Ruşen Çakır yorumladı: İran için üzülme vakti

İran

Ruşen Çakır, İran’da derinleşen ekonomik krizin başlattığı protestolar ve sertleşen baskı politikalarının rejimi geri dönülmesi zor bir eşiğe taşıdığını söyledi. Çakır’a göre İran’da tablo yalnızca siyasal değil, tarihsel ve toplumsal bir çöküşe işaret ediyor.

Ruşen Çakır, “İran için üzülme vakti” başlıklı yorumunda, ülkede yaşanan son protestoları, rejimin yapısal krizini ve İran halkının içine sürüklendiği çıkmazı değerlendirdi. İran’ın uzun süredir çok kötü bir dönemden geçtiğini söyleyen Çakır, “Rejim değişikliği olur mu bilmiyorum ama İran’ın birçok anlamda eli kulağında” ifadelerini kullandı.

Çakır, İran toplumunu yakından tanıdığını vurgulayarak, “İran’a birçok kez gazeteci olarak gittim. İran toplumunun, rejimin tüm sınırlamalarına rağmen ne kadar dinamik olduğunu gördüm” dedi. İran’ın güçlü bir devlet geleneği ve derin bir medeniyet birikimine sahip olduğuna dikkat çeken Çakır, bu potansiyelin yıllardır baskı altında tutulduğunu belirtti.

Devrimden oligarşiye

1979 Devrimi’nin başlangıçta geniş kesimlerde büyük bir heyecan yarattığını hatırlatan Çakır, “Ama çok kısa sürede devrim İslamcılar tarafından mutlak biçimde ele geçirildi ve bu süreç çok kanlı oldu” dedi. Irak savaşıyla yıpranan İran’da rejimin, zamanla kendi oligarşisini yarattığını söyleyen Çakır, ülkenin daralan kaynaklarının “devletin önde gelen kişi ve kurumları tarafından sömürüldüğünü” ifade etti.

Çakır’a göre bugün İran’daki protestolar önceki dalgalara kıyasla zayıf görünse de süreklilik taşıyor. “Rejim elini sertleştiriyor. Çok sayıda ölü olduğu söyleniyor, yeni idam dalgaları bekleniyor” diyen Çakır, bu baskının rejimi kurtaramayacağını savundu. ABD ve İsrail’den gelen tehditlerin ise rejimin elinde bir koz haline geldiğini belirtti.

Muhalefette lider eksikliği

İran muhalefetinin en büyük sorununun örgütsüzlük ve liderlik eksikliği olduğunu vurgulayan Çakır, “İran’ın yakın geleceği çok belirsiz. Olumlu konuşmamıza imkân verecek bir tablo yok” dedi. Çakır sözlerini, “İran için, İran halkı için ve bir bütün olarak ülkenin geleceği için gerçekten üzülme vakti” diyerek tamamladı.


Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Bir zamanlar medyada, gazetelerde mesela Cumhuriyet Gazetesi’nde pazar yazıları vardı ve oralarda genellikle hafta içinde siyasi konuları ele alan kişilerin daha gündelik hayatla ilgili daha light konuları ele aldığı görülürdü. Ben de bunu yapayım diyorum ama yapma imkânı bulamıyorum.İyice deformasyon, profesyonel diyelim. Hep sert konular. Bereket, Halep’te mesele hallolmuş gözüküyor. Daha sürebilir de belli bir yerde bitti. Onu konuşabilirdim ama dün sözünü ettiğim İran’ı konuşmak artık zamanı geldi. Çünkü İran’ın birçok anlamda eli kulağında. Rejim değişikliği mi olacak olmayacak mı bilemiyorum. Çok kolay değil. Ama çok kötü bir dönemden geçiyor İran. Ve Türkiye’de çok var mı bilmiyorum ama benim gibi İran’ı sevenler için çok acı bir durum.  İran’a birçok kez gazeteci olarak gittim. Hep Tahran’a gittim ama orada İran toplumunun siyasetinin farklı kesimlerini görme imkânım oldu. Kendileriyle röportaj yapma imkânım oldu. İnsanların evlerine gittim. İnsanların hayatlarını da gördüm ve orada İran’ın ne kadar dinamik bir toplum olduğunu, bütün rejimin sınırlama çabalarına rağmen gördüm. 

