Burak Karataş yazdı: Araf

Analizler bitmek bilmiyor, tespitler gırla gidiyor, çözümlemeler konusunda ihtilaf berdevam… Kerli ferli beyefendiler, nazenin hanımefendiler, profesörler, doktorlar, tabipler, siyaset bilimciler, halkla ilişkilerciler, beynelminel münasebetçiler…

Kendimi bildim bileli bir furyadır gidiyor efendim. Konu da şu: Türkiye nereye gidiyor? (Aslında herkeste bir “bu işin sonu iyi bir yere gitmiyor” hissiyatı seziliyor ama kimisi bunu görmezden geliyor, kimisi salağa yatıyor, kimisi gizliyor, kimisi aksini iddia ediyor.)

Eh, ben lafın tersini etmeye bayılırım ya, uzun uzun anlatmak ve akademik yorumlar yapmak bana ters geliyor… Serseri olduğum için halkın anlayacağı düzeyde anlatayım. Belli mi olur, belki böylece emekçi halkım da aydınlanır, bu arada bizim siteyi de iki kişi daha okumuş olur. Maksat vatan kurtulsun ağabey.

Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk milleti kurmadı

Bir tarihte bir araştırma yapılmıştı da ülkemizin ortalama eğitim düzeyi ilkokul üçüncü sınıf olarak saptanmıştı… Yeni araştırmalara “muttali” olamadığım için son durumumuzu bilmiyorum ama, ulusalcılar kızmasınlar diye ilkokul beşinci sınıfa yükseldiğimizi varsayalım.

O ilkokullarda bize vatanın “ordu millet el ele” kurtarıldığı anlatılmıştı (sonradan bu sloganı kullanıp darbe falan da yaptılar)… Yalandır.

Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk milleti kurmadı, Türk bürokrasisini oluşturacak asker ve sivil kadrolar kurdular. İttihatçı aydınların 12 Eylül smokiniyle yasaklatmaya kalktıkları Kemal Tahir’in ünlü “Yorgun Savaşçı” romanı tam da bu gerçeği anlatır.

Eğer okusaydınız ya da daha sonradan yayımlanan dizisini izleseydiniz görecektiniz ki orada Tahir’in savunduğu fikir, Mustafa Kemal’in Çerkes Ethem’e karşı savunduğu “düzenli ordu” fikridir… Paşa haklıydı. Ethem’in prestiji yüksek bir komutan olması dolayısıyla bu fikir ayrılığı bir çeşit iç savaşa dönüşmek üzereydi. İsmet Paşa oldukça kurnaz bir devlet adamıdır: Ethem’i ve kardeşini Yunanlılarla iş tutmaya zorlayarak kendilerini imhaya itmiştir.

kemal tahir
Burak Karataş yazdı: Araf

Hülasa, ülkemizi bürokratlar kurdular ve böylelikle zevahiri de meslek onurlarını da kurtardılar. Halk neredeyse on senedir parça parça süren ve bitmek bilmeyen bir savaş halindeydi. Yorgun ve bıkkındı. Savaşa zorla, elbette ki Mustafa Kemal Paşa sayesinde koşulmuştur.

Evet, Elif Bacı top mermisini ay ışığı altında ağır ağır taşıyordu ama başka bir çaresi yoktu… Aksi halde soluğu İstiklal Mahkemeleri’nde alacaktı. Temyiz hakkı da savunma hakkı da yoktu. İki ihtimal bulunuyordu: Ya beraat ya idam. (İsmet Paşa’nın Ethem Bey’e “kuzum Ethem, şunları sallandırıyorsun, hiç yoktan rapor falan tutuver de kanuni gözüksün” dediği rivayet edilir!)

İsmail Güzelsoy yazdı: İki taraflı mont
Burak Karataş yazdı: Araf

Burjuva saksı misali yetiştirildi

Bu arada, arazi “zehirli otlardan” da arındırılmıştı tabii(!)… Gayrimüslimler zaman içerisinde “vatan sathı” dışına çıkarılmışlar, onların mallarına çöken bir güruh devlet eliyle palazlandırılarak Kara Kemal Bey’in öngördüğü gibi bir çeşit “yerli ve milli burjuvazi” yaratılmaya uğraşılmıştır.

Eh, 1453’ten bu yana aristokrat sınıfı olmadan, tek yetkili ve süper imtiyazlı olarak ülkeyi yöneten bürokrasinin borusunun öttüğü bir ortamda aksi de mümkün değildi… Burjuva saksı misali yetiştirildi, sanayileşmeye dolayısıyla onu dengeleyecek bir işçi sınıfının yetişmesine izin verilmedi. Köylünün köyünde kalmasına “sol” bir tat vererek aydın geçinen ahmakları buna tav ettiler.

Bugün ülkemiz, Edirne’nin ötesinde sesleri çıkmayan aydınlarıyla, lumpene dönüşmüş kaba bir köylü yığınıyla, “höt” denilince geri basan kaba ve görgüsüz burjuvasıyla, “yiğidim aslanım, şurada yatıyooor, burada yatıyooor” edebiyatıyla gün kurtarma uğraşında olan “solcu”suyla geleceğe yürüyor… Ya da öyle bir algı var.

Burak Karataş yazdı: Araf

Eskiden “ülkemiz, emperyalizmin ve kapitalizmin pençesinde mazlum bir ülkedir” diyerek lafa başlayan salim arkadaşlar vardı… Türkiye’nin bir kabile devleti olmadığını anlamaları için önce 12 Mart depremini yaşamaları, sonra da 12 Eylül’ün güllesiyle karşılaşmaları gerekti.

Ülkemizin her ne olursa olsun ileriye ve iyiye gittiği yanılgısının nasıl sönümleneceği elbet tarih yazacaktır da, biz gene bunun “okumayla yazmayla” ve de kendiliğinden oluşan bir bilinç harelenmesiyle yaşanmasını isterdik, “tüm ülkeyi birbirine katacak bir altüst oluşla” değil. Ne yazık…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.