Yusuf Tunçbilek yazdı – Kamuya açık bir hayattan kapalı bir merkeze: Aslan Dekkuş’un hikayesi

31 Aralık akşamı, İstanbul’da evinden çıkıp mahalle camisinde namaz kılmaya giden bir sığınmacı, geri dönmemek üzere gözaltına alındı. Hakkında açılmış bir dava ya da yürütülen bir operasyon yoktu. Yalnızca yıllardır çözülememiş bir ikamet sorunu vardı. O geceden bu yana Aslan Dekkuş, Göç İdaresi Başkanlığı’na bağlı Geri Gönderme Merkezi’nde tutuluyor, son olarak Bursa’ya gönderildi ve ne zaman özgürlüğe kavuşacağı bilinmiyor.

Aslan Dekkuş, yaklaşık on iki yıldır Türkiye’de yaşayan Karaçaylı bir sığınmacı ve iş insanı. Rusya Federasyonu ve memleketi Karaçay-Çerkes’te artan baskı ortamı nedeniyle yaşamını Türkiye’de sürdürme kararı aldı. Ticaretle uğraşan, sosyal çevresi olan ve sivil toplum faaliyetlerine katılan Dekkuş, toplumdan izole bir hayat değil, insanlarla temas halinde bir yaşam sürüyordu.

Sivil ve açık bir yaşam

Aslan Dekkuş, bugün Rusya Federasyonu sınırları içerisinde kalan Karaçay-Çerkes’te 1990 yılında doğdu. Rusya’dan ayrılmak zorunda kalması nedeniyle Karaçay-Çerkes Devlet Üniversitesi’ndeki eğitimi yarım kaldı. 2014 yılında Türkiye’ye, İstanbul’a yerleşti ve memleketindeki baskı ortamı nedeniyle bir daha geri dönmedi.

Dekkuş, Kafkasya’ya ilişkin sosyal ve kültürel meselelerle yakından ilgilenen bir isim. Karaçay-Malkar diasporası içerisinde aktif çalışmaları olan, yardımsever biri olarak tanınıyor. Dekkuş, Türkiye’de güvenlik güçlerinden saklanan biri değil. İstanbul Karaçay ve Kuzey Kafkasya Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu üyesi olarak resmi temaslar kuruyor.

Saklanmadan kurulan temaslar

24 Mayıs 2024 tarihinde, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a ziyaret gerçekleştiren İstanbul’daki Kafkas sivil toplum kuruluşu arasında Karaçay-Malkarlıları temsilen Dekkuş da bu ziyarette yer aldı. Pozitif bir gelişme olan bu programda, Kafkasyalı sığınmacıların yaşadıkları problemler sözlü ve yazılı rapor halinde Kurtulmuş’a iletildi.

Aslan Dekkuş, yine Karaçay derneğinin YouTube kanalındaki videolarda yorumcu olarak programlara katıldı. İstanbul Kuzey Kafkas Sivil Toplum Kuruluşları Platformu toplantılarına katılım gösterdi. Çeşitli medya kanallarına röportajlar verdi. Bu anlamda sadece Karaçaylılar tarafından değil, genel Kafkas toplumu ve geniş bir çevre tarafından tanınan bir isimdi.

tbmm

Yakınlık duyulan ülke

Dekkuş çevresindekiler tarafından aşırı eğilimleri olmayan biri olarak tanımlanıyor. Aynı zamanda kendisi Amerika ve Avrupa gibi ülkelere gitme imkanları varken, kültürel ve dini yakınlık duyduğu Türkiye’de yaşamayı tercih etmiş biri. Genel anlamda, ortalama bir Türk vatandaşından farklı bir tarafı da yok.

Aslan Dekkuş’un eşi Amina Kubanova’nın yetkililere bildirdiği dilekçede, eşinin her zaman Türkiye’nin tarafını tuttuğunu ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimine karşı mücadele ettiğini yazdı. Bu yazıda da kullandığımız, Dekkuş’un 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimine karşı, Türk ve Karaçay bayraklarıyla katıldığı eylemlere dair görüntüler var.

Mahalle hayatının bir parçası

Bir Karaçay olarak Dekkuş ortalama bir Türk’ten farklı bir dini ya da fikri düşünceye sahip değil. Cami cemaatindeki yaşlılarla ve komşularla arasının iyi olduğu biliniyor. Çevresindeki insanlar onun hakkında, “Keşke tüm yabancılar senin gibi olsaydı” gibi yorumlarda bulunuyor.

