Ruşen Çakır izleyicilerin katılımıyla yorumladı: Van olayı bize neler söylüyor?

YSK, Van’da seçimi yüzde 55 ile kazanan DEM Partili Abdullah Zeydan’a mazbata verilmemesiyle ilgili itirazı kabul etti. DEM Parti YSK Temsilcisi Mehmet Rüştü Tiryaki, “YSK, oyçokluğuyla itirazımızı kabul etti. Van İl Seçim Kurulu kararını kaldırdı ve mazbatanın Zeydan’a verilmesine karar verdi” dedi.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı X hesabından durumu “cinnet hali” olarak tanımladı ve YSK’nın aldığı kararı kutladı: “Van ilimizdeki belediye başkanı seçimi ile ilgili 1 Nisan günü zuhur eden cinnet hali durumu, YSK verdiği isabetli kararla sonlandırdı. Yüksek Kurulu ve sayın üyeleri içtenlikle kutluyorum.”

Ruşen Çakır izleyicilerden gelen sorularla değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler. Pazartesiden beri sizlerle yaptığımız dördüncü yayına hoş geldiniz. Sizlerle derken, benim ve Medyascope’un YouTube sayfalarında chat bölümlerinde sorularınızı, yorumlarınızı ve eleştirilerinizi yazıyorsunuz ve ben de onları aktarmaya çalışıyorum. Bundan önceki yayınlarımızın hepsi birbirinden güzel oldu, bu sefer de öyle olacağı kanısındayım, eminim diyeyim. Bugün daha çok Van’ı konuşacağız; çünkü salı ve çarşamba günlerine Van damgasını bastı. Salı günü ağırlıklı olarak Erdoğan’ı, çarşamba günü CHP’yi konuştuk, ama her iki yayında da sizler daha çok Van’ı sordunuz. Ve sonra ne oldu? Yüksek Seçim Kurulu, Van’ın seçilmiş belediye başkanı, DEM Parti’den Abdullah Zeydan’ın başkanlığını onayladı. Hâlâ kendisine mazbata verilmiş değil. Bugün yarın verilmesi bekleniyor. Süreç bitti mi, devâmı gelir mi? Bunlar çok belli değil aslında, karışık. Fakat şu hâliyle bile, önce Diyarbakır’da bir mahkemenin apar topar, bir pusu gibi, adaylığını seçimden 5 dakika önce iptal etmesi, ondan sonra Vanlıların ve diğer siyâsî partilerin; Türkiye İşçi Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin de dâhil olmasıyla ülke çapında, ama esas olarak Van’da bir direniş yaşandı. Van’da esnaf kepenk kapattı meselâ. Ve bunun ardından Yüksek Seçim Kurulu’nun karârı geldi. Şimdi durum yatışmış gibi, sorun çözülmüş gibi duruyor. Fakat bütün bu yaşananlar, bize 1 Nisan sonrası Türkiye’si için hep tartışageldiğimiz, daha da tartışacağımız konuları anlamakta bayağı ilginç ipuçları sunuyor. Çünkü neydi? Biliyorsunuz genellikle iki şey konuşuluyor: Erdoğan sertleşir mi, ya da Erdoğan yumuşar mı? Bu Van olayı sertleşme olarak görüldü; geri adım atma olayı yumuşama olarak gözüktü. Ama Erdoğan, biliyorsunuz dün akşam güvenlik görevlilerine verdiği bir iftarda çok sert şeyler söyledi yine; “terör” vs. dedi, sokaklara dökülenlere çok lâf etti. Şu hâliyle bakıldığı zaman hem o var, hem bu var; ama durum çok belli değil. Şimdi sizin sorularınızla ve yorumlarınızla gidelim.

Erdem Keçeci diyor ki: “Van olaylarının YSK tarafından hızlı bir şekilde kapatılmasına, ekonomi ve ekonominin başındakilerin yapmış olduğu birtakım ricâlar etken olmuş olabilir mi?” Tabiî ki ekonomi boyutu var işin içinde. Çünkü ülkede ekonomik anlamda çok ciddî sorunlar var. Erdoğan, seçimi kaybetmelerinin önde gelen nedenlerinden birisi olarak ekonomiyi söyledi. Daha seçim yapılır yapılmaz, ne dedi Erdoğan ve AKP yöneticileri? “Bu dünyaya verilmiş bir mesajdır. Türkiye’de demokrasi var, millî irâde var ve biz de buna saygılıyız” dedi; içeride ve dışarıda herkes de bunu takdirle karşıladı. Ama daha ilk günden seçilmiş bir belediye başkanının başkanlığını gasp etmek… Yani yargı yoluyla yapıldığı söyleniyor; ama bunun yargı yoluyla olmadığını herkes biliyor. Dolayısıyla Türkiye’ye olan güveni daha ilk günden sarsacak bir şeydir ve güvene en çok ekonomi kurmaylarının ihtiyâcı var. Türkiye’de bir adâletin olduğunu göstermeleri gerekiyor — buraya yabancı yatırımcı çekmek, sıcak para çekmek için. Ve ilk günden yapılan bu olay insanları tabiî ki ürkütüyor. Olayın ekonomi boyutu muhakkak vardır. Ama esas boyutunun ekonomi olduğunu düşünmüyorum.

Mehmet Kunter: “Yandaş medya izlenirlik oranlarında bu sonuçlarla veya öncesinde bir değişiklik oldu mu, olur mu? Bununla ilgili bir bilgi veya öngörünüz var mı?” Mehmet Bey, onların hiçbir anlamı yok zâten. Doğru dürüst kimsenin de izlediği yok. Birkaç istisnâ var, TRT tabiî ki çok önemli. Ama o kadar uğraşmalarına rağmen seçimi kazanamadılar; demek ki inandırıcılıkları yok. Çok da fazla önemsemeyin bunları. 

Lütfiye Bozdağ: “Aynı direniş hapishânede hukuksuz yere yatan mahpuslar için yapılsa sonuç alınabilir mi?” Bu süreçte, önümüzdeki dönemde o konularda da birtakım gelişmeler olması kaçınılmaz. Çünkü bu seçim sonuçlarında, ülkeyi kapsayan bir olay söz konusu. Dolayısıyla birtakım düzenlemeler, birtakım iyileşmeler kaçınılmaz olacak. Direniş yapmak vs.., onu bilemiyorum ama… Hani şöyle bir şey diyorlardı biliyorsunuz: “Oyunuzu DEM’e verin, Murat Kurum kazansın, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala çıksın”. Şimdi böyle olmadı. Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş çıkmayacak mı? Bence çıkma ihtimalleri arttı. Ama hemen bugünden yarına olacak bir gelişme değil.

