Yener Orkunoğlu yazdı: Mini ve mikrodalga siyasetçi ve gazeteci

“Mini siyasetçi” ve “mini gazeteci” sözcüklerini, önemsiz detaylar üzerinde duran, büyük resme odaklanmayı reddeden kişiler için kullanıyorum. “Mikrodalga” metaforu, gıdayı hızlı ancak çoğu zaman yüzeysel ve lezzetsiz bir şekilde ısıtan cihazdan esinlenerek, siyasetteki anlık, uzun vadeli planlamadan yoksun ve sadece kısa süreli kamuoyu tatminine odaklanan yaklaşımı tanımlar. 

Bu nedenle “mikrodalga siyasetçi ve gazeteci” tanımlamasını, hızın kurbanı olan, derinlemesine araştırmayı, hız uğruna feda eden, yüzeysel siyasi görüşleri savunan ve hızla ısıtılan haberleri yayanlar için kullanıyorum.

Toplumun ruhu, bir ağacın kökleri gibidir; derinde ve sağlam olmalıdır ki, fırtınalara dayanabilsin. Oysa bugün, köklerimizi kemiren sinsi bir hastalıkla karşı karşıyayız: Mini ve mikrodalga düzen. Bu düzen, sadece karar alma süreçlerimizi değil, birbirimize olan inancımızı, güvenimizi ve umudumuzu da yiyip bitiriyor.

Modern liberal siyaset, küreselleşme, dijitalleşme ve hızlanan yaşam temposunun etkisiyle köklü bir dönüşüm yaşamaktadır. Bu dönüşümün en belirgin sembollerinden biri, siyaset biliminde ve kamuoyunda giderek daha fazla tartışılan bir figürdür: Mikrodalga politikacı. 

Mini ve mikrodalganın özü, “mış gibi” yapmaktır. Siyasetçi, bir şeyler yapıyormuş gibi görünürken, gazeteci, her şeyi haberleştiriyormuş gibi görünür. Oysa gerçek eylem ve gerçek bilgi, bu hızın ve yüzeyselliğin altında ezilir.


21. yüzyılda, hayatımız hızlandı. Yemeklerimizi mikrodalgada ısıtıyor, haberleri saniyeler içinde tüketiyor ve gündemi bir sonraki tweet’e kadar unutuyoruz. Bu hız çağında, siyaset ve medya da kendi dönüşümünü yaşıyor.

Batı dünyasında büyük vizyonlar, derinlemesine analizler ve uzun soluklu stratejiler artık arka planda kaldı. Anlık tepkiler, küçük çıkışlar ve hızla tükenen enerjiler, yaşam sahnesini oluşturuyor. Batı-merkezci ideoloji ile İslami otoriterliğin bileşiminden oluşan Türkiye’de de egemen siyaset ve medya bundan farklı değil. 

Detaylarda kaybolan mini siyasetçi

Mini siyasetçi, 5 yıllık bir ekonomik reform planını veya 50 yıllık bir çevre stratejisini konuşmak yerine, rakibinin hatasına, sonuç getirmeyen bir polemiğe, yüzeysel konulara veya dijital medyada trend olan anlık bir retoriğe takılabiliyor.

Mini siyasetçinin mantığı basittir: Enerjisini küçük, anlık kazanımlar için kullanır. Çünkü büyük işler yorucudur, risklidir ve sonuçları geç gelir. Oysa bir polemik başlatmak hemen sonuç verir; çünkü anında manşete taşınır.

Halk, temel sorunlar yerine bu göz kamaştırıcı ama boş detaylarla oyalanırken, asıl meseleler sessizce birikmeye devam eder. Bu, siyasetin ruhunu zedeleyen bir durumdur. Çünkü siyaset, bir ülkenin geleceği için en doğru rotayı çizme sanatıdır, bir dedikodu programı yönetmek değil.

Mikrodalga siyasetinin en güçlü aracı dijital medyadır. Geleneksel medyanın aksine, dijital medya platformları, uzun ve detaylı tartışmalardan ziyade, kısa mesajlara, duygusal yüklü ifadelere ve çarpıcı başlıklara öncelik verir.

Örnekler: “Filan mesajı ile Ankara’yı sarstı”.  “Falan öyle bir şey söyledi ki yer yerinden oynadı”.  “Ülkücülerin gözdağına yanıt gecikmedi!”,  “Haysiyetsizler! Ateş Püskürdüler”. “X Erdoğan ve Bahçeli ile dalga geçti! Salon kahkahaya boğuldu!”

