş olmayacak mı?” Evet, bunu daha önce de konuştuk. Böyle bir ihtimal var ve bu yüzden olmamasını isteyenler de var. Onu biliyoruz.

“Başbakan olmayan bir sistemde Meral Akşener’in ‘Ben başbakan olacağım’ demesi ne derece mantıklı?” Aslında ilk başta bayağı parlak bir fikirdi. Çünkü şunu diyor Akşener: “Biz kazanacağız. Daha sonra da ülkeyi Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e taşıyacağız ve ben de yeni sistemde başbakan olacağım.” Bu aslında çok ince bir politika ve iyi bir politika. Ama sonra ben Akşener’in birtakım yurt gezilerini izledim, esnaf ziyâretlerini filan. Oralarda, “Başbakan Akşener” diye slogan atılıyor; ama bugünün meselesi değil başbakanlık. O biraz zorluyor Akşener’i açıkçası. Zor bir durum.

“Erdoğan’ın en büyük avantajı halkı herkesten iyi tanıması. Toplumumuz hukuk, adâlet, demokrasi, özgürlük gibi kavramlardan önce maddî durumunu önceliyor. Erdoğan da hep bu damara çalışıyor.” Bu damara çalışıyor, ama aynı zamanda da şu hâliyle bakıldığı zaman enflasyonu yenemiyor. İktidar, Erdoğan, işte tam da halkın en çok önem verdiği konularda zor durumda ve muhâlefet bunu tam olarak değerlendiremiyor. Onu özellikle vurgulamak lâzım. 

“Türkiye gerçekten kucaklayıcı siyâseti başarabilecek mi? Seçim iktidârı değiştirirse ayrıştığımız kimselerden, kimliklerden sıyrılabilecek miyiz?” Kolay kolay olacak bir şey değil diyelim. 

Evet, yavaş yavaş toparlayalım. Hâlâ çok sayıda soru ve görüş var, ama 45 dakikayı geçtik. Artık toparlayalım.

Bir izleyicimiz diyor ki: “Önümüzdeki dönemde nasıl bir yönetim olmasını bekliyorsunuz? Başkan odaklı mı yoksa ittifak odaklı mı?” İlk aşamada başkan yetkilerini son derece hızlı ve yoğun bir şekilde kullanacak ve sonra daha çok iktidar paylaşımına gidecek. Ama bunu yaparken de yetkilerini kullanırken de ittifâkın diğer ortaklarının da görüşlerini vs. alacak diye tahmin ediyorum. Yani hem başkan hem ittifak olur. 

“Emek ve Demokrasi İttifâkı ile ilgili yayın yapacak mısınız?” Yaparız tabiî de, onun iyice bir şekillenmesi lâzım. Onu bekleyelim. 

Evet, daha çok soru var, yorum var. Kusura bakmasın aktaramadığımız izleyicilerimiz. Yine çok yoğun, çok verimli bir yayın oldu. Hepinize çok teşekkürler. Akşam saat 20.00’de “Adını Koyalım”da “İktidârın bir seçim stratejisi var mı?” konusunu tartıştık. Onu da izlemenizi öneririm. Bizlere her türlü desteklerinizi bekliyoruz, ihtiyâcımız var. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus