Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana ülkenin en çetrefilli ve derin sorunlarından biri olarak varlığını sürdüren Kürt sorunu, toplumsal barış, demokrasi ve kalkınma hedeflerinin önündeki en büyük bariyerlerden biri olmuştur.
Bu yazımda, Kürt sorununun çözümünün önündeki engelleri irdelemek istiyorum. Kürt sorununun çözümü için başlatılan “çözüm süreçleri” gibi girişimlerin akamete uğramasına neden olan ve sorunun çözümünü zorlaştıran temel engelleri üç temel başlık (ideolojik-siyasal-anayasal engeller) altında, önemli noktalara kısaca değinerek ele alacağım. Bu nedenler birbiriyle ilişki içindedirler.

A. İdeolojik engeller
Birinci ideolojik engel: Millet ile devletin özdeşleştirilmesi
- Millet ve devlet iki ayrı olgudur: Millet, ortak bir dile ve ortak kültüre dayanan duygusal bir organizmadır. Devlet ise, siyasi ve hukuki ilkelere dayanan akılsal bir mekanizmadır.
- Türk milleti, tarihte farklı devletler kurmuştur. Bu olgu bile, millet ile devleti özdeş görmenin ne kadar eksik ve sorunlu bir yaklaşım olduğunu gösterir.
- Türkiye’de resmi ideoloji, Türk kimliği ile Türk devletini aynı görmektedir. Eğer siz “Devlet, Türk devletidir” derseniz, Türk olmayanları inkâr etmiş olursunuz. Kürtleri, devletsiz bırakmış olursunuz.
- Ancak Kürtlerin direnişi, devlet ile milleti özdeşleştirmenin ne kadar yanlış olduğunu açık biçimde göstermiştir.
İkinci ideolojik engel: Tek millet, tek dil anlayışı
- Ulusun tek ve homojen olması gerektiğini savunan bu ideoloji, Kürtlerle aynı devlet çatısı altında yaşamanın önündeki temel ideolojik engellerden biridir. Homojen ulus anlayışı, zorla asimilasyonu meşrulaştıran politikaların başlıca gerekçesi olmuştur.
- Türkiye Cumhuriyeti, ulus inşasını temel alırken, ulusal kimliği tanımlamada Türk tanımını belirli bir ideolojik çerçevede sabitlemiştir.
- Kürtlerin ayrı bir etnik kimliğe ve dile sahip olduğu gerçeği inkâr edilmiştir. Bu inkâr, Kürtleri “Dağ Türkleri” olarak tanımlamaya çalıştığı ve Kürtçeyi yasakladığı için, büyük sorunlara yol açmıştır.
Üçüncü ideolojik engel: “Türk” tanımlamasının ikili anlamda kullanılması
- Birinci anlamı, vatandaşlığa gönderme yapmaktadır.
- İkinci anlamı ise, etnik kökene ve soya gönderme yapmaktadır.
- Orta Asya’daki soydaşlara veya bir dönem Balkanlar’daki Türk soydaşlara yapılan sürekli göndermeler, etnik köken vurgusunu güçlendirmektedir.
- Bu konuda Anayasa’da bir bulanıklık söz konusudur. Çünkü hem “Türk Devleti” hem de “Türkiye Devleti” ifadeleri kullanılmaktadır. Türk devleti tanımı, Kürtleri devletsiz bırakmaktadır.
B. Siyasi engeller
1. Kapsayıcı ve güçlü siyasi iradenin eksikliği
Cumhuriyetin resmî ideolojisi nedeniyle siyasi iktidarlar, Kürt sorununu kültürel veya demokratik bir talep olarak değil, öncelikle bir ulusal güvenlik sorunu olarak gördüler. Hâlbuki kalıcı bir çözüm için gerekli olan, risk alabilen, toplumu ikna edebilen ve süreci istikrarla yürütebilen güçlü bir siyasi iradeydi. Güçlü bir siyasi irade eksikliği ve partiler üstü bir siyasi irade tesis edilememiş olması, Kürt sorununun çözüm süreci önündeki en önemli engeldir.
Siyasi irade eksikliğinin en önemli nedeni, Kürt sorununun çözümünün “devlet politikası” hâline getirilememiş olmasıdır. Çünkü Kürt sorununun çözümü, “ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü” ilkesine aykırı görüldü ve görülmektedir.

