Recep Karagöz yazdı: Vekâlet, sadakat ve siyasal transferler

Türkiye’de milletvekili ve belediye başkanı transferleri, artık istisnai bireysel tercihler olmaktan çıkıp siyasal sistemin işleyişine dair yapısal bir soruna işaret ediyor. Seçmenin sandıkta verdiği vekâletin seçimden sonra nasıl ve kimin adına kullanıldığı sorusu, bugün demokrasinin en kritik başlıklarından biri hâline gelmiş durumda.

Demokratik siyasette seçmen, oy verirken yalnızca bir kişiyi değil; o kişinin temsil ettiğini iddia ettiği değerler manzumesini, programı ve siyasal yönelimi de yetkilendirir. Bu nedenle milletvekilliği ya da belediye başkanlığı, kişisel bir kariyer basamağından çok bir emanet olarak tanımlanır. Tartışma da tam burada başlar: Bu emanet, seçimden sonra sessiz sedasız başka bir siyasal haneye taşınabilir mi?

Recep Karagöz yazdı: Vekâlet, sadakat ve siyasal transferler
Recep Karagöz yazdı: Vekâlet, sadakat ve siyasal transferler

Avrupa’da mesele nasıl ele alınıyor?

Avrupa demokrasilerinde, özellikle Almanya ve Avrupa Parlamentosu pratiğinde, bir milletvekilinin dönem içinde parti ya da siyasi grup değiştirmesi hukuken mümkündür. Sandalye kişiye aittir; düşmez. Ancak bu hukuki serbesti, meseleyi otomatik olarak meşru kılmaz. Aksine, Avrupa’da bu tür geçişler “mandat ahlakı” üzerinden sert biçimde tartışılır.

Almanya’da “fraksiyon değişimi” olarak adlandırılan bu durum, anayasal bir krizden ziyade açık bir seçmen sadakati meselesi olarak görülür. Kamuoyunda şu soru sorulur:

“Bu kişi, seçmenden aldığı yetkiyi hangi siyasal kimlikle aldı ve şimdi onu kimin adına kullanıyor?”

Bu nedenle Avrupa’da parti değiştiren siyasetçiler çoğu zaman ciddi bir itibar kaybı yaşar. Hukuk susar ama kamuoyu konuşur. Yaptırım, bir sonraki seçimde, siyasal hafızada ve kamusal itibarda ortaya çıkar. Siyasal serbestinin sınırını yasa değil, vicdan ve seçmen tepkisi çizer.

Recep Karagöz yazdı: Vekâlet, sadakat ve siyasal transferler
Recep Karagöz yazdı: Vekâlet, sadakat ve siyasal transferler

Siyasal rotalar ve sessiz dönüşümler

Bu tablo, Avrupa’da yetişmiş bazı siyasetçilerin daha sonra Türkiye’de bambaşka siyasal iklimlerde konumlanmasıyla birlikte daha da çarpıcı hâle gelmektedir. Bir dönem özgürlükler, göçmen hakları ve demokratik değerler adına konuşanların; ilerleyen yıllarda bu kavramların içinin boşaltıldığı yapılara eklemlenmesi, yalnızca bireysel bir tercih değildir. Bu durum, siyasetin hafıza ve tutarlılıkla kurduğu ilişkinin niteliğini ilgilendirir.

Bu tür siyasal rota değişimlerine somut bir örnek olarak, bir dönem Almanya’da Yeşiller içinde siyaset yapmış, ardından sosyal demokratlar adına Avrupa Parlamentosu’nda görev almış olan Ozan Ceyhun’un daha sonra Türkiye’de iktidar çevrelerinde konumlanması sıkça hatırlatılır. Avrupa’da göçmen hakları, sivil özgürlükler ve demokratik değerler üzerinden inşa edilen bir siyasal kimliğin, Türkiye’de bambaşka bir siyasal bağlamda devlet adına temsil görevine evrilmesi, meseleyi kişisel tercihten çok siyasal tutarlılık ve kamusal hafıza açısından değerlendirmeyi gerekli kılar.

Burada isimlerden çok yöntem belirleyicidir. Dün sert biçimde eleştirilen iktidar yapılarının, bugün “devlet ciddiyeti” ya da “reel politika” gerekçesiyle savunulması; herhangi bir yüzleşme, öz eleştiri ya da kamuoyuna hesap verme ihtiyacı duyulmaksızın gerçekleşiyorsa, ortada fikrî bir dönüşümden çok konjonktürel bir hizalanma vardır.

Avrupa siyasetinde böyle bir rota değişimi, siyasal kariyerin sonunu getirebilecek ölçüde ağır bir meşruiyet krizine yol açarken; Türkiye’de çoğu zaman yeni bir statünün, yeni bir makamın ve yeni bir kariyer basamağının kapısını aralamaktadır.

