Recep Karagöz yazdı | Ahmed eş-Şara ve yeni Ortadoğu düzeni: Aktör mü, enstrüman mı?

Siyasette “değişim” kavramı, belki de en hızlı içeriksizleştirilen kelimelerden biridir. Bir liderin dili yumuşadığında, bir hareketin vitrini yenilendiğinde ya da uluslararası temaslar arttığında, derinlikli bir muhasebeye gerek duyulmadan “dönüşüm” anlatıları kolaylıkla dolaşıma sokuluyor. Son dönemde Ahmed eş-Şara etrafında kurulan söylem de bu kolaycılığın tipik bir örneği: Cihadi selefilikten kopmuş, isyandan devlete evrilmiş, bölgeyle ve dünya ile konuşabilen yeni bir lider

Oysa asıl sorulması gereken soru şudur: Bu gerçekten sahici bir siyasal ve ahlaki dönüşüm müdür, yoksa yeni koşullara uyarlanmış bir rol değişimi mi?

Ahmed eş-Şara’nın siyasal serüveni, ABD’nin Irak işgali sonrasında kurulan bölgesel mimariden bağımsız ele alınamaz. Irak zindanları yalnızca radikal unsurların izole edildiği güvenlik mekânları değildi; aynı zamanda yeni aktör tiplerinin şekillendiği, sınandığı ve belirli sınırlar içinde yeniden konumlandırıldığı siyasal alanlardı. Bugün Irak ve Suriye sahasında öne çıkan pek çok figürün benzer tecrübelerden geçmiş olması tesadüf değildir. Bu durum, bireysel tercihlerden ziyade, işgal sonrası Ortadoğu’nun yeniden düzenlenme biçiminin doğal bir sonucudur. Burada söz konusu olan bir komplo anlatısı değil; güç, çatışma ve liderlik ilişkilerini merkeze alan tarihsel ve sosyolojik bir okuma zorunluluğudur.

Recep Karagöz yazdı | Ahmed eş-Şara ve yeni Ortadoğu düzeni: Aktör mü, enstrüman mı?
Recep Karagöz yazdı | Ahmed eş-Şara ve yeni Ortadoğu düzeni: Aktör mü, enstrüman mı?

Şara için sıkça dile getirilen “değişti” yargısı, ideolojik bir kopuştan çok konjonktürel bir uyarlanmayı işaret ediyor. Selefi-cihadi geçmişle sahici bir hesaplaşma, bu çizginin ürettiği şiddet, dışlayıcılık ve tekçilikle açık bir yüzleşme henüz görünür değil. Değişim daha çok söylemde, imajda ve diplomatik ilişkilerde kendini gösteriyor. Oysa gerçek bir siyasal dönüşüm, önce zihinde ve ahlakta başlar.

Benzer bir yanılsama, HTŞ’nin “isyandan devlete evrildiği” iddiasında da karşımıza çıkıyor. Devlet olmak, bir coğrafyada fiili hâkimiyet kurmaktan ibaret değildir. Devlet, meşruiyetini halktan alır; hukuka, eşit yurttaşlığa, çoğulculuğa ve denetlenebilirliğe dayanır. Şiddetin sorgulanmadığı, muhalefetin güvence altında olmadığı, farklı kimliklerin eşit biçimde temsil edilmediği bir yapı, ne kadar düzen üretirse üretsin, siyasal anlamda devlet niteliği kazanamaz.

Ortadoğu’daki tehlikeli ezber

Ortadoğu’da son yıllarda giderek yerleşen tehlikeli bir ezber var: Güvenlik varsa meşruiyet vardır. Oysa istikrar, adaletin yerine geçtiğinde barış üretmez; yalnızca baskıyı erteler. Öngörülebilir olan her aktör meşru değildir; kabul edilebilir olan her yapı adil değildir. Ahmed eş-Şara’nın Batı ve bölgesel aktörlerle kurduğu ilişkiler de bu nedenle dikkatle okunmalıdır. Uluslararası onay, siyasal meşruiyetin yerine ikame ediliyor. Tarih ise defalarca göstermiştir ki, dışarıdan parlatılan her lider, içeride yeni kırılmalar üretir.

Bu nedenle mesele Ahmed eş-Şara’nın değişip değişmediği değil; bu değişimin hangi güç ilişkileri içinde, kimin rızasıyla ve kimin pahasına gerçekleştiğidir. Halkın iradesine dayanmayan, hesap verebilirlik üretmeyen, adaleti merkezine almayan her dönüşüm; ister “ılımlı”, ister “yeni”, ister “rasyonel” diye sunulsun, özgürlük değil yalnızca yönetilebilirlik üretir. Ve Ortadoğu’da yönetilebilirlik adına kurulan her düzen, er ya da geç daha büyük bir adaletsizliğin ve yeni bir yıkımın zeminine dönüşür.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.