Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’nin geçici Suriye hükümetine bağlı güçler karşısında hızla geri çekilmesinde SDG ile müttefik Arap aşiretlerinin saf değiştirmesi hayati bir rol oynadığı aşikâr. Öncelikle şu tarihsel tespiti yapmak önemli: Suriye’de aşiretlerin rolü, 1946’daki bağımsızlıktan bugüne kadar devletin zayıfladığı dönemlerde güçlenen, devletin güçlendiği dönemlerde ise sisteme entegre edilen “vazgeçilmez bir denge unsuru” olmuştur.
Suriye’de bağımsızlığın ilk yıllarında aşiretler, parlamentoda güçlü temsil haklarına sahipti. Özellikle Şemmar, Akidat ve Bekkara gibi büyük konfederasyonlar, siyasi partiler üzerinde etkiliydi. Sosyolog Hanna Batatu’ya göre, bu dönemde aşiret reisleri “yarı-feodal” birer aktör gibi davranarak merkezi hükümetin kırsal üzerindeki otoritesini sınırlıyordu. Ancak 1958’deki toprak reformu, bu ekonomik güce ilk büyük darbeyi vurdu.

Hafız Esad, aşiretleri tasfiye etmek yerine onları rejimin sadık birer ortağı haline getirdi. “Aşiret Şeyhi” kavramı, rejimin atadığı veya onayladığı kişilere dönüştü. Aşiret mensupları orduda ve istihbaratta kritik pozisyonlara getirildi. Ve oldukça ilginçtir, günümüzde en azından bazılarının İslamcılıkla rezonansa giren ya da en azından bu çizgiden etkilenen bazı aşiretler, 1980’lerde Müslüman Kardeşler ayaklanması sırasında Hafız Esad yönetiminin yanında saf tutarak askeri sadakatlerini kanıtladılar.
2011 sonrası devlet otoritesinin çökmesi, aşiretleri yeniden ana aktör yaptı. Ancak bu sefer aşiretler kendi içlerinde bölündü.ABD desteğiyle kurulan SDG, Arap aşiretlerini (özellikle Şemmar/Es-Senadid) bünyesine katarak saflarını güçlendirdi. Bazı aşiretler ise Türkiye sınırında ve İdlib çevresinde silahlı muhalif gruplara katıldı.
Ocak 2026 itibarıyla Ahmed eş-Şara’nın aşiretlere el atmasıyla ile başlayan süreç, aşiretlerin askeri rollerini “Devlet Muhafızlığı” formuna sokmakta. Şemmar aşiretinin SDG’den ayrılarak Şam ile anlaşması, Suriye’nin gelecekteki “yerelleşmiş güvenlik” modelinin prototipi olabilir. Aşiret savaşçıları orduya entegre ediliyor ancak kendi topraklarını korumaya devam ediyorlar. Yeni dönemde aşiretler, Şam’daki parlamento ile yerel bölgeler arasında bir “arabulucu” rolü üstleniyor.
Gelelim SDG’nin aşiretlerle olan ilişkisine
SDG, IŞİD ile mücadele kapsamında ABD desteğinden yararlanarak Suriye’nin kuzey ve doğusunda etkili bir askeri güç olarak öne çıkmıştı. IŞİD ile mücadele bağlamında kurulan çok bileşenli bir askeri ittifak olan SDG zamanla Suriye’nin “Cezire” bölgesinde geniş alanlarda ana oyuncuya dönüştü. Kürt liderliğinin yanı sıra SDG, IŞİD’e karşı savaş sırasında kurulan Arap oluşumları da bünyesinde barındırmaydı. Senadid Güçleri (Şemmar Aşireti), Rakka Devrimciler Cephesi, Kuzey Doğu Tugayları ve diğer Aşiret karakterli yerel gruplar. Ayrıca ittifak, Hristiyan Süryani/Asuri grupları ve diğer azınlıkları da içermekteydi.

Peki SDG neden hızla çekildi?…Aşiretler neden saf değiştirdi?
Aşiretlerin Şara yönetiminin saflarına kaymaları, yüzde 60-70’ini Arap aşiretlerine bağlı savaşçıların oluşturduğu SDG’nin sadece askeri olarak değil, toplumsal ve lojistik olarak da geri çekilişini hızlandırdı. Şara yönetimi aşiret liderlerine genel af ve yeni orduda rütbe garantisi verince kitlesel kopuşlar yaşanmaya başlandı. Aşiret savaşçıları sahadan çekildiğinde, SDG’nin elinde yalnızca çekirdek YPG kadroları kaldı. Bu durum, SDG’nin özellikle Deyrizor ve Rakka kırsalı gibi Arap ağırlıklı geniş alanları savunma kapasitesini bir gecede yok etti. Ayrıca aşiretler SDG için bölgedeki “göz ve kulak” vazifesi görüyordu. Saf değişikliğiyle birlikte SDG, önündeki hattın arkasındaki bilgi akışını tamamen kaybetti.