Mikrodalga politikacılar, bu ortamı ustalıkla kullanarak, karmaşık politika önerilerini çok kısa özetlere, viral videolara veya kolayca tüketilen sloganlara indirgerler. Bütün bunlar, siyasetin içeriğinden çok, sunumunun ve yarattığı anlık duygunun ön plana çıkmasına neden olur. Siyasi başarı, artık kalıcı çözümler üretmekten çok, bir sonraki seçim kampanyasına kadar sürecek gündem yönetimi becerisiyle ölçülür hale gelmiştir.

Hız kurbanı olan mikrodalga gazetecilik

Gazeteciler de bir hız tünelinde savrulup duruyor. Mikrodalga gazetecilik, derinlemesine araştırmanın feda edildiği bir yayıncılık biçimidir. Gazeteci, bir haberi “pişirmek” için saatler, günler harcamaz. O, anlık bir tepkiyi, sıcak bir açıklamayı alır, birkaç saniyede özetler ve hızla yayınlar. Çünkü hedefi, gerçeğin tamamını sunmak değil, en çok tıklanmayı almaktır. 

Mikrodalga gazeteciliğin sorunu şudur: Bize bolca bilgi kırıntısı sunar, ama hiçbir şey anlamamıza yardımcı olmaz. İzleyici-okuyucu, her gün yüzlerce kırıntı tüketir, fakat kafasındaki büyük resim giderek bulanıklaşır. Halk, ne olup bittiğini tam olarak bilmediği bir dünyada, duygularıyla ve ön yargılarıyla karar vermek zorunda kalır.

Toplumun vicdanı ve hafızası olması gereken gazetecilik tarihe karışıyor. Gerçeğin tadı ve tuzu, sulandırılmış haberlerle yok ediliyor. Sadece olayları değil, olayların nedenini ve sonucunu, yani tam bağlamını sunan gazetecilerin sayısı bir elin parmaklarını geçemiyor.

Derinlemesine bir araştırma, bir yemeğin yavaş ateşte uzun süre pişirilmesi gibi, bilginin özünü, tadını ve besin değerini ortaya çıkarır. Oysa mikrodalga gazetecilik bunun tam tersidir, çünkü her şey hızlı, anlık ve yüzeysel olmak zorundadır. Gazeteci, bir karmaşık konunun kökenlerini kazmak yerine, sadece yüzeydeki en parlak, en çok tıklanacak parçasını alır. Bu, bizi bir bilgi oburluğuna sürükler; her şeyi yutarız, ama hiçbir şeyi sindiremeyiz.

Mini ve mikrodalga düzen, sadece siyasetçilerin ve gazetecilerin suçu değildir; aynı zamanda insanın kolaycılığa olan tutkusunun da bir sonucudur. İnsanlar, kolayca kızmayı, kolayca yargılamayı ve uzun, “sıkıcı” gerçekler yerine anlık heyecanları tercih ettikçe, mini ve mikrodalga düzen devam eder.

Sonuç

Mini ve mikrodalga düzen, hepimizi yoruyor. Siyasetçinin küçük işlere odaklanması, halkın umudunu tüketiyor. Gazetecinin hıza odaklanması ise halkın güvenini sarsıyor. Haberin arkasındaki gerçek ve bağlam görülemediğinde, bilinçler bulanıklaşıyor.

Her şey bir “tıklama” ve bir “trend” meselesi haline geldiğinde, hiçbir şeyin gerçek ağırlığı kalmıyor.

Bütün bu gelişmeler, toplumsal güvenin erozyonuna ve nihilizme yol açıyor. İzleyici-okuyucu, her gün farklı bir yalan, farklı bir abartı ile karşılaştığında gerçeğe olan inancını kaybediyor. Güvenilir bir bilgi kaynağı kalmadığında, insanlar kendi duygusal yankı odalarına çekilirler. Herkes kendi “doğrularını” yaratır, ortak bir zemin yok olur. Birlikte çürüme süreci başlar.

Kısacası, siyasetçiler küçüldükçe, büyük meseleler için vizyonlar yok olur. Gazetecilik hızlandıkça, gerçeklik kaybolur. Sonuç, ağır ve acıdır: Birbirine güvenmeyen, ortak bir geleceğe inanmayan, sürekli küçük kavgalarla enerjisini tüketen halsiz bir toplum.

Unutmayalım ki, bir ülkenin çöküşü sadece ekonomik veya askeri krizlerle olmaz. Asıl çöküş, kültürdeki, zihindeki ve duygulardaki çürümedir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.