Recep Karagöz yazdı: Vekâlet, sadakat ve siyasal transferler
Recep Karagöz yazdı: Vekâlet, sadakat ve siyasal transferler

Türkiye’de transfer siyaseti: Serbest ama masum değil

Türkiye’de milletvekili ve belediye başkanı transferleri hukuken serbesttir. Ancak sorun tam da buradadır. Bu serbesti, özellikle son yıllarda bireysel bir vicdan meselesi olmaktan çıkmış; iktidar lehine işleyen bir siyasal mühendislik aracına dönüşmüştür.

Seçmen sandıkta bir partiye, bir programa ve bir siyasal iddiaya oy verir. Seçimden sonra ise aynı vekilin ya da belediye başkanının bambaşka bir siyasal hatta geçtiğine tanık olur. Ortada yeni bir seçim yoktur, yeni bir yetkilendirme yoktur; fakat fiilen seçim sonucu değiştirilmiştir.

Bu durum yerel yönetimlerde daha da görünür hâle gelmektedir. Belediyeler, yalnızca hizmet üreten kurumlar olmaktan çıkıp siyasal sadakat testlerinin yapıldığı, kaynak ve yetki ilişkilerinin yeniden kurulduğu alanlara dönüşmektedir. Seçmenin iradesi, masa başında ve kapalı kapılar ardında revize edilmektedir.

Recep Karagöz yazdı: Vekâlet, sadakat ve siyasal transferler
Recep Karagöz yazdı: Vekâlet, sadakat ve siyasal transferler

Ahlak, hukuk ve seçmen arasında sıkışan siyaset

Milletvekili ve belediye başkanı transferleri, yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamaz; bu olgu aynı zamanda temsili demokrasinin yapısal bir gerilimini de açığa çıkarır. Seçmenin hem kişiyi hem de programı yetkilendirdiği bir sistemde, vekâletin sınırları her zaman tartışmalıdır. Ancak bu gerilim, güçlü demokratik kültürlerde etik ve siyasal denetimle sınırlandırılırken; zayıf demokrasilerde iktidar lehine işleyen bir avantaja dönüşebilmektedir.

Avrupa’da parti değiştirmek mümkündür ama bedeli vardır. Türkiye’de ise mümkündür ve çoğu zaman ödüllendirilir. Aradaki fark, hukuki değil; siyasal ahlak ve demokratik kültür farkıdır.

Asıl soru şudur:

Bir siyasetçi, seçmenden aldığı yetkiyi, seçimden sonra kendi kariyer hesabıyla başka bir siyasal merkeze taşıyabiliyorsa; sandığın anlamı nedir?

Bu soru cevaplanmadıkça, parti transferlerini yasaklamak da çözüm değildir. Mesele yeni yasalar çıkarmak değil; siyaseti yeniden emanet, sorumluluk ve yüzleşme kavramları etrafında düşünmektir.

Recep Karagöz yazdı: Vekâlet, sadakat ve siyasal transferler

Sadakat mi, terfi mi?

Bugün Türkiye’de milletvekili ve belediye başkanı transferleri, bir vicdan muhasebesi değil; açık bir terfi mekanizması olarak işlemektedir. Sandıkta verilen vekâlet, Meclis kulislerinde ya da belediye katlarında yeniden pazarlık konusu yapılmaktadır. Bir gün “otoriterlik” diye eleştirilen yapı, ertesi gün “devlet aklı” diye kutsanabilmektedir.

Daha da çarpıcısı, bu dönüşümlerin çoğu zaman herhangi bir fikrî yüzleşme, ilkesel açıklama ya da kamuoyuna hesap verme ihtiyacı doğurmamasıdır. Dün hukuktan, özgürlükten ve demokrasiden söz edenlerin; bugün bu kavramların aşındığı düzenin parçası hâline gelmesi, sistem açısından bir sorun olarak görülmemektedir.

Recep Karagöz yazdı: Vekâlet, sadakat ve siyasal transferler

Türkiye’de siyaset artık ilke ile çıkar arasında değil; sadakat ile terfi arasında bir tercih dayatmaktadır. İlkesini koruyanlar sistemin dışına itilirken, yönünü rüzgâra göre ayarlayanlar ödüllendirilmektedir. Bu tabloya “siyasal esneklik” diyenler, aslında seçmene şunu söylemektedir:

“Oyunuzu verdikten sonra artık söz hakkınız yok.”

Oysa demokrasinin asgari ahlakı şudur: Seçmen kandırılmamak ister. Sandıkta verdiği oyla, birkaç ay sonra yüzüne bakamayacağı bir siyasetin inşa edilmesini istemez. İsimler değişebilir, partiler değişebilir; ama emanetin anlamı değişmez.

Recep Karagöz yazdı: Vekâlet, sadakat ve siyasal transferler

Ve artık soruyu daha açık sormak gerekir:

Sandıkta verilen yetki, iktidar koridorlarında bu kadar kolay el değiştiriyorsa; emanet bu kadar rahat devredilebiliyorsa; biz gerçekten bir seçim mi yapıyoruz, yoksa sonucu sonradan belirlenen bir onay törenine mi katılıyoruz?

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.