Ruşen Çakır yorumladı: Suriye’de bilek güreşi sürüyor

Ruşen Çakır, Suriye meselesini, SDG–Şam görüşmelerini, 10 Mart mutabakatını, ABD ve Ankara’nın baskısını ve Kürtlerin Suriye’deki konumunu tüm boyutlarıyla değerlendirdi.

Ruşen Çakır, Suriye’deki güncel gelişmeleri kapsamlı bir şekilde değerlendirdi. Çakır, SDG ile Şam yönetimi arasındaki 10 Mart mutabakatının her tarafça farklı yorumlandığını ve müzakerelerin sürekli devam etmesine rağmen bir türlü sonuçlanmadığını söyledi.

Çakır, ABD’nin yıl sonuna kadar bir anlaşma yapılmasını istediğini ve bu yönde baskı uyguladığını kaydetti. “ABD bir anlaşmanın yapılmasını arzuluyor, bunun için bastırıyor” diyen Çakır, bu baskının Kürtleri çok rahatsız etmediğini ancak Şam için aynı şeyin geçerli olmadığını belirtti.

Ruşen Çakır yorumladı: Suriye'de bilek güreşi sürüyor
Ruşen Çakır yorumladı: Suriye’de bilek güreşi sürüyor

“Ankara’nın baskısı Şam’ı zorluyor”

Çakır, Şam üzerinde Ankara’dan gelen ayrı bir baskı olduğunu ve Ankara’nın Suriye’de SDG’nin elinin güçlenmesini istemediğini ifade etti. Mazlum Abdi’nin son görüşmelerin ardından mutabakata varıldığını açıkladığını ancak Şam kaynaklarının bunu hızla yalanladığını anlattı.

“Türkiye’de bu şöyle yaşandı: Mazlum Abdi’nin açıklaması çözümü isteyenler tarafından sevinçle karşılandı ama Türkiye yanlısı bazı çevreler hızlı bir şekilde bunun asılsız olduğunu söylemeye başladılar” diye konuşan Çakır, her iki tarafın da haklı ve haksız olduğu bir durumla karşı karşıya kalındığını vurguladı.

İsrail faktörü ve Ankara’nın kaygısı

Çakır, Ankara’nın en büyük kaygısının Suriye Kürtlerinin İsrail’le iş birliği yapması olduğunu söyledi ve konuyla ilgili mevcut durumu değerlendirdi:

“Şu haliyle bakıldığı zaman Suriye’deki Kürtlerin İsrail ile iş birliği yaptığına dair çok somut, elle tutulur şeyler yok ama bunun zemini var.”

Çakır, eğer Türkiye Suriye’deki Kürtleri bir şekilde etkisizleştirmeye kalkarsa İsrail’in devreye girme ihtimalinin bulunduğunu belirtti ve bunun olayın çok önemli bir boyutu olduğunu vurguladı.

Ruşen Çakır yorumladı: Suriye'de bilek güreşi sürüyor
Ruşen Çakır yorumladı: Suriye’de bilek güreşi sürüyor

PKK bağlantısı ve Öcalan faktörü

Çakır, Suriye’deki Kürt örgütlenmesinin Abdullah Öcalan tarafından başlatıldığını ve Kandil’e, PKK’ya bağlı bir yapı olduğunu hatırlattı. PKK’nın feshiyle beraber SDG ve YPG gibi yapılanmaların durumunun belirsizleştiğini kaydetti.

“Ankara, Abdullah Öcalan’dan SDG’yi, Mazlum Abdi’yi ve diğer yöneticilerini kendi istedikleri çizgiye çekmesini istiyorlar” diyen Çakır, meclisten giden üç kişilik heyetin özellikle AKP ve MHP temsilcilerinin bunu Öcalan’dan talep ettiğini söyledi. Ancak Öcalan’ın onlara “dükkan sizin demediğinin” aşikar olduğunu belirten Çakır, böyle olsaydı birçok sorunun kökünden halledileceğini ekledi.


Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Bugün Hande Fırat’ın Hürriyet‘te başlattığı o medyada liyakat tartışmasını ele almayı düşündüm ama sonra vazgeçtim. Gerek yok dedim. Tartışanlar tartışsınlar. Biz işimize bakalım. İşimiz ne? Gazetecilik, yorumlamak. Ve şu anda Türkiye’nin gündeminde çok ön plana çıkmasa da önemli bir husus var. O da Suriye meselesi. Suriye’de Şam’la Kamışlı’nın ya da SDG’nin yani Kürtlerin, eş-Şara ile Mazlum Abdi’nin anlaşıp anlaşmayacakları meselesi. 10 Mart mutabakatı diye bir şey var. Bu mutabakatın ne olduğu her kafaya göre başka türlü yorumlanıyor. Herkes başka türlü yorumluyor. Herkes kendisine çekmeye çalışıyor ve müzakereler sürüyor. Sürekli sürüyor. Kimi zaman doğrudan, kimi zaman birtakım uzmanlar tartışıyorlar. Karşılıklı çelişkili açıklamalar yapılıyor ve olay bir türlü nihayete ermiyor.

Şunu biliyoruz ki yıl sonuna kadar Amerika Birleşik Devletleri bir anlaşmanın yapılmasını arzuluyor. Bunun için bastırıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin bu baskısı aslında Kürtleri çok rahatsız etmiyor ama Şam’ın o kadar rahat olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü Şam’ın üzerinde bir başka baskı var. O da Ankara. Ankara Suriye’de SDG’nin, ülkenin kuzeydoğusunu büyük ölçüde kontrol eden SDG’nin elinin çok güçlenmesini istemiyor ve böylece karşılıklı olarak sürekli birtakım hamleler, birtakım açıklamalar yapılıyor. En son mesela Mazlum Abdi görüşmelerin ardından bir toplantıda yaptığı konuşmada büyük ölçüde mutabakata varıldığını söyledi önceki gün ve tabii ki dikkat çekici bir haber oldu. Ama sonra adını açıklamayan birtakım Şam kaynakları, “Hayır böyle bir şey yok, görüşmeler askıya alındı.” dediler. Türkiye’de bu şöyle yaşandı: Mazlum Abdi’nin açıklaması çözümü isteyenler tarafından sevinçle karşılandı ama iktidar yanlısı bazı çevreler hızlı bir şekilde bunun asılsız olduğunu söylemeye başladılar. Sonuçta her iki tarafın da haklı, her iki tarafın da haksız olduğu bir durumla karşı karşıya kaldık. Bir bilek güreşi var.

Burada yalnız şunu özellikle vurgulamak lazım: Başka güçleri devreye sokmadan kıyasladığımız zaman tamam, ülkede nüfus olarak çoğunluk Sünni Araplarda ve bu anlamda eş-Şara’nın eli daha güçlü ama deneyim olarak, ordu olarak ve yönetim tecrübesi olarak Kürtler çok daha güçlü. Bir kere bunu kabul etmek lazım. Kürtler ilk savaşın başladığı andan itibaren çok az darbe alarak çok güçlü bir şekilde örgütlendiler ve özellikle belli bir aşamadan sonra IŞİD’e karşı mücadele perspektifiyle Batı ile stratejik ortak oldular. Batı tarafından donatıldılar. Bu çok önemli bir dönüm noktasıydı ve Ankara’nın çok rahatsız olduğu bir dönüm noktasıydı. Şu hâliyle bakıldığı zaman Kürtlerin birçok açıdan, askeri açıdan özellikle Şam yönetimine göre daha avantajlı olduğu muhakkak. Fakat tabii ki ülkenin şu anda geçici yönetimi eş-Şara. Batı’nın da desteğini alıyor. Körfez ülkelerinin desteğini alıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğini alıyor. Rusya’ya da gitti eş-Şara. Bir tek bölgede herhalde İran’la sorunu var. İsrail’le de temasları var. Dolayısıyla böyle bir şeyde bir belirsizlik söz konusu.