Bir diğer husus da dünyanın dört bir tarafında: Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Fransa, Almanya gibi dünyanın dört bir tarafında ve tabii Türkiye’de çok sayıda İran’ı terk etmiş, terk etmek zorunda kalmış insanlarla karşılaştım. Kimisi taksi şoförü, kimisi profesör vesaire. Ve orada da şunu gördüm. Gerçekten Orta Doğu’nun Türkiye ile birlikte en önemli gücü. Bir medeniyetten geliyor, bir devlet geleneğinden geliyor. Çok büyük bir coğrafyayı kontrol ediyor. İçinde tıpkı Türkiye gibi, hatta Türkiye’den belki daha fazla, çünkü bölgelerde yoğunlaşmış durumda çok sayıda etnik grup barındırıyor. İran yıllarca hak etmediği bir şekilde şahlık rejimi tarafından yönetildi ve bu anlamda devrim, 1979’daki devrim birçok İranlıyı çok heyecanlandırdı. Buna solcular, liberaller, komünistler de dahil. Ama kısa bir süre içerisinde İran devrimi İslamcılar tarafından mutlak bir şekilde ele geçirildi ve bu ele geçirme süreci de çok kanlı ve çok acımasız oldu. Tam bir ittifakın diğer üyelerini tasfiye yaşandı. Daha sonra Irak’la bitmek bilmez bir savaş. Batının bir anlamda önünü açtığı bir savaş. Burada çok yıprandı İran. Ama aynı zamanda rejim bu ulusu savunma, ülkeyi savunma perspektifinden toplumsal desteğini güçlendirdi.

Devrimin başından itibaren yaşadığımız bir olay var. İran rejimi, İslam devleti diyelim, bölgede özellikle Şiiler üzerinden bir kendine güç alanı yaratmak istedi. Aslında başta sadece Şiiler yoktu. İran devriminin etkisindeki çok sayıdaki Türkiye’den de İslamcı İran’ı bir şekilde kendine merkez olarak belirledi. Yönü ona döndü, oraya gitti. Orada birtakım ilişkiler geliştirdi ve sonra ülkelerine döndü. Fakat kısa bir süre içerisinde İran’ın İslam dünyasındaki hegemonya çalışmasının esas olarak Şiiler üzerinden yürüdüğüne tanık olduk. Ve bu yıllarca İran’ı bölgede bir güç kıldı. Ama aynı zamanda İran’ın kendisine, ülkesine ve halkına ayırması gereken kaynakları Lübnan’a, Filistin’e, Suriye’ye, Irak’a hatta Pakistan’a, Afganistan’a, Yemen’e aktarması gibi bir durum ortaya çıktı. Şu anda yaşanan ekonomik temel sorunların, krizin bir ayağı da bu. Ama esas ayağı bence İran’da artık rejimin tam anlamıyla çürümüş olması ve rejimin kendi oligarklarını yaratmış olması. Yani İran’ın şu anda çok zaten daralmış olan biliyorsunuz uluslararası yaptırımlar da var, daralmış olan imkânları devletin önde gelen birtakım kişileri ve kurumları tarafından tam anlamıyla suistimal ediliyor, sömürülüyor ve bu ülke içerisinde çok büyük bir yoksulluğa, alım gücünün düşmesine yol açıyor.

Şu anda baktığımız zaman İran’da yeni bir protesto dalgası var. Aslında devrimin belli bir anından itibaren bu protestolar hep oldu ve her seferinde de bastırıldı. Kimisi çok sert, kimisi nispeten yumuşak bir şekilde bastırıldı. Bu seferki protestoların diğerlerine kıyasla daha zayıf olduğu söylendi ama bitmek bilmiyor ve ülkenin değişik yerlerini nedense büyük kentlerden ziyade daha nispeten küçük yerlerde yaşanıyor ve bitmediği için de rejim elini sertleştiriyor. Daha sert bir şekilde bastırma yoluna gidiyor. Şu anda bu yayını yaptığım sırada baktığım, güvendiğim kaynaklarda çok sayıda ölünün olduğu söyleniyor dün geceden kalma. Çünkü biliyorsunuz telefonlar çalışmıyor birçok yerde ya da kesik kesik, internet imkânı yok. Haber alma imkânları da iyice azalmış durumda. Ama çok ciddi bir şekilde katliamların, protestoculara yönelik katliamların olduğu söyleniyor ve yeni idam dalgaları bekleniyor. İran’da rejimin en güçlü silahlarından birisi malum tutuklama ve idam etme.