Ama özellikle de Şammar aşiretiyle olan bağların kopması, sürecin gidişatı açısından belirleyici oldu.. Halbuki Şammar, YPG’nin en sadık ve en eski Arap müttefikiydi. Şeyh Hamidi Daham el-Hadi liderliğindeki şimdi oğulları tarafından sürdürülen aşiret liderliği, kendi askeri yapısı olan el-Sanadid gibi önemli bir milis gücüne sahip. Sanadid Güçleri, IŞİD ile savaşmak için kurulan bir milis gücüydü. Aşiret, SDG milislerinin kontrolündeki Cezire Kantonu’nun Tel Kocar ve Cazza bölgelerinde aktif olup Irak’ta da uzantıları bulunmakta. Bayraklarındaki kırmızı renk kanı, sarı renk ise ışığı temsil etmektedir. Kendilerini “kırmızı ölümün üzerinde yürüyenler” olarak adlandırıyorlar.
Şammar aşiretinin ana vatanı, Vehhabiliğin çıkış yeri olan Suudi Arabistan’daki Necid bölgesi. 18. ve 19. yüzyıllarda yaşanan siyasi çatışmalar ve göçler sonucu bir kolu Irak ve Suriye’nin kuzeyine (Cezire bölgesi’ne) yerleşmiştir. Suudiler için Şammar, “dışarıdaki bir müttefik” değil, bizzat Yarımada’nın asil parçalarından biri olageldi. Suudi kraliyet ailesi ve aristokrasisi ile Şammar liderleri arasında çok sayıda akrabalık ve evlilik bağı bulunmakta. Şammar’ın liderliğini yürüten El-Cerba ailesi, modern Suudi devletinin kuruluş sürecinden bu yana Riyad ile stratejik bir ilişki içindeydi ve hala da öyledir. Suriye iç savaşının başında muhalefetin liderliğini yürüten bu isim, iç savaşın en büyük finansörlerinden olan Suudi Arabistan’ın en güvendiği aktörlerden biriydi. Riyad, o dönem Suriye’deki nüfuzunu büyük ölçüde bu aile üzerinden tesis etmişti. S. Arabistan, nasıl ki ilk dönem aşiretin SDG içerisinde yer almaya ikna ettiyse şimdi de SDG’den ayrılmaya ikna etmiş görünüyor.
Şam’daki yeni geçici yönetimin aşiretlerle olan ilişkisi de enteersan ayrıntılar barındırıyor..
Ahmed Şara’nın iktidara gelişinin ilk günlerinden beri hatta Nusra Cephesi günlerinden bu yana aşiretlere yatırım yaptığı biliniyor.. Sürecin yapı taşları, geçen hafta Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki askeri operasyonlarından çok önce hazırlanmaya başlamıştı. Nitekim geçtiğimiz Temmuz ayında Şara yönetimi, aşiret liderlerini Şam’da ağırlamış ve “devletin asil evlatları” olduklarını belirterek onların gönlünü almıştı. Bu yakın tutum ve sıcak karşılama, öyle görünüyor ki Arap aşiretleriyle iyi ilişkilere sahip olan SDG’nin uzun zamandır yerleştirmeye ve benimsetmeye çalıştığı “çok kültürlü yönetim” savunusunun altını oydu.

Nitekim Şam’ın ikna çabaları meyvesini vermiş olacak ki aşiretler yavaş yavaş “biz artık bir Kürt projesinin parçası değil, yeni Suriye devletinin kurucusuyuz” algısına yönelmeye başladılar. Bu durum SDG içindeki Arap unsurları psikolojik olarak demoralize etti. Son tahlilde özellikle Ukaydat ve Bakara aşiretlerinin saf değiştirmesi önemli bir domino etkisi yaratmış görünüyor. Ukaydat aşiretinin Şara yönetimiyle tam koordinasyon sağlaması, SDG’nin Fırat’ın doğusundaki en kritik kalesini kaybetmesine yol açtı. Rakka’da durumlar biraz farklı olsa da özellikle Afadila ve el-Busaraya gibi aşiretlerin nötr kalması veya Şam’a göz kırpması, SDG’nin bu şehirde tutunmasını imkânsız kıldı.
Aslında aşiretlerin saf değiştirmesi, yeni bir şey değil. Nitekim 2011’den 2024’e kadar 13 yıl süren Suriye iç savaşı boyunca aşiretler son derece pragmatist bir tavır takındılar. Aşiretler tek blok olarak hareket etmek yerine; coğrafi konumlarına göre konumlanmayı tercih ederek savaşın gidişatına göre defalarca taraf değiştirdiler. Suriyelilere bunu sorduğumuzda aldığımız yanıt hep, “hayatta kalmak için yapacakları başka bir şey yoktu” şeklinde olmuştur.
Şara’nın aşiretlere merakı kendisi açısından kısa vadede önemli getirisi olmuş bir ilgi olsa da, SDG’nin çekildiği bölgelerde oluşan otorite boşluğunun tamamen aşiretler tarafından doldurulması, ileride “kontrol edilmesi güç bir özerklik” oluşturarak Şara’nın başını ağrıtabilir. Tabii, meydana gelen boşluğu hızlıca doldurup çıkması muhtemel krizleri iyi yönetemezse..