Oya Hanım demiş ki: “Çift başlılık mı var acaba hükûmette?” Oya Hanım, bir kere hükûmet artık yok, iktidar diyelim. “Bir taraf seçime müdâhale etti, diğer taraf bunu düzeltti sanki. Yoksa tehdit mi ettiler?” Vallahi bir “iyi polis-kötü polis”lik de olabilir. Ama en önemli husus, bir şey denediler ve denediklerine pişman oldular. Ben öyle düşünüyorum. Eğer bu olayı tutturabilselerdi, kabul ettirebilselerdi belli ki Güneydoğu’daki başka yerlere birtakım kayyumlar ve belki batıya da yayılan bir şeyi yapmayı düşünebilirlerdi. Ama ilk günden gösterilen tepkinin büyüklüğü ve birlikte tepki vermek, burada CHP’nin bir şekilde sürece dâhil olması geri adım atmalarına yol açtı diye düşünüyorum ben. Yani iktidar içerisinde bir kavga değil. Ama şunu biliyoruz ki iktidar içerisinde birileri bu yaşananların, bu yapılanların doğru olmadığını düşünüyor. Seçimin sonuçlarını doğru okumama olarak görüyorlar ve bunu dile getiriyorlar. Meselâ Hüseyin Çelik, her ne kadar şu anda bir fonksiyonu olmasa da, hem Vanlı hem de eski AKP Bakanı olarak bir şeyler söyledi. Hayati Yazıcı bir şeyler söyledi, sonra geri adım attı; ama onu ilk söylemiş olması bile önemli. Bu tür kişilerin sayısı artacak gibi gözüküyor.

Raskolnikov: “Ruşen abi, yıllarca Kılıçdaroğlu’na lâf söylediğimizde, ‘Muhâlefete muhâlefet etmeyin’ dediler. Mayıs sonrası tüm ülke muhâlefete vurunca, karşımızda mum gibi düzgün kadrolar bulduk. Demek ki çözüm buymuş” diyor. Eyvallah.

Fargo diyor ki: “Demirtaş dışarı çıkarsa AKP daha da güçsüzleşir. Erdoğan bunu sizce göze alır mı?” Artık Erdoğan’ın istemediği şeyleri de yapmak zorunda kalacağı bir döneme girmiş olabiliriz. Girdik demiyorum, girmiş olabiliriz. Bu seçimin sonuçları çok çarpıcı. Yani buna rağmen Erdoğan’ın bildiğini okuyacağını düşünmek bence gerçekdışı. Bu noktada bir alıntı yapmak istiyorum. Çok önemli bir alıntı bu. Mehmet Uçum –biliyorsunuz Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkan Vekili–, kendisi uzun bir sosyal medya paylaşımı yaptı, bir makale gibi. Şimdi okuyorum: “Herkes kendi cephesinden Van sürecini değerlendiriyor, anlaşılabilir. Ancak batıcı ve neo-liberal iç kesimlerin hevesleri kursaklarında kalacak. Türkiye toplumu yerel seçimlerde iktidâra bir istikamet çizdi. Bunu Devlet –D büyük harfle, dikkatinizi çekerim–, Devlet çok iyi okudu. Bu seçim sonuçlarını Türkiye’yi Batı’nın egemen güçlerine teslim edilme koşullarını oluşturduğu şekilde okuyanlara –çok kötü bir cümle ama– Millî Devlet irâdesi haddini bildirir. Terör… –bilmem ne, bilmem ne– Devlet de toplum da farkında.” Hepsinin başında devlet var. Bu yaklaşım, Van’da yaşananların iktidar cephesinde yol açtığı paniği gösteren bu yaklaşım çok basit. Ne diyor? “Tamam, millî irâde iyi güzel; ama bir yerden sonra önemli olan devlettir, devlet bunu biliyor, devlet buna izin vermez”. Bakın, Türkiye sağı hep şunu söyler: “Biz millete hizmet için geliyoruz” der. Burada devlete hizmet etmeye mahkûm bir millet ve toplum gçrüntüsü çiziliyor. Buradaki husus bana açıkçası şunu hatırlattı — yaşı erenler bilir, ermeyenler de en azından okumuşlardır, duymuşlardır: Doğu Bloku vardı dünyada, Doğu bloku çatır çatır çöktü; Polonya’da, Macaristan’da, Çekoslovakya’da, Romanya’da, her yerde çöktü. Ve bunların büyük bir kısmı halk hareketleriyle çöktü, halkın artık sistemi karşısına almasıyla çöktü. Ve o sırada, bu ülkelerin yönetim kademesindeki insanlar genellikle şunu dediler: “Bu halk, bu insanlar, bu ülkeyi” –diyelim ki Macaristan’ı ya da Polonya’yı– “Batı’ya köle etmek istiyorlar, ama devlet buna izin vermez”. Devlet adına konuştular, toplumu direkt olarak karşılarına aldılar. Burada da böyle bir yaklaşımı görüyoruz. Hem dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iftarda yaptığı konuşma; ama esas bu yazılı metin, Mehmet Uçum’un yazılı metni bize, “Aslında mesaj aldık” diyenlerin, çok da mesajı almaya niyetli olmadıklarını; toplumun, milletin önüne devleti koymaya ve onun önünü devletle, devletin imkânlarıyla kesmeye çalıştıklarını gösteriyor. Tabiî burada çok ilginç bir ayrıntı var. Tevâfuk mu diyorduk? Denk gelme… Bu satırları yazan kişi, geçmişte İslâmî hareketten filan gelmiyor, kendisi Sovyetler Birliği çizgisini savunan Türkiye Komünist Partisi’nden gelen bir isim. Sonradan AKP’ye ve Erdoğan’a katıldı. Yani zamânında nasıl o sistemin çöktüğünü kabul etmeye yanaşmıyorlarsa, şimdi de Türkiye’deki sistemin çöktüğünü, toplumun bunu aştığını, bu devletin otoriter, baskıcı ufkunu aştığını kabul etmek istemiyorlar. Ve neyle tehdit ediyorlar? Devletle. “Millî devlet irâdesi haddini bildirir. Bunu böyle okuyanlara millî devlet irâdesi haddini bildirir.” Bir de tabiî çok ilginç bir şey var. Van’dan nasıl bahsediliyor? “Nihâyetinde, hukukî süreç kişinin lehine sonuçlanmıştır.” Kişi kim? Abdullah Zeydan. Van halkının %55’inin oy verdiği birisi. Siz bu kişiyi beğenmeyebilirsiniz, ama sonuçta millî irâde diyorsanız, %55’in oy verdiği kişinin bir adı var, onun adı Abdullah Zeydan. Siz devlette bulunmanın verdiği ve oraya tabiî ki halkın oylarıyla değil Erdoğan’ın atamasıyla gelmiş birisi olarak, bu kibirle halkın, Van halkının %55’inin oyunu kazanmış kişinin adını bile söylememe gibi bir kibre gittiğiniz zaman, bu bir yerde gelir tıkanır. Bunu özellikle vurgulamak lâzım. Dünyanın en güçlü görülen otoriter rejimleri ya da diktatörlükleri, bir yerden sonra, halkın taleplerini gözetmedikleri andan îtibâren, kimisi hızlıca kimisi kademe kademe târihe kavuştular. Yani dünün Macaristan’ı, Romanya’sı, Polonya’sı… Çekoslovakya’sı diyeceğim, Çekoslovakya diye bir ülke kalmadı. Yugoslavya’sı diyeceğim, Yugoslavya diye bir ülke kalmadı. Bütün bunlar… Sovyetler Birliği zâten kalmadı. Bütün bunların nasıl dağılmış olduğunu görüyoruz ve buradaki dağılmanın, her ne kadar iktidardakiler bunu dış komplo vs. diye anlatmaya çalışsa da halkın artık bir yerden sonra dur demesiyle olduğunu görüyorlar. Burada da benim gördüğüm, şu anda devlet içerisinde bu okumayı yapmamakta ısrar edenler var.