Bütün bunlar İran’daki rejimi bence kurtaramaz. Bir diğer yandan Batı, özellikle ABD ve İsrail, İran’ı tehdit edici sürekli birtakım açıklamalar yapıyorlar. Özellikle Trump yapıyor ve her an Venezuela benzeri bir müdahale olup olmayacağı söyleniyor. Bu aslında ABD’nin ve İsrail’in müdahale etme ihtimali rejimin elinde bir kart olabilir. Onu da özellikle vurgulamak lazım. Bir diğer husus da şahın veliahtı Amerika Birleşik Devletleri’nden sürekli ABD desteğiyle çağrı yapıyor ve bu kalkışmanın, şimdiki yaşanan ayaklanmanın lideri olmaya çalışıyor ama olamıyor. Fakat tabii ki şah rejimi bundan daha iyidir diyenler muhakkak vardır. Fakat şu anda İran’daki muhalefetin en büyük farkı bir örgütlülüğü olmaması, liderinin olmaması. Rejimin de en büyük avantajı bu. O lider şah olmayacak. Orası da belli ama olmak isteyecek ve Batı belki de ona yatırım yapacak.

Ama şu haliyle baktığımız zaman İran’ın geleceği, yakın geleceği çok belirsiz ve olumlu konuşmamıza imkan verecek hiçbir şey yok. İran gerçekten üzülme vakti, İran’da İran halkı için üzülme vakti ve bir bütün olarak, bir gelenek olarak da İran çok kritik bir eşikte. Çok kritik bir eşikte. Umarım bunu İranlıların ve tüm bölge halkının lehine bir şekilde bu işi atlatabilirler. Ama şu haliyle baktığımızda devrim 50. yılı görmeden İran’daki İslam rejimi ömrünü tamamlayacağa benziyor. Buradan barışçı bir şekilde, çoğulcu demokrasiye doğru yönelebilecek bir şekilde çıkma imkânı şu haliyle gözükmüyor. Ülkenin bir iç çatışmaya, tüm ülke çapında bir iç çatışmaya ve etnik grupların da bu anlamda kendi örgütlenmeleriyle bu çatışmayı kızıştırmasına yönelik beklentiler, bir temenni değil ama analizler daha sanki sahici gibi geliyor. Yani İran’ı yakın bir zamanda hep duyacağız ve İran’dan gelen haberler, gelebilen haberler de anladığım kadarıyla çok parlak olmayacak.

Evet, burada noktayı koyayım ve bugünün ithafı… Geçen Kadir İnanır’dan bahsederken adı geçti. Yönetmen, büyük yönetmen Atıf Yılmaz. Türkiye’de Yeşilçam’ın belki de rejisör denince, eskiden rejisör denildiği, ilk akla gelen isimlerinden birisi Atıf Yılmaz. Çok filmi var. 100’ü aşkın film çevirmiş, yönetmiş. Küçük yaştan itibaren yönetmen yardımcılığıyla başlıyor. Filmlerin adlarını saymaya kalksak yani burada saatler geçiririz. Ama özellikle oyuncu yönetimi konusunda çok başarılı bir isim Atıf Yılmaz. Kendini sürekli yenileyen birisiydi. Çok piyasa işi filmler de yaptı, güldürüler de yaptı ama esas olarak dramlarla kendini gösterdi ve son yıllarda daha, nasıl denir, entelektüel yönü ağır basan filmler de yaptı. Herkese yönelik bir şeyler var ve bir duruşu da olan, siyasi bir duruşu da olan, sinemaya aynı zamanda üniversitede hocalık yapacak kadar önem veren, çok kişiyi yetiştirmiş, çok oyuncunun da önünü açmış birisi idi Atıf Yılmaz. Kendisi 2006 yılında, yani 20 yıl olmuş. Evet. O kadar olmuş. 80 yaşındaydı öldüğünde. En son Deniz Türkali ile – ki geçen bahsettik Vedat Türkali’den – onun kızı, oyuncu Deniz Türkali ile evliydi. Atıf Yılmaz’ı ben de sinemayla az buçuk ilgili birisi olarak ya da bir zamanlar öyleydim diyeyim, hep yakından takip ettim ve hep takdir ettiğim birisiydi. Kendisini saygıyla ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.