İsrail demişken şunu özellikle vurgulamak lazım: Ankara’nın en büyük kaygısı Suriye’de Kürtlerin İsrail’le iş birliği yapması. Şu hâliyle bakıldığı zaman Suriye’deki Kürtlerin İsrail’le iş birliği yaptığına dair çok somut, elle tutulur şeyler yok. Fakat bunun zemini var. Özellikle nasıl var? Eğer Türkiye, Ankara, Suriye’deki Kürtleri bir şekilde etkisizleştirmeye kalkarsa, buna niyetlenirse, Suriye’de İsrail’in bir şekilde devreye girme ihtimali var. Şimdi bu olayın çok önemli bir boyutu. Bir diğer boyutu da tabii ki Suriye’deki Kürtler Türkiye’deki Kürtler tarafından sahipleniliyor. Çok ciddi akrabalık bağları da var. Öte yandan Suriye’deki Kürt örgütlenmesi aslında Abdullah Öcalan tarafından başlatılmış bir örgütlenme ve Kandil’e, PKK’ya bağlı bir örgütlenme. Dolayısıyla PKK’nın feshiyle beraber Suriye’deki SDG, YPG gibi yapılanmaların durumu da bir belirsizliğe doğru yol alıyor. Ve Ankara, Abdullah Öcalan’dan SDG’yi, Mazlum Abdi’yi ve diğer yöneticilerini kendi istedikleri çizgiye çekmesini istiyorlar. Bunu en son Meclis’ten giden üç kişilik heyet de özellikle AKP ve MHP temsilcileri de Öcalan’dan istemişler, talep etmişler. Bunu biliyoruz. Ama Öcalan’ın onlara çok kaba tabiriyle “Dükkan sizin.” demediği de aşikâr. Öyle olsaydı zaten birçok sorun kökünden hâllolurdu.

Şu hâliyle benim gördüğüm kadarıyla Öcalan da PKK da ellerindeki en güçlü kartın Suriye olduğunu bilerek onu harcamak, ucuza harcamak, hızlı harcamak istemiyorlar ve dolayısıyla Suriye’de çözüm bir türlü gerçekleşmiyor. Gerçekleşeceğe de kısa vadede açıkçası benzemiyor. Ama Amerika Birleşik Devletleri’nin acelesi olduğu da bir gerçek. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Ne olması gerekir? Açıkçası Ankara’nın Suriye’deki Kürt fobisinden kurtulması gerekir. Eş-Şara’ya gösterdikleri ilgi kadar olmasa da bir kısmını en azından Kürtlere de göstermesi iyi olur ve Kürtlerin oradaki temsilcilerini resmen ve açık bir şekilde muhatap alması bence çok isabetli olur. Bu bağlamda SDG’nin Dış İlişkiler Sorumlusu İlham Ahmed mesela geçen DEM Parti’nin düzenlediği konferansa gelecek dendi. Gelmedi, gelemedi ama uzaktan online olarak bağlandı canlı olarak.

Onun ve Mazlum Abdi’nin Türkiye’ye gelmesi, Ankara’da temaslarda bulunması hatta belki Ankara’da eş-Şara ve diğer Şam’daki yönetim temsilcileriyle müzakereleri Ankara’da yapması ve bu arada gelmişken İmralı’ya da uğramaları seçeneklerinin çok ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum. Suriye’de Kürtleri karşısına alarak, onlara hiçbir şey vermeyerek, onların sayıca az olmasına istinaden Şam’a biat etmelerini dayatmak hakkaniyetli de değil, gerçekçi de değil, olacak bir iş kesinlikle değil. Dolayısıyla şu hâliyle baktığımız zaman bilek güreşi sürüyor. Orada bilek güreşi sürdüğü müddetçe de Türkiye’deki çözüm süreci ağırdan almaya devam edecek. Bu aşamada Ankara’nın Şam yönetimi üzerindeki baskısı sürecek ve biz daha beklemeye devam edeceğiz. Ve ben yine medyada liyakat tartışması yerine sizlere Suriye’yi anlatmaya dilim döndüğünce devam edeceğim. Öyle anlaşılıyor. Neyse.

