Ruşen Çakır, CHP kurultay davasının düşmesinin ardından eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tutumunu eleştirdi. Çakır, Kılıçdaroğlu’nun mahkeme sürecini sonuna kadar beklemesini “kendine yazık etmek” olarak niteledi.
Ruşen Çakır, 24 Ekim 2025’te yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Çakır, sabah saatlerinde casusluk operasyonlarının başladığını belirtti, gün içinde Necati Özkan, Ekrem İmamoğlu ve Merdan Yanardağ’ın isimlerinin geçtiğini aktardı. Çakır, akşam saatlerinde TELE1’e kayyum atandığını hatırlattı.
CHP kurultay davasının günün önemli gelişmelerinden biri olduğunu vurgulayan Çakır, beklentilerin tamamen farklı yönde sonuçlandığını söyledi. Mahkemenin davayı ertelemesi beklenirken doğrudan düştüğünü kaydetti. Çakır, bu kararın birçok kişiyi açıkta bıraktığını dile getirdi.
“Kılıçdaroğlu’nun siyasi hayatı tescillendi”
Çakır, Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi hayatının 2023 seçimlerini kaybettiğinde bittiğini savundu, kurultayı kaybetmesiyle bu durumun tescillendiğini vurguladı. Ancak Çakır, Kılıçdaroğlu’nun bunu kabullenmediğini ve dava sonucunu beklediğini belirtti.
Gürsel Tekin’in de CHP il binasında arkadaşlarıyla karar beklediğini aktaran Çakır, bazı isimlerin partiye el koyma hayalleri kurduğunu söyledi. Mahkemenin bir defteri kapattığını ve Kılıçdaroğlu’nun defterini de kapattığını ifade etti.

Emeklilik süreci eleştirisi
Çakır, Kılıçdaroğlu’nun kendine çok kötü bir emeklilik seçtiğini vurguladı, “Allah kimseye böyle bir emeklilik vermesin” dedi.
Kılıçdaroğlu’nun mahkeme ne karar verirse versin bu oyunun parçası olmak istemediğini söyleseydi farklı olacağını belirten Çakır, son ana kadar beklemenin hata olduğunu dile getirdi.
Çakır, Kılıçdaroğlu’nun mahkeme eliyle partinin başına geçse bile yapabileceği hiçbir şey olmadığını savundu. Kasım sonunda yapılacak olağan kurultaya hiçbir etkisi olamayacağını vurguladı. Kılıçdaroğlu’nun açıkça destekleyeceği hiçbir adayın olmayacağını söyledi.
Çakır, Özgür Özel’in karşısına adaylar çıkabileceğini ancak bunların “Kılıçdaroğlu’cu aday” olarak bilinmeyeceğini kaydetti, “Bu defter kapandı. Bu defteri Kılıçdaroğlu kapattı” dedi.

Yargı bağımsızlığı tartışması
Çakır, Türkiye’de adalet yürüyüşü yapan bir siyasetçinin yargının bağımsız olmadığını bilmemesinin imkansız olduğunu vurguladı. Kılıçdaroğlu taraftarlarının yargıya güvenelim söylemlerinin inandırıcılığının olmadığını söyledi.
15 yıl önce Deniz Baykal’ın ardından partinin başına geçen Kılıçdaroğlu’nun kendine hazin bir final seçtiğini belirten Çakır, bu durumu “kendine yazık etmek” olarak niteledi.
Videonun deşifresi:
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Dün çok acayip bir gündü: 24 Ekim 2025. Ben kırk yılın başında, yıllar sonra memleketime gitmiş ve orada eşimle, dostumla ve Hopa’nın, Kemalpaşa’nın güzellikleriyle haşır neşirken Türkiye’de peş peşe çok önemli gelişmeler yaşandı. Önce sabah biliyorsunuz yeni operasyon, casusluk iddiaları, sonra Necati Özkan’ın, Ekrem İmamoğlu’nun adı geçirildi. Merdan Yanardağ’ın adı geçirildi, gözaltına alındı. Başkaları da gözaltına alındı. Orada tanıdığım birisi, Esra, belediyede uzun bir süre çalışan bir arkadaşım. Ne olduğunu anlamak mümkün değil ve casusluk dendi. Sonunda da Tele1‘e kayyum atandı biliyorsunuz. O ama günün sonunda olan bir olay. Tabii böyle bir güne uyanınca, ‘‘CHP’nin kurultay davasından da herhalde mutlak butlan çıkar artık’’ diye düşündük. Tam tersi oldu. Dava düştü. En büyük beklenti davanın ertelenmesi ve yeni olağan kurultay yapıldıktan sonra da davanın düşmesiydi. Yargıçlar bunu beklemeden şimdiden davayı düşürdüler. Ben açıkçası o kadar hızlı bir şey beklemiyordum. Sonuçta CHP’nin başına bir şey gelmeme ihtimali yüksekti ama erteleme daha fazla düşünülen bir şeydi. Mahkeme bıçakla kesti, attı ve birçok kişiyi açıkta bıraktı.
