Medeniyet, taşın toprağın, camın çeliğin adı değildir.
Medeniyet, insanın insana katlanabilme terbiyesidir.
Birlikte yaşamanın hukukunu, sınırını ve ahlâkını kuramayan hiçbir toplum, ne kadar zengin olursa olsun medenî değildir.
Bugün yaşadığımız kriz, bir ilerleme krizi değil; bir anlam ve ölçü krizidir.
Teknik gelişti, ama adalet geri çekildi. Hız arttı, fakat vicdan büzüldü. Şehirler büyüdü, insan daraldı.

Kültür, insanın hafızasıdır; medeniyet, insanlığın ortak aklı. Hafızasını kutsallaştırıp aklını kilitleyen toplumlar, kendilerini koruduklarını sanırken çürümeye başladıklarını anlamazlar.
Medeniyet gücü kutsamaz; gücü sınırlar. Hukuku, güçlüler için değil; güç karşısında korunması gerekenler için oluşturur. İşleyen bir hukuk, medeniyetin en açık kanıtıdır.
Bu sınır ortadan kalktığında, medeniyet yerini zora ve zorbalığa bırakır.

Bir toplum evrensel değerleri tehdit olarak görmeye başladığında, aslında kendi geleceğini düşman ilan etmiş demektir. Çünkü evrensel olan, başkasının değil, insanlığın ortak tecrübesidir.
Medeniyet, kimliklerin savaş alanı değil; kimliklerin birlikte yaşayabildiği bir zemindir. O zemin çöktüğünde, geriye yalnızca kalabalıklar kalır —toplum değil.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, daha fazla geçmiş anlatısı değil; daha fazla hukuk, daha fazla vicdan, daha fazla ölçüdür.
Neden mi? Çünkü medeniyet, bir halkın kendini merkeze koyma hakkı değil; kendini sınırlama erdemidir.
Bu erdem kaybolduğunda, en görkemli kültürler bile barbarlaşabilir. Bu çöküşe insanlık kaç kere şahit olmuştur?