Dekkuş, Türkiye’deki Kafkasyalıların ikamet problemi yaşamalarına anlam veremiyordu. Türk soylu statüsünden yararlanabilecek Karaçay-Malkar halkının bundan yararlanamamasını mantıksız buluyordu. Yaptığı sohbetlerde özellikle ikamet problemleri üzerine profesyonel lobi çalışmaları yapılması gerektiğinden bahsediyordu.

Türk soylu statüsü

Vatanları Kafkasya olan Karaçay-Malkar halkının nüfusu 350-400 bin civarında. Bunun yaklaşık 50 bin kişilik bölümü, Türkiye dahil olmak üzere birkaç ülkeye dağılmış durumda. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Türkiye ile yapıcı bağlar geliştiren bu topluluk, bugün hatırı sayılır bir diasporaya sahip.

Buna rağmen Karaçay-Malkar sığınmacılar, çoğu zaman bu yakınlığın karşılığını göremiyor. Dekkuş’un dile getirdiği Türk soylu statüsünden yararlanma talebi, kişisel bir istek değil, kolektif bir adalet arayışıydı. Karaçay-Malkarlılar da Kırım Tatarları, Doğu Türkistanlılar ve Ahıska Türkleri gibi halkların yararlandıkları haklardan yararlanabilecek bir konumda.

Artan güvenlik tedbirleri

Bütün bu tabloyu anlamak için, Dekkuş’un gözaltına alındığı dönemdeki güvenlik atmosferini hatırlamak gerekiyor. 1 Ocak 2017’de İstanbul Beşiktaş’taki Reina gece kulübüne düzenlenen ve 39 kişinin hayatını kaybettiği silahlı saldırı, bu atmosferin önemli bir başlangıç noktasıydı. Saldırıyı gerçekleştiren Orta Asya kökenli Abdülkadir Maşaripov’un eylemini IŞİD üstlenmişti.

Bu olayın ardından devletin güvenlik güçleri, benzer bir saldırı gerçekleşmemesi adına her yılbaşı öncesi tedbirleri artırdı. Aralık 2025’te de, IŞİD’e yönelik operasyonlarda toplam 138 şüphelinin tutuklandığı, 97 şüpheli hakkında adli kontrol kararı uygulandığı, 15 ilde, 108 ayrı adrese eş zamanlı operasyon düzenlendiği duyuruldu.

29 Aralık gecesi, Yalova’da IŞİD’e karşı gerçekleştirilen operasyonda ise çatışma çıktı. 8 saat süren çatışma sonucunda 6 terörist öldürüldü. Olay sırasında 3 polis memuru şehit oldu, 9 polis memuru ve 1 mahalle bekçisi yaralandı. Konu medyada saatlerce işlendi, kamuoyunda büyük bir korku oluştu. Dekkuş da bu güvenlik atmosferinde gözaltına alındı.

Bir idari kararın insani bedeli

Aslan Dekkuş’un yaşadığı belirsizlik, bir güvenlik soruşturmasından değil, uzun süredir çözülemeyen idari bir sorunun, onu bir anda özgürlüğünden mahrum bırakmasından kaynaklanıyor. Dekkuş, Kafkasya kökenli sığınmacıların yaşadığı sorunların benzerini yaşıyor. Hakkında kamuoyuna yansımış herhangi bir suçlama bulunmayan bir sığınmacının, kamusal hayattan koparılarak kapalı bir merkezde tutulması, güvenlik ile hukuk arasındaki dengenin nasıl kurulduğu sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

Evli ve bir çocuk babası olan Dekkuş, işini sürdüren ve geçimini sağlayan sıradan bir sivil hayat kurmuştu. Bugün Geri Gönderme Merkezi’nde tutulması, yalnızca kişisel bir mağduriyet değil, ailesini ve yıllar içerisinde kurduğu yaşamı da doğrudan etkiliyor. Bu yönüyle mesele, tek bir dosyanın ötesine geçerek, uzun süreli idari gözetimin sığınmacıların hayatında nasıl kırılganlıklar yarattığını gösteriyor.

Sonuç olarak Geri Gönderme Merkezleri, idari bir işlem alanı olmanın ötesinde, çoğu zaman yaşananların dışarıya yansımadığı kapalı mekanlar. Aslan Dekkuş’un burada tutulması, yalnızca hukuki bir belirsizliği değil, sessizliği de beraberinde getiriyor. Bir Karaçay ve Kafkasyalı olarak yaşadığı problemleri anlatmaktan kaçınması, kişisel bir tercih değil, ayıp duygusu, metanet ve dışa şikayetten kaçınmayı öğütleyen kültürel kodların ona yüklediği bir zorunluluk. Bu nedenle bu süreçte neler yaşandığı belki de hiçbir zaman tam olarak bilinmeyecek.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.