Şimdi Lütfü Savaş’ı saymıyorum. Lütfü Savaş zaten çok önemsiz, her devrin adamı birisi. Onun zaten siyasi hayatı olsa ne olur olmasa ne olur, ama diğerleri tabii ki buradan sonuç bekleyenler oldu. Birçok isim var ama ilk başta da Kemal Kılıçdaroğlu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi hayatı zaten bitmişti. 2023 seçimini kaybettiğinde bitmişti. Üstüne kurultayı kaybettiğinde tescillenmişti. Ama o bunu kabullenmedi. Kabullenmemek için direndi ve bu davanın sonucunu bekledi. Onunla beraber bekleyen başkaları da vardı. Bir şekilde hazırda bekleyip karar çıkar çıkmaz partiye el koyma hayalleri kuranlar vardı. Bunlardan birisi biliyorsunuz İstanbul’da CHP il binasının birinci ve ikinci katlarında arkadaşlarıyla çay kahve içen Gürsel Tekin, ve bekliyordu, umutla bekliyordu. Kılıçdaroğlu gelecek, o da tekrar İstanbul il başkanı mı olur artık ne olursa, böyle yoluna devam edecekti. Birtakım isimler var biliyorsunuz. Bir de gazeteci kimlikliler de var ama çok sayıda da eski CHP yöneticisi, milletvekili ve hâlâ milletvekili olanlar da var.
Neyse, sonuçta mahkeme bir defteri kapattı ve Kılıçdaroğlu defterini de kapattı ve benim bu yayının başlığı: “Kılıçdaroğlu kendine yazık etti.” Şimdi bu başlığı gören birçoklarının, “Kendine yazık etmenin ötesinde esas Türkiye’ye yazık etti” diye bir tepki vereceğini biliyorum. Türkiye’ye yazık edip etmemesi ayrı bir husus ama buna daha bir Kemal Kılıçdaroğlu ekseninde bakmak istiyorum bu yayında. Kendine çok kötü bir emeklilik seçmiş oldu. Allah kimseye böyle bir emeklilik vermesin diyeyim. Mesela ödüm kopuyor ki ben de gazetecilik olayımı böyle sonlandırırsam herhâlde kahrımdan ölürüm. Çok acı bir şey. Neden acı bir şey? Şimdi bir mahkeme var. Mahkeme sürüyor. Ve siz 15 yıl önce ‘‘Gandhi’’ diye geldiğiniz bir partide, insanların size çok umut bağladığı bir partide yaşadığınız yenilgiler, arada birtakım başarılar ama büyük ölçüde yenilgiler ve AK Parti iktidarının karşısında bir şekilde ana muhalefet olarak var olan birisisiniz ve böyle bir jübile yapıyorsunuz. Jübile değil bu aslında, bambaşka bir şey.
Şimdi şöyle düşünelim: Kılıçdaroğlu demiş olsaydı ki, “Mahkeme ne karar verirse versin ben bu oyunda yokum. Ben partinin başına falan geçmem atasa bile mahkeme. Ne hâlleri varsa görsünler” deseydi, “Partimin seçilmiş yönetiminin yanındayım” demesine gerek yok, “Bu oyunun parçası olmak istemiyorum” demesi hâlinde dünkü kararın ardından insanlar en azından Kılıçdaroğlu hakkında birazcık iyi niyetli duygular taşıyabilirlerdi. Ama ne oldu? Son ana kadar bekledi. Ve bir önce yaptığım bir yayında, ‘‘Diyelim ki Kılıçdaroğlu mahkeme tarafından atandı…’’ diye bir yayın yapmıştım, orada da söylediğim gibi partinin başına mahkeme eliyle geçseydi de yapabileceği hiçbir şey yoktu. Orada çok daha büyük bir hüsran kendisini bekleyecekti. Mesela Kasım sonunda yapılacak olan olağan kurultaya hiçbir etkisi olamayacaktı. Mesela Kılıçdaroğlu’nun siyasi bir iddiası varsa şu anda, çıkar Kasım sonundaki kurultayda aday olur. Böyle bir şey olmayacak. Olmayacağı gibi Kılıçdaroğlu’nun açıkça destekleyeceği herhangi bir kimse de aday olmayacak. Özgür Özel’in karşısına adaylar çıkabilir ama bunların hiçbirisi Kılıçdaroğlu’cu aday olarak bilinmeyecek. Çünkü bu defter kapandı. Bu defteri Kılıçdaroğlu kapattı.