Hasan Osman: “Van’dakine benzer bir durum Adana Kozan’da da yaşanmıştı. Orada îtiraz edilmediği için ikinci partide kaldı başkanlık. Îtiraz edilseydi Van’daki gibi sonuç değişir miydi?” Olayı bilmediğim için inanın bir şey söyleyemiyorum.

Evet, Yakışıklı Borsacı Nominal Reis yine kendini gösterdi: “Sizce Van olayında CHP iyi bir sınav verdi mi? Dün bir Osmanlıcı ile otobüste konuştum, Mithat Paşa’yı hiç duymamış. Sizce Osmanlıcılığın geleceği kaldı mı Türkiye’de?” Ya bırakın şimdi Osmanlıcılık vs.’yi, böyle şeyler yok. Onlar çoktan târihe karıştı. CHP bence hiç de kötü bir sınav vermedi. İlk günden tavrını açıkça koydu ve oraya üç milletvekilini de yolladı. Orada gördüğünüz, DEM Partililerin yanında CHP’li milletvekili de bulundular. 

Rıfat Tarık Bey’in katkılarına teşekkür ediyoruz. Oya Hanım’ın da katkılarına çok teşekkür ediyorum.

Zıvistan: “Leyla Zana’nın Kürdistânî söylemleri DEM’in daha çok belediye kazanmasında etkili oldu mu?” Leyla Zana’nın söylemleri daha çok batıda DEM’in daha fazla oy almasına yönelikti. Bunda etkili olmadı. Bölgedeki oy durumuna baktığım zaman, gerileme değil kısmî bir artış görüyorum. Ülke genelinde iktidardan uzaklaşmayla ilişkili bir şey bence bu.

“Bu geri adım sizce bir iktidar kaybetme korkusu mu? Ben bunu tamâmen değişimin fitili olarak görüyorum.” Evet, bu geri adım bir şeyleri işâret ediyor; ama hep böyle sürecek diye bir olay yok. İlk günden bir şey denendi, başarısız oldu ve millî irâdeye sahip çıkanlar –bakın, bizim gibi solculara bile “milli irâde” lâfı ettiriyor Türkiye’nin sağcıları; bu da garip bir olay olarak kayda geçsin–, millî irâdeyi savunanlar milli irâdenin üzerine devleti koymaya çalışanlara karşı bir inisiyatif kazandı.

Veysel Abaoğlu: “Muhâlefetin yerel seçimlerden çok güçlü çıkması, hele ki büyükşehir belediyelerini, belediye meclislerinin tamâmını kazanması önümüzdeki genel seçimlere hazırlanması anlamında çok büyük bir fırsat mı?” Fırsat ötesi bir durum. Bunları dün ve önceki günkü yayınlarda da bayağı bir konuştuk. Bu çok çok büyük bir fırsat.

Deniz Duman: “Bu seçim sonuçlarına rağmen DEM Parti ileri gelenlerinin Erdoğan’la yeni bir çözüm süreci talebi devam eder mi?” Burada sanki tersi olabilir belki. Yani Erdoğan gücünü toparlamak için bir çözüm süreci demeden de Kürtleri tekrar kazanma yolunda belki adım atar. Az bir ihtimal; ama şu hâliyle kaybetmiş olan bir Erdoğan’la işbirliği yapmaya çalışmak DEM Parti için çok doğru bir strateji olmayacaktır herhalde. 

Emin Algüneş: “Taşıma oylar yeteri kadar gündem olmadı. En az Van olayı kadar vahim bir durum değil mi?” Yani belli ölçülerde konuşuldu. Ama meselâ Ağrı’da çok taşıma oldu dendi. Sırrı Sakık, biliyorsunuz, bayağı açık açık insanlarla tartıştı filan orada. Ama Ağrı’yı yine DEM Parti kazandı. Bir Şırnak’ta çok etkili olduğu yolunda şeyler duyuyorum. Ama bunu birilerinin gündeme taşımasıyla olabilecek hususlar.

Nashar: “Sizce bu denli bir tepki çıkmasaydı, halk sokağa inmeseydi, YSK yine aynı karârı verir miydi?” Vermezdi, kesinlikle vermezdi. “Ben yaptım oldu” olayı olurdu ve hattâ devâmı gelirdi. Şu hâliyle, bu tepkiler nedeniyle geri adım atıldı. Yoksa çok uyduruk bir gerekçeyle Abdullah Zeydan’ın elinden belediye başkanlığı alınmıştı.