Bugünün ithafı bir büyük yazar Rıfat Ilgaz’a. ‘‘Hababam Sınıfı’’ deyince herkes bilir. 1957’de yazdığı bu roman Türkiye’de bir efsane oldu filme çekilmesiyle birlikte. Galiba altı kere çekilmiş ‘‘Hababam Sınıfı’’. Ama şunu da biliyoruz ki ‘‘Hababam Sınıfı’’ romanın bayağı bir değiştirilmiş hâli, ki Rıfat Ilgaz buna bir hayli kızmış. Çünkü ilk hâli, vakti zamanında Türkiye’de sansür uygulaması vardı, senaryo sansürden geçmeyince bayağı bir değiştirilmiş. Neden sansürden geçmemiş? Rıfat Ilgaz kendisi aslında öğretmen ve Türkiye’deki eğitim sistemini köklü bir şekilde eleştiren bir öğretmen ve romanda aslında mizahın yanında çok ciddi bir sistem eleştirisi de var. Ama o eleştiriler dönemin iktidarlarını memnun etmemiş. Ama Rıfat Ilgaz bu duruşunu hiçbir zaman değiştirmemiş. Kastamonu Cideli. Cideli olduğunu ilk duyduğumda çok şaşırmıştım. Çünkü biz Çağlayan’da otururken Cideli komşularımız vardı. Genellikle kereste işleriyle uğraşan kişilerdi. Cide’den esnaf dışında ya da tüccar dışında böyle bir yazarın çıkmış olmasına, Galatasaray Lisesi’nde ortaokulda okuyordum o sıralarda, çok şaşırmıştım. Benim kafamdaki Cide imajı birdenbire değişmişti. Memleketine de çok bağlı birisi Rıfat Ilgaz. Belli bir yaştan sonra Cide’ye tekrar yaşamaya dönüyor. Ama başına ne geliyor? 12 Eylül sonrasında kendisini orada taciz ediyorlar siyasi görüşleri nedeniyle. Çünkü Rıfat Ilgaz başına çok bela gelmiş solcu birisi. Türkiye’de edebiyata damga vuran birçok isim gibi solcu birisi ve kendisini 28 Mayıs 1981’de apar topar gözaltına alıyorlar.

Ben o sırada İstanbul’da cezaevindeydim. Haberi duyduğumuzda neye uğradığımızı şaşırmıştık, ki o tarihte 70 yaşında. 70 yaşında ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin böyle bir acımasızlığı ve kindarlık anlamda takipçiliği vardır. Genç yıllarında cezaevlerine girip çıkmış, kitapları yasaklanmış bir ismi yıllar sonra tekrar cezalandırmaya kalkmak… Ki o da bunun üzerine İstanbul’a yerleşiyor, oğlu Aydın’ın yanına. Aydın abiyi tanıdım. Rıfat Ilgaz’ı tanıma şansım olmadı ama Aydın abi çok müthiş bir insandı. Çınar Yayınları’nı kurdu ve esas olarak babasının kitaplarını bastı. Onu da 3 yıl önce kaybettik. Çocukları bizim medyadan liyakatli gazeteciler Elif ve Kerem, ikisi de çok yakın arkadaşım. Onlar Ilgaz soyadını medya üzerinden en azından sürdürmeye çalışıyorlar. ‘‘Hababam Sınıfı’’ dedim ama Rıfat Ilgaz’ın çok sayıda kitabı var. Anıları var, çocuk kitapları var, mizah kitapları var, şiirleri var, romanları var. Hep yazmış. Yazmaktan hiçbir zaman vazgeçmemiş. Dergiciliği de var tabii bir de. Türkiye’de hep kritik zamanlarda dergicilik üzerinden siyasi eleştiri yapmış ve bu yüzden başına iş açmış, başına bela almış ama hep ayakta durmuş bir isim. Onun ölümü Sivas Katliamı’ndan çok kısa süre sonra. 2 Temmuz’da Sivas Katliamı, 7 Temmuz 1993’de hayatını kaybediyor ve Sivas’ta katledilen yakın arkadaşı Asım Bezirci’nin yanına defnediliyor Rıfat Ilgaz, İstanbul’da Zincirlikuyu Mezarlığı’nda. Kendisini saygıyla ve minnetle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.