Kurultayın usulsüz olduğu, orada oyların çalındığı vesaire, bu tür iddialara gerçekten inanıyor olabilir. İddiaların doğruluk payı var mı yok mu bilmiyorum ama şunu çok iyi biliyorum ki, Özgür Özel’in isabetli bir şekilde belirttiği gibi, burada bir süreç tezgâhlandı. CHP’nin başına böyle bir çorap örüldü. Aylarca süren “Ne oldu, ne olacak?” inişli çıkışlı bir grafik. Ve bu grafikte iktidarın hesabı CHP’yi başka işlerle uğraşamaz hâle getirmekti. Ama ne oldu? Tersi oldu. CHP ilginç bir şekilde bunlara karşı çok hızlı ve etkili cevaplar verdi ve bu saldırılar CHP’yi etkisizleştirmek yerine bir tür doping etkisi yarattı ve anlaşıldığı kadarıyla da siyasi iktidar artık bu süreci daha fazla uzatmak istemedi. Çünkü bunun uzamasının CHP’nin hayrına olacağını düşündüler. Ben öyle düşünüyorum ve sonuçta nokta kondu.
Burada beklenti nedir? Siyasi iktidarın CHP’ye yönelik hesabı olduğu aleni olan bir mahkeme sürecinden, yargılama sürecinden kendine bir fırsat çıkarma beklentisi. Yani Türkiye’de Adalet Yürüyüşü diye bir şey yapmış bir siyasetçinin, – ki başarılı olmuş, hep takdir ettim, başkaları da etti – birisinin Türkiye’de yargının bağımsız ve tarafsız olmadığını bilmemesi imkânsız. Yani şimdi Kılıçdaroğlu taraftarlarının bu süreçte söyledikleri, “Yargıya güvenelim” vesaire gibi şeylerin hiçbir inandırıcılığı yok. Şimdi mesela şunu diyorlarmış: ‘‘Bu karardan sonra CHP hiçbir yargı kararına itiraz edemez. Hani yargı bağımsız değildi?’’ Yani bunlar çok komik akıl yürütmeler, öyle söyleyeyim.
Her neyse, sonuç olarak 15 yıl önce bir şekilde Deniz Baykal’ın koltuğu bırakmak zorunda kalmasının ardından partinin başına geçen ama onun öncesinde de Cumhuriyet Halk Partisi’nde çok etkili işler yapmış olan, özellikle yolsuzlukla mücadele konusunda, bir ara İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkan adayı gösterilen Kemal Kılıçdaroğlu kendine çok hazin bir final seçmiş oldu. Kendine yazık etti. O süre içerisinde, o 15 yıl içerisinde onun birçok faaliyetini izledim. Birçok kez kendisiyle yayın yaptım, röportaj yaptım ama bunların hepsi gazeteci-siyasetçi ilişkisi bağlamında oldu. Kendisinin 2023 seçimlerini kendisine rağmen neredeyse kazanacağını düşündüm. Yanıldım. Bu kadar büyük bir ‘‘başarısızlık başarısı’’ elde edebileceğini ben dahil birçok kişi öngörememişti. Keşke onun ardından bir şeylere veda etseydi. Etmedi. Sonunda ne oldu? Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Türkiye siyasi hayatının içerisinde çok da anlamlı olmayan bir parantez olarak kendine yazık etti. Birçok kişinin de söyleyeceği gibi ülkeye yazık edip etmediği ayrı tartışmaların konusu.
Bugün yayını bir şarkıcıya ama aynı zamanda yazara, şaire ithaf etmek istiyorum: Leonard Cohen. Kanada’nın Quebec bölgesinde doğmuş, büyümüş, müzik alanında çok bilinen bir isim. Çok çarpıcı bir isim. Ben Cohen’i Boğaziçi Üniversitesi’nde okuduğum, yani bitirmediğim için ama yıllarca okudum, tarihlerde tanıdım. Çünkü o civarda, o tarihlerde bizim gibi, benim gibi Boğaziçi Üniversitesi’nin Orta Kantin’inde ya da Hisar’daki Ali Baba’nın Kahvesi’ne takılan “entel dantel takımı” derler ya, onların çok vazgeçemediği bir isimdi ve hakikaten vazgeçilmezliği çok da anlaşılır birisiydi. Çünkü çok büyük bir sanatçıydı. Aşk var. Din çok var onun şarkılarında. Aşk çok var ama böyle hep bir sıkıntı hâli, bir depresyon hâli, ki kendi hayatıyla ilgili bir şeymiş. Ben o tarihlerde kendim mi buldum yoksa birilerinden mi apardım bilmiyorum ama şey kavramını çok benimsemiştim: entel arabesk. Evet, entel arabesk öyle diyelim, onun çok çarpıcı bir ismiydi, belki de bir numarasıydı. 2016’da 82 yaşında hayatını kaybetmiş. Tabii çok aşk şarkıları var, “Marianne” “Suzanne” gibi ama ben en çok “Hallelujah”sını severim, daha dinî bir şarkı olan. Kendisini rahmetle diyeceğim ve sevgiyle ve minnettarlıkla anıyorum.
Bitirmeden, dün yapamadığımız, ben memlekette olduğum için yapamadığımız “Haftaya Bakış”ı bugün saat 17.00’de Kemal Can’la canlı olarak yapacağız. Orada özellikle bu yeni operasyonu, tabii ki CHP kararını, bir de çözüm sürecini konuşacağız. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