“İstanbul’da en çok hangi ilçe şaşırttı?” Bunu arkadaşlarımız YouTube’da soruyorlar, sizlerden cevap istiyorlar. Beni en çok şaşırtanı düşünüyorum da… Yani Üsküdar’a çok şaşırmadım, bekliyordum; ama açıkçası Beykoz’a şaşırdım, gerçekten Beykoz’a şaşırdım. Sancaktepe’ye şaşırabilirdim; ama seçimden önce gittim ve CHP’nin nasıl çalıştığını gördüğüm için Sancaktepe’ye de şaşırmadım. En çok şaşırdığım Üsküdar ve tabiî ki Beyoğlu. Beyoğlu hakîkaten 30 yıl boyunca Refah Partisi vs.. böyle devam etti. Ben de hayâtının önemli bir bölümü Beyoğlu’nda geçmiş, Galatasaray Lisesi’ni yatılı okumuş birisi olarak kendimi Beyoğlulu olarak da görürüm. Ama Beyoğlu, biliyorsunuz, İstiklâl Caddesi’nden ibâret değildir. Mahalleleri vardır: Kasımpaşa, Hasköy gibi. Oralarda CHP’nin kazanmış olması –ki adayla çok alâkalı olduğunu söylüyorlar– gerçekten şaşırtıcı ve tebrik etmek gerekir.

Muharrem Palaz demiş ki: “Ekrem İmamoğlu’nun ‘Van’da yaşananlar tam bir garâbet. Haksızlığı görüp de susan dilsiz şeytandır’ sözü çok önemlidir.” Evet, gerçekten önemli. Ekrem İmamoğlu Van konusunda iktidârı şaşırtacak şekilde net bir duruş sergiledi.

Kemal İslim: “Numan Kurtulmuş’un ‘Meclis’te 1921 Anayasası’nın rûhuyla bir değişiklik yapalım’ sözü için ne düşünüyorsunuz? Van’daki geri adımla bağlantılı mıdır, bireysel bir fikir midir?” Artık iktidârın, AKP’nin bir yeni anayasa yapmaya ne fazla bir gücü var ne de bir meşrûiyeti var. CHP’yi ve DEM Parti’yi katmadan bir anayasa yapmaları mümkün değil, ben öyle düşünüyorum. Yani halkoyuna sunmak filan… Belki Gelecek, Saadet, DEVA’dan, İYİ Parti’den milletvekili aparırlar; ama seçmen aparamayacaklar. Dolayısıyla bu yeni anayasa meselesinin bu dönemin meselesi olabileceğini çok fazla sanmıyorum.

Badem: “Son seçimlerde bir ezber daha bozuldu diyebilir miyiz?” Çok ezber bozuldu. Benim pazartesi günü yazdığım bir yazı var. 10 noktayı yazdım ben, “10 tâne tekzip edilen tespit” dedim, yani ezber — ki bunların bâzılarını ben de açık açık söylüyordum. Yani elimizde kaldı o ezberler, çok ezber bozuldu. Meselâ bugün Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı uzun seçim değerlendirmesini okudum. Davutoğlu ya gerçekten seçimde ne olduğunu anlamamış… anlamadığını sanmıyorum; ama kabullenmiyor. Çok garip bir şekilde bu seçimi CHP’nin kazandığını kabul etmeme ısrârı çok acâyip bir şey. 

Hasan Osman: “Akşener sizce bu saatten sonra partinin başında kalabilir mi?” Hasan Bey, bu saatten sonra o parti kalır mı diye de sorabilirsiniz, ama o partinin bir meclis grubu var ve Hazîne yardımı alıyor. O yüzden kalacak, ama Akşener’in kalma ihtimâlini görmüyorum.

“Sizce CHP, AKP’nin Van olayı gibi girişimlerine hangi yolla direnirse hem etkili olur hem de antipati toplamaz?” Bilmiyorum. Şu an Van’da meselâ DEM Parti’nin sergilediği duruşa onlar da bir destek verdi. Başka olaylarda da başka şeyler yapacaklardır. Bugün Ekrem İmamoğlu’nun Saraçhâne’de yaptığı konuşmaya bakın. Meselâ ne diyor Erdoğan’a? éEvet, sizinle görüşürüm, ama sandalye kırık olmayacak” diyor. Yani kendini ezdirmeden bir ilişkiyi söylüyor; çünkü çok net bir gücü var artık. Bu güçten güç alarak duruş sergilerse başarılı olur.

Muhâlefet cephesinde şu âna kadar gördüğüm, CHP’yi tebrik eden bir Muharrem İnce var. Açık açık CHP’yi tebrik eden kimse görmedim. Meselâ demin Ahmet Davutoğlu da olduğu gibi. Meral Akşener zâten tebrik etmedi. Diğerleri de etmedi. İktidardan da doğrudan CHP’yi tebrik eden yok. Tabiî ki “kazananlara” falan diyorlar, ortaya bir şey söylüyorlar. Meselâ Muharrem İnce kaybettiği zaman Erdoğan’ı da tebrik etmişti. Burada da tebrik etmiyorlar. Ama bu seçimin galibinin CHP olduğu gerçeğini gizlemeleri mümkün değil. Türkiye’de özellikle sağ, CHP’yi bir %25’e kitleme derdindeydi. Bunun böyle olmadığını görünce, ellerinden oyuncakları alınmış çocuklar gibi çok kötü durumda kaldılar.

Çağlar Yıldırım: “İktidar bu kadar basit hatâları nasıl düşünmeden yapabiliyor anlamıyorum. Acaba tükenmişliğin sonucu mu, yoksa başka çâreleri mi kalmadı?” Hem o hem o; hem de daha önce yaptıkları zaman, bunlar hatâ değil iktidârın adımları olarak görülüyordu.

Özgür Işık: “Van olaylarında Selahattin Demirtaş’ın Erdoğan’a çağrısının bir etkisi var mıdır?” Erdoğan, Selahattin Demirtaş çağrı yaptı diye böyle bir şey yapmaz. Fakat sonuçta Selahattin Demirtaş’ın dediğinin olması, Selahattin Demirtaş’a artı yazar.

“İmamoğlu ve Yavaş 10 aydır yan yana gelmiyor veya fotoğraf vermiyor. Sizce bu sâdece tesâdüf mü, yoksa bilinçli bir ayrışma mı?” Böyle bir şey olduğunu bilmiyorum ve sanmıyorum. Birbirleriyle bilinçli bir şekilde ayrı durduklarını da düşünmüyorum. Ama bu, her şeyi birlikte el ele yapacakları anlamına da gelmez. Fakat şu âna kadar böyle bilinçli bir şekilde ayrı durduklarını açıkçası düşünmüyorum.

Yiğit Gülmez: “Ruşen Bey, Erdoğan kadar kuvvetli olmasa bile, bir İmamoğlu kişilik kültünün oluşuyor olduğunu söyleyebilir miyiz?” Evet, söyleyebiliriz. Erdoğan da ilk başladığında çok güçlü değildi, zamanla inşâ etti. İmamoğlu da pekâlâ zamanla bunu inşâ edebilir.