2. Partiler arası uzlaşma yoksunluğu
Kürt sorununun varlığı görmezden gelindiği için çözümü de geçmişte devlet politikası hâline gelemedi. Bu nedenle Kürt sorunu konusunda partiler arasında ortak bir görüş oluşamamıştır. Siyasi partiler konuya kendi ideolojik ve politik çıkarları çerçevesinde yaklaştıkları için çözüm konusunda ulusal bir konsensüs sağlanamamıştır.
Konsensüs eksikliği nedeniyle Kürt sorunu bir devlet politikası olamadığından, iktidarların politik ajandalarının bir parçası hâline geldi. Çözüm Süreci gibi önemli girişimler, muhalefet partileri tarafından yeterince desteklenmedi.
3. Siyasi rant ve kısa vadeli politika
Siyasi aktörler, uzun vadeli toplumsal barış hedefi yerine kısa vadede en çok oyu getirecek güvenlik ve milliyetçi söylemleri benimsemeyi tercih ettiler ve hâlâ etmektedirler. Siyasi süreçler ve seçim döngüleri, iktidarları uzun soluklu, maliyetli ve siyasi risk içeren çözüm adımlarını atmaktan alıkoymaktadır.
Sürecin sadece iktidar tarafından yürütülmesi, iktidarın zorlandığı anlarda süreci kendi lehine sonlandırma riskini beraberinde getirmiştir. Geçmişte Kürt sorununun çözümü için ana akım partilerin tamamının (iktidar ve muhalefet) ortak bir zemin oluşturma konusundaki isteksizliği, atılacak adımların siyasi maliyetini artırmıştır.
Özetle, kısa vadeli siyasi getiri, uzun vadeli barış vizyonunun önüne geçmektedir. Türkiye siyasetinde Kürt sorununun çözümü, genellikle siyasi risklerin artışıyla birlikte rafa kaldırılan bir konu hâline gelmiştir.
4. Dış siyasal faktörler
Suriye’de özellikle YPG’nin artan etkisi, Türkiye’de siyasi iradenin zayıflamasına neden olmaktadır. Türkiye, bu bölgesel aktörlerin sınır güvenliğini tehdit ettiğini öne sürerek ulusal güvenliği ön plana çıkaran bir iç ve dış politika yaklaşımı sergilemektedir. Bu durum, içerideki çözüm arayışlarını “dış tehdit” algısıyla doğrudan ilişkilendirmekte ve siyasi iradenin demokratikleşme odaklı çözümlerden uzaklaşmasına neden olmaktadır.
C. Yasal ve anayasal engeller
Türkiye Cumhuriyeti’nin tekçi ulus-devlet ideolojisi üzerine kurulu mevcut yasal ve anayasal çerçevesi, Kürt sorununun çözümünün önüne engeller çıkarmaktadır. Tek millet ve tek dil anlayışı, Kürt kimliğinin serbestçe ifadesini ve kültürel hakların tanınmasını önemli ölçüde kısıtlamaktadır.
Anayasa’daki “Türk vatandaşlığı” tanımı net bir tanım değil. Çünkü Türk kimliği, hem etnik hem de devlet vatandaşlığı anlamında kullanılmaktadır. Bu tanım, etnik-kültürel kimlik ile siyasi-hukuki kimlik arasındaki farklılıkları görmezden gelmektedir. Anayasal metin, çok dilli ve çokkültürlü bir toplum gerçeğini yansıtan çoğulcu bir yaklaşımdan uzaktır.

Ayrıca Anayasa’nın 42.maddesi şunu ifade eder:
“Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.”
Kürtçenin ana dilde eğitim dili olarak kabul edilmemesi ve kamusal alanda kullanımının kısıtlanması, temel kültürel hakların ihlali Kürt sorununun çözümünü zorlaştırmaktadır.
Sonuç
Burada Kürt sorununun esaslı üç nedeni ele alındı. Bu nedenlere değinmek önemlidir; ancak bu nedenler arasında önem sırasına göre hiyerarşik bir ilişki kurmak, ilk kilit nedeni saptamak açısından önemlidir.
Şimdi ilk soru şu: Hangi neden kilit işlev görmektedir?
Bence siyasal neden, bir başka deyişle siyasi irade Kürt sorununun çözümünde kilit noktayı yani temel engeli oluşturmaktadır.
Siyasi iradenin eksikliği, Kürt sorununu çözümsüzlük döngüsünde tutan bir “kilit” işlevi görmektedir. Bu kilit, ancak çözüm isteyen mevcut aktörlerin kısa vadeli siyasi maliyetleri göze alarak, partiler üstü bir uzlaşı zemininde bir araya gelmesiyle şeffaf ve kararlı bir vizyonla açılabilir.
Güçlü bir siyasi irade, ideolojik ve anayasal engellerin aşılmasını da sağlayabilecektir.