Arda: “Van’da hukuka dönülmesi, Erdoğan’ın 2013 sonrası sertleşen politikalarında bir vites düşürme işâreti olabilir mi? Erdoğan’ın 2028’e kadar 2002-2013 arası versiyonuna dönme ihtimâli var mı sizce?” Olabilir. Bilmiyorum açıkçası. Yani şunu söyleyeyim: Tabiî hep Erdoğan’a bakıyoruz, ne yapabilir filan diye; ama artık Türkiye’nin kaderini Erdoğan’ın belirleme imkânı bence çok yok.

Yeşim Hanım’a teşekkür ediyoruz katkıları için.

“Yavuz Ağıralioğlu’nun kuracağı parti daha kurmadan öldü diyebilir miyiz son seçimle?” Şimdi biliyorsunuz, benimle yayında ne demişti? “Muhâlefetin selâsı okundu, bu seçimde cenâze namazı kılınacak” demişti, olmadı. Diğer yandan da CHP’yi hiçbir şekilde önemsemedi. Sağa bakıyordu, İYİ Parti’nin çözülmesine bakıyordu ve anladığım kadarıyla iktidârın güçlü çıkacağına bakıyordu. Olmadı. Yavuz Ağıralioğlu, Türk sağının bu kadar çuvalladığı bir seçimden sonra ne diyerek yeni bir parti kuracak ve câzibe merkezi olacak? Açıkçası çok emin değilim.

Yakışıklı Borsacı hem katkıda bulunmuş hem de benim tevâfuka lâf söylemiş: “Denk gelmedir, ama hoş ve zarif bir biçimde uyum içinde olma demektir. Latîfâne bir hikmet vardır. Bu bahiste uymadı pek”. Önemli değil, ben söylemiş oldum.

Erhan Bahar çok güzel bir şey sormuş: “ ‘Seçmenin de bir fikri olabilir, o fikrin ne olacağını biz siyâsetçiler söyleriz’ dönemi sona erdi mi sizce?” Yani demin okuduğum uzun alıntıda Mehmet Uçum’a göre, “Biz yüce Türk Devleti sizin için neyin iyi olduğunu söyleriz” diyordu. O devir kapandı, o devir kesin kapandı.

Cebrail Özdemir: “Yıllar önce İMC TV’de, çözüm süreci yürütecekse CHP ile AKP arasında Kürtlerin CHP’yi seçeceğini söylemiştiniz, yine aynı noktada mısınız?’’ Cebrail Bey, nasıl hatırlıyorsunuz? Maşallah. Bu benim çok öteden beri söylediğim bir şeydir ve bunda da referansım o târihlerde Kandil’de PKK yöneticileriyle yaptığım farklı röportajlardır. Onların AKP’ye hiç güvenmeyip CHP’ye daha sıcak baktıklarını da görmüştüm. Oradan da hareketle söylenen bir şeydir. Yine aynı noktadayım.

Ertan Dursun: “Zafer Partisi neden yükseliş gösteremedi? Sizce halkımız düzensiz sığınmacı veya kaçak sorununu önemsemiyor mu?” Bunu önemsiyor bence; ama Zafer Partisi’ne fazla güvenmiyor diyelim ya da yerel seçimde Zafer Partisi’nin bir şey yapabileceğini görmediler. Zafer Partisi, “Ne olursa olsun oyunuzu bize verin” diye onları iknâ edememiş. Yani şöyle tahmin ediyorum: Genel seçim olsa Zafer Partisi’ne oy verebilecek kişilerin önemli bir kısmı, Zafer Partisi yerine galiba CHP’yi tercih etmiş. 

Ahmet Görür: “CHP artık merkez parti oldu. ANAP’a benzer bir hal aldı diyebilir miyiz Ruşen Bey?” Diyemeyiz. CHP merkezde, ama CHP kimliğiyle oldu, ANAP’a benzetmek doğru olmaz. Sağ yerine sola referansı daha fazla olan bir parti. Daha kitleselleşen, daha farklı kesimlerin… Yani şöyle söyleyeyim: Sağcıların artık eskisi kadar nefret etmediği bir partiye dönüşüyor.

Darth Maul: “Yeniden Refah Partisi’nin tavan oyunu kaç olarak görüyorsunuz?” Bakın, bu tavan oyu meselesi aldatıcı. Zamânında Refah Partisi yükseldiği zaman da “%7’yi aşamaz, %10’u aşamaz” diye diye nerelere kadargeldi… Yeniden Refah Partisi’nin şu anda aldığı oy çok başarılı bir oy. Önümüzdeki seçimde, yapılacak ilk Meclis seçiminde barajı rahatlıkla aşacağını söyleyebiliriz ve çok sayıda milletvekili çıkaracaktır. Şu hâliyle üçüncü parti olarak gözüküyor, ama yerel seçim olduğu için böyle olabilir. Genel seçimlerde DEM Parti’nin ardından gelebilir. Ama eğer AKP’deki çözülme iyice artarsa, o zaman çok daha farklı bir şeyle karşılaşabiliriz.

Munise Hanım: “Mühürsüz oyların kabul edildiği 2017’de Van’da yapılan protesto gibi olsaydı ne olurdu?” Hiçbir şey olmazdı. Onlar artık geçti, kaldı, onlara bakmayın artık. 

Ömer Faruk Babademez: “Sizce Türkiye’nin 2028 öncesi parlamenter sisteme geçmesi muhâlefet için Erdoğan’ın oyununa gelmek mi olur, yoksa olabildiğince erken geçiş yapmak mı gerekir?” Bence bir an önce geçmekte yarar var. Artık bu hâliyle, Başkanlık Sistemi de olsa Parlamenter Sistem de olsa, şu hâliyle Erdoğan’ın buradan istifâde etme şansı çok fazla kalmış değil.

Murdock: “İYİ Parti’nin oy aldığı sosyoloji genel seçimde CHP’ye oy verir mi? Sizce muhâlefetin iyiliği için güçlü bir sağ partiye ihtiyaç yok mu?” Yani o güçlü sağ parti… Bakın, bugün İYİ Partili, çekirdekten ülkücü bir arkadaşımla sohbet ettim uzun uzun. CHP’ye oy vermiş ve gururla söylüyor bunu. Çok arkadaşının da böyle yaptığını söylüyor. İYİ Parti’de de bir gelecek görmüyor. İYİ Parti bir ara %15’i aşıyor, %20’ye yaklaşıyor vs. filan gibi şeylerden geçti ve sonra dağıldı gitti. Demek ki Türkiye’de çok da fazla güçlü bir sağ partiye filan da ihtiyaç yok. AKP var. AKP’nin karşısında güçlü bir merkez sol partiye ihtiyaç varmış. CHP de o oluyor şu anda.

Şükrü Yıldız: “Yeni anayasa konusunda katılmıyorum size. AKP anayasayı değiştirip Erdoğan’ı tekrar yeni lider olacak bir seçim sistemi ve yönetim sistemi inşâ etmek isteyecektir.’’ Şükrü Bey, iyi güzel, tamam isteyecektir de… istemekle olsaydı zâten bu seçimde İstanbul’u da alırdı. Onun istemesine niye bakıyorsunuz? Yani artık “AKP, Erdoğan ne isterse o olur” dönemi kapandı.   

İlknur Hanım: “Ömer Taşpınar’ın ‘Avrupa fazla ilgilenmiyor bu seçim sonuçlarıyla’ söylemine katılıyor musunuz? Ben Almanya’da yaşıyorum. Sıradan insanlar bile bunun umut verici, şaşırtıcı bir demokrasi dersi olduğunu söylüyor”. Şu anlamda Ömer haklı: Seçim öncesinde çok ilgilenmiyorlardı, seçim sonrasında çok ilgileniyorlar. Yani, “Nasıl olsa Erdoğan kazanır” diyorlardı. Erdoğan kazanmayınca bayağı bir ders çıkardılar.

Ertan Dursun: “Sence Kürt sorununu nasıl çözeceğiz? Askerî mücâdele ile bitmiyor. PKK şüphesiz o bölgede halkın desteğini de alıyor. Çözüm süreci meselesi de Türkiye aleyhine çok yıkıcı oldu. Bu iş nasıl olacak?” Bu iş demokratik yollarla, Meclis’i merkez alarak olabilir, bence olur. Yeter ki bu konunun sürmesini isteyenler eskisi kadar güçlü olmasın ve halkı istedikleri gibi yönlendirme imkânına sâhip olmasınlar.

Mustafa Onur: “Dünkü Van krizinin aşılmasında CHP’nin Türkiye haritasının rengini değiştirmesinin bir etkisi var mı?” Bence var, tabiî ki var Mustafa Bey. Zâten bunu konuşuyoruz, olay bu.

Cem Nacar: “Parlamenter Sistem’e geçiş teklifinin CHP’den gelmesi doğru bir hamle olur mu?” Olur tabiî. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem diye bütün şeyi oraya yatırdılar.

Hasan Osman: “Başak Demirtaş aday olarak kalsaydı yine de İmamoğlu seçimi kazanabilir miydi?” Kesinlikle kazanırdı ve bu da Başak Hanım için çok kötü olurdu. Bir şekilde kim onu vazgeçirdiyse ona iyilik yapmış, öyle diyelim.

“İlk kayyum hatâsında bu birlik, mücâdele ve dayanışma tekrar yaşanır mı?” Muharrem Bey soruyor. Kayyum atanır mı bilmiyorum. Atanırsa muhakkak tepki olacaktır, onu da söyleyeyim. “Sınır ötesi operasyon ortamında siyâsetçiler suskun kalıyor.” Bir daha öyle olur mu ona da emin değilim. CHP’nin artık böyle sınır ötesi operasyonlarda kraldan çok kralcı pozisyon alacağına da emin değilim.

Mustafa Bey demiş ki: “Ruşen Bey badem bıyık bırakacaktı. Seçimden sonra karârını değiştirdi.” Bakın, ben yıllardır, 40 yıldır İslâmcılık üzerine çalışıyorum. Hayatta hiç öyle bir şeyim olmadı. Ne fırsatlar vardı önümde, o zaman bile bırakmadım. Yok ya, ne işim var badem bıyıkla?

“Van olaylarında Mansur Yavaş’ın sessizliği için yorumunuz?” Şaşırmadım. Ses çıkarsaydı şaşırırdım.

“Seçim sonuçları ve Van olayı sınır ötesi operasyonları etkiler mi?” Çetin Sert demiş. Şimdi sınır ötesi operasyon, yani Suriye’de Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin bir varlığı var. Yeni operasyonlar olup olmayacağı tartışması var. Olması kolay bir şey değil. Hele Kandil’e kara harekâtı yapılması kolay değil. Onu çok konuştuk. Seçim sonuçlarının buna bir etkisi muhakkak olur. Seçim sonuçlarının yarattığı olumsuz havayı kırmak için Erdoğan sınır ötesi operasyon, başarılı bir sınır ötesi operasyon yapmak isteyebilir; ama o belki bir süreliğine insanları heyecanlandırır, ama çok da fazla dertlerine derman olmayacaktır. Dolayısıyla bunların çok fazla gündemde olacağını düşünmüyorum. Ama tabiî ki Erdoğan şu anda elindeki devlet imkânlarıyla bunları yapmayı düşünebilir. Ona bunları yapmanın doğru olduğunu söyleyen danışmanları falan da herhalde vardır.

Görken Bey demiş ki: “Anadolu insanı sağcıdır denir hep, ama CHP’yi birinci parti yapan da bu kitle. Bu durumda gerçekten sağın solun önemi kalmadı diyebilir miyiz?” Hatırlayanlar olacaktır. Ben Kayseri’de Kılıçdaroğlu’nu izlemeye gittiğim zaman, geçen seçim öncesi, “Aradığınız Anadolu irfânına şu anda ulaşılamıyor” diye bir yayın yapmıştım ve ondan sonra da seçim sonuçlarına bakıldığında da birçok insan benimle dalga geçmişti. Bence artık o defterler kapanıyor. Belli ki son cumhurbaşkanlığı seçimi Kılıçdaroğlu’nun da etkisiyle son demiymiş. Artık bu “Türkiye sağcıdır”, “Türkiye’de Anadolu irfânı” dedikleri, aslında sağcılığın bu hâkimiyetini bu seçim büyük ölçüde kırdı. CHP’nin %38’e yaklaşması olacak iş değil yani. Dolayısıyla birçok şey değişti ve değişecek, öyle gözüküyor.

Çağatay Karakoç’a hediye ettiği 10 Medyascope üyeliği için teşekkürler.

“Mansur Yavaş yapılacak ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin desteğini almadan aday olabilir mi sizce? Bu özgüven var mıdır kendisinde?” Şu anda çok erken, ama Türkiye’de sağın, işte demin söylediğimiz “Anadolu irfânı”nın cumhurbaşkanı adayı olma ihtimâli bence var.

Niyazi Dülger: “Ruşen Bey, sizce CHP tarafından erken seçim talep edilmeli mi?” Bunu Yeniden Refah Partisi dile getirdi. Vallahi olabilir, neden olmasın? Tabiî onların istemesiyle olacak bir şey değil.

Kent Kenter’in desteklerine de çok teşekkür ediyoruz.

Armağan Yıldız: “Cumhurbaşkanı’nın yurtdışı temaslarından sonra Marmaris’teki yazlığına gideceği ve bâzı kararlar alacağı söyleniyor. Ruşen Bey, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” Bunu daha önce de çok yaptı, yine yapabilir. Tabiî o kararların ne olacağı önemli olacak. Bekleyelim. Yani bir şeyler yapması lâzım Erdoğan’ın. Çok radikal birtakım değişiklikler yapar mı, nasıl yapar? Açıkçası bunları öngörmek çok mümkün değil. Ama şu hâliyle Erdoğan’ın bu yenilginin ardından yeni bir galibiyet elde etmesi mümkün gözükmüyor. Herhalde o da bunu görüyordur. Onun için kararlar vermesi çok anlaşılır bir şey, ama bu kararların ne olacağını söyleyemiyorum. Yine dönüp dolaşıp sertleşme, yumuşama gibi şeyler gelecek akla. Ama kadrolarını yenilemesi lâzım, kimleri koyacak? Müttefiklerini yenilemesi lâzım, kimleri alacak, kimi alacak yanına? Yani şu seçim sonucuna bakılırsa kim Erdoğan’ın yarasına merhem olur? Yeniden Refah Partisi mi? Yeniden Refah Partisi, Erdoğan’ın yaralı hâlinden besleniyor. Ona niye destek olsun? İYİ Parti meselâ, Meral Akşener ve arkadaşları bir şekilde diyelim ki Erdoğan’la ittifak yapsa ne olacak ki? Hiçbir anlamı yok.

Hüseyin Olgunelma: “Mazbataların verilmemesi veya tekrar tekrar sayım yapılmasının asıl nedeni nedir?” Bu bir hazmetme meselesidir. Yani kabullenemiyorlar. Meselâ Kayseri’de gördünüz, MHP’li milletvekili nasıl ana avrat küfrediyor. Kayseri Pınarbaşı’nda CHP kazanıyor, çok ağırına gitmiş yani, kabullenemiyor.

“İmamoğlu 2028’de cumhurbaşkanı seçilirse Güçlendirilmiş Parlamenter Rejim’i gündeme alır mı, yoksa bu şekilde yoluna devam eder mi?” Bence Parlamenter Sistem gündeme gelir.

“Erdoğan’ın aday olacağını sanmıyorum, başkası olur” demiş Murat Kül. Bugün îtibâriyle evet, zor.

Erdem Şahin’in üyelik hediyelerine de teşekkür ediyoruz.

Bakıyorum, her şeyi konuştuk galiba. Zafer Partisi’ni de konuştuk.

Oya Hanım demiş ki: “Van çok güzel bir şey yaptı. Dün akşamki sevinçleri ve şehri temizleme görüntüleri çok sempatikti. Bir grup arkadaşım korkuyla bakıyor o bölgeye, ne yapsam onları iknâ edemiyorum. Ne yapmalı?” Vallahi atlayıp Van’a gitsinler. Van çok güzel bir şehirdir. Ben ne zaman gittiysem çok memnun kaldım, çok mutlu oldum, hep güzel hâtıralarla ayrıldım. Aslında Güneydoğu’nun her yeri çok çarpıcı. Ama tabiî ki en çok Mardin. Yani kusura bakmasın diğer illerde yaşayan arkadaşlar, ama Mardin bir başka. Ama Van da Diyarbakır da Hakkâri de, hepsinin ayrı bir güzelliği var. Orada insanları, meselâ benim bir akrabam, genç bir çocuk bu konularda çok “şey”di –ne derler?– Kürt meselesi konusunda çok tedirgindi. Askerde meselâ Kürt arkadaşları olunca –çok acı ama– “Ya, onlar da benim gibi insanlarmış” demişti. Bu bilmemekten, tanımamaktan, önyargılı bakmaktan kaynaklanan bir şey ve tabiî ki siyâsetçiler de bunu çok ulu orta kullanıyorlar, provoke ediyorlar. 

Derya: “Sizce bir bütün olarak bundan sonraki süreçler için de sarı öküz hikâyesi anlaşılmış ve idrak edilmiş midir?” Şimdi sarı öküz hikâyesini anlatmaya kalkmayalım. Evet, yani bir şeyler değişiyor; ama ne, ne kadar değişti açıkçası şu anda bilemiyorum.

Armağan Yıldız: “İstanbul ve Ankara için vitrinde olmaya râzı edilenleri ve profilleri düşününce, Erdoğan’ın elinde, emânet edebileceği düzgün kimse kalmadığını görüyoruz diyebilir miyiz?” Bugün “Murat Kurum’un kazanması zâten çok zordu” filan demek kolay. Ama ilk başta, ilk adaylığı açıklandığı andan îtibâren karizma sorunu, siyâseti bilmeme vs. birçok şeyi söyledik, yaptığı gaflar, şunlar, bunlar. Evet, gerçekten Erdoğan’ın elinde çok kadro yok. Turgut Altınok meselâ, acayip fark yedi. Hamza Dağ farklıydı, değişik bir örnekti İzmir’de; ama bir önceki seçim kadar bile oy alamadı, çok ilginç.

Altay Erkan: “CHP’nin DEM’le işbirliği içinde gözükmesi genel seçimlerde ters tepmez mi?” Bunlar da artık geride kaldı. O kadar şey yaptılar; yok işte Kandil İttifâkı, uzlaşısı dediler, şu dediler, bu dediler. Şimdi CHP, DEM ile işbirliğini niçin yapıyor? Halkın seçtiği bir belediye başkanının mazbatasının verilmesi için. Bunda bir sorun yok yani. Bundan çok rahatsız olacaklarını sanmıyorum.

“Erdoğan iç hesaplaşma yapar mı?” Yapar. Ama sonuçta bakın, bu yenilginin sorumlusu Erdoğan, Erdoğan’ın kendisi. Yani şuna buna bir sorumluluk bulabilir, yeterince çalışmadınız, şudur budur diyebilir; ama esas sorumlu Erdoğan. Bunu kabul etmediği müddetçe bu olayı aşamaz. Şimdi eğer fırsat bulursam, bugün bayağı yoğun işlerim var. Tarîkatlarla ilgili bir yayın yapacağım saat 16.30’da. Nasıl topa girip –ne denir ona?– rezil olduklarını açıkçası… Yani burada kendilerini angaje ettilerbiliyorsunuz. Onunla ilgili bir yayın yapacağım. Ama bir de şöyle bir şey var. Bir dakika, o fotoğrafı bulabilirsem… Çok çarpıcı bir fotoğraftı. Arnavutköy fotoğrafını gördünüz mü? Onu paylaşmıştım. Arnavutköy Kent Lokantası. Evet, bir tweet atmıştım. 28 Mart’ta bir tweet atmıştım. Arkadaşlarım bakalım bunu gösterebilecekler mi? Onlara şimdi yolluyorum. Şöyle bir tweet atmıştım: “Bu resmi bir arkadaşım Arnavutköy’de Kent Lokantası açılışında çekmiş” diye bir tweet atmıştım, o kadar. 504 bin etkileşim almış. Gösterebilirlerse o fotoğrafı bakalım. Evet, bu fotoğraf üzerine bir yayın yapmayı düşünüyorum, belki bugün yaparım. Şimdiden ama, ne deniyor ona; spoiler vermiş olayım. Bunu neden söylüyorum? Çünkü, hani Erdoğan iç hesaplaşma yapar mı? Erdoğan, ondan şunun bunun hesâbını sorar mı? Sorar. O bakanı görevden alır, bunun yerine şunu getirir, şunu grup başkanvekilliğinden alır, bunu bilmem ne yapar… Açıkçası ödüllendireceği kimse yok, cezâlandıracağı kişiler var. Ama olay burada yanındaki insanların nasıl davrandığı meselesi değil. Burada esas mesele kendisinin ne yaptığı ya da ne yapamadığı meselesi. Şimdi bu sözünü ettiğim fotoğrafa bakıldığı zamân, işte yapmayı düşündüğüm yayında onu anlatmaya çalışacağım; Ekrem İmamoğlu artık Erdoğan’ın yapamadığı bir şeyi yapıyor. Nedir o? İnsanların içinde… Evet, görüyorsunuz. Bir akşam vakti. Arnavutköy’ü yine AKP kazandı, CHP îtiraz etti ama AKP kazandı. Bir akşam vakti gidiyor oraya ve bu fotoğrafı çektiriyor. Ben bunu koyunca, iktidar yanlısı çok kişi benimle dalga geçti: “Bunların çoğu koruma. Burada 50-60 kişi var, bilmem ne” filan gibi. Hattâ o tweet’i bulursanız, tweet’in altında bunları göreceksiniz, ettikleri lâfları göreceksiniz. Ama öyle değil! Çünkü bu fotoğraf bana şunu gösterdi: Ben Erdoğan’ı Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olduğundan beri tanıyan bir gazeteciyim. Eskiden Erdoğan böyleydi. Şimdi İmamoğlu böyle. Çok ilginç bir şey var. Dolayısıyla siz birilerini cezâlandırarak, şunu yaparak, bunu yaparak, hesap keserek, şunu bunu yaparak bu işi halledemezsiniz. Buradaki mesele esas olarak sizin artık neyi yapamadığınız.

Serkan Bey: “Demek ki Adıyaman Menzil’in pek bir etkisi yokmuş Adıyaman’a. Çünkü Adıyaman için Menzil tarîkatının merkezi diyorlardı, değilmiş demek ki.” Ya, o konu karışık. Şöyle: Yani Menzil tamam, ama Adıyaman’da yaşayanların çoğunun Menzilci olduğu doğru değil. Menzil orada merkez ve Türkiye’nin dört bir tarafından ve Avrupa’dan oraya tarîkat mensupları ziyârete gidiyor, orada alışveriş yapıyor tabiî ki; ama şöyle bir husus var, bugün onu 16.30’daki yayında anlatacağım; Menzil Tarîkatı’nın, o Menzil köyünün Adıyaman belediyesine ihtiyâcı var. Ve öyle bir şey yaptılar ki; gittiler, desteklerini Cumhur İttifâkı’na verdiler ve Adıyaman da CHP’ye geçti. Ve CHP’li Belediye Başkanı ilk ne dedi biliyorsunuz: “Adıyaman’ın imkânları artık Menzil’e değil, halka gidecek” dedi.

Sinan Bulduk: “17 Nisan’da Selahattin Demirtaş’ın duruşması olacak. Sizce sonuç ne olacak, serbest bırakılacak mı?” İnşallah bırakılır, umarım. Çoktan bırakılmış olması gerekiyordu. Türkiye’nin Selahattin Demirtaş’a ihtiyâcı var, bunu daha önce de söyledim. Sadece DEM Parti’nin değil, tüm Türkiye’nin ihtiyâcı var. Türkiye’de siyâsete daha kalite gelmesi için ihtiyâcı var. Ama açıkçası serbest bırakılacağı konusunda çok umutlu değilim. Umarım mahçup olurum.

Filommusika: “Ağrı ve Mardin gibi illerden ziyâde Van’da DEM Parti’nin mazbatasının verilmemesinde 2011’deki Van depreminden sonra Van’da el değiştiren sermâyeyi koruma refleksinin de etkisi var mıdır?” Yok. Bundan ziyâde Abdullah Zeydan’ın cezâevinde yatmış olması ve Selahattin Demirtaş’la yatmış olması ve daha öne çıkmış bir figür olmasının bence etkisi var. Yani sermâye meselesini bilmiyorum.

Emek Deniz Sancak: “Ruşen Bey, Beyoğlu’nun CHP’ye geçmesi Erdoğan’da nasıl bir etki yapmıştır?” Herhalde çok olumsuz bir etki yaratmıştır. Çünkü Beyoğlu, Kasımpaşa… Çok kötü olmuştur Erdoğan için, çok kötü olmuştur.

Evet, yavaş yavaş toplayalım. Başka bir soru var mı bilmiyorum.

“Adaylaştırılmayacağını bile bile Başak Hanım neden aday oldu? Arkada başka bir neden mi var?” Adaylaştırılmayacağını bilmiyordu bence. Ama sonuçta demin de söyledim; aday olsaymış çok kötü bir sonuçla karşılaşacakmış. Hani verilmiş sadakası varmış, öyle diyelim. 

Evet, çok teşekkürler hepinize. Yine güzel bir yayın oldu. 16.30’da “Bu faturayı İsmailağa, Menzil ve Cübbeli de ödeyecek” yayınında da sizi bekliyorum. Birazdan 15.00 yayınında arkadaşlarımız size İstanbul’un değişik yerlerinden bağlanacaklar. Van’a bağlanacaklar. Bütün gelişmeleri saat 15.00’teki yayında da izleyebilirsiniz. Hepinize çok teşekkürler. Söyleyeceklerimiz bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.